22/23 Şubat 2022 gecesinde, Rusya ve Putin’le alakalı olduğuna tabir ettiğim bir rüya gördüm.
Rüyam bir kavşakta başladı. Dört ana yol o kavşakta birleşmişti. Ben, yolumun kavşakla birleştiği yerde durmuş, herhangi bir yola gitmemiştim. Az ileride, karşıdaki yolun kavşakla birleştiği yerde büyük hasar vardı. Yolun o birleşme kısmında kırılma ve çökme olmuştu ve bir ekip orayı düzeltmeye çalışıyordu. Asfalt dökeceklerdi. Rüyada, oranın yeni çöktüğünü ve ekibin hiç zaman kaybetmeden oraya gelip düzeltmeye çabaladığını biliyordum, anlamıştım. Ben de bulunduğum yerde hareket etmeden çalışmaları takip ediyordum. Yoluma devam etmekte acele etmiyordum.
Bir kamyon getirdiler ki dev gibi. Hem çok geniş, hem çok yüksek hem de çok uzun. Madenlerde kullanılan kamyonlardan pek de küçük kalmıyor. Kasası da asfalt dolu. Yolun o sorunlu kısmına asfaltı dökmek için manevra yapacaktı. Kavşağın ortasından, bana göre sağ kenarına doğru ilerleyip dönecekti. Sorun o ki kendisi için yeterli hareket alanı yoktu. Oradan dönmesi mümkün değildi. Yine de dönmeyi denedi ve saniyeler içinde önce yan yattı, sonra ters döndü. İzlerken şaştım kaldım. Şu kadarcık dar yerde, sadece birkaç saniyede, şu koca kamyon önce nasıl yan yattı, sonra nasıl da ters döndü diye şaşırdım.
Sonra bir baktım orada sorumlu bir çalışan var. Belki de kamyonun şoförüydü ama bu kısmından emin olamadım. Panikledi, bağırmaya başladı ve bana doğru da koşuyor, koşarken göreyim diye el hareketleri de yapıyordu. Baktım, bir tehlike göremedim. Kamyondan bana doğru gelebilecek bir tehlike görünmüyordu ama adam çok panik halindeydi. Birkaç saniye sonra anladım ki biraz ileride, o an fark etmediğim ya da önemsemediğim bir dağ var. O dağın en tepesinden, çok sert ve çok büyük bir kaya parçası büyük bir hızla aşağı doğru yuvarlanıyor. Adam bunu benden önce görmüş, hem uzaklaşıyor, hem benim de uzaklaşmamı istiyor. Hemen anladım ki o kaya dağdan aşağı tam inince, bizim olduğumuz kavşağa ve yola doğru gelecek.
Ben de bunu anlayınca hemen geriye doğru, geldiğim yöne doğru dönüp o yolda koşuyorum. O adam da peşimden koşuyor. Durmadan koşuyor ve arada başımı arkaya çevirip taşla aramdaki mesafeye bakıyorum. Taş çok ama çok hızlı bir şekilde düşüp ilerliyor, ilerlerken kendi etrafında da çok hızlı şekilde dönüyor, döne döne düşerken bir yandan da ara sıra yere çarpıp zıplıyor ve ilerlemeye de devam ediyor.
Bana yaklaştığında ve havaya zıpladığı bir anda hamle yapacağım, eğileceğim ve üstümden geçip gitmesini sağlayacağım. Böyle düşünüp plandığım bir anda, arkamdan koşarak gelmekte olan o kişi bana “şimdi eğil” diye bağırıyor. O da benimle aynı şeyi düşünmüş, fırsatını kollamış ve fırsatı yakalayınca hem kendi eğiliyor hem beni de ikaz ediyor. Ben de adamı dinliyor, tam o anda eğiliyorum. Tam da beklediğim gibi taş üstümden zıplayıp geçiyor, gidiyor. Tehlikeyi atlatıyoruz.
Sonra durup nefesleniyorum ve bir bakıyorum oralara, bakarken de şaşırıyor ve “Kısacık sürede meğer ne çok mesafe almışız, koşmuşuz. Kavşaktan ne kadar da çok uzaklaşmışız. Hayret, bu nasıl olabildi” diyorum ve rüyam burada bitiyor.
“Göğe merdiven dayayan akrobat”
4/5 Eylül 2020 gecesi gördüğüm ve çok tesirinde kaldığım, o günden bu güne kadar unutamadığım, geçen süre zarfında birkaç kere aklıma takılan bir rüyam var. O rüyama “Göğe merdiven dayayan akrobat rüyası” demiştim. Ekibimden birkaç kişiyle birlikte, farklı zamanlarda birkaç kere üzerinde çalışmıştım. O rüyamın son derece mühim hadiseleri haber veren bir rüya olduğuna emindim. Şimdi ise, o rüyamın bir kısmının gerçek hayatta yaşanmış olduğuna ve son kısmının şu anlarda yaşanıyor olduğuna emin oldum. Rüyayı nihayet tam manasıyla tabir edebilmiş, çözebilmiş oldum. O rüyamı da aşağıya yazıyorum.
Kocaman bir okul ya da fabrika ya da askeri tesis gibi bir yerdeyim. Koca bina, uçurumun dibinde, kayalık bir yerin üzerinde, deniz seviyesinden çok yüksekte bir yerde yapılmış ve binanın kendisi de ayrıca çok yüksek.
Ben, o binanın en üst katında köşe bir yerindeymişim. Neler yaptıysam, birçok ülkenin dikkatini çekmişim ve o ülkeleri zor duruma düşürmüşüm. Tepkisiz kalamayıp bu defa ve ilk defa bana açıktan, somut şekilde bir karşılık vermek zorunda kalmışlar. Bana akrobat denebilecek bir adam göndermişler. Bu kişi gelip benimle konuşup anlaşıp geri dönecekmiş.
Gelip benimle görüşüyor. İyi niyetli, halim selim, akıllı bir adam olarak görüyorum ve ben de ona iyi davranıyorum. Çekip geri gidecekken de başına bir iş gelmesin diye endişeleniyorum ve nasihat ediyorum. “Bak, beni dinle, şöyle şöyle yapma” tarzında konuşuyorum.
Nasihat almıyor, tutup çatının camından yukarı/dışarı doğru alüminyum merdiven dayıyor ve sonunu hesap etmeden, nasihatımı da dinlemeden merdivene çıkıyor. Bu yaptığının çok iyi bir şey olduğunu düşünüyor. Çatıyı geçiyor, dışarı çıkıyor ama merdiven bitmiyor, sanki göğe merdiven dayamış gibi, çıktıkça çıkıyor.
Ben de yaşananları öyle bir izliyorum ki sanki onun/akrobatın yanında uçan bir drone kamerası gibiyim. Kendi vücudumu görmüyorum ama etrafımı çok net görüyorum. Bulunduğum mekandan, duvarlar arasından sanki çıkmışım. Akrobatı o kadar net ve yakından takip ediyorum.
Aşağıya doğru, onun bulunduğu yükseklikten bir bakıyorum ki aşağıda kocaman bir deniz var. Denizde, atlanınca üzerinde zıpladıkları bir branda (trambolin) çekilmiş. Lakin bu, hava dolu olanlardan ya da yaylı olanlardan değil de ipli, gerilmiş olanlardan…
Aşağı doğru bakmaya devam ediyorum, trambolinin çevresinde, deniz suyunun üzerine, dört beş farklı noktaya, bir kadının başıyla beraber yüzü aksettirilmiş, denizde bu suretten dört beş tane var. Hepsi aynı kadının sureti ama boyları farklı görünüyor. Çok yukarıda olduğum için kadının suretini net göremiyorum.
Sonra bu akrobat, uçakların uçtuğu o yükseklikten atlıyor. Paraşütü bile yok. Tramboline düşmüyor ve denize çakılıyor. Sonra da sırt üstü şekilde ve acılar içinde deniz yüzeyinde duruyor.
Bu yaşandığı anda ben bir fark ediyorum ki bu defa dünya basınında açıkça haber olmuşum. Bütün dünya bu yaşananları canlı haberlerle aktarmış hatta görüntülü olarak izletmiş. Haberler benim hakkımdaymış ve dünya genelinde hep konuşulmuşum.
Akrobatın işi bitiyor. Ona dair yapacağım başka bir şey yok. Sonra binanın o katından, o kısmından aşağı katlara doğru geniş merdivenlerden iniyorum. Liselerdeki geniş ve mermerden yapılmış merdivenlere benziyor. İçinde bulunduğum bina da okul sistemi gibi, katlar arasında çok geniş merdivenler var. Ben merdivenlerden inerken, merdivenlerde yukarı doğru çıkmakta olan ve tanıdığım üç kişiyi görüyorum.
Bunlardan biri, cezaevi arkadaşlarımdan Harun isimli kişi. İnsanlıktan çıkmış bir sefil. İnsanın yüzüne gülen, arkasından durmadan konuşan, laf taşıyan, fitne çıkartan, kuyu kazan, alaycı, dalgacı bir pislik.
Ona “Harun! Duydun mu, bu defa somut şekilde gözler önüne çıktı, tartışmaya mahal bırakmayacak surette doğrulamış oldum.” diyorum. “Doğrudur abi” falan diyor, sevinmiş numarası yapıp geçiyor. Sonra ben aşağı katlardan birine inince, okul tuvaletleri gibi olan bir yere gidiyorum. Başkaları da var orada ama oraya girerken, tuvalet kapısının karşısında bir sınıf kapısı var, orayı görüyorum.
Sınıfın kapısından içeriye doğru sessizce ve fark edilmeden bakınca, orada bir askeri yetkili görüyorum. Karşısında 2-3 öğrenci var. Onları fırçalıyor. Yaşananlardan ve benden memnun kalmamış da konusu/derdi oymuş.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi