Etiket arşivi: Alihan Kuriş

Çarpılırlar

İhvan ve ehavattan “Vallahü galibün ala emrik” hatmi yapmaları isteniyor.

Cemaatin en kritik noktalarına çok sayıda gizli ermeni, gizli yahudi, gizli mason, gizli büyücü ve hırsızın sızdığı ve hazret-i üstazımız başta olmak üzere, çok sayıda veli zatın bunları çarptığı, hallerinin çok ama çok fena olduğu şu günlerde, bunların talep ettiği hatimleri/okumaları yapanlar da çarpılırlar.

Herkesin aklı başında ve uzun zamandır neler anlattığımı herkes bir şekilde duyuyor. Bir önceki kısa yazımda ifade etmiştim. Bunlar, bu hainlerin iyi günleri. O Alihan Kuriş ve Alihan’a hayatı boyunca en çok musallat olan insan şeytanı Ayşe Gülderen de çarpılacak. Bunu ikinci keredir yazıyorum. Yaşayacağız ve hep beraber göreceğiz.

O Ayşe Gülderen kendini Türk ve müslüman olarak görmüyor. O devşirilmiş birisi. Kendini ermeni, yahudi, büyücü görüyor. Büyücülüğü normal görüyor. İslam şeriatına tabi değil. Bağlantılı olduğu ve paslaştığı kişiler hep gizli yahudiler ve gizli ermeniler. Cemaatin idari kadrosunu bunlarla doldurdular. Gülderen’in babası Kamil de gizli ermeni ve yahudi karışık bir soydan geliyordu. Kamil, zevcesi olan Ferhan’ın da ayağını kaydırdı. Gülderen, bu şekilde bir inanç, hayat ve davranış tarzını annesiyle babasından aldı. Birçok İslam tarikatını, içlerine sızarak ayardan çıkartmak isteyen kriptolar, bizim yolumuza da aynı teknikleri uyguladılar. Hz. üstazımız Kamil ile Ferhan’ın evliliğini münasip görmedi. Buna rızası olmadı. Merhum ağabeylerimiz çok sıkıntılar çektiler. Çok siyaset yaptılar. Tahammül ettiler, taktik davrandılar ve oyunlara karşı oyunlar kurdular. Bir taraftan küfrün devlet otoritesiyle çok şiddetli estiği o şartlara rağmen, bir yandan da içeriden ve en merkezden bu kadar büyük oyunlar kurulmuş olmasına rağmen, bu yolu, bu hizmeti varlıkta tuttular. Hatta bunca imkansız denilecek şartlara rağmen, bu yolu devleştirdiler. Dünyaya yaydılar. Bizim bu kadar büyük ağabeylerimiz/idarecilerimiz oldu.

Şimdi ise bu “merkeze, en merkeze sızmış hainler” hem ifşa oluyorlar, hem sözleri geçmez oluyor. Hem yargılanma korkusu yaşıyorlar. Hem de çarpılıyorlar. Her gün cemaat içindeki paslaştıkları hainler ve hırsızlar yıkıldıkça, dehşete düşüyor. Mum misali eriyorlar. Tam da “Tamamen ele geçirdik” dedikleri bir zamanda, neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Yaşananlara inanamıyorlar. Büyüleri, büyücüleri, paslaştıkları çevrelerin destekleri, tuzakları, hileleri, işe yaramıyor.

Benim buralarda her şeyi en açık şekliyle yazmadığım biliniyor. Her şey, görmek isteyenlerin gözleri önünde yaşanıyor. Benim açıkça yazmam gerekmiyor. İşte bu kısa yazım da bir ikazım.

Bilinsin ki hala geri duranlar ve hala susanlar dünya ve ahiret saadetini kaybediyorlar. Amel defterlerini kapkara ediyorlar. Şu dünyadan çok fena/feci surette ve topluca ölerek göçüp gidecek ve ahirette ise akıl almaz azap çekecek kişiler arasına katılıyorlar. Gayretullaha dokunuyorlar. Dilsiz şeytanlardan oluyorlar. Kahrolacaklar amaaaa…

Bu asla susulamayacak şartlarda bile susanlar, bu derece dibe vuranlar, bir de üstüne bu hainlerin niyetine, sıhhatine, afiyetine, güçlenmesine niyetle okumaya teşebbüs ederlerse, hiç şüpheniz olmanız ki haddi iyice aşarlar ve çarpılırlar. “O kadar da değil” denir ve ibret-i alem olurlar. Öyle bir tokat yerler ki nesillerinden asırlar sonra gelenler bile bu sesi duyarlar ve irkilirler.

Benden söylemesi… Herkesin aklı var, hür iradesi var. Gözler önündeki şunca rezillikten, cemaatin getirildiği şu halden ve bunca ikazımdan sonra herkes hür iradesiyle tercihini yapacak ve ona göre de sonuçları olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok kötü şeyler olacak, çok daha kötü…

Bu bir şey değil. Bu bir başlangıç.

Öyle uzun uzun yazacak değilim. Zaten bir süredir yazılması gerekenleri yazmıştım. Sağda solda, her yerde bulunabiliyor bu yazılarım. Zaten elden ele de atıldı, dağıtıldı ve herkes okudu, anladı. Dediğim gibi oluyor ve şu cemaatimiz münafıklardan temizleniyor.

Önce kardeşi Mehmet Arıkan çarpıldı ve korona deyip gömdüler. Sonra karısı çarpıldı ve onu da korona deyip gömüp geçecekler. Arada başkaları da çarpıldı ve gömüp geçtiler. Ahmet Aygın’ın çarpılıp ölmesi karşısında zaten şok geçirdiler. Onun şoku geçmeden, üstüne kimler kimler çarpılıp cehennemine gidiyor. Daha önce bu gibi ikaz yazılarımı fantastik ya da deli saçması gibi görmek isteyen münafıkların korku dolu kalp atışları artık Mason teşkilatının bütün localarından duyuluyor. Daha bunların bir çoğu bilmiyor ki Ahmet Özbursa bile çarpılarak öldü. O ne şerli bir münafık, nasıl bir numaracı ve bir büyücüydü.

Şu sıralarda Hasan Arıkan ise hastahanede ve anladığım kadarıyla ona son bir şans daha verilecek, nasıl davranacağına bakılacak ve sonra ona göre muamele edilecek. Üstazımız daha pek çok kişiyi çarpacak. Alihan Kuriş’i de üstazımızın çarptığını, şeklinin kaydığını, öldürülmeyip ibret-i alem olarak meydanda bırakıldığını hep beraber göreceğiz.

Üç beş tane kripto yahudi, gizli ermeni, mason, bilmem ne bela tipler, cemaatimizin haricindeki hain ve insanlık düşmanı kişilerle, teşkilatlarla, en çok da mason teşkilatıyla paslaşıyorlar diye, kendilerini ne zan ederler, ölümsüz mü zan ederler, etten kemikten değil de çelikten mi zan ederler, ben bir türlü anlayamam. Akıl alır şey değil, topraktan yaratılmış ve fani olan insanların bu derece şeytanlaşmaları ve hiç ölmeyeceklermiş gibi, sonlarını düşünmeden ahmakça işlere kalkışmaları. Lakin haram yiye yiye nefisleri canavar gibi kuvvetli olmuş ve nefislerini bir anlığına bile yenemez, durduramaz olmuşlar. Adları gibi kesin surette biliyorlar ki bu din, hak din. Bu tarikat, hak tarikat. Bu mürşidimiz, hak mürşid ve ben de bu yolun hizmetkarıyım. O mürşid-i kamilin evladıyım ve o mürşid kamille aynı soydan gelen bir kişiyim. Yirmi yıldan fazla bir süredir, akıl almaz şartlar/imtihanlar altında bu hizmete, bu günlere hazırlanan bir kişiyim. Bu hak yol hiç sahipsiz bırakılır mı? Hz. Allah, hz. peygamber, hz üstaz, merhum ağabeylerimiz sahipsiz bırakır mı?

Bu münafıkların yaptıklarına küfr-ü inadi denir. Bile bile, her şeyin farkında ola ola nefislerine ve şeytanlarına tabi olmaya, mağlup olmaya devam etmelerine küfr-ü inadi denir.

Hasan Arıkan’ın etrafında bir de çok şerli bir dişi insan şeytanı vardı ki o da gizli ermeni ve gizli yahudi karışık bir soydan gelen karısıydı. Ben mevzu olduğumda bu karısı açar ağzını, yumar gözünü ve aklına gelen her şeyi söylerdi. Biraz aklını ön plana çekmek isteyen ve akıllıca davranmak isteyen Hasan’ı da iyice felaketlere sürüklerdi. Hasan Arıkan’ın hayatında ona musallat olan en büyük şeytanlardan biri, yani büyücü ve insan şeytanı olan o karısı, artık yok. Allah bilir ama kendisi de muhtemelen köşeden dönecek, hastahaneden çıkacak ve sonra bakacağız, neler olacak.

Az daha unutuyordum. Son zamanlarda adeta yemeyip içmeyip bütün mesaisini bana ve ekibime büyüler yapmaya ve yaptırmaya harcayan ve haddi iyice aşan o Gülderen’i de ufaktan bir çarptı hz üstazımız ama ayar alacak gibi durmuyor. Bakalım o cephede neler olacak ve Alihan Kuriş, hayatında kendisine en çok musallat olan, ayağının kaymasında en büyük payı bulunan baş şeytanlardan biri olan o annesi Gülderen Kuriş’ten kurtulabilecek mi ve kurtulursa neler yapacak.

Aksiyon, gerilim, macera, intikam, entrika, ihanet, gizem, korku ve mutlu son… Hepsi bu hikayede olacak.

Ben mi? Ben de buralarda olacağım. Bunların hepsinin mezara girdiklerini göreceğim. Öldüremediler ve öldüremeyecekler. Durduramadılar ve durduramayacaklar.

Çünkü çoktan “Ben evladımı kimseye vermem” buyruldu ve ben bunu çoktan ilan ettim aleme, alemlere…

Mehmet Fahri Sertkaya

Merhum Mehdi Amcaya dair

S. A. Abi

Ben Ebubekir Sıddık Toru, Almanya doğumluyum ve 53 yaşındayım. Mesleki olarak elektronik teknisyeniyim ve hayatım boyunca bu meslek üzere Almanya da çeşitli fabrikalarda çalıştım.

Şu anda İstanbul Ümraniye. Esenevler de anne ve babamın yanındayım, burada kendimize ait bina var. Düblex dairede ben Yanlız alt katta anne ve babam üst katta kalmaktadır. Onları kimseye muhtaç etmemek için burdayım. Buraya geliş sebebim anne, baba ve davadır. Davam için can vermeye seve seve hazırım.

Aslında buraya gelirken emirilmüminine teslim olmaya geldim ve emirimin Alihan kuriş olduğunu düşünerek geldim. Lakin sizi 2018 den itibaren takip etmeye başladım, buda cenabı Allah İn bir lütfudur. Kafamda dava hakkında hep sorular oluşturdu, bir ara depresyona da girdim. Sizin sesiniz beni rahatlatıyordu, cinlerle yapmış olduğunuz mücadeleyi hep dinlerdim vede tam inanarak.

Sizin anlattıklarını herşey doğruydu, mesela mehdi amcanın merihe gitmesi. Bize 80 li yıllarda Almanya, Augsburga gelmişti ve bir gece kursumuzda kaldı ve bize anlatırdı sizin kadar boyları var beni aldılar götürdüler ben onlara vaaz ettim, tekrar getirdiler. Biz ozaman gülerdik hem onun konuşmasından dolayı hemde anlattıklarındanbiz zanederdik bize masal anlatıyor, fakat aynı mevzuyu siz anlatınca zihnim kendine geldi ve herşey daha iyi hatırladım.

Bir ikinci mevzuda Nurettin Akman, ben onunla görüştüm hatta birkaç kurs açılışında beraber idik, üç beş kişi beraber namaz kıldık ve yemek yedik, o zamanlar yahu bu nebiçim Avrupa idarecisi diye kendime soru soruyordu, ama onu göreve getiren benim en çok sevdiğim ve aramızda bir önemli mucize gerçekleşen Kemal bey abimdi. Hep kafamda sorular.

Nitekim sizi ilk önce you tube de dinlemeye başladım ve kafamda olan bu sorulara siz bana tek tek cevap verdiniz. Allah sizden razı olsun. Sizin gece gündüz durmadan ve bukadar aklı selim mevzuları anlatmamız bir insanin manevi gücü olmadan imkansız, size inancım tamdır.

Sizin Alihan Kuriş ile alakalı mevzuları anlatınca hemen size inandım ve üstazımdan yardım istedim beni doğru taraftan eyle diye hep dua ettim. Sizin emirülmüminin olduğunuz benim kalbimde tamdır ve sizin askerini olmaya bu davada seve seve sizin emrinizde can vermeye hazırım. Tek isteğim Emirlerimle, Üstazımla ve efendime birlikte hem bu dünyada hem mahşerde ve hemde ahirette beraber olmak. Beraber cennet ve Cemal ilahiyeye gitmek.

Saygılarımla
Emirül mümininin fedaisi
Ebubekir Sıddık Toru

Soldaki benim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Haccac-ı Alim’ler ölmez, bitmez… Bu devrin de bir Haccac-ı Alim’i var ve haneler, kurslar, yurtlar, kıtalar dolaşıyor. Müslüman rolü oynayan münafık sahte hocaları, sahte kurtarıcıları öldürüyor.

Benim en merkezden emirleri alıp duyurduğum ve kararları ilan ettiğim vakit, Alihan Kuriş de üzerine düşenleri yapsaydı, merkezin, Divan-ı Salihin’in emirlerini yerine getirseydi, bu münafıklar çoktan yolumuzdan uzaklaştırılmış ve cemaatimiz temizlenmiş olacaktı. Hadiseler bu şekilde cereyan etmeyecekti. Hatta bu büyük fetih 2020 yılında gerçekleşmiş, tamamlanmış olacaktı. Hatta ben son yıllarda çektiğim türlü sıkıntıları çekmeyecektim. Her şey çok başka olacaktı…

Şimdi, yolumuz/cemaatimiz dahilinde ve haricinde olan bütün münafık sözde hocalar, idareciler, mesuller, mesuleler, büyücüler, yiyiciler, gösteriş/itibar/alkış budalaları, hırsızlar, arsızlar, masonlar, kriptolar, kara paracılar bilsinler ki, bu yaşananlar bir başlangıç…

Bunun bu şekilde olacağını da bir süre önce haber vermiştim. Şimdi tekrar ediyorum:

Cemaatimi temizleyeceğim. Bu, benim kararım değil. Merkezimizin kararı. Cemaatimizi temizlemek ve aksak/eksik ne varsa düzeltmek, tamamlamak için o makama getirilen Alihan Kuriş de münafıklara, başta da münafık annesi Gülderen Kuriş’e uymuş, ayağını tamamen kaydırmış olabilir. İmtihan dünyası burası… Hep olmuş ve olur böyle şeyler. Onları da temizleyeceğim. Türkiye içindeki ve dışındaki bütün güç unsurları, cemaatimin içinden elini, dilini, adamlarını çeksinler. Yoksa bu temizlik vazifesini artık daha da gürültülü yapmaya başlayacağım. Yeterince sakin kaldım, mühlet verdim. Şu cemaatimi temizlemek için, Türkiye sınırları dahilinde bir tane Mason locası, bir tane Mason biraderi bırakmamam gerekirse, bir tane satanist bırakmamak gerekirse, bir tane gizli Yahudi ya da Ermeni bırakmamam gerekirse, onu da yapacağım. Son günlerde yaşananlar hem gücümün hem de kararlılığımın tezahürü. Herkes son kararını versin. Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kaldırın ulan ölülerinizi!

Haydi devam edin saldırıya. Ne oldu, ne çabuk öldünüz, ne çok öldünüz. Bu hakaret değil, siz hakikaten geri zekalılarsınız. Kafalarınız uyuşturucudan, cinsi sapıklıktan, fuhşiyattan, kara para derdinden, satanist ayinlerinden dolayı yanmış.

Gördünüz mü bir kez daha Türk’ün gücünü?
Haydi, biz çok iyi haldeyiz, mümkün oluyorsa kaldırın yerlerden on binlerce leşinizi ve tekrar saldıraya geçin, olmuyor mu?

O uzaylılara da söyleyin, en çok da yeşillere söyleyin, gökadalar arası seferberlik ilan etsinler de gelsinler, yine her defasında ve bu gün de olduğu gibi leşleri yerlere serilecek.

O cemaatimiz içindeki münafıklarda da Aygın’ın çarpılıp ölmesinden sonra ölüm korkusu sardı hepsini… Onlar da hiçler… Onlar da erimeye, yok olmaya, tükenmeye devam ediyorlar. Taliban ise boyuna posuna bakmadan saldırılar yapmanın bedelini yine ağır ödedi.

Buradan yazıyorum. Bir daha benim ekibimden birinin dahi canına kast edilsin, yakarım o teşkilatı/örgütü ülkesiyle/devletiyle beraber. Ona destek veren her kesimle beraber. Tarihin karanlık sayfalarına gömerim.

Herkese “Bize bulaşmayın, yolunuza bakın” demedim mi ben? Bu kadar geri zekalılıkla böyle topluca ve feci şekilde ölmeyi sonuna kadar hak ettiniz. İla cehenneme zümera

Haydi lan, ne kaldıysa elinizde, kim kaldıysa, seferber olup gelin üstümüze ya da akıllı olun, bulaşmayın bize…

Bu arada benim midem bile bulanmadı, başım bile dönmedi. Ekibimden de hiç kimse ölmedi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ahmet Aygın da çarpıldı

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Gizli bir Ermeni ve Hristiyan olan Ahmet Aygın, cemaatimiz içindeki önde gelen münafıklardan biriydi. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimize de çok sıkıntılar çektirmişti. Sinsi sinsi yolunu alır, en olmadık ve hemen müdahale edemeyeceğiz yerde ihanetini sergilerdi. Son zamanlarda seçimler arefesindeki tavırlarıyla zaten samimi bütün müslümanlar onun gerçek rengini gördüler. Ebu Cehil karpuzu gibi dışı çok yeşil, içi kıpkızıl kafir olduğunu gördüler. Alihan’ın ipini elinde tutan, Alihan’ı bir piyon gibi oynatan annesi Ayşe Gülderen Kuriş’le birlikte Ahmet Aygın da son günlerde üzerime ve ekibimin üzerine çok ama çok ağır büyüler yapıyorlar ve yaptırıyorlardı. Gülderen gibi Ahmet Aygın da son zamanlarda büyücülere paralar saçıyordu. Haddi iyice aşıyordu. Yavaş yavaş çarpıldıkça daha çok hırslanıyordu. Nihayet mühleti doldu ve dehşetli bir şekilde çarpıldı. Çukuru derin, azabı elim olsun.

Darısı Gülderen’in ve benzeri diğerlerinin başına…

Ahmet Aygın aslında hristiyan da denemez biriydi. Tek taptığı paraydı. Başka değer, ilah tanımazdı. Çok ileri seviyede şeytanlaşmıştı. Aralarına gerçekten müslüman kardeşlerimiz karışacak olsa, hemen onlara büyüler yapıyorlar, yuvalarını yıkıyorlar ve hatta mümkün olursa deli ediyorlar ya da öldürüyorlardı. Hanımlarına göz dikiyorlardı. Zamanı gelince Aygın’ın ve benzerlerinin gerçek Süleymanlılara neler yaptığı iyice gözler önüne serilecek ve duyanlar, görenler inanamayacaklar. Bunların hepsini o Alihan da biliyor. O da zaten onlara uydu, onlar gibi oldu. Bunda da en büyük pay annesinin oldu.

Üstelik, bu yazdıklarıma itibar etmek istemeyenler, “Olur mu hiç öyle şey?” diyenler, bu sahada söz sahibi olan birine gidip “Bu mfs birilerine büyüler yapıyor mu, yaptırıyor mu?” diye sorsalar, kişi dürüst biriyse hemen “Hayır” cevabını alırlar. Yine “Bu mfs’nin iddiaları doğru mu? Ahmet Aygın büyücü müydü? Alihan ve annesi de büyüler mi yaptırıyorlar?” diye sorsalar, hemen “Evet, eksik yazmış, fazla yazmamış” cevabını alırlar. İsterseniz hemen sorun. Bunları doğrulamak işten sayılmaz. Öyle vaktinizi falan da almaz. Bir titreyip artık kendinize de gelin. Cemaatin haline bir bakın. Memleketin ve milletin haline de bir bakın. Cemaatin tepesini elinde tutan münafıklar, bunca yazdıklarımın karşısında nasıl da sus pus olup oturuyorlar. Hukuk yoluna bile gidemiyorlar. Sözlü yalanlama bile yapamıyorlar. Onlar susup kalıyorlar ve daha çok büyücülük yaparak bu krizden çıkmak ve cemaatin başında kalıp müslümanlara/Süleymanlılara daha da çok maddi ve manevi zararlar vermek istiyorlar ama sizler artık bir bakın, bir anlayın, yanlışı ve doğruyu bir görün ve ne yapmanız gerekiyorsa yapın. Bu hali görüp de hiçbir şey yapmıyorsanız, zaten siz de onlar gibisiniz demektir. Öyle ise geçtim müslüman sayılmayı, insan türünden bile değilsiniz. Allah sizin ömrünüzden alıp da nesli tükenmekte olan hayvanların ömrüne eklesin. Köpekler bile sizden daha faziletli…

İşte bozacının şahidi şıracı… Yıllardır gerçek ve hain yüzlerini anlattığım ve susup kalan münafıklar, şimdi Aygın’ın arkasından ağlıyorlar. Şu Zeki Çalışkan’ın ne olduğunu duymayan, anlamayan biri kaldı mı bu alemde? Zeki Çalışkan gibi gizli hristiyan, misyonerlik ve kara para faaliyetleri icra eden bir herif, gerçek bir müslümanın arkasından böyle yazar mı…

Mehmet Fahri Sertkaya

Cemaatteki münafıklar, Fazilet takvimini kasten ayarından çıkartıyorlar

Bu cemaat, ticari maksatlarla bir araya toplanmış bir cemaat değildir. Şunca rezilliğe sessiz kalacak bir cemaat de değildir.

Bunlar iyi niyetli olsalar, Fazilet Takvimi uygulamasını güncellerler. Yeni bir hale getirirler. Uygulamaya girildiğinde orada yazılı sohbet/nasihat menüsü, takvimin geçmiş yıllardaki makalelerine ulaşma menüsü, aratarak dini tabirleri bulma ve izahını okuma menüsü, sesli sohbet dinleme menüsü, Kur’an-ı Kerim dinleme menüsü, güncel dini meselelere verilen fetvalara ulaşma menüsü, telif hakkı olmayan ya da telif hakkı cemaatimize ait ve bir heyetin kontrolünden geçmiş olan e-kitaplara ulaşma menüsü yani bir e-kütüphane ve daha pek çok şey eklerlerdi. Menülerin içeriği sürekli güncellenirdi. Her gün yeni yeni içerikler eklenirdi. Bunu bu güne kadar yapmalarının önünde hiçbir mani yoktu, yok. Maddi maniler de yok.

Şu takvim arkası yazılarını hazırlayan heyet, her gün yeni onlarca dini hatta tarihi, içtimai makaleler hazırlayarak bu uygulamadan yayınlayabilirdi. Matbu/basılı takvimin sayfaları sınırlı, maliyeti ona göre ve makaleler de bu nedenle sınırlı ama bu uygulamada bir günde bin sayfa bile eklense ek bir masraf çıkmıyor.

O halde böylesine büyük fırsat neden değerlendirilmiyor? Bulunmaz bir fırsat değil midir bu? Bunu, mümkün olabilecek en temel seviyede yapıp o kadarını da ücretli bir uygulamayla yaparak insanlardan geri tutmak da nedir, kim içindir?

Bu cemaatin, bu hocaefendilerin, söz konusu heyetin bu dediklerimi ve daha fazlasını yapmaları, vazifeleridir. Bunun için bu yolun çorbasını içtiler, bunun için ellerinden tutuldu ilim ehli arasına katılmaları sağlandı.

Ve onlara en baştan “Ahirette şu on parmağım yakanızdadır.” denildi. Şu koca cemaat ne hallere getirildi. Manevi manada dibe vurduruldu. Bunun cezası çok ama çok ağır/sert gelir. Çok da can yakar.

Fazilet takvimini dediğim gibi yapsalar, televizyon kanalı kurmaya, radyo kanalı kurmaya gerek bile kalmaz. Biz zaten şu çağda tv ve radyo kanalı kuramıyoruz. Bize uymuyor. Lakin bir uygulama üzerinden sadece kendi istediğimiz videoları, sesli ve yazılı paylaşımları paylaşma imkanı bulabiliyorken, kardeşlerimizi olmadık ortamlara/platformlara çekmek zorunda kalmıyorken, daha neyi bekliyoruz?

Dediğimi yapsalar, şu uygulamada seçe seçe eli yüzü düzgün reklamlar da yayınlarlar, abonelik ücretinden toplamaya çalıştıkları rakamın onlarca katını da kolayca toplarlar. Samimi iseler bu para gücüyle de her sene şu uygulama üzerinden verdikleri hizmetin kalitesini artırırlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Fazilet takvimi aboneliğini iptal edin

Aboneliği iptal et ve etrafındaki herkese de Fazilet takvimi ücretli aboneliğini iptal etmesini tavsiye et. Fazilet’e de mesaj gönder. Tepkini göster. “Şu internette bir dini mesele aratınca kaç tane münafık sözde hocanın siteleri en önde gösteriliyor. Ehl-i sünnet yok ediliyor. İtikadi ve ameli sapıklık yayılıyor. Doğru bilgiye ulaşmak ne kadar da zor. Söz konusu ilimlerle dünya ve ahiret saadeti muhafaza edilebiliyor. Ücretsiz şekilde benzeri siteler açmak, bu milletin aradığı sorulara doğru cevaplar vermek bile vazifeniz iken, siz bu şartlarda bir de bu takvimdeki bilgileri neden ücretli yapıyorsunuz, herkesin ulaşamayacağı bir hale getiriyorsunuz? Cemaatimiz içinde çok sayıda iş adamı kardeşlerimiz var, bunlar her sene zekatlarını bile cemaatimize veriyorlar. Sadece birinin verdiği zekat parasının yüz binde biri ile şu takvimin masrafları karşılanamıyor mu? Sizin bir art niyetimiz mi var, kimden yanasınız, anlamakta güçlük çekiyoruz?” diye yaz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Rüyalarla bile ikaz ediliyorlar

Çok büyük tırpan geliyor. Sadece münafıklar değil, aldananlar da çok büyük kaybedecekler. Her şeyin farkına varıp da hiçbir şey yapmayanlar, mücadele etmeyenler, korkanlar, çekinenler var ya, en çok bela ve musibet onların başlarına gelecek. Yetmeyecek, ahirette de rezil, rüsva halde olacaklar. Azapları da çok şiddetli olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Felaket tellalından son dakika haberleri

Felaket tellalından son dakika haberleri: para yok

Bankacılık sektöründeki sıkıntılar daha da artacak. Nakit sıkıntıları da teknik sorunlar da artacak.

Müşterilerin işlem taleplerine cevap verilemez olacak. Hatta öyle ki ATM’lerden para çekmeye gidenler hep elleri boş dönecekler. Nakit sıkıntısı hat safhaya ulaşacak. Bankaların içi hızla boşalıyor.

Gerçekten büyük arızalar da yaşanmıyor değil ama bazı hallerde arıza varmış numarası oynayarak zaman kazanmaya çalışacaklar. Arızaları da fırsat görüyorlar. Bu, onlara fayda vermeyecek. Türkiye çok büyük bir mali kaosa, gözleri kapalı ve koşar adımlarla gidiyor.

Bankacılık sektöründe yaşanan büyük arızaların bir kısmı kendileri tarafından kasten çıkartılıyor, bir kısmı siber saldırılar neticesinde yaşanıyor, epeyi bir kısmı da metafizik çatışmalar nedeniyle yaşanıyor.

Kara para işleri daha da darbe alacak ve bu da ayrıca mali kaosu hızlandıracak, şiddetlendirecek. Üstüne zaten işsizlik, sağlıksızlık, açlık, kuraklık/kıtlık, yokluk da artacak. ATM’den ya da şubeden nasıl olur da para çekemediğine yanan millet, çeşmelerden su içemediğini de görünce, artık ne yapar, nasıl yapar, memlekette neler yaşanır, hep beraber izleyeceğiz.

Felaket tellalından son dakika haberleri: kurban bayramı zehir olacak

Kara para işlerini bu derece bozduğumuz şu dünyada, hususiyle şu Türkiye’de, meşru dairede dönen para işleri de çok bozuldu ve hızla daha da bozuluyor. Kurban paralarını ağızları sulanarak bekleyen dolandırıcılar var. Bunların başında gelenlerinden biri de Alihan Kuriş…

Lakin Alihan Kuriş’in evdeki hesabı çarşıya uymayacak. Bu seneki kurban hizmetlerinde, aramızdaki münafık hırsızlardan çok kişi suç üstü olacak. Bunun haricinde başka cemaat ve tarikatlarda da benzer şeyler yaşanacak. Zaten son üç beş senedir Akademi Dergisi olarak bu sahaya çok dikkat çektik ve çok sayıda müslümanın bu sahadaki yanlışları fark etmesini sağladık. Bu sene ise çok daha farklı olacak. Ben kurban bayramında ve hemen sonrasında kamuoyu uzunca süre meşgul eden ve sarsıcı değişikliklere sebep olan gelişmeler bekliyorum.

Mehmet Fahri Sertkaya