Etiket arşivi: MFS Projeleri

Büyük bir coşku var

Dünyanın dört bir tarafında koca koca teknik adamlar, holding patronları, yöneticileri ve ayrıca siyasi idareciler arasında son birkaç saattir tam da bu hallerde olanlar var. Hala ilk şoku atlatamamış olanlar var.

Çok basit bir şekilde, çok büyük sorunlardan kurtulacaklar. Ankebut Ağının devleştirdiği, tekelleştirdiği ve zulüm çarkına döndüğü firmalardan kurtulacaklar.

Hiç kimse bu sahaya/sektöre girip şu araçları yapmasa bile, kendilerinin yapabileceğine eminler. Telefon trafiği hala çok yüksek. Neler neler konuşuyorlar. Hasbelkader karşılarına çıkmış olsam beni omuzlarına alırlar ve saatlerce indirmezler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu yoğunluğun arasında, kafamdaki bir projeyi daha anlatacağım

Bu yoğunluğun arasında, kafamdaki bir projeyi daha anlatacağım. Tamamen temsili görseller kullanacağım. Görsellere hiç takılmayın, sadece fikir alın, asıl olarak yazdıklarıma odaklanın. Hızlıca yazıp paylaşarak aradan çıkartacağım.

Ne diyorsunuz?

Eee, ne diyorsunuz, TIR’ların, trenlerin, uçakların sayılarının çok azaltılmasının vakti gelmedi mi?

Daha önce de ufaktan bir çıtlatmıştım bir yazımda… Olağan akışta TIR’lar çoktan tarihe karışmış olacaktı. Lakin insanlığın faydasının değil de cebini haksız, hukuksuz şekilde doldurmanın peşinde olan Ankebut Ağı mensupları, binlerce faydalı şeye izin vermedikleri gibi buna da izin vermediler.

Dünyada hala insan ve yolcu nakliye/taşımacılık masrafları da çok yüksek. Böyle olması gerekmediği halde böyle, çünkü Ankebut Ağı ve onların da içine sızan uzaylı insan türleri, dünyamızda iyiliğin, rahatın, bolluğun, saadetin, huzurun olmasını istemediler, istemiyorlar. Dünya insanlığını kendilerinin köleleri gibi görüyorlar. Sömürülecek, sağılacak, istifade edilecek hayvanlar misali görüyorlar.

Hedefleri insanlığın işlerini kolaylaştırma ve bu vesile ile de temiz şekilde para kazanmak değil. Hedefleri beş para etmez araçları, mükemmel araçlar gibi göstererek/kabullendirerek çok pahalıya satmak, sonra sürekli servis/bakım/tamirat kısmından da para vurmak… Sürekli lastik ve bazı yedek parçaları da satarak para vurmak… Sürekli benzin/mazot da kullandırmak. Ve dünya üzerinde mümkün olduğunca bu sahaları/sektörleri kendi adamlarının kontrolünde tutmak. Tek cümleyle ifade edilecekse, insanlığı sağımlık inek misali her gün, her fırsatta türlü türlü sağmak…

Geçenlerde tarif ettiğim ve dış görünüşü itibariyle jet uçak motorlarına benzeyen, silindir şekilli ve içinde spiral pervanesi bulunan iticiye, bundan sonra kısaca SİSİPER diyeceğim. SİSİPER, yani silindir şekilli spiral tarzda pervane…

O SİSİPER tekniği ile hem karada hem de denizde giden araba sahasında/sektöründe bir devrim başladı bile… Dünyanın dört bir yanında farklı taraflar hala sivil ve askeri deniz araçlarında denemeler yapıyorlar. Meydana çıkan ilk neticelere bile siyasi idareciler kadar mühendisler de inanamıyorlar. Gerçek bir devrimin başında olduklarını kabullendiler.

Bunun haricinde, camları, silecekleri, aynaları, farları ve gereksiz yüksek maliyeti ortadan kaldıran, aracın iç yüzeyinin çoğunun plastik ekranlarla kaplanması tekniği de çok şeyleri değiştiriyor, değiştirecek. Aracın iç ve dış yüzeyi arasına ısı ve ses yalıtımı sağlayan malzeme konulacak olması da kullanma maliyetlerini çok düşürecek. Arabalar karada ya da denizde, mevsimin ne olduğuna, havanın sıcak ya da soğuk olduğuna, gece ya da gündüz olduğuna hiç aldırış edilmeden kullanılacak.

Bundan böyle küçük ya da büyük deniz araçlarının saatte en az 300 km hız ile gidebileceği, istenirse bu hızın çok daha üstüne çıkabileceği de iyice anlaşıldı, kabullenildi. Üstelik, bunu sağlayacak araçların, mevcut araçlardan çok çok daha az yakıt harcadıkları, elektrikli motorla da desteklenebilecekleri, daha az arıza ve bakım masrafı çıkartacakları, kolayca da seri imalatının yapılabileceği kabullenildi.

Bu şartlarda, muhtelif boylardaki sivil ve askeri gemilerden sonra, denizaltılara ve hatta torpidolara kadar her şeyde büyük değişiklikler olacak. Dünyada havacılık sektörü bile çok çok küçülecek. Uçakların ve trenlerin kullanma oranı hızlıca çok düşecek. Buna bağlı olarak uçak imalatçısı firmalarda, bunların tedarikçilerinde, hava taşımacılığı hizmeti veren firmalarda adeta depremler yaşanacak. Meselenin geniş geniş yazılıp anlatılması gereken çok yönleri var. Benim vaktim dar ve kısaca devam edeceğim.

Bu değişiklik rüzgarından trenler kadar, TIR’lar da nasiplerini alacaklar. Hususiyle ülkeler arası nakliye yapan TIR’ların yüzde doksana yakınının birkaç sene içinde oyundan düşmesi ihtimali çok kuvvetli. Hızlı trenler bile eskisi kadar rağbet görmeyeceklerdir. Çünkü SİSİPER tekniği ile yapılacak deniz TIR’ları ya da trenleri, bildiğimiz TIR’ları ve trenleri yok olmaya ya da hiç değilse çok az sayıda kullanılmaya zorlayacak. Bir kara TIR’ının bir dorsesi oluyor ve üzerinde bir tek konteyner taşıyor. Karada ve en fazla 90 km hızda gidiyor. Trafiğe takılıyor. Kaza riski yüksek oluyor. Kazalar sonrasında yüksek masraf çıkıyor. Çok fazla mazot harcıyor.

Oysa bir deniz TIR’ı ya da treni, bir katar misali olacak, arkasına çok sayıda deniz vagonları bağlanacak. Bu deniz vagonları, sağa sola ve aşağı yukarı yalpalanmaya/dalgalanmaya uygun ara bağlantılarla birbirlerine bağlanacaklar ki bunu yapmak mesele bile değil. Bu deniz vagonlarının taşıyıcı kısmı (şasisi), tamamen kapalı ve içi hava dolu şekilde, paslanmaz metallerden imal edilecekler. Denizin içine çok girmeyen, oval biçimli tabanları olacak. Şasinin üst kısmı (yani konteynerin konacağı üst yüzey) ise düz olacak. Altı oval, üstü düz olan bu metal balonun içine hava da girmeyecek, içinden hava da çıkmayacak. Kasıtlı şekilde delinmezlerse, hiçbir hava şartında, ne kadar savrulup dursalar da asla batmayacaklar. Her bir deniz vagonunun iki yanında da SİSİPER varmış gibi içi hava dolu, silindir şekilli, uçları sivri ve paslanmaz metalden yapılmış balonlar olacak. Bunlar sayesinde deniz vagonlarının hem sağa sola yalpalanması çok azaltılacak, hem de katar hızlandıkça hem katar hem de bu vagonların gövdeleri sudan yukarı yükselecek. SİSİPER’ler ve SİSİPER benzeri metal balonlar üzerinde yol alınacak. Sürtünme çok çok azaltılacak. Hız artmış, yakıt harcaması çok çok fazla azalmış olacak.

Bu araç, katarın arkasına ayrı ayrı eklenecek onlarca deniz vagonunu, çok çok az yakıt harcayarak ve kaza riskini de çok düşükte tutarak, saatte en azından 300 km hızla denizden götürecek. Vagonlar insan/yolcu/turist taşımak, konteyner taşımak, eşya taşımak, otomobil taşımak, ziraat mahsulleri taşımak, çiftlik hayvanları taşımak da dahil olmak üzere çok değişik maksatlarla, farklı üst tasarımlara sahip olarak imal edilecekler. İnsan taşıyan vagonlarda da cam olmayacak. İç yüzeyler ekran dolu olacak. Isı sorunu da olmayacak, havalandırma sorunu da olmayacak.

Vagonlara gerçek SİSİPER takmaya gerek yok. Sadece en arka vagonda iki yana toplamda iki adet ve gerekli büyüklükte SİSİPER takılacak. Bunlar ters yöne dönük olacaklar. Sürücü aracı hızlıca durdurmak istediğinde, tek bir tuşa ya da pedala basacak ve ileri doğru dönmekte olan SİSİPER’lerin hepsi birkaç saniye içinde tamamen durduğu gibi, o birkaç saniye içinde en arkadaki SİSİPER’ler tam dönüş hızına çoktan ulaşmış olacaklar. Bu sayede bu aracın çok mükemmel bir fren sistemi olacak. Bu sayede bu araç ani frenleme yaptığında trenler misali savrulmayacak, kazalar yaşanmayacak. Çok hızlı giderken, çok kısa mesafe içinde, çok keskin dönüş yapmak istenmediği takdirde, bu aracın kaza ihtimali sıfıra çok yakın olacak. Çünkü, bu araçlar GPS sistemiyle ve devletler arası bir teşkilat tarafından takip edilip yönlendirilecekler. Tıpkı uçakların kuleler tarafından yönlendirmesi gibi… Ya da hiç değilse ilk zamanlar her ülkenin kara sularına girdiğinde, o ülkenin ilgili kurumuyla bağlantıya anında geçip yönlendirmelere de uyabilir. Böyle bir sistemle, birbirlerine tehlikeli şekilde yaklaşmaya başladıkları gibi yapay zekalar ya da insan operatörler hemen sürücüleri ikaz edecekler. Yönlerini ve hızlarını değiştirebilecekler. Sürücünün başına bir şey gelmiş olsa bile bu araçlar bu sistem tarafından otomatik olarak durdurulabilecekler. Zaten belki ilk zamanlar bu araçlarda sürücüler olur, olsa bile ilk zamanlarda da yolun tamamına yakınını otomatik pilot kontrolünde gider, sonraki zamanlarda ise tamamen otomatik pilot sistemiyle kullanılmaya başlanırlar.

Deniz nakliyesi sahasını elinde tutan belli başlı firmalar da büyük darbeler alacaklar. Deniz nakliyesi sahasında son yıllarda yaşanan büyük sorunlar ve maliyetin çok artması sorunu da çözülecek. Sürekli nakliye yaptıran firmaların kendi deniz TIR’ları olacak. Zan ediyorum ki havacılık firmaları anında havacılığa yapmakta oldukları yatırımları keserek, deniz trenleri ile yolcu taşıma işine girecekler. Hyperloop sisteminin de havası bir anda büyük oranda sönecek. Dünyanın her tarafını kara üzerinde büyük boru sistemiyle donatmanın, bunlara masraf etmenin gereği kalmayacak. Zaten batak haldeki Tesla, Boeing gibi firmalar da bu vesileyle son darbeyi alırlar. ABD ekonomisi de öldürücü son darbelerden birini daha almış olur.

Sadece üç beş saat içinde bu deniz TIR’ları ya da trenleri, onlarca konteyneri ya da toplamda binlerce yolcuyu, binlerce km uzaktaki hedef ülkenin limanlarına götürebilecekler.

Çekici/katar çok özel şekilde yapılacak. İki yanında, yatayına konulmuş iki uzun füze gibi SİSİPER’ler olacak. Kendi alt gövdesi de zaten paslanmaz çelik hava balonu gibi olacak ve hiçbir şekilde batmayacak. Yanındaki SİSİPER’ler yalpalanmayı nerede ise sıfıra indirdikleri gibi, ayrıca dümen vazifesi de görecekler. Bunlar sağa ve sola doğru birlikte dönerek, çok başarılı bir yönlendirme/dümen olarak da iş görecekler. İç ön kısmı uçakların kokpitine benzeyecek ama çok daha sade, kullanışlı ve güzel görüntülü, ferah olacak. Camlar yerine, cam hizasına gelen kısımların iç yüzeylerinde boydan boya tek parça ekranlar olacak. Sürücülerden biri iş başında iken diğerinin istirahat edebilmesi için yatak, ayrıca buzdolabı, derin dondurucu, TV, internet, tuvalet, banyo dahil her şey olacak. Bu kısmın da arkasına kalan kısım ise makine dairesi gibi olacak. Bir elektrikli, bir de benzinli ya da mazotlu motor olacak. Bir büyük benzin/mazot deposu ve ayrıca iki ayrı ve büyük batarya olacak. Bataryalardan biri motoru ve bütün güç sistemlerini beslerken, araç denizden yukarı kalkarak adeta uçarcasına giderken, diğer batarya şarj olacak. Aracın, olmayan farları hizasına gelecek yerlerden içeri yoğun şekilde rüzgar çekilecek. Bu rüzgar, geniş borulardan çok süratli şekilde arka kısma gidip arka yan taraflardan dışarı bırakılırken, bu arada ikinci bataryayı şarj eden jeneratörü çevirecek. Bu sayede bu araçlar, yolun büyük kısmını elektrikle/şarjla gidebilecekler. Hatta tamamını elektrikle gitme ihtimali de çok yüksek. Zaten mazotla ya da benzinle çalışan motor bu araca ihtiyaten konulacak. SİSİPER sistemi sayesinde bu araçlar benzin ya da mazotla giderken de çok az yakıt harcıyacaklar ve maliyetleri çok düşürecekler. Ayrıca hem katarın/çekicinin hem de deniz vagonlarının en üst, çatı tarafları güneş enerjisi panelleri ile kaplanacak. Hatta yeni nesil güneş panelleri o kadar şeffaf ve güzel görünüşlü ki aracın vagonlarının iki dış yan yüzeyleri de bunlarla kaplanabilir.

Yazık günah… Hala kara TIR’ları kullanmak, hala konteyner taşımacılığını elinde tutan üç beş deniz nakliye firmasına bağlı kalmak, hala saatte 40 km hızla konteyner taşımak, hala soygun sistemine razı olmak, kabullenilebilir şey değil. İsterlerse, yoğun şekilde nakliye yaptıran firmalar bile kendi bünyeleri içinde ve kısa sürede deniz TIR’ları imal ettirebilirler. Bu araçların imalat sahasının da o malum firmalara ve patronlara bırakılması, yine vahim bir hata olur.

Dünya genelinde internet üzerinden alış veriş yoğunluğu büyük bir hızla artmaya devam ediyor. Dünyada milyonlarca insan, başka ülkelerdeki satıcılardan siparişler veriyorlar. Bunların teslim süresi sadece iki güne düşürülebilir. Bu sistem sadece bir iki ay içinde gerçekleştirilebilir, işler hale getirilebilir. On binlerce konteynerin bir araya gelmesini, bunların hepsiyle on ya da yirmi kişinin ilgilenip limanda takip etmesini, koca gemilerin yüklenmesini, dolmasını, yola çıkıp saatte en fazla 40 km yol almasını beklemenin artık bir mantığı yok

Böyle bir başlayalım, vakti gelince ben pervanesiz, kanatsız ve motorsuz şekilde ve tıpkı uçan daireler gibi uçabilen araçlara da yönlendireceğim dünya insanlığını… Bu geçiş sürecinde uçaklara, hava taşımacılığına, hızlı trenlere, hyperloopa, TIR’lara, Boeing’e, Airbus’a, Tesla’ya, ABD’ye ve Avrupaya ve bütünüyle Ankebut Ağına yatırım yapanlar, çok ani şekilde çökecekler ve fazla dayanamayıp batacaklar.

Hala şüphesi kalanlar var mı bilmem ama ben bu dünyanın bu kara düzenini değiştireceğim ve bunu kısa sürede yapacağım.

Hazırlıksız şekilde hızlıca yazdım. Birkaç saat sonra müsait olunca okur, gözden geçiririm. Yazı hataları varsa düzeltir, ayrıca ekleme yapacaksam yaparım. Hitap ettiğim teknik kişiler, şu kadar yazmadan bile zaten anlayabilirlerdi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Fikirlerime, projelerime itibar ediyorsanız;

– İstanbul boğazındaki yalıları, köşkleri, restoranları elinizden çıkartın, çünkü tıraşlamalar yapılacak. Boğaz genişletilecek. Bu, mümkün olabilen en kısa sürede yapılacak. Lüzumu halinde tarihi mekanlar/eserler bile yıkılacak, tıraşlanacak. Hukukçular buna “olur” verecekler. Kamu vicdanı da gerekli bilgilendirmelerden sonra buna “olur” verecek.

Ayrıca her eski eşyanın, meskenin ya da eserin “tarihi eser” ya da “değerli eser” olarak görülmeyeceği, isabetli bir kabullenişe geçilecek. İki ya da üç asır önce inşa edildiği ya da imal edildiği zaman bile kıymet verilmemiş, beğenilmemiş, fayda sağlamamış eşyanın, meskenin, alet edavatın bu asırda kıymete binmesi, sizce de çok tuhaf değil mi? Kamunun çok büyük menfaati olacaksa, hayatın akışına çok büyük fayda sağlayacaksa, asırlar boyu faydası devam edecek ve toplamda yüz milyonlarca insan ferahlayacaksa, onlarca tarihi eser ya da mesken tereddüt edilmeden yıkılabilecek.

– Kanal İstanbul projesi hakkında en baştan beri “Hiçbir zaman yapılamayacak” demiştim ve son sözü de çoktan söyledim. Bütün dünya da duydu. Duymayan kaldıysa, işine geldiği her anda mfs taklidi yapan ve mfs rüzgarının peşinden yol almaya çabalayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkışlarından duymuş, anlamıştır. Dünya ittifak etse bile o proje yapılamayacak. Buna izin vermeyeceğim. İstanbul’a bu darbenin vurulmasına da buradan vurgun vurulmasına da izin vermeyeceğim. Zaten son sözü söylememden sonra dünyada beklenen oldu, aklı başında herkes geri durdu. Bunun istisnası olabileceğini ve paranın ya da mason olmasının kendisine güç verdiğini düşünen, bu projeyi yaptırabileceğini düşünen taraflar kaldıysa, parasını istediği gibi toprağa/araziye gömebilir. Beklediği gibi değer kazanma asla olmayacak. Bu proje yapılmayacak.

– Karadeniz ile Hazar denizini birleştiren kanal kesinlikle yapılacak, açılacak. Gayet uzun, gayet geniş ve derin olacak. Çok çok büyük faydalar sağlayacak. Geçiş güzergahı şu an için belirli değil ama inşaasına başlandığında bütün güzergah Türkiye devleti sınırları dahilinde olacak.

– İstanbul’daki yeni havalimanı kapatılacak, farklı maksatlarla kullanılacak ya da kiraya verilecek ya da arazisi satılacak. O kule diye yapılan mason/satanist sembolü de yıkılacak. Oralarda gayr-i menkul yatırımları yaptıysanız, elinizden çıkartın. İstanbul’da hava trafiği çok azalacak. Sabiha Gökçen Havalimanı bile tek başına yeterli olabilecek hatta ihtiyaç duyulandan daha büyük bir havalimanı olarak görülecek.

– Büyük şehirlerde ekmek işi tek bir firmada ya da 3-5 firmada toplanacak ve küçük fırınların faaliyetini devam ettirme imkanı kalmayacak. Ekmeğin sağlıklı ve temiz olması bir milli güvenlik meselesi olarak görülecek.

– Gıda güvenliği de milli güvenlik meselesi olarak görülecek ve asla taviz verilmeyen meselelerden biri olacak. Gıdada tağşiş yapanlara bile çok ama çok ağır cezalar verilecek. İnsan sağlığını, hayatını hiçe sayacak kadar ileri giderek gıda üretenler ve bunu bilerek satanlar ve aracılık edenler… Sureten hala insan gibi görünseler de sireten şeytanlaşmış ve canavarlarmış bu kişilere idam cezaları verilecek. İnsan nevinden sayılmayacaklar ve insanlara bir kez daha zarar vermelerine meydan/fırsat verilmeyecek. Aynı şekilde ilaç endüstrisi üzerinden milletin sıhhatine ve hayatına kastetmiş ya da bunlara yardım ve yataklık etmiş herkes idam edilecek.

– Marketler ve AVM’ler daha da büyüyecekler, yaygınlaşacaklar ve devletten “olur” alacaklar. Birlik olmayan, kendini geliştirmeyen, doğru kararlar almayan küçük esnaflar daha da azalacaklar ve zararlar edecekler. Hukuk sisteminde, kamu vicdanında, basın ve medya kuruluşlarında, belediyelerde ve genel kabullenişte hep bu tavır olacak. Birlik olan, kendini yenileyen, çok çalışanlar çok kazanacaklar. Kimse bundan rahatsız olmayacak. Geri kalan, batan, doğru zamanda doğru kararları almayan kişilere hak da verilmeyecek, destek de kredi de verilmeyecek. Mümkün olabilen her eşyanın/ürünün İnternet üzerinden satılması teşvik edilecek, büyük şehirlerde bir iki saat içinde teslimat yapılması sistemi teşvik edilecek ama bu sahada dönen türlü türlü hilelere ve hukuksuzluklara artık devlet kurumları müdahale edecekler, işlerini tam yapacaklar.

– Sulu tarım sahasından tamamen çekilin. Çok yakında Türkiye’de sulu tarım tamamen yasaklanacak ve Türkiye bu kararıyla da dünyaya örnek olacak. Vatandaşlarının zehirlenmesine asla izin vermeyecek. Çok yakında Türkiye devleti, su kaynaklarının kurutulmasına, topraklarının kurutulup kuraklaştırılmasına, ekinlerin hasat zamanı yaklaşırken tarlalarda kurutulmasına karşı gerçekçi tedbirler alacak. Bu türlü elektromanyetik saldırılar yapan devletlere karşı gerekirse harp ilan edecek. İleri teknolojiler kullanarak ormanlarımızı uzaktan yakan devletlere de harp ilan edilecek.

– İlk bakıldığı anda bile “Bu nedir böyle, bu apaçık bir şekilde soygun, hırsızlık, dolandırıcılık, sömürücülük. Başımızdaki yetkililer nasıl böyle bir işe girişip böyle ağır bir sözleşmeye imza atabilirler.” denilen sözleşmeler, anlaşmalar, her ne kadar resmi taraflarca imzalanmış olsalar da anında iptal edilecekler. Ödemeler o anda durdurulacak. Oturulup ilk önce o köprülerin, yolların, havalimanlarının, hastahanelerin ya da benzeri yerlerin gerçekten sözleşmedeki şartlara uygun şekilde yapılıp yapılmadığı konuşulacak. Yapılmadıysa ve kamu zararı varsa hemen tazmin etmeleri sağlanacak. Şartlara uygun yapıldıysa ama çok fahiş bir fiyatla yapıldıysa, o fahiş fark silinecek. Ödenmeyecek. Hatta o ana kadar rayiç bedelinin üzerinde ödeme yapıldıysa, fazla yapılan ödeme de geri alınacak. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı, herkesten alınacak. Bu milletin vergileri, başka milletleri ve onların firmalarını haksız ve hukuksuz şekilde zengin etmek için kullanılamaz.

Koca Türk milleti, milletler arası ve mason üç beş tane sömürücü firmaya para yetiştirmek için gece gündüz, aç karna çalışmak zorunda değil. Bu adilikleri yapan ülkeler/firmalar, götürebiliyorlarsa köprüleri, yolları, hastahaneleri, ne varsa hepsini söküp kendi ülkelerine götürsünler. Sorana da “Biz 80 milyon insanı toptan geri zekalı zan ettik. Korkak zan ettik. Soyup soğana çeviririz de hiçbir şey yapamazlar zan ettik.” desinler. “Halbuki başlarındaki idarecilere paylarını anlaştığımız şekilde de verdik. Bu iş böyle olmayacaktı. Fena çuvalladık.” desinler.

Götüremiyorlarsa, daha şimdiden oturup sözleşme maddelerini değiştirsinler. Bu sayede, o gün geldiğinde yargılanmamış ve cezalar almamış olurlar. Yabancı firmaların sahipleri ve yetkilileri de milletler arası mahkemelerde yargılanacaklar. Türkiye sınırları içinde olanlar zaten hemen tutuklanacaklar. Devletimiz, bu şahısların kendi devletleri tarafından da yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, malzemeden çalma, rüşvet, dolandırıcılık gibi ceza maddelerinden yargılanmaları talep edecek. Adaletin gereğini yerine getirmeyen ve vatandaşı olan dolandırıcılara ceza vermeyen devletlere de gerekli karşılıkları verecek.

Türkiye’de öyle bir devlet otoritesi ve adalet sistemi olacak ki karşısında hiç kimse yalan beyanda bile bulunamayacak. Bu vurgunlar vurulurken ve bu projeler sözleşmeye uymayan şartlarda yapılırken şahit olmuş toplamda on binlerce kişi bülbül olup şakıyacaklar. Ayrıca hesaplar, kitaplar, videolar, belgeler de gözler önünde olup adliyelere aktarılacak. Bu memleketten bir toplu iğne çalınmışsa bile onu söke söke geri alacağım.

Akıl almaz oranda ödediğimiz vergilerimizin/paralarımızın aktığı batı ülkelerinden ve bunların firmalarından, patronlarından bu paraları söke söke alacağım. Veremez hale gelirlerse, onlarca sene bu borca karşılık ücretsiz çalıştıracağım. İcap ediyorsa onların köprülerine, hastahanelerine, santrallerine, otobanlarına el koyacağım. Oraların hepsinden toplanan paraları Türkiye’nin hazinesine aktaracağım. Bu hususta bu dediklerimin asla yapılamayacağını düşünenler varsa, çok yakın gelecekte büyük şok yaşayacaklar. Bakalım, yaşayıp göreceğiz, uçtum mu yoksa ayaklarım yere basıyor mu, bu dünya kendini çok zeki ama koca koca milletleri aptal zan eden ahlaksız ve namussuz bir avuç kişilere kalıyor mu, göreceğiz. Yaşadıkları devletler, hükumetler, onları savunabiliyor mu, göreceğiz.

Az daha unutuyordum. Daha yenice yapılmış olmasına rağmen felaketlerde, musibetlerde çöken, çökecek, yıkılan, yıkılacak, bozulan, bozulacak köprünün, yolun, binanın, hastahanenin, postahanenin, ve her ne şey varsa hepsinin ödemesi anında durdurulacak. Ödemelerin kalanı yapılmadığı gibi, o ana kadar yapılan ödemelerin de çoğu geri alınacak. Üstüne, bu kamu sistemleri hizmet veremez hale geldiği için oluşan maddi ve manevi zararlar tazmin edilecek. Hazineye aktarılacak. Hazineye el uzatanın o eli kesilecek.

Herkes kafasına yazsın, şu andan itibaren Türkiye, eski Türkiye değildir. Bu güne kadar burada yanlış işler yapmış olanlar, neye müstahaklarsa onu bulacaklar, yaşayacaklar. Aklı başında olanlar, hiç değilse şu andan sonra yanlış işler yapmazlar. Türkiye’yi sağılacak inek gibi görmezler. Bu çiftliğin artık eli silahlı ve iyi nişancı ve korkusuz bir sahibi var.

– Bu ülkede bu kadar büyük oranda vergiler toplanıyor olmasına rağmen, bir de kamu imkanları kullanılırken her şeyden ücret alınmasına en kısa sürede son verilecek. Bu kan emici çark kırılacak.

Köprülerden, yollardan, tünellerden geçiş ücretleri alınmayacak. Okullarda, üniversitelerde hiçbir mazeretle para alınmayacak. İmtihanlardan, sınavlardan para alınmayacak. Eğitim sistemi üzerinden türlü türlü para vurma oyunları tek kalemde bozulacak. Adliyelerde mahkeme masrafı, tebliğ/tebellüğ masrafı ya da başka herhangi bir masraf alınmayacak. Adliyeler, para basan yerler olmaktan derhal çıkartılacak. Türkiye’de hükumete kendi adamlarını getirmiş devletlere ve milletler arası mafyalara ve tefecilere buralardan para akışı kesilecek. Öyle bulduğu her fırsatta adli ve idari para cezası yağdıran bu sözde hukuk sistemi sıfırdan yeniden tesis edilecek. Bu güne kadar kesilen milyonlarca para cezasından toplanan dağlar kadar paranın nereye gittiğinin izi sürülecek. Her halükarda o paralar geri alınacak. Bu kadar kötülüğün bu millete onlarca senedir yapılmasına aracılık eden ve Türk/İslam düşmanlarına çalışan mason tarikatı gerçek yüzüyle ve somut delillerle milletimize ve dünya insanlığına anlatılacak ve bu hain tarikat Türkiye’de tamamen yasaklanacak, bütün locaları kapatılacak. Tek tek adaletle yargılanacaklar ve suçlu olanlara hukukun izin verdiği en ağır cezalar kesilecek. Mason tarikatının gayr-i resmi (yeraltı) faaliyetine bile izin verilmeyecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

İşleriniz, haliniz nasıl?

Kaç gündür dünya kaynıyor, hepiniz de denemeler yapıyorsunuz. Yüzleriniz nasıl da gülüyor. O görüşmelerde nasıl cümleler kuruyorsunuz öyle… Kısa sürede trilyonlarca dolar döndüreceğinizi gördünüz ama hala ABD’nin ve doların patlayıp kontrolden çıkacağını kabullenemiyor gibisiniz.

Canım sıkılıyor, metafizik saha da tat vermiyor. Ne yapsak, bir proje daha paylaşayım mı? Ya da artık hazırsanız şu Türklerin Ergenekon’dan çıkışının gerçek yüzünü anlatayım mı?

Az önce internette şu tasarıma denk geldim. Kafamdaki tek kişilik modele ne kadar yakınmış. Hiç değilse yüzde 60’ın üzerinde benzerlik var. Görünce şaşırdım. Şunun üzerinde az oynamalar yaparak, spiral ve silindir pervaneyi de ekleyerek bile neler neler yapılır.

General Motor elektrikli modelinin imalatını durdurmuş. Bence şu anda elektrikli araba üreten her firma imalatı durdurmalı, zira çoğunu satamayacaklar. Ellerinde kalacak.

Ben söylüyorum, bu projeleri kimse yapmazsa, ben inip sahaya yapacağım. Ta ki Hazar ile Karadeniz’i birleştiren kanala, Kıbrıs’la Türkiye arasına suni adalarla kara bağlantısı atmaya kadar, havadan su elde etmeye kadar, kutup bölgelerini eritip normalleştirmeye kadar… Hepsini yapacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yeni nesil dalgakıranlar ve kervansaraylar

İç ve dış bütün kısımlarıyla gerçek bir gezi/cruise gemisi gibi görünen ama yerinde hep sabit duran ve çok sağlam şekilde yapılmış bir bina düşünün… O kadar gerçekçi ki bir kişiyi sahilden alıp ona götürmeden önce “Gideceğimiz şey gerçek bir gemi değil, haberin olsun” denilmese, hemen anlayamayacak ve onu gerçek bir gezi gemisi zan edecek.

Dünyanın önde gelen ve denize kıyısı olan büyük şehirlerinde ya da turistik adalarında, dalgakıran yapılan yerlerde, gerçek gemi gibi görünen, gerçekten dalgaları da kıran hatta istenirse deniz feneri vazifesi de yapan binalar yapılmalıydı.

Nüfusun yüksek olduğu, maddi imkanların geniş olduğu, turistlerin yoğun şekilde ziyaret ettiği malum şehirlerde, sahil şeridini dalgalardan korumak için bunlardan neden yapılmasın…

Beton ve metal malzemeler de kullanılarak yapılan gemi görünüşlü bu binaların iç kısımları da gerçek gezi gemilerinden ayırt edilemez şekilde yapılabilir. Gezi gemilerine çok büyük paralar harcanıyor ama söz konusu gemi görünüşlü binalar, nispeteden çok çok ucuza yapılırlar.

Bunlar gerçeklerinden daha uzun ve geniş de yapılabilirler. Şehirlerin en merkezi yerlerinde, hem de sahilden az açıkta, binlerce odalı ve sapasağlam ve çok da rağbet görecek bir otel tesis edilmiş olduğu gibi, bir yandan da lüks restoranlar, alış veriş mağazaları, spor salonları, sergi salonları ve çeşitli etkinlikler için imkanlar sunulabilir. Restoranlarında ve otel yemek menülerinde deniz ürünleri sağlıklı ve leziz halde yenebilir.

Bazı yerlerde, birbirine yakın demirlemiş gibi görünen iki adet dalgakıran beton gemi de inşa edilebilir.

Hem otel hizmeti, hem restoranları hem de diğer hizmetleri çok rağbet görecektir. Hayatı boyunca bu gibi gemilere binmek isteyip de binemeyen insanlar için, nispeten çok çok düşük masraflarla bir deneyim olacaktır. Hafta sonları talebe karşılık verilemeyecektir. Nikahlarını, düğünlerini buralarda yapmak isteyen çiftler çok olacaktır.

Dünyadaki turistik adaların sahil şeritlerinde de bunlardan yapmanın faydaları çok olacak ama zararı olmayacaktır. Ayrıca, çok yakında büyük şehirlerde hem denizde hem de karada gidebilen araçların sayısı bir anda artacak. Bu gemi şekilli binalar, bu araçlarla da herkesin kolayca gidilebildiği yerler olacaklar. Hatta çok yakında bu araçlarla şehirler arası ve ülkeler arası seyahat yapanların sayısı çok yüksek olacak. Bu gibi gerçek görünen ve gerçeğinden kolayca ayırt edilemeyen beton gemiler, konaklama ve ikmal tesisleri olarak kıyılardan daha açık denizlerde de kullanılabilirler. Gemi şekilli binanın zemin ve bodrum katları binlerce araca aynı anda otopark hizmeti de verebilir. Araçların bu binaların etrafına bağlanması ve suda kalması şart değil. Aracının şarjı biten aracını şarj eder. İsteyen benzin alır. İsteyen otelde kalıp bir süre istirahat eder ve de yemek yer. Açık denizde rüzgar da bol, güneş de dalga enerjisi de… Yani bu binalar/tesisler, yeni nesil dalgakıranlar ve kervansaraylar olarak dünyaya güzellik katarlar.

Akla deprem ve tsunami tehlikeleri gelebilir. Bunlar son derece sağlam binalar olacaklar ve depremlerden zarar görmezler. Tsunamiden de görmezler ama en kötü senaryo çalışılabilir ve deniz seviyesindeki kat ile onun üstündeki kat, olağan üstü hallerde açılabilecek yan kapaklardan yapılabilir. Bu sayede, çok büyük ve güçlü/sert dalga gelmesi halinde bu dalga, binanın bir yanından girer ve diğer yanından çıkar. Hiç sorun da olmaz.

Dünyanın büyük kısmı karalarla değil sularla kaplı ve bu güne kadar dünya insanlığı denizlerden yeterince faydalanmadı. Bundan sonra bu hatadan hızlıca dönülmeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ne yaptınız, bilgisayarda 3 boyutlu modellemeler hazırladınız mı?

Görüntüsü hoş oldu mu? Dar ve uzun olduğu halde dört ve altı kişinin rahatça sığdığı modeller de çalıştınız mı?

Aracın iç yüzeyinin ekranla kaplanması harika olmadı mı? Isı yalıtımı olunca, her şeyin nasıl da değiştiğini gördünüz mü?

Tarif ettiğim pervane sistemini denediniz mi? Görüntüyü bozmadan hem tekerlekleri hem de silindir pervaneleri olan model çizebildiniz mi?

Uzay çağı aracı gibi oldu mu? Yapay zeka eklemeyi düşünüyor musunuz? Elektronik sisteminin hal-i hazırda kullanılan sistemlerden çok farklı ve zor olmadığına kanaat ettiniz mi?

Bu tarz arabaları yaparsanız, dünyadaki hiçbir insanın, şu sokaklarda, caddelerde dolaşan şeylere araba demeyeceğine, dönüp bakmayacağına kanaat ettiniz mi? Diğer telefon marka ve modellerinin yanında Apple’ın IPhone’u nasıl tuttuysa, açık ara fark attıysa, bir anda araba sanayiinde bu farkı atabileceğinizi kabullendiniz mi?

Önünüze çekilmiş ve çekilecek siyasi manileri nasıl aşacağınızı çalıştınız mı?

Siz kendi yolunuza, biz kendi yolumuza

Batılı dev araba markalarının çok perişan halde olduğu şu zamanda, onlara son darbeleri de vuracak ve araba denince akla doğunun, Asyanın gelmesini sağlayacağım. Dünyanın en ileri teknolojili, en kullanışlı, en mükemmel ve en sağlam arabalarının doğu ülkelerinde geliştirildiğini ve imal edildiğini herkes bilir, kabullenir olacak. Bunu çok çok kısa bir sürede yapabileceğime inanıyorum.

Bunu yaparken Japonya ve Güney Kore ile iyi ilişkiler içinde olmayı, onlarla da paslaşmayı öncelikli tercihim yapmıştım. Lakin bu ülkeler/milletler, dünya üzerindeki vahşi, acımasız, sömürücü, aldatıcı sistemin parçası olarak kalmayı tercih ediyorlar. Bana da “Siz kendi yolunuza, biz kendi yolumuza” demek düşerdi ve öyle yaptım.

Mehmet Fahri Sertkaya

İzah edeyim…

Aslında kafamdaki modelin üç boyutlu çizimlerini yaptıracak ve hazır halini sizlerle paylaşacaktım ama benim bunlarla uğraşmaya ve uğraştırmaya vaktim yok.

Zaten bu sizlerin sektörü… Ben anlayabileceğiniz şekilde izahlar yapayım, siz anlar ve hemen prototipler yaparsınız. Kendi bilgi ve tecrübelerinizi de eklersiniz.

Arama motoruna şöyle bir baktım. Size kafamdaki şeyi anlatırken yardımcı olabilecek çizimler buldum… Onları kullanarak izaha başlıyorum. Kullanacağım resimlere çok takılmayın, daha iyi anlatabilmek için onları kullanıyorum.

Şu resimde gördüğünüz araca benzer bir araç yapacaksınız. Öndeki küt kısmı kaldıracaksınız. Yanlardaki küt/düz kısımları da kaldıracaksınız. Camlar da olmayacak. Böyle boyasız ve gri renkte paslanmaz metal tercih edeceksiniz. Gövdenin görüntüsü adeta UFO gibi görünecek. Yanlarda oval olacak. Alt kısım da oval olacak. İki koltuk yan yana da arka arkaya da konabilir.

Dün anlattığım gibi, aracın bir elektrikli bir de benzinli olmak üzere iki motoru olacak. Aracın iç yüzeyinde, cam gibi durması istenen yerleri tek parça, büyük ekranlarla kaplanmış olacak. Aracın içine giren kişi, tamamen kapalı olmasına rağmen çok ferah bir ortamda olduğunu hemen anlayacak. Zaten dış gövde ısı yalıtımlı olacak ve bunun üzerine içeride havalandırma ve klima sistemleri çok iyi şartlarda olacak. Koltuklar bile terletmeyen, nefes alan, hava ile soğutulup ısıtılan koltuklardan olacak.

Mantık olarak, şu araca benzer bir kısmı da olacak.

Ön ve arka tekerlekler aracın gövdesinden biraz daha dış hatlarda yer alacak. Gövde ile tekerlekler arasındaki kısım harika bir tasarıma sahip olacak. Sanki aracın iki yanında ikişer adet olmak üzere kısa ve dar kanatları varmış gibi olacak. Resimdeki gibi birkaç demir çubuk görüntüsü olmayacak. Aracın ana gövdesindeki tasarım kalitesi, tekerlerlere bağlanan hatlarda da devam edecek. UFO benzeri şekle sahip bir araca, gövde ile bütünleşikmiş gibi hoş duran böyle kanatvari kısımlar eklenecek. Tekerleklerin etrafı, bu resimdeki modele de benzer şekilde olacak ama sadece görüntüsü daha hoş olmakla kalmayacak. Tekerleklerin olduğu yerde silindir şeklinde pervaneler de olacak. Dün yazmıştım, uçakların jet motorları benzeri bir görüntü olacak. Yani bu kadar güzel şekilli aracın iki ön kısmına, iki arka kısmına, toplam dört adet çok güzel şekilli jet motoru takılmış görüntüsü oluşturulacak. Aracı daha önce hiçbir yerde görmemiş bir kişi, ilk defa karşısında yolda görse, küçük bir UFO yere inmiş zan edecek.

Bu araç karada bir süre gittikten sonra, sahilden denize girecek ve sonra dikine duran tekerlekler yan yatacaklar. Suyun içinde kalacaklar. Aracın alt gövdesi de suya oturmuş olacak ama araç hızlandıkça gövde sudan yükselecek ve suya teması kesilecek. Araç, yan yatmış dört teker üzerinde muazzam bir hızla ve asgari seviyede sarsıntıyla yol alacak. Hiç zorlanmadan saatte 300 km hıza ulaşacaktır. İsteyenler, bunun da üzerinde bir hıza çıkabilecek bir model yapabilirler ama bence bu, daha sonraki zamanlara bırakılmalı. Böyle bir araçla, şehirler arası değil, ülkeler arayı seyahat mümkün, gayet hızlı ve emniyetli olacak. Bu kadar süratli şekilde saatlerce yol alacak bu araç, rüzgarın gücünü elektriğe de kolayca çevirerek bataryalarını şarj edebilecek.

Pervanelerine gelince…

Şu resimde, şahsın elinde görülen spiral pervane daha uzun şekilde yapılacak ve etrafına uçak motorlarındaki gibi gövde yapılacak. Bu motorlardan uygun boyda dört tane yapılarak araca takılınca, araç denizde bu dört motorun üzerinde havaya kalkarak ve uçar gibi bir hızla gidecek.

Aslında bu tekniği bu güne kadar şu koca gemilere nasıl uygulamamışlar ve hala nasıl oluyor da gemiler gövdeleri üzerinde ve aşırı sürtünmeyle ve basit pervane teknikleriyle yüzüyorlar, ben bunu da anlayamıyorum. Hiç değilse balıkçı teknelerinde ve bazı deniz platformlarında bu tekniğe çoktan geçilmeliydi. Çok büyük yakıt tasarrufu sağlanırdı, gemiler çok hızlanırdı ve her manada maliyet düşerdi.

Bana sorarsanız, hiç inat etmeyin, yeni bir çağa girmek üzere olduğumuzu kabul edin ve dünyadaki birkaç otomobil devi ile elektronik devi olarak bir araya gelin. Hem teknolojinizi, imalat gücünüzü birleştirin hem de sermayenizi… Benimle de iyi geçinirseniz, ben dünyadaki kabullenişleri ve siyasi, ticari dengeleri lehinize olacak şeklide değiştirebilirim. Ayrıca parlak fikirler de verebilirim.

Bir an evvel bu işe ilk giren taraf olun. Çünkü ikinci giren bile tutunamayacak. Zaman geçtikçe bu araçlar yeni yeni teknolojilerle, özelliklerle gelişmeye devam edecektir. Bir kaç safha sorasında tekerlekler ortadan kalkacak ve tıpkı UFO dediğimiz araçlar gibi olacaklardır. O zaman gelince denizin üzerinde gitmek zorunda da kalmayacaklar.

Kafanızdaki klasik gemi mantığını silip atın

Milletler arası nakliye yapan şu koca gemilerinizin sağ ve sol yanlarına, toplamda onlarca adet bu motorlardan takın. Taktığınız motorlar 180 dereceye yakın dönüş yapabilsinler ve motorun altında dümen de olsun. Görün bakın, neler neler değişiyor. Hızınız çok artıyor. Yakıt tasarrufu çok artıyor. Arızalar azalıyor ve arıza/bakım maliyeti ve tamir etme süreçleri çok düşüyor. Seyir halinde gemilerin kontrolünü daha yüksek oranda elde tutabiliyorsunuz. Seyir halindeki gemiyi daha kısa sürede durdurabiliyorsunuz. Kaza/çarpışma ihtimallerini çok çok düşürebiliyorsunuz. İhtiyaç duyulduğunda gemileri yan yan bile götürebiliyorsunuz.

Yeni yapılacak gemileri buna göre zaten ayarlarsınız ama mevcut gemilerinizde makine dairesinde köklü değişiklik yapıp koca bir jenaratör çalıştırmalısınız. Elde edilen elektrik enerjisiyle bu onlarca motoru çalıştırmalısınız. Bu sayede gemilerin içindeki makine/çark sistemlerinde büyük değişiklikler ve eklemeler yapmak zorunda kalmazsınız. Her pervanenin tepesinde güçlü bir elektrik motoru çalıştırırsınız. Gemilerin arkasındaki koca çarkları ve dümenleri de söküp atmalısınız.

Askeri gemilerde de bu teknikleri kullanmalısınız.

(Resim temsilidir)

Mehmet Fahri Sertkaya

Kabullenişleri değiştirmek lazım…

Şu Tesla, “paslanmaz düdük yapacağım ve 50 dolara satacağım” derken, neredeyse kafamdaki araç modellerinden birini yapacakmış.

Hem karada ve hem de denizde gidecek, tek ve iki kişilik modelleri olacak, hiç paslanmayacak, kolay kolay batmayacak, çok kolayca seri imalatı yapılabilecek, çok uygun fiyatla satılacak ve çok uzun ömürlü olacak aracı yapacak gibi olmuş… Epeyi yaklaşmış, iyi sona doğru gidiyormuş ama yanlış köşeden dönmüş.

Kabullenişleri değiştirmek lazım…

Çağı değiştirmek lazım. Bu tarz bir arabayı al, kış günü karanlıkta denize gir ve denizden git… Bunu al, kara kışta ya da yakıcı sıcakta, dünyanın başka başka coğrafyalarında, iklimlerinde kullan. Ne yanarsın, ne donarsın, ne de yolda kalırsın. Bir tane model yapıp dünyanın her ülkesine, her iklimine satarsın. Tek bir model, kısa sürede on milyonlarca adet satılabilir.

Nasıl… Çünkü cam yok. Boya yok. Paslanma yok. Her yerinde ısı yalıtımı var. Kazalarda hayatını kaybetme riski sıfıra yakın… Kolay kolay arıza yapma ihtimali yok. Bakımı ve temizliği çok kolay ve ucuz…

Ne gerek var artık camlara, eskimiş bir tercih bu… Her yeri kapalı olacak. Her yeri sağlam, paslanmaz ve mümkün olduğunca hafif metallerden olacak. Mükemmel bir havalandırma ve klima sistemi olacak. Çok konforlu koltuklar ve iç döşeme olacak. Hem elektrikli hem de benzinli motorları olacak. İç kısımda sürücünün önüne, sağına, soluna, arkasına, üstüne hatta istenirse altına ekran konacak. Bu ekranlar kıvrılabilen, kırılmayan, çizilmeyen, kolay kolay arıza yapmayan, çok net görüntü veren, piksel yoğunluğu çok yüksek olan, buna rağmen az enerji harcayan plastik ekranlar olacak. Öyle kuvvetli, çok teknik özellikli ve çok pahalı farlar tarih olacak. Gerek yok önünü fazlaca aydınlatmasına… Gündüz içeride gerçeğe yakın kalitede görüntü olacak, gece de etrafa kendini belli edecek birkaç lambası yanacak ve içeriye gece görüşüyle görüntü aktaracak. Gece görüş teknolojisi de çok ilerledi ve ucuzladı. Gündüz görüntüsüne yakın şekilde gece görüntüsü sağlamak mümkün…

Çok soğuk ama fırtınalı olmayan bir havada ya da çok yakıcı, sıcak hava şartlarında karada ya da denizde güzel güzel yol alacak. Dışarıda kış varmış, yaz sıcağı varmış, gece varmış, gündüz varmış, şiddetli rüzgar varmış pek fark etmeyecek.

Bu güne kadar bu tarz arabaların nasıl yapılmadığını ya da yapılamadığını anlayabilmek mümkün değil. Kasıt olmalı, insanlığa kastedilmiş olmalı. Alırken pahalı, kullanırken pahalı ve masraflı, sürekli parça değiştirilen, boyası atan, çizilen, yanan, çöken, solan, paslanan ve kısa sürede çok sayıda sorunlar çıkartan arabalardan bütün insanlık kurtulmalı.

Büyütülecek bir yanı da yok. Çok büyük sermayeyle, çok kaliteli ekiple, çok doğru tercihlerle, kararlarla bu işe girildiğinde, bu tarz arabaların seri imalatı yapıldığında, birim/adet fiyatı çok çok düşürülür. Uçuk fiyatlara satmayan imalatçı bile toplamda çok büyük paralar kazanır. Bu tarz araçlar uygun fiyatla satılınca da aklı başında ve hesabını bilen hiçbir müşteri, diğer markalara, modellere dönüp bakmaz bile…

GPS teknolojisi sayesinde, belediye ya da bir yetkili devlet kurumu tarafından belirlenmiş rotaları kullanarak denizde kendi kendine (otonom) şekilde gider, gelir. Onbinlercesi aynı saatlerde yakın aralıkla denize girseler bile, seneler geçer de ciddi bir kaza yaşanmaz. Bu araçlar, güç tamamen kesildiğinde ve kontrol dışı kaldıklarında bile batmayacaklar. Karada nasıl ki araç çekicileri varsa, artık denizde de olacak. Sürücü, sabah işe giderken, akşam evine dönerken toplamda onlarca dakika kendine vakit ayırır, internete girer, bir şeyler izler, kitap bile okur.

Bildiğimiz gemi pervanelerinden de kullanılmayacak bu tarz araçlarda… Uçaklardaki jet motorlarını andıran ama teknik farklılıklar gösteren, bu aracı adeta su üzerinde uçuran yani çok yüksek hızlara ulaştıran pervaneler kullanılacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Daha neler neler denebilir şu yaşanana…

Soygun, hırsızlık, zulüm, kan emicilik… Daha neler neler denebilir şu yaşanana…

Her kalemde onlarca yıldır devam eden şu soyguna ve zulme rağmen şu anda devletin kasasında memura maaş verebilecek kadar bile para yok.

Osmanlı devletini kasten içeriden batırma planlarının son kısmında sahne alan İttihat ve Terakki Fırkası (Birlik ve Kalkınma Partisi, kısaca İT) bile sözde Adalet ve Kalkınma Partisinin yanında ak sütten çıkmış ak kaşık misali kalır.

İT’in içi de AKPKK gibi tıka basa gizli yahudi, gizli ermeni, gizli rum, gizli mason doluydu ama onlar AKPKK’lilerin yapabildiklerini hayallerinde bile mümkün görmüyorlardı. İbneliği, ibne derneklerini, zinayı, misyonerliği kanunen serbest bırakmayı dillendirselerdi bile ölümlerden ölüm beğenirlerdi.

Şimdi Türkiye’deki herkesin bu soruları sorması lazım. İktidara getirilmiş gizli kimlikli, omurgasız hainler vasıtasıyla ve hukuksuz kanuni düzenlemelerle bu milletten onlarca senedir çalınan bu kadar para hangi batı ülkelerine gitti ve hala gidiyor? İsrail’e de aktı mı ve hala akıyor mu? Bütün bunlar, en temelde mason tarikatı kullanılarak mı yapıldı?

Mehmet Fahri Sertkaya

Bilmekte ve hazırlıklı olmakta fayda var

Çok çok yakın gelecekte, İstanbul’un trafiğinde ani ve büyük bir rahatlama yaşanacak. Nihayet İstanbul’un trafik yoğunluğuna gerçekçi bir çare bulunmuş olacak. Köprülerdeki trafik de birden ve büyük oranda rahatlayacak.

Buna, Türkiye’de imal edilen, son derece kaliteli ve emniyetli olmasına rağmen uygun fiyatla da satılacak olan mini arabalar sebep olacak. Bu mini arabalar, küçükçe boylarda olmasına rağmen iki yetişkin insanın rahatça binebileceği, hem karada hem denizde gidebilecek araçlar olacaklar.

İstanbul’un çok sayıda ilçesinin sahillerindeki belirlenmiş yerlerde, yolun sahille birleştiği kısımlarında denize doğru rampalar yapılacak. Bu araçlar, karadan kısa bir süre ilerledikten sonra bu rampalardan sorunsuz şekilde denize girecekler. Son derece süratli şekilde denizde de yol alacaklar. İsteyen bunlarla çoğunlukla karada yol alarak sadece boğazdan karşıya geçecek, isteyenler de istediği ilçeden denize girip İstanbul’un uzak köşelerinde kalan ilçelerinden karaya çıkacaklar. Yolun büyük kısmını denizden gidecekler. Yani boğazda deniz kısmında da trafik oluşmayacak. Misal vereyim, daha iyi anlaşılsın. Pendikte oturan bir kişi, her gün Avrupa yakasına işine giderken, Pendik’ten denize aracıyla inecek, kara trafiğine, köprü trafiğine takılmadan ve hiç boğaz kısmına yaklaşmadan Zeytinburnundan ya da Bakırköyünden karaya çıkabilecek. İstanbul’dan Yalova ya da Bursa’ya, ya da oralardan İstanbul’a gidilip gelinebilecek.

Deniz polisleri/devriyeleri olacak. İlk zamanlarda kabullenişler değişene ve insanlar güvenebilene kadar, bu araçlardan yapılan ticari taksiler de öne çıkacaktır. Hem karada hem denizde gitmeye kendini hazır görmeyenler, gayet iyi eğitim verilmiş sürücülerin kullandığı bu taksilerle gidecekler, gelecekler. Bu sürücüler hem denizde gitmekte hem de karada gitmekte mahir, eğitimli kişiler olacaklar. Yeni ehliyet sınıfları oluşacak, ehliyet kurslarında değişiklikler olacak.

Ana yollarda ve köprülerde bu araçlara tahsis edilmiş şeritler de olacak. Denizden geçmek istemeyenler ana yollarla köprülerde de hiç takılmadan yol alabilecekler.

Bu araçlarda hem elektrikli hem de benzinli motorlar olacak. Dış görüntüleri uzay çağı tarzında olacak. ucuz olmalarına rağmen teknik yeterlilikleri ve malzeme kalitesi çok iyi olacak. Uzun ömürlü olacaklar. Sık arıza yapmayacaklar, arıza ve bakımları yüksek masraflı olmayacak. Türkiye’de imal edilip bütün dünyaya satılacaklar.

(Resim temsilidir)

Mehmet Fahri Sertkaya

Kanal İstanbul yanında sönük kalır

Dünya genelinde balıkçılık büyük darbeler aldı ve pek çok ülkenin denizlerinde adeta balık yok. Bu sene de balığın Türkiye’de bol olduğuna dair çok sayıda haberler yapıldı ama bu hava kısa sürdü. Acı gerçekle yüzleşildi. Deniz balıkçılığında onlarca sene daha kriz yaşanacak ve bu da çoktan kesinleşti.

Dünyada ve Türkiye’de balık çiftliklleri kuranlar ve çiftlik şartlarında balık yetiştirenler çok var. Bu, uzun zamandır yapılıyor. Lakin söz konusu balık çiftliklerinin şartları çok kötü. Çiftlik balıkları sağlıklı değil. Son zamanlarda Mısır devleti de çok büyük bir balık çiftliği kurdu ama oralarda su hep durgun su gibi ve suyun kirliliği, bakteri birikmesi, balıkların hastalanması, insanlara da hastalık bulaştırması gibi büyük sorunların önüne geçilemiyor. Üstelik gezen tavukla gezmeyen tavuk arasında nasıl sağlık ve lezzet farkı varsa, gezen balıkla gezmeyen balık arasında da var.

Bir de balık çiftlikleri sahil şeritlerinde kurulduğu için su yeterince temizlenmiyor, bakteri birikiyor, kötü koku çevreyi de rahatsız ediyor ve balık çiftlikleri ile o bölgelerde yaşayanlar davalık/mahkemelik oluyor. İnsanların çoğu, çiflik balıklarından uzak durmak istiyorlar. Bu sorunu aşmak için daha açık denize doğru balık çiftlikleri kuranlar oluyor ki bunlar da çoğunlukla fırtınalarda dağılıyorlar ve balıklar elden kaçıyor. Ya da bir deniz vasıtası çarpıyor ve aynı sonuç yaşanıyor. Üstelik bu işi açık denizde yapmanın maliyeti/masrafları da daha yüksek oluyor.

Oysa… Türkiye bu sorunların tamamını kolayca aşan ve çiftlik balıklarına bakışı tamamen değiştiren bir ülke olabilir. Belediyeler ya da büyük yatırımcılar, sahile yakın yerlerde büyük araziler kullanarak, tepe bakışıyla sürekli S yapa yapa ilerleyen, toplam uzunluğu kilometreleri bulan balık kanalları açabilirler. S şeklindeki bu kanalın sadece baş kısmında deniz suyu girişi olacak. Deniz suyu kanallara aktarılmadan önce, denizden çekilirken yabancı maddelerden, çöplerden arındırılacak. Kanala tertemiz su pompalanacak ve kanalın sonuna kadar sürekli akıntılı su olması sağlanacak. Bu sayede suyun ısısı da iyi şartlarda olacak. Hiçbir yerde durgun su olmayacak. Su, kanalın en sonunda atılırken de ayrıca arıtılacak ve denize de tertemiz su bırakılacak. Bu sistemin enerjisi güneş panelleri ve rüzgar türbinleri üzerinden kolayca ve fazlasıyla sağlanacak.

Kanalların derinliği 100 ya da 150 metreyi bulacak. Eni de mümkün olduğu kadar geniş olacak. Bu sayede toplamda çok büyük bir balık yetiştirme alanı olacak. Üstelik bu sayede belediyeler 7/24 denizleri temizlemiş de olacaklar. Böylelikle önümüzdeki on yıllarda deniz balıkçılığının normale dönmesi için gerekli büyük adım da atılmış olacak. Zaman zaman bu tesislerde elde edilmiş on milyonlarca yavru balık denizlere bırakılacak ve bu da denizlerdeki balık sorununu aşmakta büyük bir adım olacak.

Burası o kadar temiz, o kadar ferah olacak ki kanalların S’lerinin arasında kalan toprak kısımlarda bol bol ağaçlar, oteller, restoranlar bulunacak. Çiftliğin bir kısmında halkın haftanın her günü gelip taptaze balık yiyebileceği hoş mekanlar/tesisler de olacak. Hatta piknik için izin bile verilebilir ve giriş ücretli olacağı için bu bile ayrıca büyük gelir getirir. Belediyeler yurt içine ve dışına bol bol balık satabilirler ve gerçekten çok büyük gelir elde edebilirler. Türkiye’de bu işi çok basit şartlarda ve düşük imkanlarla yaptığı halde sık sık haberlere konu olan ve dünyanın onlarca ülkesine balık ihraç eden firmalar var. Çünkü dünyada onlarca senedir gerçekten büyük bir balık krizi var.

Böyle tesislerin inşa maliyeti çok büyük değil. Aslında sahil şeridinde çok büyük arazilerin bu işe kullanılması da gerekmiyor. Sahil şeridinde az bir kısmı olsa ve geri kalan büyük arazi daha içeride olsa da bu sistem çok hoş olur.

Ayrıca… Bu kadar geniş, derin ve uzun kanallara güneş vurdukça hep nemli hava oluşur. Bu kanalların iki tarafına, daha önce anlattığım ve havadan su elde eden nem alma cihazlarından bol miktarda döşenirse, aynı anda temiz, içilebilir su da bol bol elde edilmiş olur.

Bir yandan kolayca balık yetiştirilir ki deniz balıkçılığının önü büyük kriz ve bu sistemi kuranlar çok büyük kazanırlar. Bir yandan kolayca balık ve balık ürünleri satışı yapılır. Bir yandan oteller, tesisler üzerinden iyi para kazanılır. Bir yandan da temiz su sayesinde büyük gelir elde edilir ki önümüzde büyük bir susuzluk, kuraklık dönemi olduğu düşünülmelidir. Bir kere masraf edip inşa ettikten sonra işletme maliyeti çok çok düşük olacaktır.

Belediyeler ve büyük holdingler, Kanal İstanbul gibi, hiçbir zaman yapılamayacak ve çevreye, devlete, millete fayda sağlamayacak projeler yerine, bu gibi çok yönlü ve gerçekten herkese faydalı projelere yatırım yapmalılar.

Böyle bir tesisi hakkıyla kuran ve işleten bir belediye başkanının önündeki seçimleri kaybetme ihtimalini pek düşünemiyorum. Şehrine böyle güzel ve faydalı bir tesis kurulmuş hangi insan o belediyeden memnun olmaz.

Bu projeyi daha çok yönlü hale getirmek de mümkün ve bu halini yaparken de çok incelikleri gözetmek mümkün. Hepsi zihnimde çoktandır hazır ama o kadarını da yazmayayım…

Böyle bir projeyle, topraklarının büyük kısmı çöl olan ama bir şekilde bir denize sahili olan ülkeler, kısa sürede yemyeşil ülkeler haline getirilebilir. Bir yanda yeşillik ve serinlik bir yandan da bol bol deniz ürünleri ve bunları yiyerek yetişmiş sağlıklı bir nesil… Buradan elde edilecek gelir o kadar büyük olur ki koca ülkenin yeşillendirilmesi bedavaya gelebilir.

Düşünüyorum da Türkiye, Suriye, İran, Irak, Tunus, Cezayir, Fas, Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan, Türkmenistan, Kazakistan başta olmak üzere onlarca ülke hem yeşillik oranını kolayca artırabilirler hem de ekonomilerine büyük faydalar sağlayabilirler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Fırıncılar farkında olmalılar, şimdiden karar almalılar

İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere, Türkiye’deki büyük şehirlerin fırıncı esnafları, çok yakın gelecekteki büyük değişmeye hazırlanmalılar.

Sadece birkaç sene içinde, Türkiye’deki büyük şehirlerde, ekmeğin ve diğer unlu mamüllerin imalatında, dev şirketler pazar payının yüzde 95’ten fazlasına sahip olacaklar. Çok büyük imalathanelerde, çok ileri teknolojiyle, çok hızlı ve sağlıklı şekilde unlu mamüller imal edecekler. Bunların şehir içindeki dağıtımında da çok yüksek teknoloji ve tasarruflu araçlar, teknolojiler kullanacaklar. İnsan gücünün çok ama çok az kullanılacağı bu sistem gerçekleştikçe fırıncı esnafları kepenk kapamak zorunda kalacaklar. İsterlerse, şimdiden birlik olarak böyle dev şirketlerden birini kendileri kurabilirler.

Bu türlü dev imalathaneler, her safhası özenle takip edilerek elde edilmiş çok kaliteli unlar kullanacaklar. Hiçbir suni katkı maddesi ve koruyucu katmadan imal ettikleri unlu mamüller üç beş gün bayatlamayacak ve yedikçe sıhhati iyileştirecek. Bu mamülleri çok ucuza üretip satacaklar. Buna rağmen iyi kazanacaklar. Devlet otoritesi de bu büyük şirketleri ve bu tarzı destekleyecek. Türkiye’de insanların sağlığı ekmek üzerinden iyileştirilecek. Çocuklar, ekmek üzerinden sağlıklı beslenecekler. 15 yıllık büyük bir dönüştürme planının temel ayaklarından biri de bu dev unlu mamül şirketleri olacak.

Ekmekle tedavi

Bu millet, ticarethaneye hatta yer yer dolandırıcılık üssüne dönmüş sözde hastahanelerle ve sözde ilaçlarla değil, ekmeklerle tedavi edilecek.

Dikkat edilsin, bu milletin sorunlarının onlarcasını, ekmekleri daha iyi hale/kaliteye getirerek temelden çözeceğiz. Trilyonlarca dolar para ülkemizde kalacak, onlarca senelik yolu birkaç senede alacağız.

Şehirlerdeki ekmek fırınları, türlü katkı maddeleriyle yaptıkları ekmeklerle, onlarca senedir Türk milletini türlü türlü hastalıklara sürüklediler ve hala sürüklüyorlar. Her köşebaşı hastahane ve doktor dolu. İnsanların ömürleri, hastalıklarını öğrenmekle, anlamakla ve tedavi etmeye çalışmakla geçiyor. O kadar vahim bir manzara var ki insanlar daha fazla hasta olmamak için neredeyse her gün tıbba, sağlığa dair yayınlara uzun süreler ayırıyorlar. Yine de her evde hasta dolu. Elbette bu feci halin pek çok farklı sebebi var ama en başta gelen sebeplerinden biri, ekmek zan edilerek yenilen o zehirler. Onlar, onlarca çeşit hastalığın gerçek sebebi… Onlar, insanların zihinlerinin bulanık olmasının, odaklanma sorunları ile yaşamalarının, bazı kanser çeşitlerinin ve çok sayıda psikiyatrik rahatsızlığın gerçek sebebi… Onları yemek, uzun vadeli bir intihar demek. Ölene kadar da acılardan acı beğenmek demek.

Eskiden bizim ne güzel ekmeklerimiz vardı. İnsanlar ekmek yiyip şifa bulurlardı. Köylerde yapılan ekmekler hem mis gibi kokarlar, hem leziz hem de besleyici olurlardı. Ekmeklerimiz bozulduğundan beri, milletçe beden ve ruh sağlığımız bozuldu. Yarım asırdan fazla süredir, sağlık sektörüne trilyon dolarla para akıttık, hala akıtıyoruz. Batılı ilaç firmalarını, tıbbi cihaz firmalarını, en çok da psikiyatrik hastalıklar için sözde ilaçlar üreten firmaları ve bunların arkasındaki satanist, Türk ve İslam düşmanı teşkilatı, yani Ankebut Ağını paraya boğuyoruz. Üstelik şifa da bulamadık, bulamıyoruz. Çünkü hastalıklara sebep olan şeyleri ortadan kaldırmak, hastalığın tedavisini bulmaktan ve uygulamaktan önde gelir. Hekimlerin vazifesi de öncelikli olarak hastalanmaya mani olmaktır. Koruyucu tıp ya da korucu hekimlik diye bir şey yoktur. Zaten her gerçek hekimin öncelikli vazifesi hastalıklardan korumaktır ama biz ülkede neden bu kadar çok hasta olduğunu sorgulamak ve sorunlara temelden çare bulmak yerine, sürekli olarak tedavi kısmına yönlendiriliyoruz, kilitlendiriliyoruz. Bunun da devlet kademeleri, eğitim sistemi, basın ve medya içine sızmış gizlli ermeniler, gizli yahudiler, masonlar tarafından, en çok da basın ve medya gücü kullanılarak yapıldığını görüyoruz, biliyoruz. Yaklaşık on yıldır bu konulara dair başka yazılar da yazmıştım.

Şu resimde gördüğünüz ekmek, Afyon patatesli ekmeği olarak biliniyor. Orta kısmında patates bulunduğunu, börek misali bir ekmek olduğunu zan etmeyin. Öyle değil… Bu ekmeğin hamuru yoğurulurken hamuruna haşlanmış patates katılıyor. Tam kıvamında katılıyor ve ekmeği yerken patates kokusu ve tadı almıyorsunuz. Belki de yüzlerce yıldır bu teknik kullanılıyordur. Bu ekmeğin hamuruna katılan patates, ekmeğin daha iyi mayalanmasını sağlıyor. Lif oranını artırıyor. Bayatlamasını çok geciktiriyor. Bir beze sarılarak serin yere konulan bu ekmekler, haftalar sonra bile taze kalmış olabiliyor. İsraf önleniyor. Patates takviyesiyle birlikte lifin haricinde vitaminleri daha da arttığı için, daha da besleyici oluyor. Zaten geç bayatlaması, besleyiciliğini de korumuş oluyor. O sözde Türk basın ve medyasına çıkartılan Türk rolü oynayan gizli ermeni, gizli yahudi, mason ve ilaç firmalarıyla, hastahanelerle anlaşmalı sözde uzmanlar/hekimler yokken, gıda mühendisleri de yokken Türkiye’nin köylerinde bile doğru bilgiler hakimdi. İnsanlar, en temel gıda maddelerinden biri olan ekmek hususunda, çok doğru bilgilere sahipti ve farkında olarak ya da olmayarak, bu ekmekler sayesinde sağlıklı oluyorlardı.

Şimdi oturup düşünelim ve bir araya gelip tartışalım. Bu ülkede öncelikle değişmesi, düzeltilmesi gereken şeyler neler… Öncelikle masraf edilmesi gereken sahalar/sektörler neler… Devlet gücümüz ve ayrıca gerçek Türk iş adamları acilen hangi sahalara yönlendirilmeli…

Mehmet Fahri Sertkaya