Etiket arşivi: Sabetaycı Gizli Yahudi

EL eki İsraili simgeliyor…

‘Elbizim’ soy isminin manası ‘İsrail bizim’ anlamındadır.

Türk ve Müslüman görünen Sabetaycı gizli Yahudi isimleri ve soy isimleri, İbranice harf ve ses düzenine uygun olarak seçilir ve konur. Örnek olarak, hem Museviler hem de Sabetay Sevi’yi peygamber kabul eden Sabetaycı gizli Yahudiler tarafından sıkça kullanılan Sumru ve Semra isimleri verilebilir. İki isimdeki sessiz harfler aynıdır ve iki isim de SMR harfleri içeren İbranice başka bir isme benzedikleri için kullanılırlar. Ayrıca, İbranice isimler Ari (Ali), Albert (Alper), Leon (Aslan), Aaron (Harun), Izak (Izzet), Murat (Marat) şeklinde Türkçe benzerleri ile de kullanılır.

İsimlerinde ve soy isimlerinde kullandıkları ekler ve şifreleme yöntemleri çoktur ama Sabetaycı gizli Yahudilerde en sık görülen şifrelemeler arasında şunlar da vardır:

Gürlesel, Göksel, Seltün, İlksel, Arsel, İksel, İzisel, Atasel, Baransel, İnsel, Akansel, Baysel, Ulusel, Yönsel, Türesel, Yüksel, Devrimsel, Eryüksel, Gürsel, Güryüksel, Özensel, Dinsel, Tünsel, Evrensel, Erkansel, Etensel, İçinsel, Gürensel, Özyilmazel, Cümbüsel, Yararel, Sasmazel, Arel, Uzel, Denizel, Tükel, Türkel, Eliyesil, Keskinel, Tamel, Temizel, Tüzel, Tuzel, Elbeyli…

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu görüntüden çok rahatsızız!

Hiç olmamış. Çok cinsiyetçi bir tavır olmuş. Neden kadınlar hala kenar köşelerde?

Orada, ortada bir kadın başkan… Kadın başkanın bir yanında sakalsız, bıyıksız bir erkek… Diğer yanında bir transeksüel… Onun da yanında bir eşcinsel… Öbür yanda da yarı çıplak bir manken gibi giyinmiş bir misyoner falan olmalıymış. Nedir bu böyle, yobazca bir şey olmamış mı? Hani eşitlik, hani cinsiyetçilikten ve homofobik tavırlardan uzak medeni bir duruş? Yakışıyor mu Türkiye’mize?

Biz şimdi kadrosu tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni dolu olan Oda TV karşısında… Sahibi Burak Akbay ve yazarlarından Uğur Dündar, Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan bile gizli Yahudi olan Sözcü gazetesi karşısında… İçleri tıkabasa çift kimlikli hain dolu olan Evrensel, Birgün ve benzerlerinin karşısında… İçimizdeki İsrail’in kurumsal gazeteleri olan Hürriyet, Milliyet, Vatan gibi gazetelerin ve bunların çok aydın kadrolarının karşısında… Sabetaycı gizli Yahudi olup Haldun Dormen’in oğlu ile “mecbur kalarak” evlenen Ayşe Arman Dormen karşısında mahcup mu olacağız? Bunları fonlayan, destekleyen, arkalayan AB ve ABD karşısında, onların da arkasındaki güç olan Siyonistler, masonlar karşısında mahcup mu olacağız? Milletimizi bu derece mahcup düşürmeye kimin ne hakkı var? Diyanet İşleri Başkanı FETÖ’cü Ali Erbaş olursa, bizi böyle mahcup düşürür. Değiştirilsin derhal…

İstemeyiz, neyse çağdaş yaşam dedikleri şey, icabı, yapılsın, mahcup olmayalım. Nikahsız sevgilisi ile gittiği restoranın erkekler tuvaletine geçip nasıl zina ettiğini maharet gibi yazısında anlatan ve azılı Türk/İslam düşmanı olan Ayşe Arman kadar çağdaş olalım. Yıkılmış, bitmiş, acınacak haldeki Avrupa milletleri kadar çağdaş olalım. Şimdilerde bir de “cinsiyetçi kelimeler” diye bir şeyler uydurdu Ayşe Arman, ona bu akılları hangi güç odakları veriyorsa onlar kadar çağdaş olalım. Katolik din adamlarının sıfatlarına bile bakılamıyor ya, onları o hale dönüştüren Masonlar kadar, uluslar arası Siyonist teşkilatların başındakiler kadar modern olalım, güncel olalım…

Diyanet başkanı kadın olmalı, kadınlar camileri basmalı, hususiyle alımlı genç kızlar camileri şenlendirmeli. Genç erkeler de camilere daha çok alaka gösterirler, öyle değil mi? Kadınlar mihraba geçmeli, kadınlar erkeklere A9 TV’deki gibi sohbetler vermeli. Rujlar, dudaklar, kaşlar, kirpikler, çekici vücut hatları ve bunları belli eden tarzda tesettür kıyafeletleri, Tekbir giyimin dillere destan tesettür kıyafetleri, ateizm, deizm, sembolizm, selefilik, IŞİD ve Nurettin Yıldız zihniyeti, mezhep inkarcılığı falan yayılmalı, önü açılmalı bunların…

Bakın Suudi Amerika bile bizi geçti. Kaçıncı yüzyıldayız biz kardeşim. Adamlar çağdaşlaşmak istiyorlar, kime ne? “Demokrasi var ülkede, kim karışır?” diyeceğim ama yok… Varsın olmasın, ne olacak? Masonlar, Siyonistler, CIA ve MOSSAD ne emir verirse, anında uyguluyorlar. Çok açık fikirli, çağdaşlaşmaya çok müsait insanlar, öyle geçiş süreci falan da yok ha, hemen, hiç durmadan uygulamaya konuyor en radikal çağdaşlaşma projeleri bile… Biz niye onlar kadar çağdaş olamıyoruz? Demek ki basınımıza derhal beş ya da on Ayşe Arman takviyesi gerekiyor. Sahi, Ayşe Arman uzaktan uzağa vuracağına, neden Diyanet reisesi yapılmıyor? Af ederiniz reise dedim, cinsiyetçi bir kelime oldu. Kadın da olsa reis demeliydim.

Bu çağdaşlık hamlelerine direnen gerici ve yobaz Sünni cemaat ve tarikatlara devlet gücü ile operasyon yapılmalı. Ne oldu o şeyler beklediğimiz o Tügva, Türgev, Maarif Vakfı, İnsan ve Bilim Vakfı, Gönüllü Teşekküller Vakfı ve benzerleri? Bu nedenle kurulmadılar mı? Çok umutluyduk onlardan şu çağdaşlaşma mücadelemizde, beklenen randımanı vermediler mi? “Ne kadar duman, o kadar randıman” diyen ve derinlerin her emrini yerine getiren sahte Javs’a gitsek, kuvvetli nefesi ile bir okuyup üfürmez mi? Ne oldu Turan Kıratlı, Nurettin Akman, Avukat Zeki Çalışkan, Avukat Hayrullah Karadeniz, ne oldu Şevket Tandoğan? Böyle kıymetli insanlara devletimizin her türlü imkanını, istihbarat gücü de dahil olmak üzere seferber etmeliyiz. Zaten Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı olan Numan Kurtulmuş’un bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu çağdaşlık düşmanları fark ettiler, ifşa edip geri çektirdiler. Bir de bu derneklerimiz ve adamlarımız ifşa olursa, çok zorlanırız. Her türlü destek ve koruma sağlanmalı bunlara…

Erdoğan gerici tarikatlar karşısında duvara çarpmış gibi susmuştu, hiç iyi olmamıştı. Yeniden mezhepsizlik ve güncelleme çağrıları yapmalı. Susacak ne var? Ülkede demokrasi var, kimse karşı duramaz bizim çağdaşlaşma projelerimize… Tamam, tıka basa gizli Ermeni, gizli Yahudi, Mason ve misyoner dolu olan hatta sembol isimlerinden Türkan Saylan bile kripto Ermeni ve gizli bir misyoner olan Çağdaş Yaşamı Destekleme derneği de var ülkemizde ama Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden bu çağdaşlaşma mücadelesini vermek daha etkili olacaktır. Bu arada, Sözcü gazetesinin Sabetaycı yazarlarından Emin Çölaşan’ın karısı Sabetaycı Tansel Çölaşan’ın başında bulunduğu Atatürkçü Düşünce Derneği ile de oturulup konuşulmalı. Bu projeleri sadece AKP’nin projeleri gibi görmemeleri, fikir farklılıkları varsa da bu çağdaşlaşma projelerine destek vermeleri ya da en azından, AKP’ye olan düşmanlıkları nedeni ile bu projelere set olmamaları istenmeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Öteki Gündem’in öteki yüzü: Gizli Yahudilik ve Kabalacılık

Sabetaycı gizli Yahudi Cansu Canan Özgen’in metatron kolyesini anlattığımız yazımız, aylardır kimseye duyurulamıyor, paylaşılamıyor. Büyük bir karartma devam ediyor. Oysa daha ilk saatlerde, çok sayıda araştırmacı, TV programcısı dahil on binlerce kişi sosyal ağlarda bunu paylaşmıştı. Sonra bir anda paylaşımlar kesildi, kimse göremedi, halen kimse göremiyor, yayamıyor.

Bkz.

https://ok.ru/video/574295575152(Cansu Canan Özgen’in Metatron kolyesi)

Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu meydana çıkarttığımız Cansu Canan Özgen’in taktığı o kolye ne mana ifade ediyor, biliyor musunuz?
Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu deşifre ettiğimiz günden beri, kendisine profilinden en medeni şekilde ”Sen gerçekten Sabetaycı mısın?” şeklinde soran takipçilerine “Hayır, değilim” cevabı veremeyip hepsini anında engelleyen CanSU Canan ÖzGEN’in, görmekte olduğunuz o kolyesi de tam kendisine yakışır türden. Tam da gizli Yahudi birinin üzerinde görülecek türden. Hatta yeşil ve mor renkleri de özenle seçilmiş.

Buna Metatron deniliyor. Kabbalistik bir sembol. Yahudi inançlarına, Talmud‘a ve Kabalaya dayanıyor. Metatron, Yahudilerin inancında bir baş melektir ve iyilikleri kayıt ettiğine, yazdığına, iyilikler yaptığına ama bazen de zarar verdiğine inanılıyor. Kabala metinlerinde bu melekten bahsediliyor ama isminin ne zaman ve nasıl Metatrona dönüştüğü pek bilinmiyor, izah edilemiyor. 
Başvurulan kaynaklarda, Yahudilerin, inançlarına göre Metatron’un baş melek olduğunda ve sonradan bir anda tanrı tarafından baş meleğe dönüştürüldüğü hususunda ittifak halinde oldukları ama önceden kimdi, neydi, koruyucu bir melek mi, yazıcı bir melek mi, bazen de zarar verir mi gibi hususlarda ise kendi aralarında ihtilaf halinde oldukları görülüyor. Zaten bunlar, bir İslam peygamberi olan Hz Musa’nın hak şeriatı olan Museviliğin tahrif edildiğini, hak kitap olan Tevrat’ın tahrif edildiğini, hahamlar tarafından bozulduğunu ve hak kitap olan Kur’an-ı Kerim’in, kendisinden önceki hak kitapların hükmünü nesh ettiğini bilen biz Müslümanları çok da alakadar etmiyor. Bir de şunu bilmemiz de fayda var ki, Yahudiler, Metatron sembollü takılar taşınarak, koruyucu bir tesir oluşturulduğuna da inanıyor.

Bu Metatron’un kolyeleri, takıları yapılıyor ve pek çok ülkede adına Metatron denilerek satılıyor. Yahudi olduklarını gizleyen ülkemizdeki New Age tarikatlarının mensupları ”enerji”, ”yaşam enerjisi”, ”Kuantum bilinç”, ”Zamanın doğası”, ”Şifa enerjisi”, ”Sevginin ışığı”, ”Işık insan” ve benzeri kelimelerle sık sık Metatron adını ve sembolünü yan yana getirerek kullanıyorlar. Bazıları ise Metatron ve benzeri Yahudi inancına dayalı tabirleri kullanmayıp diğer tabirlerle insanların dikkatini çekip peşlerine takıyor, bu insanları yavaş yavaş istedikleri sapkın inançlara çekiyor. Yahudilik ve Kabala ile olan bağlantıyı gizliyor. Mesela uzaylı tarikatları olarak bilinen sapkın tarikatlar ile, uzaylıları araştırıyor görüntüsü altında halkın dikkatini çeken ve sonra onlara nabza göre şerbet verip gizli gizli Kabala öğretilerine çekenler… Bunlar ‘Işık insan’‘tekamül süreci’‘Bilinç seviyemizi yükseltmek’ tabirlerini de sık kullanıyorlar. Mevzuya uzaydan, uzaylılardan, uzaylıların dünya insanlığından neden gizlendiklerinden, bizim ne yapmamızı beklediklerinden ve ayrıca bilimsellikten, akılcılıktan, fizikten, kuantumdan, maddenin/eşyanın hakikatinden girip, memleketin Müslüman evladını Kabala, Talmud ve bozulmuş/muharref Yahudi dini öğretilerine çekiyorlar. Öteki Gündem’in demirbaşlarından denebilecek İzmirli Sabetaycı gizli Yahudi Haktan Akdoğan bunlardan sadece biri… Aralarında kısmi farklar olsa da Ahmet Hulusi de bunlardan bir diğeri… 

Sabetaycı minik serçe Sezen Aksu‘nun, kanatlarının altına alıp yükselttiği ve Ahmet Hulusi’nin de talebesi olan, uzun süre ‘Müslüman sanatçı’ rolü oynayıp şimdilerde herkesi hayal kırıklıklarına uğratan, göründüğünün tam zıddına bir karakteri ve hayatı olduğu meydana çıkan Mustafa Ceceli’ye bir sorun bakalım, kandırılmış mı, yoksa kendisi de mi bu yolun yolcusu bir Kabalacı gizli Yahudiymiş…

Sorun diyorum, hiçbir şeyi sormuyorsunuz. Sorun, bunları sormak, araştırmak, öğrenmek, sorgulamak suç değil. Sorun; sorular sorun, hesap sorun. Hatta gidin savcılıklara şikayetçi olun. ”Gizli bir teşekkül, üzeri örtülü ve organize bir ihanet çarkı olduğu açıktır. Her yere sızdıkları, her alanı ele geçirdikleri görülüyor. Basın ve medya gücünün de art niyetli kullanıldığı, memleketin asli unsurunun aleyhine bir silah gibi kullanıldığı anlaşılıyor. Şahısların kendilerini bile savunamaz halleri gözler önündedir. Paralel devlet oldukları iddiası ile bunca ev hanımı, bunca hamile kadın, bunca loğusa kadın bile ters kelepçe ile tutuklanıp ceza evlerine doldurulmuştur ve bunlar, haklarında kale alınır iddianameler bile yazılamadığı halde bir yıldır ceza evlerindedir. Ülkemizdeki asli unsur olan Müslümanlara karşı enteresan, izah edilemez şeyler yaşanıyorken, devlet mekanizması özellikle son bir asırdır hep asli unsura inat/ters uygulamalar yapıyorken, bu gerçek paralel yapılanmaya dokunulmaması da dikkat çekicidir. Böyle hukuk/adalet olmaz. Bunlar tarafından, maddeten ve manen zararlara sürüklendiğimiz, bir asırdan fazla bir süredir ülkemizin bunlar tarafından gizlice yönetildiği, kasten her sahada geri bırakıldığımız, kasten maddi ve manevi felaketlere topyekun sürüklendiğimiz ve bunun art niyetle, organize şekilde ve gizli kimliklerle yapıldığı açıktır. Gerçek paralel devletin, yani #İçimizdekiİsrail‘in bir an önce kanun/devlet yolu ile deşifre edilmesini, durdurulmasını ve bütün mensuplarının eylemlerine uyan TCK maddeleri kapsamında mümkün olabilen en ğaır şekilde cezalandırılmasını talep ediyorum” deyin. 

Mehmet Fahri Sertkaya

SORU: Caner Taslaman, sen Sabetaycı mısın? CEVAP: Ben Boşnakça konuşabiliyorum | Mehmet Fahri Sertkaya

Yazar: Mehmet Fahri Sertkaya (#mfs)

Ne ara gittin, ne ara geldin, durduk yerde aniden neden gittin, gittin de neden bu kadar kısa sürede geldin, hiç anlamadık Can-er Tasla-man…

‘İşte bakın, ben Boşnağım, Bosnalıyım, Boşnakça konuşabiliyorum” demek için mi çektin bu kadar zahmeti? Sana aile bağlantılarının Bosna’ya dayanmadığını, Boşnakça bilmediğini söyleyenler mi oldu? Millet bunları merak etmiyor ki sen neden merak edilen kısımları tartışmıyor ya da bu kısımlara dair konuşmuyor, açıklama yapmıyorsun da böyle lüzumsuz çileler çekiyor, acayip tavırlar sergiliyorsun? 

Bir baksak ünlü Sabetaycılara, kimisi Sabetaycı Cansu Canan Özgen gibi Selanikli, kimi Yanyalı kimi Bosnalı, kimi Manastırlı, kimi Moralı, kimi Üsküplü… Balkanların, Rumeli’nin her yerinden Sabetaycılar var. Bunların soylarını biraz daha araştırınca ya İspanyol Yahudilerine çıkar ya da Polonya Yahudilerine… 

Bütün bu Sabetaycılara baksan, İbranice, Ladino (Yahudi İspanyolcası) dili yanında, Rumcayı, İspanyolcayı ya da bulundukları yerin yerel dilini, ana dili gibi konuşurlar. Bu, onların aslen Sabetaycı gizli Yahudi oldukları ya da Sabetaycı kolundan değil de diğer gruplardan gizli Yahudi oldukları gerçeğini değiştirmez. İzmir’in gizli Yahudilerine, hatta Ankara’nın, Erzurum’un, Bursa’nın, Eskişehir’in gizli Yahudilerine de bir baksan, ya İspanya kökenli çıkarlar, ya Polonya… Buna rağmen sorsan ‘İzmirliyiz’ derler, ‘Ankaralıyız’ derler, ‘Rumeliliyiz’ derler, ‘Türküz’ derler hatta ‘Evlad-ı Fatihanız’ derler de gerisini mevzu etmek istemezler.

Bu kadar yorulana kadar, geçip twitter’ın başına, şu mealde cümleler yazabilirdin:

1- Evet, gençlik yıllarımda, daha çok Sabetaycı gizli Yahudilerin ve Masonların toplaştığı Adnan Oktar grubundaydım. Onlara yapılan Emniyet operasyonlarında ve yargılamalarda ben de topun ağzına kadar geldim ama içeri düşmedim. O zaman soy adım ‘Uygun’du, gazetelere konu olduğum için Sabetaycı anne tarafımın soy adı olan Taslaman’ı mahkeme kararı ile soy adım yaptım.

2- İddia edildiği gibi ben de Sabetaycıyım. Eşim de, eşimin akrabaları da, etrafımdan çok kimseler de, kankam Emre Dorman da, Haber Türk’ün sahibi Turgay Ciner de, Cansu Canan Özgen de, daha çok kimseler de hep Sabetaycı.

Adnan Oktar’ın kedicikleri denilen kadınlardan Sabetaycı Tuba Öymen’in 2011 yılındaki bir paylaşımı. Adnan Oktar grubundan ayrılıp Kızıl İmamcılar denilen gurupla yoluna devam eden Caner Taslaman’ı, Oktar grubu yıllarca ifşa etti.

3- Bu nedenle, bütün müslümanları karşımıza alıyoruz. Onlar ne derse desin, neyi ispat ederse etsin görmezden geliyoruz. ‘Bilimsellik” söylemleri altında, onların doğru olan ehl-i sünnet İslam inancına “Geleneksel İslam” deyip yok etmeye çabalıyoruz. Hadisleri ve mezhepleri yıkarak, İslam’ı dipten bir darbe ile yıkmak istiyoruz. Hatta bu maksatla alaya alıyoruz, baskı altına alıyoruz ve bu gizli kapaklı bağlantılarımız yüzünden, haksızlığımız meydanda olduğu halde, münazaralarda gerçek İslam alimlerinin karşısında perişan olduğumuz halde bu Sabetaycı basın ve medya yine de onları değil, bizi el üstünde tutuyor. Hizmet verdiği milletin değil, bizim yanımızda oluyorlar. Zaten bu sadece dini meselelerde böyle değil. Onlarca yıldır bu milletin kabullenişlerini Sabetaycı basın ve medya değiştirmedi mi.. Çıplaklığı, alkolü, sigarayı, ana-babaya asi olmayı, kendi kafasına kaptan olmayı, süs ve gösteriş için yaşamayı, kumarı, zinayı, evlilik dışı birlikteliği bizim Sabetaycı basın ve medya normalleştirmedi mi… Bakın işte bu paylaşımım da bile arkamda yarı çıplak bir kadın var ve ben onun da olduğu fotoğrafı paylaşırken, sabah akşam İslam’dan, ayetlerden bahseden biri olduğum halde hiç bir utanma belirtisi göstermeden onu da paylaştım. 

Haftalar hatta aylar boyunca, Sabetaycı Caner Taslaman’a, en medeni şekilde sorular yönelttik. Sabırla tekrar tekrar sorduk ve imkansızı başarıp, her seferinde görmezden gelmeyi tercih etti. Şimdilerde bütün Türkiye Akademi Dergisi’nin Caner Taslaman ve çevresine dair iddiaları ile çalkalanıyor ama o hala akıl almaz şekilde susuyor.

4- Caner Taslaman ad ve soy adımın Boşnakça ile alakası yoktur. İbraniceye atıf içerir. Bunları açıklasam da giriş seviyesinde olanlarınız anlayamaz. Boşa zahmet çekmenin anlamı yok. Benim adım Can-er, Turgay’ın soya adı Cin-er… Benim soy adım Tasla-man, Emre’ninki Dor-Man.. Bunlar tesadüf eseri değildir. Özenle üzerinde durulmuş isim ve soy isimlerdir ve İbranice gerçek isimlerimize ya ses/telaffuz ya da mana itibari ile atıf içerir. 


5- Yaptık, ettik. Bakın ne kadar panik halinde olduğum sadece şu acayip tutarsız davranışlarımdan ve paylaşımlarımdan bile belli ve gözler önünde. Lütfen savcılıklara suç duyurusunda bulunmayın. Yaptıklarıma çok pişmanım.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Emre Dorman Sabetaycı mı, beni neden engelledi?

Haftalar önce bir gün, Emre Dorman’ın profilinde ”Emre Dorman! Sen de Sabetaycı bir gizli Yahudi misin? Caner Taslaman ile bir akrabalığın ya da bilinmeyen bir bağlantın var mı?” mealinde, son derece medeni tarzda bir yorumum/sorum olmuştu. 

O vakit engelledi de, yoğunluktan ben mi fark edemedim, yoksa birkaç gün önce bu şebekeyi tam anlamı ile alemin gözleri önüne serip Caner Taslaman’ı bile aciz düşürdüğüm vakit mi kızıp ya da belki de panikleyip engelledi, düşündüm, taşındım, bilemedim. 

Ne vakit engellemiş olursa olsun, asıl mesele, neden engellediği… Küfür, hakaret, tehdit mi ettim… Saldırgan ve kırıcı bir üslup mu sergiledim… Cevap alamadığım halde, devamında da baskıcı ve kırıcı bir üslubum olmadı. ‘Hayır. O nereden çıktı? Ben Sabetaycı değilim’ dersin, benim bir bildiğim varsa da, o nedenle bu soruyu sormuşsam, bu cevabının üzerine o kısma geçerim. Engellemenin, bu derece geri durmanın, tuhaf davranmanın gereği nedir. 

‘Engellendi’

Emre’nin bu yaptığı bir yana, Caner Taslaman da tuhaf… Açıkça Sabetaycı olduğunu iddia ettim. Haftalarca görmezden gelmeye çabaladı. Sonunda yayıldı, herkes sordu, bu defa kendini savunmaya kalktı, iddia sahiplerine terbiye sınırları dışında, bayağı kelimelerle saldırdı ama açık, net bir cümle ile “Ben Sabetaycı değilim” diyemedi. 

Bir ata sözü var bilir misiniz? 
– En sağlam zincir bile, en zayıf halkası kadar sağlamdır. 


Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Gerçek paralel devleti ifşa ediyoruz!

BAŞKA BİR GÖZLE BAKACAKSINIZ

Evrimi savunan da Sabetayist, sözde ona cevap veren de Sabetayist. Kanal da Sabetayistlerin…

Gerçek paralel devleti ifşa ediyoruz.

Bundan sonra Türkiye’deki televizyon kanallarına, milletin tepkisine rağmen sık sık bu kanallara çıkartılanlara, bu kanallardaki programlara, dizilere, daha başka bir gözle bakacaksınız. Bundan sonra bu ülkede kimlerin neler çevirdiğini, neler çevirmek istediğini, hepiniz hemen anlayacaksınız.

Sabetayist gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan ve bünyesinde çok sayıda kripto çalıştıran Haber Türk kanalına çıkartılan, yaratılışı savunan Sabetayist Caner Taslaman’ın karşısında, ona inat Darwinizmi savunan Örsan Kunter Öymen de Sabetayist bir gizli Yahudidir.

Babası meşhur CHP’li Örsan Öymen’dir. Kendisi de bu derece vasıfsız haline rağmen bir profesör doktordur ve CHP içinde önemli bir isimdir. Amcası Altan Öymen, Sabetayist Kamal Atatürk marifeti ile Sabetayist kliğin kurduğu Halk Fırkası’nın, bu günkü adı ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir dönem genel başkanlığını yapmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İngiliz derin devletinin, uluslar arası gizli Siyonist teşkilatların, Masonluğun ve en çok da içimizdeki İsrail’in Sabetaycı kliğinin gayretleri ile kurulmuş ve yönetilmiştir. Tarihi boyunca İslam’la ve milli değerlerle mücadele etmiştir. Ülkede ana unsur olan, ezici farkla nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, en temel insan hak ve hürriyetlerinin bile zorbaca, keyfi ve hukuksuz olarak engellendiği ve Kamalizm maskesi giydirilmiş Sabetayist rejimle özdeşleştirilmiş bir sözde partidir. 1923-1950 yılları arasında aralıksız iktidarda kalmış ve 1946’ya kadar tek parti düzeni ile milletimizin milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırılması, dönüştürülmesi yolunda kullanılmıştır.

Azınlık unsurların, Türk ve Müslüman kimliğine bürünerek, hile, ihanet hatta tedhiş ile Türkleri ve Müslümanları kontrol etmek, dünyevi ve uhrevi/itikadi anlamda dönüştürmek, kılık kıyafetine kadar, alfabesine, tarihine kadar değiştirmek/dönüştürmek için kullandığı ve bu kadar keyfiliği, zorbalığı, saçmalığı, gayr-i İslami ve Türk kültürüne ters şeyleri kutsallaştırmak, çağdaşlığın tek yolu göstermek için kullandığı bir sözde partidir. En kısa tarifi ile İçimizdeki İsrail‘in, İçimizdeki Ermenistan‘ın ve Siyonizm’in ortak projesidir.

Bu günkü genel başkanı, Siyonist para spekülatörü George Soros tarafından ve Soros’la paslaşan İçimizdeki İsrail ve Masonluk tarafından, ülkemizin önde gelen kripto Yahudi ve Ermeni patronları tarafından o konuma getirilen gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Soros ile ve İçimizdeki İsrail ile irtibatlı olanın, doğrudan ya da dolaylı yollardan CIA ile irtibatlı olmaması ise imkansızdır. Ondan önceki genel başkan Deniz Baykal da dahil olmak üzere, bu sözde partinin genel başkanlarından Mustafa Kamal Atatürk dahil nerede ise tamamı ve partinin önde gelen etkili isimleri her dönem daha çok kripto Yahudiler, en çok da Sabetaycı Kripto Yahudilerdir. Bazı dönemler, bazı önde gelen isimler ise kripto Ermenilerdir. Şu anda partide Kılıçdaroğlu’nun çevresinde, onun gibi gizli Ermeni ve gizli Hristiyan birçok kişi vardır.

Bu basın ve medyanın, bu sözde partinin, Aladağ yurt yangını meselesini araç edinerek yapmak istediği de; yıkılmak üzere olan düzenlerini kavileştirmek, bu niyetle ülkedeki açık ara en güçlü İslami cemaat olan ve kendilerine en büyük tehdit olarak gördükleri grup olan Süleymancıları bu millete terörist gibi göstermek, karalamak, mümkün olursa yok etmektir. Hatta bir oldu bitti ile, daha önce yaptıkları gibi, tarihleri boyunca yaptıkları gibi hukuksuz ve keyfi şekilde ülkedeki dini özgürlükleri zorbaca, kanunsuzca engelletmektir. Şu anda FETÖ bahanesi ile yapılan operasyonları bile aslında yapan AKPKK değil, bu güç odaklarıdır. Hedef bu bahane ile bütün Müslümanların devlet kurumlarından, sanayiden, ticaretten tasfiye edilmesi, ezilmesi, yok edilmesidir. Bütün cemaat ve tarikatların bitirilmesidir. AKPKK’yi kuranlar da, logosuna yedi kollu Yahudi şamdanı koyanlar da, yönetenler de aynı kliklerdir. Mesela Sabetayist Deniz Baykal’ın çok yakın akrabası olan Sabetayist Bülent Arınç, AKPKK projesinin en kritik isimlerinden biridir.

Unutmadan, Terakki Vakfı okulları, Şişli Terakki okulu, Işık okulları, Işık Üniversitesi hep Sabetayist gizli Yahudilerin, yani bu ülkedeki gerçek paralel devletin eğitim kurumlarıdır. FETÖ’nün eğitim müesseselerinden ilki olan Yamanlar Koleji’ni kuran kripto Yahudi Sezen Aksu’nun babasıdır ve bu adam hala hayatta olmasına rağmen bırakın tutuklanmayı, sorgulama süreci bile geçirmemiştir. Paralel devlet olduğu iddia edilen FETÖ, bu gerçek paralel devletin bir oyunundan başka bir şey değildir.

Basın ve Medya lincine, vekil görünümlü acayip bağlantılı kripto tiplerin art niyetli yönlendirmelerine, açıklamalarına, bunların organize suç kapsamına giren faaliyetlerine aldanmayın, kapılmayın.

Bir sakin olun ve hakkaniyetle neler olduğunu sorgulayın. O Aladağ yurdunda kimse kimseyi kasten yakmadı. Kimse kasten akıl almaz ihmaller zinciri sergilemedi. Hala hiç kimse o yurt dahil Aladağ’da çok sayıda haneyi art arda yakan ve bölgede yeni takılmakta olan EneriSA sayaçlarını bir kez olsun dillendirmedi. O yurttan sonra bile Aladağ’da o EnerjiSA sayaçları nedeni ile başka hanelerin de cayır cayır yanıp kül olduğunu dillendirmedi. Merdiveni bile olmayan ve su bile sıkamayan sözde itfaiyenin, kasten yalan rapor yazan ve raporu gerçekleri yazan Emniyet’in raporu ile çokça çelişen itfaiyenin, başka suçlardan yargılanmakta olan, hukuki açıdan riskli bir yerde duran ve bu yangından dolayı da yargılanmamak için kasten yalanlar söyleyen, “Çocuklar yangın merdiveninin dibine kadar gelmişler, orada yanarak can vermişler” yalanını söyleyen Adana Belediye başkanının, hatta daha en baştan “Asıl suçlu benim. Ben yargılanmalıyım” diyen Aladağ Belediye başkanının, hala yargılanmadığını bilip de Süleymancılara bu linci yapanlar, hem deşifre olacaklar, hem yargılanacaklar. Dünya genelinde, bunların adını duymadıkları yerlerde bile, bunca senedir başarı ile insanlığa hizmet eden ve bunu çokça çileler çekerek, maddi karşılık beklemeden yapan ve gayr-i Müslim milletlerin bile takdir ettiği kişilerdir Süleymancılar…

İzleyin, Süleymancılar, kendilerine bu kadar zamandır ahlaksızca ve kuralsızca ve organize şekilde yapılan basın ve medya lincinin intikamını, hukuki sınırlar içinde çok ama çok sert alacaklar.

Boğazımıza kadar getirdiler. Bu yapılan hak değil, adalet arayışı değil, hak arayışı değil, insanlık dışı ve hukuken suç kapsamında olan bir karalama, sindirme, yok etme operasyonu…

Mehmet Fahri Sertkaya

Sabetaycı gizli Yahudi Caner Taslaman’ı, bu millete inat, kimler, neden televizyon programlarına çıkartıyor

Yazar: Mehmet Fahri Sertkaya (#mfs)

Caner Taslaman, Sabetayist gizli Yahudi…
Pelin Batu, Sabetayist gizli Yahudi…

Okan Kaan Bayülgen, Sabetaycı gizli Yahudi…
Show TV, Sabetaycılar tarafından kurulmuş bir televizyon kanalı…

1 Mart 1991’de Sabetaycı Erol Aksoy, Sabetaycı Dinç Bilgin, Sabetaycı Haldun Simavi ve Sabetaycı Erol Simavi tarafından Fransa’da kurulmuştur. Yayına geçtiği ilk anlardan itibaren, halkın bütün tepkisine rağmen, bu milletin değerlerine savaş açmışçasına bir yayın faaliyeti olmuştur.
Çıplaklığın, küfrün, lanetin, hırsızlığın, kibrin, şımarıklığın, evlilik dışı ilişkilerin, adiliğin, rezilliğin hakim olduğu Amerika yapımı ve Siyonistlerin çektiği filmlerin…

Cinselliğin, kadın bedeninin sanat gibi pazarlanmak istendiği rezil programların, nikah dışı ilişkileri meşrulaştırmaya çalışan her türlü yayının ve ayrıca pop kültürünü, hovardalığı, serseriliği, vurdumduymazlığı, sorumsuzluğu aşılayan her türlü yayının…

Ayrıca, çırılçıplak kadınları kliplerinde oynatan Türk görünümlü Sabetayist sözde sanatçıların kliplerinin günün her saatinde yayınlandığı, adeta bir lağım çukuru vazifesi görmüştür. Bütün bunlar kasten yapılmıştır. İlk dakikadan itibaren medeni bir hukuk devletinde, bir milli güvenlik tehdidi kabul edilip, yargı müdahalesi görmesi gerekecek bir TV kanalıydı. Şu anda Siyonistler ve Sabetayistler, bir dünya devi olmaya doğru hızla koşan Çin’de, ahlaken, fiziken, ruhen, aklen ve toplum çapında “çökertici” faaliyetlerde bulunmak isteseler de Çin devleti, bizim o vakitlerden beri yapamadığımızı yapıyor ve bunlara izin vermiyor. Çin’in bu isabetli uygulamaları da basın ve medyamıza eskiden beri hakim olmuş bu kriptolar tarafından “Çin’deki mantıksız, anlaşılmaz yasaklar” gibi başlıklarla milletimize sunuluyor.

Kanalizasyon çukurunun şu andaki sahibi ise, hakkında gümrük kaçakçılığı, madenlerinde ölümlü kazalara sebep olmak dahil çok sayıda suçlama ve yargılama olan ve Sabetayist Caner Taslaman’ı, Müslümanların itikadını darbeleyip dursun, hadis inkarcılığı hakim olsun, mezhepsizlik fitnesi yayılsın, akılcı sapkın bir İslam inancı hakim olsun diye, sahibi olduğu diğer kanal Haber Türk’te Sabetayist Cansu Canan Özgen’in programına, bu milletten yükselen çığ gibi tepkilere rağmen inatla ve keyifle çıkartan Sabetayist Turgay Ciner’dir.

Sabetayist Adıtürk’ü (sözde Atatürk’ü) deşifre ettik diye bizi sürmanşetinden bütün Türkiye’ye, kasten açık isim ve soy isim vererek hedef gösteren de Gazete Haber Türk paçavrasıdır. Buna rağmen, bin türlü somut delil ve kaynak ile yaptığımız o yayınlardan dolayı yapılan o yargılamadan beraat ettiğimizi yazamayan, haber yapamayan da onlardır.
Pelin Batu’yu yeni duymuş olabilirsiniz. Başlangıç bilgisi için şuraya bakabilirsiniz: 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi