İhvan ve ehavattan “Vallahü galibün ala emrik” hatmi yapmaları isteniyor.
Cemaatin en kritik noktalarına çok sayıda gizli ermeni, gizli yahudi, gizli mason, gizli büyücü ve hırsızın sızdığı ve hazret-i üstazımız başta olmak üzere, çok sayıda veli zatın bunları çarptığı, hallerinin çok ama çok fena olduğu şu günlerde, bunların talep ettiği hatimleri/okumaları yapanlar da çarpılırlar.
Herkesin aklı başında ve uzun zamandır neler anlattığımı herkes bir şekilde duyuyor. Bir önceki kısa yazımda ifade etmiştim. Bunlar, bu hainlerin iyi günleri. O Alihan Kuriş ve Alihan’a hayatı boyunca en çok musallat olan insan şeytanı Ayşe Gülderen de çarpılacak. Bunu ikinci keredir yazıyorum. Yaşayacağız ve hep beraber göreceğiz.
O Ayşe Gülderen kendini Türk ve müslüman olarak görmüyor. O devşirilmiş birisi. Kendini ermeni, yahudi, büyücü görüyor. Büyücülüğü normal görüyor. İslam şeriatına tabi değil. Bağlantılı olduğu ve paslaştığı kişiler hep gizli yahudiler ve gizli ermeniler. Cemaatin idari kadrosunu bunlarla doldurdular. Gülderen’in babası Kamil de gizli ermeni ve yahudi karışık bir soydan geliyordu. Kamil, zevcesi olan Ferhan’ın da ayağını kaydırdı. Gülderen, bu şekilde bir inanç, hayat ve davranış tarzını annesiyle babasından aldı. Birçok İslam tarikatını, içlerine sızarak ayardan çıkartmak isteyen kriptolar, bizim yolumuza da aynı teknikleri uyguladılar. Hz. üstazımız Kamil ile Ferhan’ın evliliğini münasip görmedi. Buna rızası olmadı. Merhum ağabeylerimiz çok sıkıntılar çektiler. Çok siyaset yaptılar. Tahammül ettiler, taktik davrandılar ve oyunlara karşı oyunlar kurdular. Bir taraftan küfrün devlet otoritesiyle çok şiddetli estiği o şartlara rağmen, bir yandan da içeriden ve en merkezden bu kadar büyük oyunlar kurulmuş olmasına rağmen, bu yolu, bu hizmeti varlıkta tuttular. Hatta bunca imkansız denilecek şartlara rağmen, bu yolu devleştirdiler. Dünyaya yaydılar. Bizim bu kadar büyük ağabeylerimiz/idarecilerimiz oldu.
Şimdi ise bu “merkeze, en merkeze sızmış hainler” hem ifşa oluyorlar, hem sözleri geçmez oluyor. Hem yargılanma korkusu yaşıyorlar. Hem de çarpılıyorlar. Her gün cemaat içindeki paslaştıkları hainler ve hırsızlar yıkıldıkça, dehşete düşüyor. Mum misali eriyorlar. Tam da “Tamamen ele geçirdik” dedikleri bir zamanda, neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Yaşananlara inanamıyorlar. Büyüleri, büyücüleri, paslaştıkları çevrelerin destekleri, tuzakları, hileleri, işe yaramıyor.
Benim buralarda her şeyi en açık şekliyle yazmadığım biliniyor. Her şey, görmek isteyenlerin gözleri önünde yaşanıyor. Benim açıkça yazmam gerekmiyor. İşte bu kısa yazım da bir ikazım.
Bilinsin ki hala geri duranlar ve hala susanlar dünya ve ahiret saadetini kaybediyorlar. Amel defterlerini kapkara ediyorlar. Şu dünyadan çok fena/feci surette ve topluca ölerek göçüp gidecek ve ahirette ise akıl almaz azap çekecek kişiler arasına katılıyorlar. Gayretullaha dokunuyorlar. Dilsiz şeytanlardan oluyorlar. Kahrolacaklar amaaaa…
Bu asla susulamayacak şartlarda bile susanlar, bu derece dibe vuranlar, bir de üstüne bu hainlerin niyetine, sıhhatine, afiyetine, güçlenmesine niyetle okumaya teşebbüs ederlerse, hiç şüpheniz olmanız ki haddi iyice aşarlar ve çarpılırlar. “O kadar da değil” denir ve ibret-i alem olurlar. Öyle bir tokat yerler ki nesillerinden asırlar sonra gelenler bile bu sesi duyarlar ve irkilirler.
Benden söylemesi… Herkesin aklı var, hür iradesi var. Gözler önündeki şunca rezillikten, cemaatin getirildiği şu halden ve bunca ikazımdan sonra herkes hür iradesiyle tercihini yapacak ve ona göre de sonuçları olacak.


Mehmet Fahri Sertkaya











