Etiket arşivi: Alihan Kuriş

Ey Süleymanlılar! kadınları dinlemeyin ve kendinize gelin

Bu sözlerim, cemaatimizin mensubu olan bütün hakiki kardeşlerime…

Hanımlarınızı, annelerinizi, kızlarınızı, gelinlerinizi seviyor ve onların zarar görmemesini istiyorsanız, hizmetle alakalı meselelerde onları dinlemeyin. Tarihe dönüp bir bakın ya da cemaatimizin içindeki maneviyatı yüksek, yaşını almış, tecrübeli hocalarımıza danışın. Tarihin hangi devrinde erkekler hanımların sözlerine bakar olmuşlarsa, alemin nizamı kısa sürede alt üst olmuştur. Bu hususlarda biz Müslümanları ikaz eden çok sayıda hadis-i şerifler mevcut ve bunları tam idrak edemediyseniz, iyice izah edecek büyük hocalarımıza müracaat edin.

Ben, her yeri, her kesi biliyorum. Aramızda şu tırpana takılmamasını istediğim, kendilerini düzelteceğini ümit ettiğim kardeşlerim var. Lakin bakıyorum da hala en temel sorunlardan birinin, hanımlara danışarak karar almak, iş yapmak olduğunun farkında değiller.

Bakın Bursa’da da bunca zamandır hala sorunlar çözülemedi. Bu hususta da verdiğim pek çok mücadele heba oldu. Sebebi ne? Pek çok sebebi var ama en başta gelen sebeplerden birisi samimi olan kardeşlerimizin aile/hanım baskısı altında ezilmesi ve gerekli dik duruşu sergilememesi.

Muhterem büyüğümüzün hem kendini hem cemaatimizi çok büyük sıkıntılara düşüren hataları bunca senedir yapmasının, şimdi en sert şekilde ikaz edilme kısmına geçildiği halde titreyip kendine gelememesinin en temel sebeplerinden biri de annesine ve hanımına tabi olması… Bu, ölümcül bir hata… Bütün sistemi, dengeyi alt üst edecek ve gerçek bir idarecinin asla yapmayacağı bir hata…

Annesi de hanımı da gönülleri cemaatimiz içindeki münafıklardan yana olan kişiler. Şu taşınmaz yükü taşırken kendisine destek olmak ve kendisini hayra yönlendirmek yerine, kasıtlı şekilde şerre yönlendirdiler. Hala da bunu yapıyorlar. Zarar ziyan umurlarında değil. Bu nedenle de büyüğümüz bunca yıldır elindeki gücü/tasarrufu/imkanları kullanamıyor. Zorlanmadan dakika içinde yapabileceği bir hamleyi, seneler geçse de yapamıyor. Gözünde devleşiyor.

Kendinizi ve aile fertlerinizi dünyevi ve uhrevi felaketlere sürüklemek istemiyorsanız, kadınları böyle hususlarda dinlemeyip derhal dik durun. Kadınlarınızın gıybet etmesine, fitne çıkartmasına, sizleri ellerinde oynatmasına mani olun.

Ayrıca panik yapmayın. Her şey kontrolüm altında. Cemaatimize bir zarar gelmemesine kilitleneceğiz, bu uğurda devleşeceğiz ama… Herkes de müstahakını bulacak ve buna mani olmaya kalkmayacağız. Herkese yeterince mühlet verildi, herkes yeterince ikaz edildi ve bundan sonra merhamette aşırı gitmeyeceğiz. Büyüğümüz ve aile fertlerine bir ya da birkaç büyük sıkıntı gelmesi halinde bile yaşananlara müdahale etmeyeceğiz. Evet, dikkat edin, müdahale etmeyeceğiz ve hatta üzülmeyeceğiz.

Hele o hizmet ehli, hocaefendi, hocahanım bilinen münafık takımının başına her ne gelirse gelsin umurumuzda bile olmayacak. Şükür secdeleri yapacağız. “İşte gün bu gündür. İşte bu kadar da büyük hayırlı gelişmeler oluyor. Bunca senedir başımıza sıkıntı olan, hizmetlerimizi aksatan münafık takımı temizleniyor.” deyip şükürler edeceğiz.

Herkes bu hassas çizgide dursun. Kimse ne gevşek kalsın ne de aşırı gitsin. Hiçbirimizin hiçbir kısımda/safhada nefsi tavırları olmayacak. Büyüğümüz, halen büyüğümüzdür ve bir süre daha öyle kalacak. Çift başlılık olmayacak. İstesem şu anda bile vazifeyi devir alırım ve kimse buna mani olamaz ama önce herkes ettiğini bulmaya, görmeye başlayacak. Bazı ibretlik haller yaşanacak. Ayrıca bu süreç samimi Süleymanlılar için bir imtihan süreci olacak.

Her şeyi planlayanlar, kontrol edenler, yönlendirenler var. Bir Divan-ı Salihin var. Başımızda Hz. Üstazımız (k.s.) var ve ben de üzerime yüklenen kısmını taşıyor, gerekenleri yapıyorum. Kemal Bey Ağabeyimiz de Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz de ruhaniyetleri ile bu hizmetin hala başındalar ve kıyamet sabahına kadar da bu böyle olacak. Samimi kalıp doğru/isabetli kararlar alıp bu süreçte üzerine düşenleri yapanlar, korkmayanlar, geri durmayanlar hakkında endişeye mahal yok.

Mehmet Fahri Sertkaya – http://www.mfs.tv

Bu yazıyı bütün Süleymanlılar okumalı

Büyük tırpan/temizlik geliyor. Ben yazıyorum, herkes duymuş olsun da sonra herkes kendi kararını verir.

Muhterem büyüğümüz idareye geçtiği gün “Başımıza Allah’ın kılıçlarından bir kılıç geçecek” demişti ve yıllardır bu sözünü duymayan kalmadı gibi…

Yaklaşık bir senedir de ben de cemaatimizin başına getirileceğimi en açık şekilde ifade ettim. Üzerine geçen süre içinde de büyüğümüz başta olmak üzere, cemaatimiz içindeki hiçbir gerçek hizmet ehli tarafından bu hususta yalanlanmadım ve aksi karşılık görmedim.

10 yıldan fazla bir süredir gecemi gündüzüme katarak, çok ağır bedeller ödeyerek Türkiye’de ve dünyada, ilmi, tarihi, siyasi sahalarda sessiz bir devrim gerçekleşmesini sağladım. Ne söylediysem hep gerçek oldu ve oluyor. Bu güne kadar dost düşman herkes benim sözlerime asla yalan karışmadığını ve asla dünyevi bir niyetle mücadele vermediğimi biliyorlar. Hiçbir zaman makam, rütbe, para, mal, itibar peşinde koşmadım. Sayfalarımdaki lüzumsuz/samimiyetsiz kalabalıkları nasıl topluca kovduğumu cümle alem bilir.

Üzerimde hz. Üstazımızın himmetleri olmadan buralara kadar gelebilmem, bu hizmetleri yapabilmem asla mümkün olamazdı. Gerçekleşeceğini haber verdiğim birkaç husus zamanında gerçekleşmedi, ötelendi… Çünkü cemaatimin merkezi, benimle eş zamanlı olarak yapması gereken pek çok hamleyi yapmadı.

Merkezimize yakın olan bütün samimimi kardeşlerimizin yıllardır bildiği, gördüğü, üzüldüğü bir hal var. İyi niyetinden ve samimiyetinden hiç şüphe etmediğimiz muhterem büyüğümüz, üzerine düşen pek çok vazifeyi yapmakta ya çok geri durdu, ağırdan aldı ya da tamamen geri durdu, hiçbir şey yapmadı. Yıllar geçtikçe bunlar düzeleceğine arttı ve halen artıyor. Dar zamanda bu ağır yükü sırtlanarak kendini paralarcasına mücadele etti ama işte imtihan dünyası ve gücü bu kadarına yetti.

Son günlerde yazdığım birkaç yazıya denk gelenler, zaten cemaatimizin bütün kısımlarında ve hatta merkezde en tepeye kadar ciddi sorunlar olduğunu ve artık buna daha fazla tahammül edilmeyeceğini anladılar. Bunca yıldır “Zahirde başımızda kim olursa olsun, aslında bizi Divan-ı Salihin yönetiyor.” dedim durdum. Hatta bunu en çok da içimizdeki münafıklar muhterem büyüğümüzün idareye geçmesine mani olmak istediklerinde, kendisine çok büyük destekler verdiğimde tekrar ettim.

İşte o Divan-ı Salihinde, beklenen karar artık alındı. Muhterem büyüğümüz, her ne kadar iyi niyetli olursa olsun, yaşanan pek çok sorundan mesul görüldü ve vazifeden alınmasına karar verildi.

Bu yazdıklarım içimizdeki münafıkları kudurtacak. Buna şüphem yok. Bunun hep böyle olduğunu on yıldır benimle birlikte bütün takipçilerim/kardeşlerim gördüler, duydular, yaşadılar. Her seferinde o münafıkların nasıl köşeye sıkıştıklarını, karşıma çıkamadıklarını, rezil olup kaldıklarını da gördüler. Ne yazık ki merkezimiz, bu kadar çaresiz hallere düşürdüğüm anlarda bile, sadece isimlerini geçirdiklerimi bile yasaklamadı, uzaklaştırmadı. Bu yola zarar vermeleri, benim hizmetlerime büyük zararlar vermeleri, bana iftiralar atmaları, içimizdeki ve dışımızdaki düşmanlara çalışmaları, yanlarına senelerdir kâr kaldı. Büyüğümüzün bu şartlarda bile kendilerini uzaklaştırmamasına bu münafıklar kendileri bile çok şaşırdılar. Şimdi yukarıda yazdıklarımı olmadık manalara da çekecekler. Sesli olarak ve özetle anlatılsa bile, on sene içinde yaşananlar onlarca saatimizi alır ve dinleyen bütün samimi kardeşlerimizin canı acır. “Bu kadar mı oldu, bu kadar mı hatalı kararlar alındı” derler.

Ben, çok çok yakın zamanda gelecek tırpanda samimi/gerçek Süleymanlı evlatları sıkıntı yaşamasınlar diye, işte yine böyle açıkça yazarak kendimi sıkıntıya atıyorum. Şimşekleri üzerime çekiyorum. Bunun aksini yapabilecek gücüm de var ve öyle yapmak benim için çok daha kolay olurdu. Her şey olur, yaşanır ve ben son kısmında üzerime düşenleri yapardım.

Lakin kendimi sıkıntıya atarak açıkça önden yazıyorum ki çok yakın zamanda büyüğümüzün başına çok büyük sıkıntılar gelecek. Meydan hareketlenecek, çatlak sesler çıkacak. Her şeyin çok güzel ve ayarında olması için meydanın karışmasına, sonra iyice bir temizlenmesine izin vereceğiz. Ben, teşkilatım ve cemaatimiz içindeki gerçek Süleymanlılar, gerçekten rabıta yapanlar, maneviyatını istenen halde tutanlar, hususiyle de üstazımızın samimi talebeleri, merkezimize yakın samimi/meşhur hoca efendiler zaten bu yazdıklarımdan ve daha fazlasından haberdarlar. Tamamı benimle birlikte yol alacaklar. Çünkü Divan-ı Salihinin kararı bu şekilde.

Bana düşen vazife ise, bu süreçte büyüğümüzün, kendisini hakkında verilen kararlar icabı sıkıntılara düşmesine izin vermek, kendisine ulaşacak zararlara mani olabileceğim halde mani olmamak… Bu süreçte cemaatimize gelebilecek zararlara ise tavizsiz ve en sert şekilde karşılıklar verip mani olmak.

Bunca senedir beni bilenlere, takip edenlere, nasıl hayırlara vesile olduğumu bilenlere bu kadar söz bile fazlaydı. Beni bu yazıyla duyanlar ise kim olduğumu, neler yaşandığını iyice araştırmadan, anlamadan bir karar vermemeliler.

Son sözümüz yine aynı: bu yol sahipsiz değildir. Başımızda zahirde kim olursa olsun, aslında Divan-ı Salihin vardır. Bu divana riyaset eden Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)dir. Kendilerinin sağ yanında devrimizin mürşid-i kamili Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) bulunmaktadır. Ayrıca bu divanda yaşayan velilerden tutun da gafillerin ölü dediği ama ölümsüzlüğe ulaşmış büyük veliler de bulunmaktadır. Kimse karamsarlığa, endişeye, paniğe kapılmasın. Biraz gürültüler çıkacak, sonra ben kılıcımı çekip temizlemeye geçeceğim. Herkes müstahakını bulacak. Bunu rahatlıkla yapabilecek güce ve şartlara sahibim. Bütün dünya karşıma çıkmak istese de karşımda duramazlar.

Öyle ise şimdi karar, imtihan, tırpan, cihad vaktidir.

Mehmet Fahri Sertkaya – http://www.mfs.tv

Süleyman Akbulut da gizli Yahudidir…

Seneler boyunca cemaatimizin Trakya idareciliğini yapmış olan Süleyman Akbulut da bir gizli Yahudidir.

Aynı hain ekibin içindedir. Kendi kızını, gizli bir Yahudi olduğunu çok kesin şekilde bildiği Fatih Ülgen’e gönül rızasıyla vermiş bir kişidir.

Salim Dağ, Yusuf Büyükgöze, Süleyman Akbulut, Hasan Arıkan, Hüseyin Kumaş, Hüsnü Yılmaz diye saymaya başlasak, uzun bir listeyi sıralamak gerekir. Bunların hepsi gizli Yahudi ya da gizli Ermeni kökenli kişiler değiller ama hepsi açıkça hainler. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, sağlığında Hüseyin Kumaş’ın yasaklama yazısını bütün teşkilata dağıttırmıştı. Bütün müesseselerimize girmesi, programlara katılması yasaklanmıştı. Bu yasaklama, Akademi Dergisine yapıldığı gibi hileli, metnin üzerinde sonradan oynama yapılmış bir yazı değildi, gerçekti. Merhum büyüğümüz daha fazla tahammül edemez hale gelmişti. Sonra içimizdeki bu hain çete çok baskı yapınca, hizmette aksamalar olmasın, iç fitne çıkmasın, zamanı beklensin, bunların biraz daha mühletleri dolsun diye Hüseyin Kumaş’ı tekrar cemaatimize kabul etmişti.

Merhum büyüğümüz Kemal Bey Ağabeyimizin yasakladığı/uzaklaştırdığı, emirine isyan halinde can veren, cemaatinden tart edilmiş halde can veren, yazdığı kitaplar yalanlarla ve uydurmalarla dolu olan Mehmet Emre’yi, ölüp gitmesinden seneler sonra bile sohbetlerinde öven, yere göğe sığdıramayan Hüseyin Kumaş, bunu aldanarak yapmıyordu, yapmıyor. Kalpler bir… Niyetler bir… Bu, onlarca senedir böyle…

Merhum büyüğümüz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, Ali Kangel’lere on seneden fazla süre tahammül etmiş, yasaklamalarını ötelemişti. Bu kadar büyük oyunlara karşı oyunlar kurarken, bu kadar fitnelere sabırla mani olmaya çalışırken kendi sıhhatini bozmuştu.

Sultan Abdülhamid Han, kendisi aleyhinde Avrupa basınına sürekli makaleler gönderen ve çok büyük sıkıntılara sebep olan, sekiz dil bilen bir baş belası ve hain Ermeni’yi Saray’a tercüman olarak atamış, iyi de maaş vermiş ve zararını asgariye indirmişti.

Dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın…

Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir ama çok sayıda hainin mühletleri artık bitti. Şimdi, cemaatimizdeki temizlik yaşanırken muhterem büyüğümüzü karşısına alacak olan herkes bilsin ki beni karşısına almış olacak. Ben de şuradan yazıyorum ki hepsinin üzerinden geçeceğim. İşte meydan…

Mehmet Fahri Sertkaya

Bağlantınızı kesin ya da geri çekin

Çok yakında değil, hemen şimdi cemaatimiz içindeki münafıkları, hainleri, alçakları toplu toplu temizlemeye başlayacağım. Şu yaştaymış, şu makamdaymış, şu soydanmış, yolumuzda çok hizmetler etmiş falanca merhumun bilmem nesi imiş, bilmem geçmişinde siyasetin içindeymiş, yok şu kadar kurs yapmış/yaptırmış, şu seviyede ilim sahibiymiş, bilmem ne kadar talebe okutmuş diye bakmayacağım. Hak eden herkesi, hak ettikleri kadar sert şekilde ezip geçeceğim.

Çok gürültüler çıkacak, çok sarsılanlar olacak. Bu gün ve yarınlarda, Türkiye içinde ya da dünya siyasetinde benim kurduğum dengeler içinde yer almak yani kazananlar kulübünde yer almak isteyen, benimle ortak paydada yol almak isteyen bütün kişiler, kesimler, teşkilatlar, devletler şimdi bir karar vermeliler. Ne yazık ki benim elimde olmayan sebeplerle bu zaruri temizlik çok ama çok gecikti. Ben bu zaruri temizliği hakkıyla yaparken hainleri, münafıkları kollamak ve kurtarmak için hamle yapanlar, benim bu gün de yarında “hiç ortak nokta bulunamayan ve en kısa sürede yok edilmesi gereken şiddetli düşmanlarım” olacaklar.

Onlara tavsiyem şudur ki karşıma çıkmasınlar. Hatta bana bırakmayıp da kullandıkları hainleri kendileri oyundan düşürsünler. Benim Türkiye’de ve dünyada yapmak istediklerimi daha kısa sürede yapabilmem, cemaatimin içindeki münafıkların, baş belalarının temizlenmesiyle doğru orantılı…

Titreyin ve kendinize gelin!

Son zamanlarda Türkiye’nin ve dünyanın içinde bulunduğu yeni şartları, bu davanın ve bu memleketin yakaladığı fırsatları iyice idrak etmeliyiz.

Evet, bizler menfaatler elde ederken, bizimle beraber ortak paydalarda hareket eden taraflar da büyük menfaatler elde edecekler. Bu kısmı bu yazının konusu değil ama yolumuzun yolcusu olup kendini hizmet adamı gören herkesin farkında olması lazım ki tarihi bir süreçte kaçırılabilecek tarihi fırsatlar var.

Unutulmamalıdır ki bir zincirin gücü/sağlamlığı, en zayıf halkası kadardır. Cemaat olarak biz de bir nevi zinciriz. Aramızdaki hiç kimse “Benden ne olur” demeyecek ya da “Ben yapmasam da başka bir kardeşimiz yapar” demeyecek. Herkes üstüne düşeni yerine getirecek. Ortada bir cemaat, bir topluluk, bir zincir varsa, önceklikle en başta duran muhterem büyüğümüz olmak üzere, en sonda/kenarda duran kişiye kadar herkes ihlaslı, dikkatli, korkusuz, gayretli olmak zorundadır.

Bundan sonra düşmanlarımızın bazıları düşmanlığını daha açıkça ve sert şekilde yapacaklar. Çünkü şu anda bile çok köşeye sıkıştılar ve daha da kötü şartlara düşecekler. Bundan sonra, bu güne kadar bize düşmanlık etmiş bazı taraflar ise sözlerini tutarak bizlerle “kazan kazan” usulüyle hareket edecekler. Onlarla da iyi geçinecek, verdiğimiz sözlerden dönmeyeceğiz.

Bu davanın içindeki hizmet adamlarının, böyle bir süreçte imtihanları olacak. Bu süreci en iyi şekilde devam ettirmek için herkesin üzerine düşenleri yapması beklenecek. Bunu yapmayanlar ateşe/azaba düşecekler. Büyük veballere girecekler.

Şimdi, tepeden tırnağa hepimizin silkelenip titreyip kendimize gelmemiz lazım. Dik ve kararlı durmak gerektiğinde, bedel ödemek gerektiğinde bundan geri duranlar, dünyada ve ahirette perişan olacaklar. Hiç kimse yanlış düşüncelere kapılmasın. Bu dünyada hiç kimsenin sonu garantide değil. Herkes imtihanda… En açık şekliyle yazıyorum ki hz. üstazımızın talebeleri olsun hatta başımızdaki muhterem büyüğümüz olsun, her kim olursa olsun, dik durmayanlar, gerekli hamleleri gereken zamanda yapmaktan geri duranlar çok büyük veballere girecekler.

Annesinin, babasının, hanımının, çocuklarının, soyunun mensuplarının, ahbaplarının, siyaset camiasındaki tanıdıklarının olmadık yönlendirmelerine kapılanlar, herhangi bir korku ve endişe sebebiyle, yapması gerekeni hemen yapmayanlar ya da hiç yapmayanlar bu ümmete, bu millete, bu devlete, bu yola büyük zararlar verecekler. Zararları, gelecek nesillere bile sirayet edecek. Dünyada ve ahirette müflis olacaklar.

Gün, huysuz ve samimiyetsiz anne-babaların, her tavrı nifak alameti olan akrabaların sözlerinin dinleneceği gün değil. Gün cihad günü, gün gerektiği yerde can vermek dahil her bedeli ödeme günü… Gün, gerekiyorsa hicret etme, gerekiyorsa bütün akrabalarından hatta anne ve babasından hatta kara sevdasından bile geçme günüdür. Gün, gerekiyorsa bütün servetinden, rütbesinden, makamından geçme günüdür.

Efendiler! Yürüyeceğiz ve dünya arkamızdan yürüyecek ya da tökezleyeceksiniz ve dünya üzerinizden geçecek. Dünyanızdan sonra ahiretiniz de cehenneme dönecek. Cemaatimizin mensupları arasından hiç kimsenin bu kritik süreçte bu yola zarar vermesine de izin verilmeyecek. Büyük bir tırpan da mutlaka gelecek. Öyle ise hemen şimdi titreyin ve kendinize gelin.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yine yanlış anlayanlar olmuş.

Hayır, siyasi meselelerde ben yetkiliyim ve Alihan Bey hiç karışmaz. Siyasi meselelerde kendisinden talimat alıyor ve de kendisinin yönlendirmesiyle hareket ediyor değilim.

Bu güne kadar, siyasi meselelerde kendisiyle irtibat kurmuş pek çok kişiye, bu sahada benim söz sahibi olduğumu anlamalarını sağlayacak cümleleri kurmuştu ve kuruyor. Bu sebeple kendisiyle siyasi meseleleri sathi/yüzeysel konuşmanın yeterli olacağını sesli mesajımda ifade ettim.

Aslında kendisi de ben de aynı yerden talimat alıyoruz. İkimizin de üzerinde olan kişiler var.

Belki bu şekliyle daha net ifade edebilmişimdir. Kendisi, bu vazifeye geçtiği gün “Allah’ın kılıçlarından bir kılıç başımıza geçecek ve biz de kendisinin yanında hizmetimize devam edeceğiz.” demişti. Bu meseleyi dört yıldır birkaç tekrarla işlemiş, konu etmiştim.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Süleymanlılara operasyon” mu dediniz?

“Süleymanlılara operasyon” mu dediniz?

Tayyipgiller familyası o kadar kötü hallerde ki oturdukları koltuklar bir taraflarına batıyormuş gibiler… Rahat edemiyorlar, yerlerinde duramıyorlar. Sonlarının geldiğinin ve devrilmelerinin de hak ettikleri kadar sert olacağının farkındalar.

Oturup planlar yapıyorlar. Biz Süleymanlılar cemaatine nasıl operasyon yapabileceklerini, muhterem büyüğümüz Alihan Kuriş Bey Ağabeyimizi nasıl içeri alabileceklerini, bunları yapabilirlerse devamını nasıl denk getirebileceklerini, beni ve teşkilatımı nasıl susturup durdurabileceklerini, vatanseverleri nasıl bulup yok edeceklerini v.s. konuşuyorlar. Her şeyin her gün daha da aleyhlerine döndüğünün farkındalar. Yukarı tükürseler bıyık, aşağı tükürseler sakal…

Her bir yanından konuşuyorlar da dönüp sözün başına sarıyorlar. Bize operasyon yapmaya güçlerinin yetmeyeceğini, ellerindeki devlet gücüyle bir anda bir çılgınlıkla buna teşebbüs etseler de arkasını getiremeyeceklerini hatta bu hamlenin altında kalacaklarını çok iyi biliyorlar. Hiçbir karşılık vermeseler de buz misali eriyorlar…

Üstelik daha önce yaşanmış acı tecrübeleri de var. Mustafa Koç, cemaatimize operasyon yapmak isterken öyle bir şekilde öldü ki, eminim hiç akıllarından çıkmıyordur. Tayyip “Haberi televizyonda gördüm, şok oldum. Ölmeden önceki gün görüşmüştük” demişti.

Mehmet Fahri Sertkaya