Etiket arşivi: İç siyaset

Soysuz: Kellemi alacaklar

Soysuz Ruslardan yardım istedi

“Mfs’nin yayınları yüzünden artık hiçbir şekilde can güvenliğim kalmadı. Her an her şey olabilir, birileri gelip kafama sıkabilir. Artık bir şey yapmanız, beni korumanız gerekiyor. Yoksa gelip kellemi alacaklar. Neredesiniz, hiçbir şey yapmayacak mısınız?” dedi.

Ruslar yüz vermediler, oyalayıp geçiştirdiler. Şu şartlarda Ruslar da bir şey yapamayacaklarının farkındalar. Soysuz da gerçeklerin farkında… Rusların bir anda büyük güç kaybı yaşadıklarını, köşeye sıkıştıklarını, ne olduğunu bile anlayamadıklarını biliyor. Çaresizlikten, elinden gelebilecek son hamlesini yaptı, Ruslara yalvardı.

Soysuz iyice yalnız kalıyor, kendi sistemi çatırdıyor. İş yaptığı mafyalar sık sık onu arıyor, sürekli sorunlar yaşanıyor. Mallarına el konulduğu da oluyor. İhbarlar neticesinde, nakil sırasında yakalanan malları oldu. Sahada/mafyada kullandığı adamlarından vurulanlar da oldu. Emniyet teşkilatından baskılar artıyor. Ağın Emniyet teşkilatı içindeki adamları çok tedirgin. Soysuz’un kendilerini de yakacağı endişesine sahipler. Emniyet teşkilatındaki ağırlığını/nüfuzunu hızla kaybediyor. Bu güne kadar Soysuz’u siyasette, adli sistemde ve bürokraside kollayan çok sayıda kişinin artık kollamaması kararı alındı ve kısa sürede bu karar sahadakilere ulaştırılacak. Ruslar gibi Soysuz da bir anda tepetaklak oldu.

Kılıçdaroğlu: Dünyada neler dönüyor, bize Pervin ayar veriyor

Gizli Ermeni ve Hristiyan Kemal Kılıçdaroğlu da konulara yoğunlaştığı çok zaman, kendi kendine konuşan kişilerden biri…

Kılıçdaryan, bazen muhataplarına hitapla, bazen kendi kendine şöyle cümleler kurdu.

Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Bu adam (mfs) ölse bela kalsa bela…B.. gibi kaldık dünden beri… Bir yere (adli makamlara) müracaat edemedik. Güya savcılar bizim… Dünyada neler dönüyor. Bize Pervin ayar veriyor. S.. böyle işi de, siyaseti de…

Çil yavrusu gibi dağıldılar. Elimizden tutan, yanımızda duran yok. Parti içinde konu yok konuşacak, yine döndük aynı sıkıntılı konulara. Gereksizlerden birkaçı birkaç günü idare etsin de bu iş nereye çıkacak bir bakalım.

Bu PKK konusu, nasıl oldu da bu kadar hızlı ilerledi. Kim bu dış mihraklar bu sefer… Mfs, NATO’nun adamı mıymış. Kaç sene kıvrandık o kadar. Şimdi bunun (mfs’nin) kimlerden olduğu bulunmazsa ne yapacağız. Kafamıza oturana kadar bekleyecek miyiz. Kime sorsan, tanımam etmem diyor. Lan madem tanımıyorsun, ne diye adamı beyin olarak görüyorsun. İşin iyice cılkı çıktı. Karışmıyorum ben bir şeye…

Herkes işini yapsın. Kimsenin yükünü de üstlenmeyeceğim. Partiden kim düşerse düşsün. Zaten mfs bizi komple silmiş, belli. Biraz Özgür’den (Özel), Faik’ten (Öztrak) şüpheliyim. Onlara da bakacağız. Süleyman’ın (Soylu) düşüşüne bile sevinemiyorum, işe bak ya!

Soysuz: Her işime taş koydun Tayyip…

Son gelişmeler sonrasında Soysuz, daraldığı her zaman olduğu gibi yine kendi kendine konuştu, durdu.

(İnfazımı konuştular başlıklı ve Rusların beni öldürme planlarını anlattığım yazımı okuduktan sonra) ”Ah ben sizin düşüneceğiniz işi s..m. (Hakan) Fidan’mış… Fidan’la bir arpa boyu yol aldın mı da Fidan diyorsun (ey Putin)… Bunca sene İngilizlere çalışsaydım, yerim çok daha farklı olurdu. Konuşmadan anlaşma beceriniz varsa, alın si… şu adamı (mfs’yi), cümle alem kurtulsun. Putin bile pert oldu bu dinlemelerden… Dün de vermişler haberi, bi (Putin’in) anne kızlık soyadı kalmış.

Hala dalavere, hala kumpas… Geri zekalı bunlar. Bunlar devleti mi idare ediyor senelerdir. Şu mfs’yi elime vermediler ki dünya beni kahraman bilsin… Her işime taş koydun Tayyip… Her yükselişimi kıskandın. Hiç bilmediğin bir Soylu olacak karşında artık. Madem mfs’yi indiremiyoruz. Bundan sonra oyunu kuralına göre oynarız biz de…”

Tek adam rejimi ve Cem Uzan

İkinci dünya savaşı öncesinde Ankebut Ağı Almanya’yı nasıl hazırladıysa ve Almanya üzerinden dünyayı şekillendirmek planları kurduysa, üçüncü dünya savaşının sıcak çatışmalarına ramak kalmış şu günlerde Türkiye de aynı maksatla ve hızlıca hazırlanmalı.

Bu planlar çerçevesinde ilk yapılması gereken şey Türkiye içindeki muhalif Ermeni çetelerini oyundan düşürmek olacaktır. Şu an itibariyle tesir gücünü büyük oranda kaybetmiş ve yıkılacaklarını kabul etmiş bu çetelere son darbeler ivedilikle vurulmalı, Türkiye’nin siyasetinde, bürokrasisinde, ordusunda, finans dünyasında birlik ve dirlik sağlanmalıdır.

Bunun için gerekirse rejimle özdeşleşmiş ama çoktan da çürüyüp perişan hale gelmiş CHPKK bile kapatılmalı ya da açıkken kapalı kalmış bir vaziyete getirilmelidir.

Gerçek manada bir “Tek adam” rejimi kurulmalıdır ki doğru karar alma, doğru zamanda hamle yapma sorunları ortadan kaldırılmalıdır. Böyle bir Türkiye’ye hem bizim hem de Ankebut Ağı’nın ihtiyacı varken Cem Uzan’ı siyaset sahnesine tekrar aktif şekilde çıkartmaya çalışmak, anlaşılır şey değildir. Bu, hatalı bir proje olacaktır ve zaman kaybından, zarar ziyandan başka bir şeye sebep olmayacaktır.

Biz, Cem Uzan gibi, dibe vurmuş, ruh sağlığını da aşırı derecede bozmuş birisinin, Türkiye siyasetinde boy göstermesine asla müsaade etmeyiz. Cem, siyaset sahnesinde Meral Akşener’den yüzlerce kere daha tehlikeli bir serseri mayın misali yer tutacaktır. Ne zaman nerede çok büyük ve hiç beklenmedik bir kriz çıkartacağını kendisi dahil hiç kimse bilemeyecektir. Şimdiden yazdım, herkesin malumu olsun istedim ki yarın o piyon sahneye sürülünce ve biz gerekli karşılıkları verince kimse bize bilenmesin. O halde hiç kimse Cem Uzan projesine oynamasın, masraf etmesin ve emek ziyan etmesin.

Yeminler ederek kürsüde kükrerken rakiplerini değil kendi siyasi hayatını bitirdi

Sabetaycı gizli Yahudi, mafya anası Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Devlet Bahçeli’ye verdiği karşılık sırasında aslında ne olduğunu, nasıl biri olduğunu iyice gözler önüne serdi.

Meral’i yıllardır gerçek yüzüyle yazar, anlatırım. Twitter’da kendisinin yazıp attığı paylaşımlara bakarsanız bile anlarsınız. Akademisyen denilen Meral, Türkçe bile bilmez. Ortalama lise 1. sınıf öğrencisi seviyesinde takılıp kalmış, üniversite diplomasını Türkiye’deki Sabetaycı ve Mason hain güruhun bağlantıları sayesinde ancak almış, Sabetaycı gizli Yahudi ve yine mafya anası Tansu Çiller’in zamanında ve yine Sabetaycı oluşu sayesinde İçişleri Bakanlığı bile yapmış Meral, kimin hangi tabiri ne manada kullandığını idrak etmekte bile çok kifayetsiz kalan bir kişidir. Televizyonlarda canlı yayınlarda konuşurken çok sık olarak düşük/devrik cümleler de kuran Meral, konuşmasını kayıttan izleyip hangi dil bilgisi hatalarını yaptığını bulmaya çalışsa, buna da muvaffak olamaz. İçişleri Bakanlığı bile yapmış olan Meral, temel seviyede hukuk bile bilmez. Konuşurken sürekli suçlar işler, bunları fark edemez. Şimdi sadece bunlar karşısına çıkartılsa, otuz senede adalet sisteminin elinden kurtulamaz.

Tezatların kadınıdır Meral… Türlüğü, Laikliği, atası Kamal Adıtürk üzerine kurulan İslam karşıtı rejimi, milliyetçiliği, İslam’ı bir arada savunur. Arka plandan devam ettirdiği kara para işleri, mafya analığı faaliyetleri sırasında üzerine oturmuş atarlı, erkeksi ve son derece rahatsız edici hali/tavırları, sanki cesur bir Türk kadınının mücadeleci karakteri imiş gibi göstermek istese de milletin aynı kanaatte olmadığı anlaşılıyor.

Son kükreyişi de samimi değil, asilce değil, son derece rahatsız ediciydi, tiksindiriciydi, iğrençti. Son derece samimiyetsizce, ölçüsüzce yapılmış bir çıkıştı. Siyasette parlayabilmek, biraz daha gündem olmak, biraz daha oy artırmak ve ego tatmin etmek için kendi namusunu milletin önünde öyle ulu orta seviyesizce araç eden bir rezil kadın gördük kürsüde… Üstelik bunu yaparken bu milletin kendisine olağanüstü bir destek vereceği beklentisi içine girecek kadar da düşük bir kadın…


Meral, zamanında, Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a karşı da aynı böyle bir tavır sergilemişti. İsmail Kahraman, kendisine sorulan bir soruya cevaben “Şu Meral Kılıçdaroğlu mu?” şeklinde bir karşılık vermişti. Meral ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun birlikte hareket ettiğini, ittifak halinde olduklarını ima etmişti. Meral, Kahraman’ın bu çıkışına da kendi namusunu, siyasi menfaatleri için basitçe araç yapacak bir dip seviyede karşılık vermişti. O zaman Meral’i çok şiddetli şekilde tenkit eden sert bir yazı yazmıştım. Zaten Kahraman daha sonrasında, kendisini tenkit ederken haddi abartılı şekilde aşması neticesinde Meral Akşener’den davacı olmuştu.

Meral bu çirkinliği hep sergiliyor

Herkesin dini, dünya görüşü, siyasi tercihi kendine ama ben yıllardır açıkça yazarım, kadınların siyaset sahnesinde olmasını doğru bulmadığımı… İnandığım İslam dinine göre de kadınlar idarecilik yapamazlar. Eşitlik safsatasına da inanmıyorum. Eşitlik her zaman adalet değildir. Bazı konularda kadınlar üstün, bazı konularda erkekler. Hiç tartışılamaz bir gerçek ki idarecilikte erkekler üstün. Erkekler sistematik bir beyne/zekaya sahip halde yaratılıyorken, kadınlar duygusal ve empatik tarzda çalışan bir beyinle yaratılıyorlar. Kadınların hislerine, duygularına ve nefislerine daha kolayca mağlup olması, idari makamlara geldiklerinde büyük krizler çıkartıyor. Hatta kadınların aybaşı hallerinde tavırlarına ve kararlarına yansıyan olumsuzluklar dünyanın her yerinde özel sektörde bile krizler çıkartmaya devam ediyor. Bunlar, bilimsel gerçekler…

90’lı yıllardan beri mafya analığı yapan, sürekli erkeklerin arasında bulunan, bu güne kadar kaç kişiye sıktırdığını bilmeyen bir Meral Akşener bile hala erkek gibi olamadı. Doğru, tam bir kadın olarak da kalamadı ama erkeklere doğuştan verilen meziyetleri sonradan da kazanamadı. Üstelik yaşı da 60’ı çoktan geçti ama hala istenilen ayara giremedi. Siyaset yapamıyor. Tıpkı bir kadın gibi davranmaya, şok edici değerlendirmeler ve çıkışlar yapmaya devam ediyor.

Bu halleriyle Meral Akşener, teknik yeterliliği bulunmadığı halde trafiğe çıkmış bir aracın bir de fireninin patlaması misali büyük tehlike arz ediyor. Kendisini zaten bitirdi. Hem şu son zamanlarda mühim siyasi konularda kendini bitirecek hatalı kararlar aldı, yanlış saflarda saf tuttu, yanlış çıkışlar yaptı, hukukun gereği olarak ezilip geçilecek kesimlerle bir arada kaldı ama bir de yine siyasette var olabilmek için namusunu araç etmek kadar seviyesizce yeni bir çıkış daha sergiledi.

Meral’in Türkiye siyasetinde bulunduğu her gün, her an, her şey yaşanabilir. Aklı başında siyasetçiler “Nasıl yani? Bu ne demek şimdi? Bu konu/konuşma buradan oraya bir anda nasıl geldi?” tarzında krizler yaşayabilirler. Şu anda seçim olsa yüzde iki küsur oy alacak olan partisinin içi hep fokur fokur kaynıyor. Pek çok yerde hala doğru düzgün parti teşkilatı yok ve olanlar da çok zayıf ama parti teşkilatlarının Meral’e çok kıymet verdiği ve çok liyakatli bulduğu da yok. Hatta sözde İyi Partili vekiller de çoğunlukla aynı görüşteler. Süleymanlılar cemaatinin açık ve büyük desteği olmasaydı sözde İyi Parti 2018 seçimlerinde o kadar oyu da alamazdı. Kendi teşkilatının bile Meral’den kurtulup huzur bulması gerekiyor.

Yazılması, yorumlanması gereken ve hatırlatılması gereken çok şeyler var ama bu kadarı da kafi… Söz uzatılmayıp da hukukun gereği yapılmalı ve Meral Akşener bir çok farklı suçlama ile acilen yargılanmalı. Yeni Meral Akşener’lere de izin verilmemeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Köşeye sıkışan Ruslar oyunun kuralını bozuyorlar.

Esed’i metafizikçilerle, büyücülerle, metafizik sinyal yayan cihazlarla ve tedavi etmek iddiasıyla verdikleri ilaçlarla bitirmek, yok etmek istiyorlar.

Çok tehlikeli oynuyorlar. Sonunu hesap edemiyorlar. Esed çok yıllardan beri benim sözlerime, görüşlerime itibar eden birisi… Esed, benim yönlendirmem sonrasında Rusya-Çin-İran ittifakını terk etmek üzereydi.

Esed, benim yönlendirmelerimle Tayyip’le ve Tayyip’in arkasındaki güç unsuruyla anlaşmak, ortak menfaatlerde buluşmak istiyordu. Suriye’den İran’ı, Rusya’yı, bunların kontrolündeki bütün grupları çıkartmak istiyordu. YPG/PYD’nin Suriye’de yok edilmesi meselesi üzerinden, bu güne kadar karşıt olduğu güç unsuruyla artık anlaşmalar yapacaktı. Dünya siyasetinde ve dengelerinde aniden çok büyük bir deprem olacaktı.

Akşamdan beri süren akıl almaz büyüklükteki metafizik çatışmaların mühim bir sebebi de işte bu… Özellikle dün akşamdan bu yana, bu şekilde Esed’i bitirmek planında ittifak halinde olanlardan Rusyalı, İranlı, Çinli, Vatikanlı devlet yetkililerini, gizli servis mensuplarını, metafizikçileri, din adamı olarak bilinen şeytanlaşmış o büyücüleri metafizikle şiddetli çarpıyoruz. Boşuna uğraşıyorlar. Hatları fazlasıyla geriyorlar. Şimdilik metafizik sahada çok ağır bedeller ödüyorlar ama her an gerçek sahada cehennemi bir manzara oluşabilir. Esed’i bitirmek için karısı üzerinden oyunlar kurmak da Esed’i bitirebilirlerse sonrasında karısı üzerinden Suriye sahasında işe yarar oyunlar kurabileceklerine inanmak da vahim hatalar arasında yer alıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

3 Mart 2021 tarihinde Akademi Dergisi’nin TamTam kanalında paylaşılan yazım.

Ülkemizi Ruslara satıyorlar.

CHPKK’li Engin Özkoç rahat durmuyor. PKK ile görüşüyor. Pervin Buldan’la ve Selahattin Demirtaş’la irtibatı oluyor. CHPKK lideri gizli Ermeni vatan haini Kemal Kılıçdaryan, terör ağları ile iletişimini gizli Yahudi/Ermeni karışık soydan gelen Engin Özkoç üzerinden de kuruyor. Özkoç’un Hakan Fidan’la da bağlantısı kuvvetli.

Şahsıma ve cemaatime karşı haince ortak planlar kuruyorlar. Hakan Fidan aktif bir şekilde bu planın içinde… Solomon Soysuz’un ise neler döndürülmek istendiği konusunda bilgisi var ama henüz tam aktif katılmadı. Planlar, şahsıma ve cemaatime zarar vermenin ötesinde, şu mücadeleye ve memlekete, millete büyük zararlar verecek mahiyette… En anlaşılır şekilde cümle kurmak gerekirse şu söylenir: Ülkemizi Ruslara satıyorlar.

Her yeri ve her kesi dikkatle takip ediyoruz. Resmi kimliklilere düşen vazifeler var. Onlar bu haince planlara müdahil olmayacaklarsa, anlaşılan o ki bizim çok sert bir müdahalemiz zaruri olacak. Bu da epeyi kişinin canını yakacağı gibi memlekette aniden bir kaos ortamı oluşturacak. Mesele değil, söz konusu vatansa, hainlerin canı çıksın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hakan Fidan, çetesinin mensuplarıyla bazı görüşmeler yaptı.

Bu süreç bu şekilde giderse, bu üçlü çete (Fidan-Soysuz-Akar) oyundan düşürülürse, ülkemiz içindeki Ermeni/Hristiyan çetesi ve dünya üzerindeki Ermeni/Hristiyan teşkilatı/ağı için çok kötü olacağını…

Bu güne kadar Tayyip’i bir şekilde bazı konularda oyalayabildiklerini ya da yönlendirebildiklerini ve bu gücü kaybetmek istemediklerini…

Şimdi kendi çetesi dağıtılırsa, kendi çetesinin ve milletler arası teşkilatının Tayyip’i kontrolde tutamayacağını ya da yönlendiremeyeceğini….

Tayyip üzerindeki nüfuzlarını tamamen kaybedeceklerini…

Ayrıca ülkemizde gizli Ermeni/Hristiyan çetesine mensup olmayan ama kendilerinin nüfuzunda olan farklı kesimlerin, grupların da kontrolünü kaybedeceklerini…

Bunun çok kötü olacağını ve bir yolunu bulup Tayyip’i mutlaka ellerinde tutmaları gerektiğini…

Bu mümkün olmazsa Tayyip’i oyundan düşürmeleri gerektiğini…

Bunu da milletler arası teşkilatlarını kullanarak yapmaları gerektiğini…

İlk etapta ülkeyi karıştırıp Tayyip’i çok zora düşürüp sonra da onu düze çıkartan, sıkıntılardan kurtaran ekip görüntüsü vermeyi…

Tayyip’i yurtdışı ticari bağlantılarıyla vurmaları gerektiğini…

Ellerinde ordu, jandarma, emniyet teşkilatı ve istihbarat teşkilatının bulunduğunu, bu vesileyle yapabileceklerinin sınırlı olmadığını ve çok ihtimalli planlar çalışmaları gerektiğini…

Konuştular…

Çanlar Hakan Fidan ve çetesi için çalıyor

Metafizik sahada cehennemi manzaralar oluşuyor. Dünya üzerinde Hakan Fidan’ı ve onun organize ettiği ihanet çetesini ve PKK’yi korumak için mücadele eden büyük bir kitle var.

Ülkemizde doğuda, güneydoğuda şeyh görünen gizli Ermeni ve Hristiyan büyücülerden…

Irak’ta ve İran’daki Şii din adamı görünen gizli Hristiyan büyücülerden…

Türkiye’deki gizli Ermeni/Hristiyan çetesinin yüksek sayıdaki büyücülerinden…

Bunlarla sıkı paslaşan Rusya’daki çok yüksek sayıdaki din adamı görünüşlü büyücülerden…

Bunların haricinde ABD, Almanya, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, İspanya, İsviçre, Çin, Ermenistan ve İran’ın gizli servislerinin büyücüleri ve medyumlarından…

Söz konusu bu ülkelerde bulunup resmi kurumlara çalışmayan çok ama çok yüksek sayıdaki büyücülerden ve medyumlardan…

Eş zamanlı ve çok büyük metafizik saldırılar yapılıyor.

Karşılığı her defasında bir Osmanlı tokadı oldu, oluyor. Gerçekten bu defa kendilerini aşarak saldırıyorlar. Olağan üstü saldırılar oluyor. Birkaç gündür de oluyordu ama dün akşam Hakan Fidan’ı, Solomon Soysuz’u, Hulusi Akar’ı, Rus-Ermeni-Hristiyan bağlantılarını, oyun içinde nasıl oyunlar kurulduğunu, Tayyip’i nasıl oyuna getirdiklerini fark ettiren sadece birkaç cümle yazmam ve ifşa etmemden sonra adeta kudurdular.

Bir “varlıkta kalma ya da yok olma” savaşına çevirdiler. Anlaşılan o ki onlar da bu krizi aşamazlarsa varlıkta kalamayacaklarını, her manada yeni bir dünya kurulacağını, maddi gücün de siyasi gücün de bir anda el değiştiriceğini iyice biliyorlar.

Geceden bu yana gerçekten çok büyük üç saldırı oldu. Üçü de birbirinden şiddetliydi. Öyle anlar oldu ki bir saat içerisinde onlarca kat trilyon cin kabilesi yok etmek zorunda kaldığımız zamanlar oldu. Bu, bu sahanın içinde çok yüksek tecrübeye sahip kişlere söylense, ilk anda inanamayacağı bir şey… Lakin şimdi söz konusu yüksek tecrübeli kişilerden hangisine sorulsa, bu yazdıklarımı hemen doğrularlar.

Evet, gerçekten çok iyi organize oldular, çok mücadele ettiler, ortalığı yıktıklarını zan ettiler ama Osmanlı tokatlarını yiye yiye öldüler, ağır yaralandılar, dağıldılar. Ve bizde hiç zarar ziyan yok.

Tehlikeli yakınlaşma…

İçişleri Bakanı, uyuşturucu mafyası lideri Solomon Soysuz’un, son günlerde Rusya’nın mafyalarıyla değil de idari kadrosuyla tehlikeli bir yakınlaşma içerisinde olduğunu bilmeyenler de Türkiye ve dünya siyasetinde neler olduğunu doğru anlayamazlar.

Soysuz’un işleri ağırdan almasının, planları aksatıp bozmasının, Tayyip’in talimatlarını yerine getiriyor görüntüsü verirken aslında sinsice kuyusunu kazmasının, Tayyip’in arkasından türlü işler çevirmesinin Rusya ile alakası var.

Son günlerde İçişleri Bakanlığı makamında Rusya ile gizlice yakınlaşıp bağlantılar kuran bir Solomon Soysuz var. Solomon Soysuz’un Hakan Fidan’la yaptığı görüşme de zaten bu ortak paydalar üzerine oldu. Gizli Ermeni ve Hristiyan olan Hakan’ın şu şartlarda zaten başka bir şey yapması beklenemezdi. Hulusi Akar da bu ihanet ekibinin içinde… Bu üçlü çetede ele başı, fine başı ise Hakan Fidan… Hulusi Akar’ın Tayyip’in de bilmediği bağlantıları aslında Hakan Fidan üzerinden kurulmuş bağlantılar. Bu bağlantıların bir kolu gizli Ermeni çetelerinden birinin reisi olan Doğu Perinçek’e çıkıyor.

Tayyip’e uzun zaman önce “Gizli Ermeniler MİT üzerinden senin dibini oyuyorlar. Doğu Perinçek bu hususta çok aktif görülüyor. Senin korumaların arasında bile adamları var. MİT’i tamamen kendi kontrolüne al. Gizli Ermenilerin üzerinden geç, yoksa kötü olacak” demiştim. Hiçbir işe yaramamıştı…

“Bu Tayyip’in aklı mı yok, ne yaptı bu adam böyle”

Türkiye’de neler döndüğünü, siyasi sahnede esen rüzgarları doğru yorumlayamayan çok kişiler ve kurumlar var dünya üzerinde… İstihbarat eksikliğinden dolayı doğru yorumlayamıyorlar. O da şu… Tayyip, etrafındaki pek çok kişi tarafından kandırılıyor, yönlendiriliyor ve pasifize ediliyor.


En başta Solomon Soysuz her seferinde Tayyip’e oyun içinde oyun kuruyor. Tayyip’in kendisine verdiği talimatları hakkıyla, tamamiyle ve iyi niyetle yerine getirmiyor. O kısımlarda hep oyun içine oyun giriyor. Soysuz, Tayyip’in yüzüne gülüyor, çok mert duruyormuş görüntüsü oynuyor, ara ara “İyi da abi, öyle söylüyorsun da öyle yaparsak şöyle kötü olmaz mı” şeklinde endişelerini de bildiriyor. Sonra Tayyip’in talimatlarına uyuyormuş gibi görünüyor ama alttan alttan her seferinde kuyu kazıyor.


Bunu MİT’in başındaki Hakan Fidan da yapıyor. Hakan, Ermeni/Hristiyan kökenli ve kim ne derse desin kökenleri, bağlantıları, tavırlarını/kararlarını etkiliyor. Hakan Fidan Türkiye’deki gizli Ermeni çetesiyle ve bu çetenin milletler arası bağlantılarıyla yakın duruyor. Gönlü hep onlardan yana…


Bir diğeri de Hulusi Akar… Hulusi Akar’ın da Tayyip’in tam olarak bilmediği ve nüfuz edemediği bağlantıları var. Hulusi kesinlikle Tayyip’e dost değil ve sinsi oyunlarla ona hep ayak bağı oluyor.

Bu üç kişi hakkında da kaç kere ikaz edici yazılar yazdım. Bütün dünya okudu, anladı. En çok da Soysuz hakkında Tayyip’i ikaz ettim. Her seferinde Tayyip, yaptığım bu hamleleri aralarında fitne çıkartmak istediğime yordu. Aslında bazı zamanlarda hakikati anladı, hak verdi, bir şeyler de yapmak istedi. Lakin benim dediğimi yapmış bir Tayyip görüntüsü oluşacak diye, böyle bir şey nefsine çok ama çok ağır geliyor diye, farkında olarak hatalar yaptı. İşte bu gün Tayyip çok köşeye sıkıştı. Artık ne yana hamle yaparsa yapsın, başına felaketler gelecek. Fark şu ki doğru safı seçtiğinde başına nispeten daha az felaketler gelecek. Bunu da çok iyi biliyor. Lakin bu işleri buraya farkında olarak getirdi. Bir gün bu manzaranın yaşanacağı kesindi.

Ben ona “Kabineyi değiştir” dediğimde ve sahayı buna kolayca hazırladığımda nefsi tavırlar yapmak yerine, o dengeleri gözetip dediğimi yapsaydı, şu anda şu bitik ve çok fena köşeye sıkışmış halde olmak yerine dünyanın en etkili siyasi liderleri sıralamasında üçüncü sırada olacaktı. Şu anda bambaşka bir Türkiye olacaktı. Hırs, hased, inat ve benzeri nefsi tavırları, aklının ve mantığının önüne geçti ve her şeyi berbat etti. Bu süreçler boyunca etrafında bulunup da kendisine doğruları söyleyenler oldu, onları da dinlemedi.

Şimdi bir kez daha dünyanın her tarafından herkes şaşkına döndü. “Bu Tayyip’in aklı mı yok, ne yaptı bu adam böyle” deyip durdular. Bu Tayyip bu günleri çok önceden hazırlamaya başlamıştı, bu günlerin geleceği belliydi. Üst üste yapılan bunca hatanın sonu elbette böyle olacaktı. Etrafındaki o lüzumsuzlarla yoluna devam etmek istedikçe neler olacağı da belli: kısa sürede bir şekilde yok olacak…

Mehmet Fahri Sertkaya

Tekrarla ‘kararlılık’ ve ‘somut adım’ çağrısı yaptık.

Tayyip, vatanseverlerdeki faaliyetler kendilerini ezer nitelikte mi, yoksa gerçekten iş birliği ihtimali var mı diye adamlarına danıştı.

Adamları da ona vatanseverlerin bazı maddi işlerin seyrinde devam etmesine müdahale etmediklerini…

Vatanseverlerin niyetini kesinleştirmek için bazı hamlelerde bulunup sahayı yokladıklarını…

Fakat eski hırçın, yıkıcı hallerini göremediklerini…

Bu işin çözümünde vatanseverlerin kendileriyle birlikte olmaktan memnun olduklarını anladıklarını…

Anlattılar. Lakin boşa anlattılar. Buna sevinen Tayyip “Kazan kazan” yapacağına “Rabbena hep bana, hep bana” yolunu tercih etti. Benim sistemimi nasıl çözebileceğini, sistemimdeki etkili ve yetkili kişileri nasıl tespit edip oyundan düşürebileceğini, elimin kolumun nasıl bağlanacağını, bütün vatanseverler cephesinin nasıl yok edilebileceğini her şeyden ve herkesten çok dert edindi.

Hem de biz onu dik tutalım diye adeta bütün dünyaya kafa tuttuğumuz anlarda…

Çok net ve samimi durduk…
Tekrarla ‘kararlılık’ ve ‘somut adım’ çağrısı yaptık.
Sabırla bu kadar süre bekledik. Her şeyi ayarladık, gücümüz neye yetiyorsa hepsini yaptık. Saha süt liman oldu ama bunlarda tık yok. Hala avanak avutur gibi yalandan her gün bir iki kişi tutuklandı, ‘sınırdan geçerken bir kişi ele geçirildi’ tarzı haberler yaptırdılar.

Bu kadar olabilir. Burası sözün bittiği yer…