Etiket arşivi: Türkiye

Dünya genelinde çok kullanılır

Bunun benzeri bir plastik palet tekniği kullanılsa ve üzerine daha önce konu ettğim çelik bilyelerden konulsa…

Palet hem hafif olsa hem de örnekte görülene benzeyen şekilde çok sağlam ve uzun ömürlü olsa…

Üstelik dört bir yanından başka bir palete de geçmeli/sabitlemeli bir özelliği de olsa… Yani bunlar ileri doğru da yana doğru da birbirine bağlanarak uzayıp gidebilecek tarzda yapılasa…

Dünya genelinde ne kadar çok yayılır ve kullanılır

Her yerde bunlardan görülür

Çünkü yüzlerce sektörde hep yük taşıma kısmı var

Araçlardan binalara, binalardan araçlara

Araçlardan araçlara…

Binalar ve depolar içinde bir kısımdan diğer kısma…

türlü türlü yük taşıma derdi, zahmeti var

Bu çelik bilyeli plastik paletler dakikalar içinde uzun bir koridora dizilebilirler

gerekiyorsa yan yana iki sıra halinde de dizilebilirler

Bu sayede, üzerlerinde çok ağır yükler, iş makinelerine gerek kalmadan taşınabilirler

Bu platik paletlerin üzerinde kullanmak için birkaç farklı kasa da tasarlanıp imal edilebilir

Onlar da çok satılır

Hayır, paletlerin altında bilye ya da teker olmayacak

paletler, düz ve sert zeminli olan her yere kolaylıkla serilecekler, yerleştirilecekler

ve bu paletler sayesinde ağır yükler ve/veya çok fazla yükler kolayca taşınacaklar

bu teknik dünya geneline yayıldıkça insan emeğinden, zamandan, yakıttan, paradan çok büyük iktisat sağlanacak

İşler kolaylaşacak, maliyetler düşecek

Bu iş öyle bir yere gidecek ki deniz platformlarının üzerinde bile bunlardan olacak. Yükler kolaylıkla taşınacak.

Hatta yeni nesil kümeslerde, kanatlı hayvanların altındaki toprağı sık sık ve kolayca değiştirmek için bile bu paletler işe yarayacaklar

bir kere ve kalıcı olarak yere bunlardan serilip sabitlenecek.

Sonra üzerlerine toprak dolu ve geniş saksılar konacak

kuvvetli bir motor ve hidrolik gücü gerekmeden, kümes sahibi kişi bu saksıları kolayca, çok güç kullanmadan yerlerinden kaldırabilecek ya da yerlerine sürebilecek

Bu sayede hayvanların altındaki toprak hep temiz ve kuru toprak olacak.

Bu sayede kümes sahibi kişi, hayvan gübreli toprağa hep sahip olacak ve onu ayrıca değerlendirecek.

Kocaman antrepolar var

Oralarda yük taşımak için çok fazla insan ve araç kullanılıyor

Bu sistem oralara en doğru hesaplamarla entegre edilse, yeni bir vizyona geçiş yaparlar

ayrıca bu sistem şuraya da çok lazım

hemen hızlca yazayım

daha önce anlatmış olduğum piramit şekilli seralarda saksılar kullanılacak

bir arena gibi basamakları olacağını anlatmıştım

işte saksıkların konacağı o dar basamakların zemininde de bu çelik bilyeli paletlerin dar olanları kullanılacak. Sera sahibi bir noktadan az bir kuvvet uygulayarak, o kattaki/basamaktaki saksıların tamamını kendine çekebilecek.

Ya da tek tek saksıları o basamağa koyunca, az bir kuvvetle iteleyecek, gönderecek.

Bedenin yorulması çok azalacak.

Birkaç kişinin yapacağı işi bir kişi çok zorlanmadan yapacak.

Daha öyle yerlere çıkıyor ki bu iş, anlatması uzun gider

Ben şimdi bu yazışmayı da paylaşırım

Zaten teknik adamlar çoktan anlamışlardır

Son olarak şunu diyeyim

Dünya üzerinde çok büyük bir koltuk krizi var

Masa başı çalışan insanların sayısı çok ama çok arttı

Kendinden tekerlekli koltuklar verimli değiller

Son zamanlarda bunların çok kaliteli ve özel olanları bile yapıldı ama onlar da verimli değiller

Dikine duran bir ince milin üzerine konan oturma kısmı, hiçbir zaman rahatlık vermedi, vermeyecek

koltukların oturma kısmı ile tekerlekleri arasında kalan kısım, kalın ve sabit olmak zorunda

Koltuklar da ondan güç alarak geniş, derin, yumuşak ve sapasağlam olmalı

İşte bu, tekerlekli olmalarının önündeki en büyük engel

Öyle ise…

Koltuklar tekerleksiz olacak, koltukların altında sert bir metal tabla/levha olacak..

Bu tabla çember şekilli olabilir ama koltuğa sabitlenmiş olacak. Bu tablanın üzerinde koltuğu taşıyan kalın, geniş kısım/ayak olacak. Onun üzerinde de koltuğun oturulan ve yaslanılan kısmı olacak

Bu koltuktaki kişi istediği kadar rahat oturabilecek ve ağırlığını koltuğa verebilecek

Buna rağmen koltuk bu yükü uzun ömürlü şekilde taşıyacak

hareket ise yere serilen bilyeler sayesinde olacak

yani koltuğun altında bilyeli paletlerden olacak

Güzel, göze hoş görünen, bilyeleri daha küçük ve sık olan bir ya da birkaç palet olacak

Bir resmi dairede çalışan memur düşünelim.

Önünde cam ya da banko ve muhatap olduğu insanlar var

Yine önünde bilgisayarı var

ama yanında ek bir cihaz var, bir yan masa var. Belki de bir L masa var.

Sık sık ayağa kalkarak o yan kısımla da çalışmak zorunda kalıyor

sonra tekrar önüne dönüp insanlara yardımcı olmaya devam ediyor

işte bu gibi insanları bu teknik kurtaracak

çünkü bu insanlara hangi tekerlekli koltuğu verirsen ver, verimsiz oluyor

sonunda işe yaramaz oluyor ve kişi ayağa kalkmak zorunda klıyor

günde yüzlerce kere bunu yapmak, ayağa kalkıp sonra koltuğa tekrar oturmak da insanı hem yoruyor hem de strese sokuyor

yapılacak şey belli

bu çelik bilyeli paletlerden birkaç farklı boyda ve özellikte olanlarından seri imalat yapmak

sonra alacaklar bunları, isterlerse T şeklinde yere döşeyecekler, isterlerse L şeklinde, isterlerse daha farklı şekillerde yere serecekler

Kişi, basit bir ayak hamlesi ile sapasağlam koltuğu kolayca istediği yere sürecek

bu, binlerce kere tekrar etse bile bilyelere de koltuğun tabanına/tablasına da zarar gelmeyecek

böylelikle bel ağrıları, bacak ağrıları, boyun ağrıları çok büyük oranda azalacak

Yorgunluk azalacak. Stres azalacak. Çalışma verimliliği artacak. Birden fazla monitörler çalışmak zorunda olan insanların sayısı da çok arttı ve bu teknik onlara ilaç gibi gelecek. Baba koltuğu ya da TV koltuğu denilen koltuklar kadar geniş, rahat, sağlam koltuklarda otururken, istedikleri hareketliliği de elde edebilecekler.

Son olarak bir de şurası var

Bu teknik, esnek ama sağlam bir zemin malzemesiyle yapılabilirse

yani bilyeler, biraz esnek ama yeterince sert bir malzemenin içine gömülürse

ve yere serilen bilyeli palet sistemi, rulo haline getirilebilirse

işte o vakit iş çok daha iyi yere gelecek

Bunun için çok sert ama esnek ve ince çelik saçlar zemin malzemesi olarak kullanılabillirler.

Çelik bilyeler, çelik yarım küre şekklindeki yuvalarına oturtulurlar. Bu yuvalar da çelik saca sabitlenir. Buna rağmen yine de esneyebilen çelik saç rulo halini alabilir

Bu mümkün olmayacaksa, tanklardaki palet sistemi gibi, birbirinden aslında ayrı olan sağlam parçaların birbirine sabitlenmesi yolu tercih edilebilir

Bu, yeterince sağlam ama çok ağır olmayan bir malzeme ile yapılırsa

İşte o zaman bu ürünün sanayide kullanılması çok kolaylaşır. Bir iki dakika içinde uzun koridorlar ya uzun depo alanlarına bunlardan hemen serilebilir. Bir makaraya hemen sarılarak yerden toplanabilir.

Bunların, genişliği farklı ve uzunluğu farklı olan modelleri de seri halde imal edilebilir.

Kesinllikle tutar ve çok satar, büyük bir müşteri memnuniyeti olur, işleri çok kolaylaştırır

Alan kişi herkese tavsiye eder, gören de hemen beğenir ve kendine alır

Detaylara girmedim ama koltukların altına konulacak olan bilyeli paletlerin kenarlarında sınırlandırıcı, durdurucu özellik lazım

Bunlar için özel kasa demiştim, o kasaların kenarlarında ayak basılacak pedal olmalı

o pedala kişi ayağını basınca kasanın dört bir yanından aşağı doğru taşıyıcı ayaklar inmeli

bu sayede kasa, pedala basıldığı gibi kendi ayakları ile yere temas kuracak ve bilyelerinden üzerinde bir iki mm havaya kalkacak.

Bu da istenilen yerde sadece bir kişinin çok sayıda yükü bir anda sabitlemesine, kasanın sabitlenmesine ve yavaş yavaş üstündeki yükleri bir kişinin indirmesine izin vermiş olacak

Ayrıca, beklenmeyen bir harekete, kaza ihtimaline de mani olacak. Bu ayrıca bu bilyeli paletlerin kamyon ve TIR kasalarında ve gemilerde kullanılmasını da kolaylaştıracak.

]Aslında çizimlerle ya da temsili resimlerle anlatmak lazımdı ve daha detaylı ve farklı ihtimallerle de anlatmak lazımdı ama şimdilik bu kadar nasip oldu. Gerekirse daha sonra eklemeler yaparım. Bu konu çok zevkli bir konu, şurada yazdıklarım bir şey değil, daha neleri neleri değiştirir bu teknik… Mesela yerlere bilyeli paletler döşemek yerine, bilyesiz ve yeterince sert paletler döşenir. Özel kasalar yapılır ve bu defa kasaların altlarında bilyeli sistem olur. Bunlar, kasadan ayrılmayan, kasaya sabitlenmiş ama dönebilen bilyeler olur. Kasanın ayağı toplanınca bilyeler zemine oturur ve çok ağır dolaplar, makineler vs. kolayca ve sık sık yer değiştirilebilir. Marketler ve depolar için bu da çok iyi fikir olur. Kasaların, dolapların, makinelerin altındaki bilyeler sık ve çok sayıda olursa, zorlanmadan bir elle bile koca makineler çekilebilir, itilebilir. Ayakları yere basıyorken yeterince sabitlenmiş ve güvenli halde olurlar. Ayakları kapatılıp çelik bilyelerin üzerinde akıyorken de yeterince kolay taşınabilir olurlar.

Daha iyi anlaşılmasını sağlayacak temsili bir görüntü paylaşıyorum…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Şu rüyanın son kısmı yaşanıyor

Şu rüyanın son kısmı yaşanıyor

Rüyanın bozulma ihtimali hala var ama çok düşük bir ihtimal. Yine de ben, her şey yaşanana kadar tam olarak tabir etmeyeceğim ama şimdilik biraz tabir edeceğim.

Rüya Putin’in devrileceğini haber veren rüyalardan biriydi.

Yayın şurada: https://mfs.tv/2022/02/23/goge-merdiven-dayayan-akrobat/

Yol ve yolda yürümem: verdiğim mücadele, varmak istediğim bir hedefimin olması, bir menzilin olması ve devam eden yani yaşanmakta olan süreç…

Kavşak, bir yol ayrılığına gelmek. Pek çok yönden birini tercih etmek. Yoluma kimle ya da kimlerle devam edeceğime karar verme kısmı. Burası çoktan yaşandı ve rüyada görüldüğü gibi ben geri göndüm. Karşıya da geçmedim, sağa ya da sola da dönmedim ve gitmedim.

Bunun gerçek hayattaki karşılığı şu: Yoluma batı/NATO çetesi ile de devam etmedim, Rusya ya da Çin ile de devam etmedim. Kendi yolumu çizdim, bana uyanlarla birlikte yoluma baktım. Gerçek hayatta hala bu duruştayım.

Yolun sağında, maden kamyonu gibi kocaman bir kamyon var. O kamyon gerçek hayatta ABD… ABD’nin bana inat olarak yapmak isteyeceği hamlelerdi. Bu kısımların da neredeyse tamamı yaşandı.

Rüyada koca kamyonu dikkatle izliyorum, takip ediyorum. Şartlarına bakıyorum. Bunu gerçek hayatta da yaptım ve ABD’nin hareket sahasını çok daralttım. Rüya zaten bunu haber vermişti. Şimdi kamyonun yani ABD’nin, her şeye rağmen oradan dönüp kurtulabileceğini, hareket edebileceğini göstermek isteyeceği zamandayız. Şu anda gerçek hayatta zaten bu inatlaşma var. Yol bitmiş, o koca kamyon işe yaramaz metal yığını gibi orada sıkışmış. Dönebileceği alan yok. Bu işleri buradan sonra düzeltemez ama ille de düzeltmeye çalışıyor. Rüyada saniyeler içinde kamyon devriliyor. Yani gerçek hayatta da kısacık süre içinde ABD’de Biden ve Kamala çetesi devriliyor, üstelik bu güne kadar bana inat olarak öteledikleri, gizledikleri acınası halleri, devasa krizleri bir anda patlak veriyor. Kamyonun saniyeler içinde ve daracık alanda ters dönmesi bu manaya geliyor.

Kamyon devrilince meydanda görünen ve benim oradan uzaklaşmamı isteyen kişi, ABD’de sözü geçen bir siyasetçi…

Karşıdaki dağ Rusya… Tepesindeki kaya Putin ve çetesi/hükumeti… Kamyonun yani ABD’nin devrilmesi, krize açıkça girmesi, Rusya’ya da son darbem oluyor. Putin de hükumeti de etrafını sarmış olan Yahudi ve satanist kara paracılar da sözde iş adamları da topluca devriliyorlar. Rusya paramparça olmaya başlıyor.

O Yahudi hahamları bunları anladıklarından Rusya’daki Yahudilere “Acilen Rusya’dan çıkın” dediler.

Hep tekrarla söyledim. Şu Türkiye’deki AKPKK’yi, Bohçalıyı, Soysuzu, kara paracı holdingleri, kripto hainleri harcamak mesele bile değil… Öncelikle dünyanın şartlarını buna ayarlamak gerekiyordu. Bunca senedir bunun için çok zorlanarak sabır ettiğim, kısa sürede ezip geçeceğim halde müdahale etmediğim kişiler, gruplar oldu. Bu güne kadar bu maksatla zaten somut deliller de paylaşmadım.

Rüyanın bu kısmı, sonuca ulaşabileceğimi, ABD’yi ve Rusya’yı peş peşe devireceğimi, ardından çok kısa süre içinde Türkiye’yi gerçek hürriyetine kavuşturabileceğimi de müjdeliyor.

Dağdan kayanın düşmesi anında bazı tehlikelere de düşeceğim anlaşılıyor. Bir insan rüyasında neden kaçıyorsa, ondan kurtulur, korunur. Hiç zarar görmeyeceğim anlaşılıyor.

Dahası, bu güne kadar ilerlediğim bazı konularda, karar değişikliğine gideceğim ve aksine işler yapacağım anlaşılıyor. Bu sırada, ABD’deki o etkili siyasetçi de bana uyacak, sürekli peşimden gelecek ve benden hiç ayrılmayacak.

Bu rüya, Suriye’den ABD ve Rus işgal güçlerini çok kısa süre içinde çıkartacağımı da müjdelemiş oluyor. Bu kısımda da o ABD’li siyasetçi, üzerine düşeni yapacak. Beni uğraştırmayacak. Böylelikle ülkesini de az zararla kurtarmış olacak.

Yine bu rüya, bir anda bir kırılma noktası olacağını, şu andaki siyasi ve maddi gücümden çok ama çok daha güçlü hale kısacık sürede geleceğimi haber veriyor.

Zaten Rusya ve ABD’nin neredeyse aynı anda devrilmeleri, açıkça çökmeleri, dünya siyasetinde istediğim şartların/dengelerin nihayet oluşmasına sebep olacağı için… Bu rüya, İran’ı, Irak’ı, Kıbrıs’ı, Ege adalarını, Yunanistan’ı ve Bulgaristan’ı, ilerleyen kısa süreç içinde peş peşe Türkiye’ye dahil edeceğimi de haber vermiş oluyor.

Rüyada asfalt görmek, güzel ve hayırlı rüyalar arasında kabul edilir. Rüyayı gören kişinin, çok çalışkan ve hırslı olduğuna, bu meziyetleri sayesinde gelecekte kendisi için çok hayırlı işler yapacağına ve zenginliğe kavuşacağına tabir edilir. Rüyayı gören kişinin bahtının ve önünün açık, hayallerine, isteklerine ve hedeflerine giden yolların da temiz olduğu anlamına gelir. Bu rüya, kişinin hayatta her alanda muvaffak olacağına delalet eder.

Rüyada Asfalt Yol Görmek

Rüyada asfalt yol görmek, rüya sahibinin hayatının yolunda, işinin gücünün de rast gideceğine işaret eder. Kişi, hiçbir işini yarım bırakmayan, aldığı sorumluluğu yerine getirme sağ duyusuna sahip olan böylece hayatında hiçbir zaman hayal kırıklığı yaşamayacak kimse olarak tasvir edilir.

Rüyada asfalt yolda yürümek, rüyayı gören kişinin düzenli ve disiplinli bir hayatı olacağına ve iş hayatındaki düzenini oturtmayı başaracağına işaret eder. Kişi, özenli ve fedakâr çalışması sayesinde gelecekte mesleğinde çok ilerleyecek demektir.

Rüyada yola asfalt dökülmesi, rüyayı gören kişinin, yatırımlarının amacına ulaşacağına, hemen olmasa bile gelecekte kendisine mutlak suretle, başarı, kazanç ve kar getireceğine işaret eder.

Rüyada göçük görmek, kısa süre önce yapılan bir hatadan ötürü işlerin sıkıntıya gireceğine, büyük bir çaba gösterilmesine rağmen sorunların sürekli artacağına, maddi durumun yakında karşılaşılacak kötü bir sürpriz yüzünden çok bozulacağına, sert bir tutum sergilenmesinden ötürü büyük bir zarara uğranılacağına, iş hayatında ortaya konan çalışmaları kıskanan rakipler ile bazen münakaşa edileceğine ve personelle ilgili istenmeyen bir durumun ortaya çıkacağına delalet eder.

Rüyada Kamyon Görmek

Rüyada kamyon görmek, kamyona binmek, kedere, üzüntüye, uzun ve zahmetli bir yolculuğa başlayacağınıza, hasretinize kavuşacağınıza ve üzücü bir haber alacağınıza işaret eder.

Kamyona binmek işlerinizin iyiye gideceğine, geçim sıkıntılarından kurtulacağınıza ya da iş yerinizdeki pozisyonunuzda biraz daha yükseleceğinize delalet eder. Ağır yüklü kamyona binmek, güzel geçecek, sonunda güzel paralar kazanacağınız, ticari amaçlı bir yolculuğa çıkacağınıza işarettir. Eğer bindiğiniz kamyonda yük yoksa sonunda eli boş döneceğiniz hatta zarar edeceğiniz ticari bir yolculuğa işarettir.

Rüyadaki her şeyin iki tabiri var. Birincisi benim için yapılacak tabiri… İkincisi ise düşmanlarım için yapılacak tabiri… Burada kamyon, ABD tarafı için yolun sonu ve büyük iflas demek iken benim için tam tersine çok büyük maddi ve siyasi kazanç demek.

Rüyada dağ görmek çok hayırlı bir rüyadır. Rüyada dağ gören kişi ülke yönetiminde söz hakkı bulunan üstün yetkilerle donatılır, işinde bulunabilecek en üst mevkie erişir, toplum içinde otorite, söz ve saygınlık sahibi olur. Rüyada bir dağın zirvesinde Allah’a el açıp ona şükreden kişi hayatı boyunca adaletli ve vicdanlı bir kişi olacak demektir.

Eğer bir kimse rüyasında bir dağın yamacında dini vecibesini yerine getiriyorsa devletin üst kademelerinde resmi bir görevde, geniş yetkilerle bir memurluk işine atanır. Bir kişi eğer rüyasında dağdan indiğini görürse maddi zarara ve kayıplara uğrar. Bir kişi dağda rampa bir yoldan çıktığını görürse bu onun yaşayacağı vicdan azabına delalet eder.

Rüyada dağdan yuvarlanmak ya da düştüğünü görmek kişinin yaptığı hatalar nedeni ile işini, kazancını ve koltuğunu kaybetmesi anlamına gelir.

Rüyada dağın yandığını görmek herkesin tanıdığı birinin öleceğine ya da ülke başkanın hezimete uğramasına delalet eder.

Rüyada kaya görmek, zor, sert ve kesin kararlı bir kimse ile tabir edilir. Rüya sahibi Nuh deyip, Peygamber demeyen kişi olarak tasvir edilir. Bir kere hayır dediği bir iş için, bütün dünya bir araya gelse onu caydıramaz ve kararından döndüremez, evet dediği işler için de aynı şey geçerlidir elbette. Rüya sahibi, sabit fikirlidir ve kendisine faydası olması konusunda azıcık şüphe duyduğu işe yanaşması mümkün değildir. Rüyada kaya görmek, aynı zamanda güç ve sağlamlık anlamına gelir. Rüya sahibinin rüyası, çelik gibi sağlam sinirleri olduğu ve kolay kolay manevi çöküntü yaşamayacağına işaret eder. Bu rüya, bir kaya kadar büyük ve sağlam mal varlığı edinmek şeklinde de tabir edilmektedir.

Rüyada Kayanın Düştüğünü Görmek

Başarıları ve iyi kalpliliği bilinen, şanlı ve şöhretli bir kişinin kaybına işaret eder. Rüya sahibinin çevresinde böyle bir kişinin kurtulamayacağı bir hastalığa yakalanmasına ve herkesi derin üzüntüye boğmasına işaret eder.

“Kısacık sürede meğer ne çok mesafe almışız, koşmuşuz. Kavşaktan ne kadar da çok uzaklaşmışız. Hayret, bu nasıl olabildi” diyorum.

Rüyamın bu kısmı, söz konusu devrilmeler peş peşe yaşandıktan sonra, peşimden gelen kişiyle birlikte kısa sürede büyük mesafe alacağımı, çok işler halledileceğini haber veriyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Şunlarla savaşa değil, pazara bile gidilmez

Hep astroloji yapılıyor, ilm-i sima (fizyonomi) yapan pek yok.

Biraz da ilm-i sima yapılsın. Mesela bay Kamala’nın ve etrafındaki ABD askerlerinin simaları okunsun, yorumlansın.

Ben anladığım kadarıyla biraz yaptım, çözdüm ve kendi kendime “Şunlarla savaşa değil, pazara bile gidilmez.” dedim.

Yanılıyor muyum?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Adamlar haklı…

Adamlar haklı…

Birkaç kara paracı devlet lideri ve çeteleri hariç hiç kimse, o kadar paranın gerçekte nereye ya da kimlere gittiğini, neye kullanıldığını bilmiyor.

Hatta açıklanandan daha çok mu daha az mı para gönderildiğini bile bilmiyor.

Ankebut Ağına bağlı liderler, çoktan ifşa oldukları, suç üstü oldukları bu konuda da hala lüzumsuz yere inat ediyorlar.

Bu işlerin sonu da demir parmaklıklar ve idam sehpaları…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Gerçek ülkücüler kaldıysa

Ülkü Ocakları isimli organize suç, terör ve ihanet örgütünün eski genel başkanı Sinan Ateş’i, Bohçalı ile Soysuz’un öldürttüğünü anlamayan kaldı mı bu ülkede?

Cenazeye katılan sözde ülkücüler, ‘Hainler davaya hesap verecek’ sloganı atmışlar. Yeni mi anladılar Bohçalı ile çetesinin, Türkiye’nin en büyük hainleri olduğunu…

Neresinden tutulsa elde kalıyor. Tamamıyla çürümüş ve mafyaya dönüşmüş, CIA’nın ve Rusların kara para işlerinde maşa olmuş bir teşkilat halindeler.

Aralarında gerçek ülkücüler kaldıysa, zaman kaybetmeden İstanbul’a gelsinler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Güzeelll…

Şu füzeleri görünce ne kadar çok seviniyorum, kelimelere döküp anlatamam.

Böyle giderse Kuzey Kore insanlığa çok büyük hizmetler yapacak gibi görünüyor. Japonya ve Güney Kore gibi sömürgeci ve kan emici iki devletten de dünyanın/insanlığın acilen kurtulması gerekiyor. Kim bilir, belki de Çin ya Rusya değil de Kuzey Kore gelecektir haklarından…

Bir bakarız ki İstanbul’un caddelerinde “Kim Yong Un çok yaşaaaa” diye tezahüratlar atılıyor.

Bir bakariz ki dünya insanlığı yalan rüzgarında savrulmaktan bir anda kurtuluyor da Güney Kore ile Japonya’nın nasıl da satanistleşmiş, sadistleşmiş, vahşileşmiş ve insanlığın başına bela olmuş ülkeler olduğu görülüyor.

Olmaz demeyin, neler oldu son senelerde… Bir bakarsınız ki bunlar da olur. Hem fena mı olur?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hep beraber göreceğiz

Köşeye sıkışan Putin ve çetesi, Türkiye’nin elektrik enerjisi santrallerine sinsice saldırabilir. Bu yönde istişareleri var hatta karar kısmına geçtiler. Rusya, Almanya ve Fransa birbirlerinden ayrı ülkeler değil.

Uzaktan enerji atışı yapabilen silahlara, lazer silahlarına ve uzaktan, iz bırakmadan yapılabilecek her türlü saldırı tekniklerine karşı santrallerimizi korumaya alacağız. Yine de saldırabilir ve bozabilirlerse, en kısa sürede santralleri tekrar devreye alabilmek için gerekli her türlü tedbiri alacağız.

Ekibim zaten santrallerimizi metafizik saldırılara karşı hep koruyor.

Çok kısa süre sonra Rusya’nın Türkiye karşısında açıkça diz çökeceğini de hep beraber göreceğiz.

Bu arada petrol rafinerilerini ve yanıcı/parlayıcı kimyevi maddelerin ve gazların depolandığı büyük alanları da ayrıca gözden geçireceğiz. Tedbirleri kontrol edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Çaresiz hale düşmüş Ankebut Ağı

The Economist’in şu çok tartışılan kapağını yine Yahudiler hazırladılar. Bu işte hahamlar ve sonra diğer satanistler başı çektiler.

Bu kapakla pek çok mesajı bir arada verdiler, ayrıca sinsi bir oyun kurdular. Yetmeyip bu kapakla büyü de yaptılar. Hatta bu büyüleri destekleyen ayinler de yaptılar. Gördüğünüz bu kapak aslında bir çeşit büyü… Göreni, bakanı, eline alanı, üzerinde düşüneni tesir altına alıyor, şayet kişinin kanalları açıksa, cinlere ve büyülere karşı koruması yoksa…

Kapağın beyaz zemin üzerinde sadece kırmızı ve yeşil ile hazırlanmış olması da sebepsiz değil… Kırmızı ve yeşil renkler ama en çok da kırmızı renk, satanistlerin sahiplendiği ve çok sık kullandığı bir renk. Büyü daha tesirli olsun diye de dört renkli değil (renkli fotoğraflar dört renk baskı ile elde edilir.) de iki renk çalışılmış.

The Economist’in kapağı, diğer kapakları gibi kalabalık bir ekip işi… Kapağı hazırlamak için öncelikle hahamlar ve diğer satanist kişiler vazifeli olsa da son/üst makam bunlar olsa da başka başka sahalardan insanlar da var.

Ankebut Ağının dünya genelinde bir teşkilatı, bir işleyen sistemi var. Onlarca devletin kurumlarına sızmış, arka plandan devletler içinde devletler kurmuş ve hatta bunları istedikleri gibi birbirlerine bağlamış vaziyetteler. Siyasi gelişmeleri ve yakın geleceğe dair siyasi yorumları zaten iyi takip ediyorlar. Bunda sorun yaşamıyorlar.

Bu imkanın haricinde, bir de siyasi gündemi yakından takip eden, üzerinde tartışan, yorumlayan yayıncı ekibi var. Bu kişiler sık sık önde gelen siyasetçi kişilerle de paslaşıyorlar. Bu da ayrıca bir imkan oluşturuyor.

Ayrıca içlerine sızarak, gizlice, sinsice ele geçirdikleri onlarca devletin gizli servislerinin ellerindeki istihbarat bilgilerini de elde ederek kapaklar yapmakta, yayınlar yapmakta kullanıyorlar.

Bitmedi… Ayrıca cinleri de bilgi toplamakta ve bazı konuları anlayıp yorumlamakta hep kullanıyorlar. Zaten şu satanistler, kendilerini dünya insanı, Ademoğlu gibi görmüyorlar da hep cinlere benzetmek istiyorlar. Dünya düzenini de cinler alemindeki düzene/sisteme benzetmek istiyorlar.

Yine bitmedi… Bunların üstüne bir de işinde iyi olan astrologları ve de medyumları kullanıyorlar. Duru görü yapabilen medyumlarından da çok şeyler öğreniyorlar.

Bitti zan ettiyseniz, yanıldınız. Bütün bunlara rağmen en başta da Akademi Dergisi yayınlarını, yorumlarını kullanıyorlar ve son süreçte Akademi Dergisine, İstanbul’a karşı hamleler yapmaya çalışıyorlar.

Bu kapak bir yanıyla büyü maksatlı yapılmış bir kapak ama dini, siyasi, askeri, mali, tıbbi ve metafizik sahalara dair mesajlar da veren, yönlendirmeler de yapan yanı var.

Kapağın her ayrıntısında bir mesaj arayanlar, kendilerini boşuna yoruyuyorlar. Bu kapak en öncelikli olarak büyü maksadıyla yapılmış bir kapak…

Mesajlar verme kısmı, ikinci öncelikli kısmı… Zaten verebilecekleri çok mesajları da kalmadı. Bu nedenle kapağın şurasında ya da burasında görünen bazı şeylerin zahiri/siyasi mesajları pek yok ve onlar aslında büyü için oradalar.

Kapakta verilen mesajlar kısmına gelince…

Çok kafa yorulacak bir kısmı yok. Yaşayacakları felaketleri haber verdiler. O felaketleri ise İstanbul ile kendilerinin yani Ankebut Ağının çatışması sırasında yaşayacaklarını haber verdiler.

Haber vedikleri çatışma çoktan yaşanmaya başladı. Ben zaten “Aralık ayı çatışmalı geçecek” derken… Sağdaki soldaki medyumların ve astrologların çoğunun yanıldığına dikkati çekerken… “Bundan sonra mühlet ve merhamet devri bitti. Çatışmalar var” diye tekrarla yazarken… Yanında daha onlarca yayınla alakalı mesajlar verirken… Şu kapakta anlatılanları, kapak yayınlanmadan önce herkese ilan etmiş oldum.

Lakin zavallı, çaresiz hale düşmüş olan Ankebut Ağı, İstanbul’un yapacakları nedeniyle onca şeyi yaşamayacakmış da sanki kendileri kendi sistemlerini resetleyecekmiş numarası oynamaya kalktı. Bu kapaktan çok öncesinden beri, karşımızda iyice yerlere serildiklerinden beri, bu numarayı oynamaya çalışıyorlar. Tabanlarını böyle kandırıyorlar.

Karşımızda, her sahada o kadar çırpınıyorlar. Her seferinde ağır darbeler alıp yıkılıyorlar. Zararlar ediyorlar, sistemleri çöküyor ama avanak avutuyorlar. “Biz büyük resetle sistemimizi resetliyoruz” diyorlar. Bunlara uyanlar ya da kananlar da “Büyük reset yaşanıyor. Sistemi kuranlar, şimdi resetliyorlar. Küreselciler şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar, şunun peşindeler.” diye palavralar anlatmış oluyorlar.

Hangi küreselciler? İstanbul küreselciler diye bir şey bırakmadı ve çoktan İstanbul merkezli bir yeni dünya düzeni kuruldu. Sadece bu, dünya insanlığına açıkça ilan edilmedi. Bu gün, İstanbul’u dikkate almadan bir adım atabilen tek bir hükumet yok.

Bu gün dünya hükumetleri arasında İstanbul’u bilmeyen, her hamlesini ve kararını yakinen takip etmeyen, uzun uzun bunları kendi ekipleri arasında değerlendirmeyen bir tek hükumet yok. Bir tek gizli servis yok. Bir tek etkili basın ve medya kuruluşu ya da büyük şirket, büyük banka yok.

“ABD başkanının attığı tweeti değil de benim paylaşımımı herkes dikkate alacak” demiştim bu sürecin başında… Mütevazı olmuşum, ortada bir ABD başkanı bile kalmayacakmış. Bu kısımların detayına girmiyorum, dünyadan herkes takip ediyor, sahayı da görüyor ve zaten biliyor.

Bu kapak, Ankebut Ağının tam kadro halinde hareket ederek, çok büyük ihtimalle de o maşa Rusya’yı öne çekerek, İstanbul’a son bir saldırı yapacağını… Ya da korkudan saldıramayacak olsa bile İstanbul’dan aldığı darbelerle yine aynı sonuçlara çıkacaklarını, yine aynı sorunları yaşayacaklarını haber veriyor.

Aynı zamanda bu kapak, dünyada açlık, hastalık, enerji sorunları, halk isyanları yaşanacağını… Bunun devamında sanki teknolojide geri gidilmiş gibi bir hava oluşacağını… Enerjisiz kalmış araçların ve cihazların çalışmayacağını… Toplu ölümlerin olacağını… Nükleer savaş tehditleri yaşanacağını ama aslında metafizikle sebep olunmuş çok büyük yıkımlar görüleceğini v.s. haber veriyor.

Yani aylardır hatta bir kısmını yıllardır Akademi Dergisinde haber verdiğim, “Dikkat edin. Aldanmayın, tedbirler alın. Gayrete gelin, iyi şeyler yapın” dediğim şeylerin mesajlarını yeniden ve topluca vermişler. Çünkü onların çoğunun peş peşe yaşanacağı bir kısa sürece girdik.

Mühim olan şu ki bütün bunları kendilerince kutsal olan kase, kutsal sayılan hayat ağacı, Yahudilerin yedi ve dokuz kollu şamdanları eşliğinde vermişler. Yani, baştan dediğim gibi, bunları sanki istemeye istemeye yaşamayacaklar da bunlara sanki İstanbul ve hakiki müttefikleri sebep olmayacaklar ve Ankebut Ağına bağlı ülkeleri yerlere sermeyecekler de kendileri sistemi güya resetledikleri için bunlar yaşanacak.

Hatta kapağa bakan, bunları kendileri yaşamayacak da doğu alemi yaşayacak zan eder.

Her zamanki gibi şeytanca, satanistçe işler şunlar. Bir şey yok şu The Economist’in kapaklarında. Her seferinde bu gibi kapakları alet ederek dünyada kaç milleti oyalıyorlar, kandırıyorlar, korkutuyorlar, yönlendiriyorlar. Sanal bir korku imparatorluğu kuruyorlar. Oysa insanların çoğunun korkar olduğu o Ankebut Ağı mensupları, o küreselciler denilen zavallılar aslında korkudan titriyorlar, acizlikten hamle yapamıyorlar.

İşin içine bu kadar büyücü haham… Bu kadar gizli servis… Bu kadar şeytanlaşmış, satanisleşmiş ve mason gazeteci… Bu kadar cin, bu kadar medyum, bu kadar büyücü, bu kadar astrolog girip de kapak yapılırsa, işte bu kadar sinsice yapılır.

The Simpsons mıdır nedir, o sözde çizgi/animasyon filmi de işte bunlar hazırlıyorlar. Aynı maksatlarla hazırlayıp yayınlıyorlar. En öncelikli maksatları sanal bir korku imparatorluğu oluşturmak, bütün insanlığı kendilerinden korkar hale getirmek ve onları istedikleri gibi yönlendirmek.

Bütün bu sistemin mensuplarının, milletler arası bir üst mahkeme tarafından şeffafça yargılanıp idam edilmeleri gerekiyor. Bunlar, organize şekilde insanlığı felaketlerden felaketlere sürüklemek istiyorlar. Her türlü kandırıyorlar ve yanlışları doğru gibi göstererek zararlar veriyorlar. İnsanlığa karşı suçlar da işliyorlar. Sonra malum basın, medya ve sosyal medya kuruluşları kendilerinin kontrolünde olduğu için, şu rezilllikler, şu saldırılar, şu tuzaklar sanki itibar edilesi şeyler gibi insanlığa sunuluyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sayha bu dünyada çok kere görülmüş bir şeydir

Kaf suresinin 42. ayet-i kerimesinin hz. Mehdi hakkında mı yoksa kıyamet hakkında mı olduğu, çok sayıda alim kişi tarafından geçmişten beri hep tartışıldı. Günümüzde de hala tartışılıyor.

Kaf suresinin 41, 42. ve 43. ayet-i kerimeleri hem kıyamet vakti ve kıyametin nasıl yaşanacağı hakkında hem de hz. Mehdi’nin “çok büyük bir hadise” ile açıkça meydana çıkacağı hakkında ayetler…

Kaf suresinin 42. ayet-i kerimesinde geçen “sayha” bu dünyada çok kere görülmüş, yaşanmış bir şeydir.

Dört büyük melekten biri olan İsrafil aleyhisselamın suru üflemesi de aslında bir sayha… Hatta asıl sayha o ama sayhalara sebep olabilen tek kişi o değil. Bu güne kadar peygamberlerden bazıları da daha kısmi ve daha düşük seviyede sayhalara vesile/sebep oldular. Peygamber olmasalar da bazı büyük veli zatlar da oldular. Hz. Mehdi ve bazı yardımcıları da bunu yapabilecekler. Anlattığım gibi, yaşanacağı hadislerle ve ayet-i kerime ile haber verilmiş olan “duhan” hadisesi de bir sayha ve dabbetül arz ile hz. Mehdi aynı kişiler.

Sayhalar ile maddenin enerjisi, atomu ile oynanıyor. Kıyamet dediğimiz hadise, İsrafil aleyhisselamın suru üflemesi ile yaşanacak olan bir sayha ve sayhaların en büyüğü ve sonuncusu…

Sur nedir, tam olarak bilemiyoruz ama üflemesi de anladığımız manada değil. En doğrusunu Allah bilir ama benim anladığım, İsrafil aleyhisselam bir şekilde ve aniden çok büyük bir enerji yayacak. Bu sayede sadece dünyamızda ya da güneş sistemimizde ya da uzayda değil, bütün sema katları da dahil her yerde aynı anda kıyamet kopacak. Her şey gayb olacak. Yani atomlarına ayrılarak görünmez olacak. Gayb olmak, tamamen yok olmak demek değildir.

Her şey atomlarına ayrılacak, göz göremez olacak, zaten insanlar da gözleri de atomlara ayrılacak. Canlı kimse kalmadığı gibi üzerindeki canlı-cansız her şeyle beraber bütün gezegenler, güneşler, gök adalar, uzayın tamamı hatta üstündeki sema katları atomlarına ayrılacak. Lakin bu atomlar yok olmayacaklar da İsrail aleyhisselam sura ikinci kere üfleyince yani yeni bir sayha yapınca, o defa tekrar bir araya gelecekler.

İşte bu gözle bakınca daha iyi anlaşılacaktır ki sayha, atomlar arasındaki bağları bozan, dolayısıyla maddeyi/cismi oluşturan atomları dağıttığı için ortada madde/cisim bırakmayan bir enerji…

İşte geçmişte pek çok kavim bu şekilde de helak edildi. Onlara bir sayha isabet etti ve bedenlerini oluşturan atomları bir anda çözüldüler de öldüler ve gayb oldular. Ortada cesetleri bile kalmadı.

Ayet-i kerimelerde geçen sayha, saika ve karia, hep bu sarsıcı gerçeklerle alakalı. Sarsıntı, deprem, çığlık gibi manalara gelmiyorlar. Atomlarına kadar sarsıp dağıtan bir ses/şok enerjisi, dağıtılıp çözülme, çarpılma gibi manalara geliyorlar.

Ad kavminin devamı olan Semud kavminin elinde çok çok uçuk seviyede bilim ve teknoloji vardı.

Günümüzde ışın ya da plazma silahları da denilen silahları, çok ileri seviyede yapmışlar ve kullanıyorlardı. Aralarından bir kişi mesela bir hayvana ateş etse, saniye içinde hayvanın bedenindeki bütün atomlar ayrışıyor ve ortada ceset bile kalmadan hayvan ölüp yok oluyordu.

Kayadan devenin çıkışı da bir sayha…

Aralarındaki Salih peygambere hiç inanmıyorlar hatta onu deli, meczup, yalancı görüyorlardı. Onunla alay ediyorlardı. Salih aleyhisselam ne kadar nasihat etse de onu dinlemiyorlardı.

İşte o meşhur ve ayet-i kerimede de geçen hadisenin yaşandığı gün “Sen peygamber isen mucizeni göster” dediler ve Salih peygamber mucize gösterince inanacaklarına da söz verdiler.

Hz. Salih “Nasıl bir mucize göstermemi istiyorsunuz?” dediğinde, teknolojiyle, cinlerin gizli müdahaleleri ile ve sihir/büyü ile asla yapılamayacak bir şey düşündüler.

Bir kayanın ya da tepenin üzerinde iken söz konusu silahla vurulmuş ve gayb edilmiş bir deveyi geri getirmesini istediler. “Şu karşıki dağdan yavrusuyla beraber bir deve çıkaracaksın” dediler. Herhangi bir deve olursa kabul etmeyeceklerini, silahla vurulup yok edilen devenin hem dişi hem de gebe olduğunu, Salih peygamberin de aynı dişi deveyi geri getirmesi gerektiğini ısrarla söylediler.

Salih aleyhisselam Allah’a dua etti, Allah’ın takdiri ile mucizesini gösterdi. Atomlarına ayrılarak ölmüş olan dişi devenin atomları herkesin gözleri önünde bir araya tekrar toplandı. Yani hz. Salih mucizevi seviyede bir sayha gönderdi. Üstelik ölü halde değil, vurulmadan önce olduğu gibi diri halde bir araya toplandı o devenin atomları… Deve, yaşananlardan dolayı şaşkına dönen kalabalığın arasında yürüye yürüye dolaştı. Bir süre sonra yavruladı ve sağlıklı bir yavru verdi.

Semud kavminden olan inkarcılar, şaşkına döndüler. Aynı dişi deveyi, aynı boyda posta, aynı gebelik seviyesinde ve yok edildiği kayanın ya da tepenin üzerinde görünce, gördüklerine inanamadılar ama sözlerini tutup iman da etmediler. Aralarından sadece birkaç kişi iman etti. İman etmeyenler yine de o kadar sarsıldılar ki Salih peygambere deli, meczup diyemez oldular. Ona hala inanmıyor olsalar da sözlerine büyük oranda itaat eder oldular.

İşte kıyametin kopması da bir sayha ile yani “Sura üflenmesi” dediğimiz şey neticesinde devasa şiddette bir sayhanın yayılması ile yaşanacak. Kıyametin kopmasından bir süre sonra o sura bir daha üfleyecek İsrafil aleyhisselam ve yine akıl almaz büyüklükte bir sayha yayacak. O vakit ise her şey yerine geri gelecek. Yani dağınık durumda olan her şeyin atomları birleşecek.

Birinci sayhada atomlarına ayrılmış olan koca alem, ikinci sayhada yeniden atomlarının birleşmesi ile geri gelecek, yeniden yaratılacak. Kıyametin koptuğu anda dünya diye bir gezegen hala varsa, ikinci sur üflenince o da atomları toplanarak geri gelecek. Öyle ki mfs kıyamet kopmadan önce şunca projelerini yapıp bitirmişse, kıyametten sonra dünya tekrar yaratıldığında bütün bu projeler de eski haliyle geri gelecek. Kanallar, boğazlar, suni denizler, suni adalar yok olmayacaklar.

Kıyamet koptuğu anda dünyada başka nasıl faydalı ya da zararlı şeyler varsa, onlar da kıyamet kopma anındaki halleri ile geri gelecekler. Kıyamet kopma anında dünyada hangi hayvan türleri varsa, şu deve misalinde olduğu gibi, onlar da oldukları yere geri gelecekler ve yaşamaya, üremeye devam edecekler.

Lakin dünya insanlarının bedenleri de atomlarından yeniden bir araya getirilecek yani öldükten sonra dirilme dediğimiz şey yaşanacak olsa da ikinci surdan sonra dünyaya geri gelecek dünya insanları burada çok kalmayacaklar. Yargılanıp cennete ya da cehenneme gidecekler.

Sonra Allah’ın takdir ettiği kadar bir zaman geçecek. Dünya bir süre boş kalacak. Sonra yeni bir Adem ile yeni bir Havva’yı yaratacak Allah ve bu gezegene gönderecek. Sonra o yeni Adem neslinin kıyameti kopana kadar yeni yeni insanlar ve cinler gelecek bu dünyaya ve onlar da imtihan olacaklar. Onlar, daha önce yaşamış da ölmüş insanlar ya da cinler olmayacaklar. Kıyameti kopan, mahkemesi yapılan, cennete ya da cehenneme konulan milletler/ümmetler, bir daha dünyaya asla gönderilmeyecekler.

Bu sistem, bu güne kadar en az milyonlarca kere yaşandı. Bizden önce en az milyonlarca kere kıyametler yani dev sayhalar koptu. Milyonlarca başka Adem’in evlatları, kıyametleri kopana kadar imtihan oldular ve şimdi cennette ya da cehennemdeler. İsra mucizesi sırasında peygamberimizin cennette mükafat halindeyken ya da cennemede azap halindeyken gördüğü insanlar da bu kişiler. Bizden önceki Ademlerin evlatları olan kişiler.

İkinci sur üflenip de insanlar ölümden sonra diriltilince, çürümüş ve atomları ayrışmış haldeki bedenleri tekrar ilk haline gelince… O bedenlere o ruhlar yeniden konulunca… Bu insanların hesapları adaletle görülüp cennete ya da cehenne konulunca… Bunun üzerine dünyada hiç insan kalmayıp da bir süre de geçince… Ve sonra yeni Adem ile Havva gönderilince… İşte o arada insansız/boş geçen sürede dünyada yeryüzünü tamamen tarumar eden felaket ya da felaketler de yaşanmamışsa… O halde yeni Adem ile Havva yüksek teknoloji ile her yeri elden geçirilmiş, düzenlenmiş, şekillendirilmiş bir dünyaya gelmiş olacaklar.

Geldiklerinde elektrik santralleri, köprüler, yollar, yer altı şehirleri, kütüphaneler, dijital kütüphaneler, hava ve kara araçları, hastahaneler, askeri tesisler bulacaklar. Yeri kazıp araştırmalar yapsalar, yerin altında milyonlarca hatta milyarlarca yıl önceden kalma el aletleri, şehirler, mağaralar, tüneller, hayvan ve insan kalıntıları dahi bulacaklar.

Bu, bizim Adem babamız bu dünyaya gönderildiğinde de böyle oldu. Adem babamımız dünyamızda çok yüksek teknoloji ile yapılmış şehirlerin, binaların, devasa tesislerin, kütüphanelerin içinde yaşadı. Çünkü sayha ile atomlarına ayrılma ve sayha ile atomları toplanıp diriltilme, geri getirilme esnasında, her şey son anında olduğu gibi yeniden toplanıyor, şekilleniyor.

Bu sayede Adem babamız, dünyaya geldikten kısa süre sonra, dünyada sağlam kalmış uzay araçlarından birini kullanarak Venüs’e ve başka gezegenlere dahi gitti. Venüs’te de hala insanlık var ve dış görünüşleri bizimle tıpa tıp aynı…

Dünyanın uydusu olan Ay’ın suni bir uydu olduğunu, en az dört milyar yaşında olduğunu artık çok yüksek sayıda insan duydu, öğrendi kabullendi.

İşte o Ay, milyonlarca önceki Adem nesillerinden biri tarafından yapıldı. Arada milyonlarca kere kıyamet koptu, başka başka Ademler gönderildi, nesilleri yaşadı ve imtihan oldu ama o Ay’a bir zarar gelmedi. Kıyamet kopmakta iken nerede ve nasıl bir halde duruyorsa, ikinci sur üflenince aynı o yerde ve o halde geri geldi.

Yüzeyinde ne kadar göçükler, kayalar, izler varsa, onlara kadar, bütün detaylarına kadar aynı kalarak geri geldi. Ay ne halde iken atomları ayrıldı ve gayb olduysa, o atomlar tekrar o halde toplandı.

Anlaşılsın diye açıyorum. Bir kişi şu Ay’ın bizden sonraki Ademin nesline ulaşmasını istemiyorsa… O halde kıyamet kopmadan önce onu bombalamalı, paramparça etmeli ya da tek tek her yerini sökmeli. Bu yapılırsa, kıyamet kopmakta iken ortada bir Ay olmadığı için, ikinci sur üflenince de ortada bir Ay olmayacak.

Şimdi sayhanın, karianın, saikanın ne olduğu da bu alemin çalışma sistemi de büyük oranda anlaşılmıştır ve şu sözü ekleyebilirim:

En doğrusunu Allah bilir ama benim anladığım o ki hz. Mehdi açıkça meydana çıkarken, Mehdi olduğu herkesçe anlaşılacağı şekilde meydana çıkarken sayhalar atacak ve dünyanın farklı yerlerinde akıl almaz hadiselere sebep olacak. Öyle ki bu hadiselerde pek çok şehir ve şehir halkı bile yok olabilir.

Yakında yaşanacağını değerlendiriyorum, bakalım neler olacak.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

İspanya ve İtalya’da geniş ve derin kanallar açılacak

İspanya ve İtalya’da geniş ve derin kanallar açılacak. Tam yerleri, o çizdiğim yerler olmak zorunda değil ama yakın bir yerlerde olacak bu kanallar. Kanallar sayesinde İspanya ve İtalya ada ülkesi olacaklar. Cebel-i Tarık boğazı daha da genişletilebilir ama bu kesinleşmiş değil. Bunlar yapılarak Ak denizin suyunun çok daha hızlı tazelenmesi ve Ak denizdeki canlılığın artırılması sağlanacak.

Ayrıca İspanya ile Fransa arasındaki kanalda da yüksek akıntı olacak. Bu akıntı da elektrik enerjisi üretmekte ve batı aleminin ihtiyacının bir kısmı karşılamakta kullanılacak. Bu kanal açılırken de çok madenler, hazineler çıkacaktır. Kanalın çevresi çok değerlenecek ve çok kazandıracaktır.

Biz Kara denizi Hazar denizine, Hazar denizini Basra körfezine bağlayınca bütün bu hatlarda çok yüksek akıntı oluşacak. Türkiye içinde dolaşacak kanallarda da daha iyi akıntı oluşacak. Bize sürekli ve tazyikli akıntı lazım. Akıntı ne kadar sürekli ve tazyikli olursa o kadar faydalı olacak. Ona göre bol elektrik üretilecek bütün kanallarda hatta ülke içi kanallarda… Ona göre kanalların suyu tazlenecek ve içindeki deniz canlıları çoğalacak, sağlıklı olacak. Kanallar içindeki sular daha serin kalacak ve bu da canlılar için çok mühim.

İşte Fransa ile İspanya arasındaki o kanalın açılması da bütün bu sistemin daha iyi beslenmesini sağlayacak.

İtalya’da açılacak kanal da elektrik üretilmesini sağlayacak. Kanal, Adriyatik denizini de deniz çiftliğine dönüştürmeye vesile olacak. Kanal sayesinde Adriyatik denizinin suyu da çok hızlı tazelenecek.

Adriyatik denizinin işaretlediğim o girişine de bariyerli köprü yapılacak. Kanal kısmında da bariyerli köprü olacak. Su akıntısına sorun çıkmayacak ama deniz canlılarının geçişi çok büyük oranda kapatılacak. Böylece Adriyatik denizinde istenilen tarzda deniz canlılarının çoğalması sağlanacak. Venedik’e yakın böyle bir kanal olması, bölge insanı için çok faydalı olacaktır. Oralarda da arazi değerlenir, turizm daha yaygınlaşır.

Üstelik Venedik’i kurtarmak için çareler arıyorlar. Onun çaresi de bu proje… Gerekli görüldüğü zamanlarda hem kanaldaki köprüler hem de Adriyatik denizinin girişindeki köprü tamamen kapatılabilir. Suyun Venedik kısmında yükselmesi önlenebilir.

İtalyan halkının çoğunun kökeni Türk… Bu gibi projeler vesilesi ile de onlarla kaynaşabilir, dostça yaşayabiliriz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi