Etiket arşivi: Süleyman Hilmi Tunahan K.S.

“Bundan böyle Allah’ın siyaseti, Allah’ın planları ve Allah’ın programı cari olacak ve ne olursa iyi olacak. Tarla dikenlenince sahibi tırpan getirip temizlediği gibi, Allahü Teala da mülkünü/yeryüzünü zaman zaman temizler. Her şeyin bir temizlik usulü var. Arzın/yeryüzünün temizliği de harb ve kılınçtır. İnsanlar bunu bilip, Mevla’nın mülkünde isyanı/günahları terk etmeli. Ve esbaba/sebeplere uyarak gaza/cephe askeri hazırlarken dua askerini de unutmamalı. Zira dua askeri, gaza askerinin ruhu gibidir, denilmiş. Haber-i Rasul ile sabit olduğu üzere dua mü’minin silahıdır.”

Süleyman Hilmi TUNAHAN (K.S.) Hazretleri

Mars ve dünya arasında: Mehdi Amca…

İnsanlık bu gerçekleri artık öğrenecek…

Bu kişi, tam anlamı ile bu dünyadan değildi. İki dünya görmüştü.. Bu kişi Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin talebelerinden Mehdi Amca… Arap olan bu zat, Akademi Dergisi’nin ve SpaceExplorer.Tv‘nin uzun yıllardır Merih(Mars) hakkında kendine güvene güvene yazdığı ve yıllar geçtikte birer ikişer ispat edilen gerçeklerin kaynağı… Bu Mehdi Amca, bu bilgileri beş-on sene önce değil, onlarca sene önce anlattı. Çünkü onlarca sene önce Merihlilerle bir araya geldi. Buradan alındı, o hiç kimseye ve hiçbir şeye zarar vermeyen ve dünyanın her yerinde artık binlerce kere kayda alınan UFO’lardan biri ile Merih’e götürüldü. Yaklaşık iki saat 45 dakika süren yolculuktan sonra Merih’e vardıklarında, oradaki Müslüman Merihliler tarafından büyük bir alaka ile karşılandı, çokça hürmet edildi ve onlara sohbet verdi. Sonra tekrar geri getirildi. Geldikten sonra, buradaki kardeşlerimize yaşananları anlattı. Ne anlattı ise üzerine geçen onlarca sene boyunca birer ikişer ispat edildi, gerçek çıktı, çıkıyor, çıkacak… Zaten o gidip gelmeden önce, Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri de çok şeyler anlattı. Bu dünyanın son peygamberi nasıl ki aynı zamanda 18 bin alemin, yani üzerinde hayat bulunan trilyonlarca gezegenin son peygamberi ise, dinin merkezi olan bu dünyamızın son mürşid-i kamili de, 18 bin alemin son mürşid-i kamilidir. Bütün alemlerde küfür ile İslam’ın mücadelesi devam ederken, bütün rabıta ehli feyzini o son mürşid-i kamil vesilesi ile alır.

Mehdi Amca, geri getirildikten sonra, merakla sualler yönelten o zamanki talebelere çok şeyler anlattı. Anlattıkları özetle şunlar:

1-)Merihlilerin boyları bizim çocuklarımız gibi… Yetişkinlerinin boyları ancak bizim çocuklarımız kadar.

2-)Vücutlarında saç, sakal, kaş bile yok. Tamamen tüysüzler.

3-)Gözleri iri. Kafaları bedenlerine nispetle daha iri. (Kendilerine göre normal, bizim vücut yapımıza kıyasla kafa-beden oranı farklı)

4-)Son derece medeni, ahlaklı, eğitimli insanlar

5-)Gezegende yaklaşık (o zaman) bir milyar kadar Merihli insan var.

6-)Merihlilerin ezici çoğunluğu Müslüman ve gezegenin tamamına hakim olmuşlar.

7-)Teknolojide bizden çok daha ilerideler.

8-)Dünyaya zarar vermek isteseler oradan buraya gelmelerine bile gerek yok. Kendi gezegenlerinden dünyamızı yakıp yıkacak teknolojiye bile sahipler.


Şaşırdınız mı? Uçuk mu geldi?

Mehmet Fahri Sertkaya

➥
➥
➥

Güneşin kendisinde ısı ve ışık yoktur. Güneş billur gibidir…

Güneşte ısı ve ışık oluşmasını sağlayan enerji, kendinden değildir. Harici bir enerjidir. 

Şerit led diyotların ışıması

Güneşler aslında, tabii/doğal hallerinde ısı ve ışık yaymayan, billur gibi ve şeffaf bir yapıdadırlar… Aynı bu sağ tarafta gördüğünüz LED diyotlar gibi… Durduk yerde, kendi doğalarından ısı ve ışık yaymazlar, yayamazlar. 

İkisi de hariçten bir enerji çeşidi kendilerine ulaştığında derhal ısı ve ışık yaymaya başlarlar. 

Dünyamız ışığını güneşten alır güneş de ışığını, daha doğru ifade ile ısı ve ışık yaymak için gereken enerjiyi, yedi kat gökten daha yukarıda olan Arş-ı Ala’dan alır ve güneşte nükleer patlamalara eş patlamalar olduğu, bunun da ısı ve ışık yaymasını sağladığı iddiası, sadece isabetsiz bir teoridir. İspat da edilememiştir. 

Geçmişe nazaran bu günümüzde, bu gibi gerçekleri kavramamız daha kolaydır. Zira kablosuz enerji nakli ile çalışan aletler artık günlük kullanıma sunulmuştur. Yine gözümüzün görmediği, duyu organlarımızın his edemediği şekilde kablosuz olarak veri ve enerji nakleden modemler, çeşitli cihazlar, teknolojiler uzun zamandır kullanılmaktadır. Günümüzde gözümüzün görmediği lazer ışıkları ile çok uzak yerlere çok büyük enerjiler ve veriler de nakil edilebilmektedir.
Büyük İslam alimlerinin, güneş sistemlerine dair asırlardır bildiği bu gerçeği bilim hala tam anlamı ile çözememiştir. Dünyamızın ve üzerinde hayat bulunan bütün dünyaların, kıyamet öncesi son mürşid-i kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, 20. yüzyılın başlarında bir Alman bilim adamının, güneşlere dair bu sırrı çözdüğünü, lakin bilim çevrelerince bu bilim adamının açıklamalarının kabul görmediğini dile getirmiştir. Günümüzde tartışılmaz bilimsel gerçeklermiş gibi kabul edilen pek çok şey, isabetsiz teorilerden başka bir şey değildir.

Bilim, güneşin ısı ve ışık yaymasına sebep olan ve güneşin kendisinde oluşmayan harici enerji kaynağını çözmek isterken, şimdilerde biraz sırları çözülmüş olan insan vücudundaki çakraların (gerçek mutasavvıfların tabiri ile letaifin yani ruhun organlarının) sırlarını daha fazla çözecek ve neticede, gerçek tasavvuf ehlinin yaptığı rabıta denilen şeyin esrarını da biraz olsun çözebilecek gibi…

Yogalar ile ya da benzeri şeyler ile içlerindeki boşluğu doldurmaya çalışanların, enerjisinde eksiklik olduğunun farkında olanların ama gerçekte aradığını bulamayanların, o eksikliği ne ile dolduracağını bilemeyenlerin asıl aradıklarının rabıta olduğu meydana çıkacak. Dünyanın/dünyaların güneşe rabıta yaptığı, güneşin/güneşlerin arş-ı alaya rabıta yaptığı meydana çıkacak. Ötesi de var tabii ki, arş-ı âlâ da Allah-ü tealaya rabıta yapıyor. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi


(Yedi kat semanın üzerinde beş kat daha sema/gök vardır. Arş-ı ala, yedi kat semanın üzerindeki Alem-i Kürs’ün bir kat daha üzeridir. Sema katlarının gerçekliği ayet ile sabittir. Bu hususta bakınız: Sema katları…)

Son Mürşid-i Kamil olan Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.), yukarıda izah etmeye çalıştığım bu gerçekleri, günümüzden 60-70 yıl önce dile getirmiştir.

Bu hususta, kayıtlara da geçen sözleri şu şekildedir: 

“Güneşte (kendinden bir) sıcaklık ve ziya (ışık) yoktur. O billura benzer bir varlık olduğu için, arşı-alâdan dağılan nuru, alem-i ecsada(cesedler alemine, maddi aleme) aksettirir.

Nitekim Almanya’nın en büyük bir fen alimi, güneşin sudan ibaret olduğunu söylemiştir. Henüz hakikati bulamadılar fakat bulacaklar!..

Kalbin de iki yüzü vardır.
Biri alem-i ervaha (ruhlar alemine) diğeri alem-i cesede bakar.
Kalb, ruhtan aldığı feyzi bütün vücuda dağılan mecraları vasıtasıyla cesede bahşeder. Bu mecralardan biri kalbin feyzinden bir an münkati olsa (kesilse), beden saatinde helak olur.
İşte maneviyatımızı temin eden kalbin de arş-ı alaya nisbeti vardır. Cennet ve Cehennem dahil arş-ı azama, daire-i arş veya avalim-i arş denir.”


Süleyman Hilmi Tunahan (kuddise sirruhu) | www.SuleymancilarCemaati.com

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin Merih (Mars) hakkındaki sözleri artık televizyon yayınlarında [video]

Müslüman uzaylılar

Dün gece yayınlanan 21. Yüzyıl Şifreleri programına adeta  SpaceExplorer.TV  damgasını vurdu. Programda:
➥ Müslüman uzaylılar,➥ Mars’taki müslümanlar,➥ Müslüman uzaylıların neden dünyadaki müslümanlara yardım etmedikleri,➥ Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bu konudaki sözleri,➥ Apollo 18-19-20 gizli uçuşları ile Ay’a gidilmesi,➥ Burada dev uzay gemisi ve mumyalanmış kadın cesedi bulunması,➥ Kanada savunma bakanı Paull Hallyer’in uzaylıların var olduğuna dair itirafları,➥ Ay’ın yapay bir uzay aracı olabileceği hakkında yayınlarımızın bol bol etkisi görüldü. 
Lakin bunlar programın sunumunda ilan edilse de, yayın süresince gereğince konu edilemedi. Berbat bir sunum ve yayın akışı oldu. Bu konulara ayrılan kısa süreler içinde de neredeyse bütün bilgiler hatalı sunuldu. Ümit ediyoruz ki bu eleştirileri dikkate alırlar, programdan önce bir planlama ve yayın akışı hazırlarlar, bu planlara bağlı kalırlar, değineceklerini söyledikleri konulara mutlaka zaman ayırırlar ve bir konuşmacıya sürenin çoğunu tahsis edip heba etmek yerine, görsellerle desteklenmiş ve önceden seslendirilmiş slayt sunumlar hazırlarlar. İşte o zaman bu programın çok daha etkili ve faydalı olacağı muhakkak.

Video Linki: https://ok.ru/video/332742134414

Programda yeterince temas edilemeyen ya da hatalı bilgi verilen konular hakkında şuralara bakabilirsiniz:
➥ Uzayda hayat var. UFO’lar gerçek. Mars’tan geliyorlar ve Müslümanlar
➥ UFO’larla gelenler neden dünyaya müdahale etmezler? Neden uzaylı istilası yaşanmıyor?
➥ 18.000 alem ne demektir? Başka alemler, başka dünyalar ve başka insanlar var mıdır?
➥ Uzayda bizden başka hayatlar/alemler olduğuna işaret eden ayetler ve hadisler.
➥ Ay yapay bir uydu mu? Ay’ı dünyamıza kim “uydu”rdu?
➥ Ay’daki mumyalanmış uzaylı kadın cesedi ve terk edilmiş şehir
➥ NASA Ay’a bir daha neden gitmedi? Gitti ise neden gizledi? Ay’a önce Ruslar mı gitti? Neler gizlendi? Apollo 18 filmi
➥ Kanada Savunma Bakanı: “Uzaylılar var ve Dünya’yı ziyaret ediyorlar. İleri teknolojilerimizi uzaylılardan aldık.” | video

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Uzayın akıl almaz büyüklüğü… Kainat ne kadar büyük?

Yazar: Mehmet Fahri Sertkaya

Kafirler birinci kat semayı keşfettikleri zaman, orada Vahy’in indiği yeri ve ayet-i kerimelerde haber verilen bazı emareleri görürler. Dünyaya gelip gördükleri o hakikatleri bütün insanlara haber verdiklerinde herkes “La ilahe illallah” diyerek imana gelir. Lakin hiç birinin imanı kabul olmaz. Çünkü imanın şartı gayba iman etmektir. (gayb, gözle görülemeyen, akılla anlaşılamayan, duyu organları ile hissedilemeyen şeylerdir.) 

Bu dünyaya en uzak yıldız ne kadar mesafede ise, oradan birinci kat semaya da o kadar mesafe vardır. Fenciler henüz birinci kat semayı keşfedemediler. Ne zaman bu Türkiye’nin büyüklüğü kadar ayna yaparlarsa, belki o zaman birinci kat semayı öğrenebilirler. Batıl bir görüş olan “sonsuz uzay boşluğu” iddialarının ne kadar yanlış olduğunu gözleri ile görürler. 


| Süleyman Hilmi Tunahan (kuddise sirruhu) 

***

– İçinde bulunan bütün eşya, insanlar, taşlar, hayvanlar, sular ve gazlar ile beraber dünyayı…

– Dünyanın da içinde bulunduğu, yüz milyarlarca gezegen bulunan dünya semasını (fezayı – uzayı)…

– Dünya semasının da içinde bulunduğu 1. kat semayı…

– Bütün bu saydıklarımızla beraber 1. kat semanın da içinde bulunduğu 2. kat semayı…

– Bütün bunların iç içe olduğu üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci kat semayı…

– Yedi kat semanın da içinde bulunduğu alem-i kürs’ü…

– Alem-i kürs‘ün de içinde bulunduğu Arş-ı Ala‘yı…

Evet, aklımızın şu anki kapasitesinin binlerce katı çalışma imkanı olsa bile idrak edemeyeceği bu kadar gezegeni/alemi/sema katlarını; içinde hayat sahipleri, hayvanat bulunan ve bulunmayan bütün bu alemleri ve sema katlarını sadece DÖRT MELEK tutuyor/taşıyor ve bunlara HAMELE-İ ARŞ deniliyor…

Dünya seması(uzay), içinde bulunduğu 1. kat semaya kıyasla Arap yarımadasında bir kum tanesi gibi kalıyor.

Bu akıl almaz büyüklüğüne rağmen 1. kat sema da, içinde bulunduğu 2. kat semaya kıyasla yine çöldeki bir kum tanesi gibi kalıyor

Üste doğru bütün katların birbirine oranı bu şekilde gidiyor…

NASA, şu dünya semasında, dünyadaki kum taneleri kadar yıldız olabileceğini söylüyor…

Şimdi aklınız, 1. katta kaç yıldız ya da gezegen olabileceğini alıyor mu? Ya diğer katlarda kaç tane olabileceğini?

Bu kadar alemlerin, bu kadar akıl almaz sistemlerin içinde,

varlığı yokluğu belli olmayacak kadar küçük/hiç kalan dünyanın içinde,

bu dünyada bir devletin içinde,

bu devlette bir şehrin içinde,

bu şehirde bir semtin içinde,

bir semte bir mahallenin, sokağın içinde,

sokakta evin içinde bir APTAL da;

“Allah-kitap yok. Her şey tesadüfen oldu.” diyebiliyor…

Ademoğlu bazen ne dediğini, ne ettiğini, nereye gittiğini bilmiyor. Zira Cehennem Arş-ı Ala’da yer alıyor ve dünyanın milyon üstü milyon katı kadar büyük… İnkarcıların sayısı, bütün diğer alemlerdeki dinden mükellef insanlar da bir araya getirilse, cehennemin kapasitesini zorlamıyor…

Orada bir gayya kuyusu var, düşünün ki içine atılan kişi kırk yılda ancak dibine düşüyor.

Bence siz düşünmeyi bırakın, hala iman etmediyseniz bu fırsatı kaçırmayın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ali Haydar Efendi de zahiri alimdi. Mürşid ya da Müceddid değildi.

Hz. Üstazımız (Süleyman Hilmi Tunahan) döneminde, maddi ve manevi tüm tasarrufunu gözler önüne serdiği halde o günün alimlerinden olan Ali Haydar Efendi (ki o zamanlar istanbul’un meşhur vaizlerindendir ve şimdiki Mahmud efendi’nin de üstadıdır. Kendisini Mürşid ilan etmiştir.) hastalanmış. 
Hz. Üstazımız ziyarete gitmişler. Ali Haydar efendi diyor ki; 
Efendim falanca doktor gelecek, beni tedavi edecek, onu bekliyorum.”
Hazretimiz “Öyleyse biz gidelim, bize lüzum yok. Mademki senin manevi bir doktora ihtiyacın yok öyleyse bize müsade et” diyor.
Bize müsade et” der demez hemen yerinden fırlar, eline sarılır üstazımızın, “Aman hoca efendi, bana okumadan gitme” diye hz.mize ısrar eder. O zaman üstazımız şöyle buyurur;

Ey hocaefendi Bizim adresimiz sana bildirildi. Bizim maddi ve manevi tasarrufumuzun adresi de sana bildirildi. Sokağımız da sana gösterildi. Hatta evimizin numarası dahi sana bildirildiği halde, şu enaniyeti/benliği bir türlü atamadın” 

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) tekrar tekrar Ali Haydar Efendi’yi ikaz etmiş ve “Mürşidlik iddia etme. Kendine rabıta yaptırma. Sen mürşid değilsin” demiştir. Yine bir arada oldukları bir sefer iyice üstüne gitmiş ve sert şekilde son bir kez ikaz etmiştir. Lakin Ali Haydar Efendi “Ben mürşidlik iddiamdan vazgeçsem bizim bu Mahmud vazgeçmez” gibi bir acayip bahane ile, gerçekte manevi bir hüneri, icazeti, tasarrufu olmadığı halde mürşidlik iddia etmeye devam etmiştir.

Bütün bunlara ve daha fazlasına şahit olan Süleyman Efendi’nin damadı merhum Kemal Kacar Hocaefendi, pek çok kere yolumuzun hocaefendilerine bunları anlatmıştır.

Mars’ta şaşırtan keşif: Yüksek oranda su bulundu! Mars’ta hayat var mı?

Mars’ta şaşırtan keşif: Yüksek oranda su bulundu.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Mars’ta keşif gezisi yapan Curiosity robotunun aldığı örnekler, Mars’ın yüzeyinde yaklaşık yüzde 2 oranında su bulunduğunu gösterdi. Böylece, Kızıl Gezegen’de yaşam olma ihtimaline ilişkin umutlar “tekrar yeşerdi”.

Örnekleri inceleyen ve Mars’ta su bulunduğu sonucuna varan, New York’taki Rensselaer Politeknik Enstitüsü’nden Laurie Leshin, gezegende bu kadar yüksek oranda su bulunmasının heyecan verici olduğunu belirtti.

Ulaştıkları sonucun kendilerini de şaşırttığını belirten Leshin, alınan toprak örneklerinin 835 dereceye kadar ısıtılmasıyla önemli oranda karbondioksit, oksijen, kükürt bileşiklerinin açığa çıktığını açıkladı.

Mars’ın bugüne dek kutup bölgelerinin dışında, çok kuru bir çöl olduğunun sanıldığını belirten Leshin, Dünya yüzeyindekinden çok az da olsa, Kızıl Gezegen’de bulunan su miktarının yeni keşif araştırmaları için önemli kaynak sağladığını vurguladı.

Suyun Mars yüzeyinin neredeyse her yerinde bulunduğuna dikkati çeken Leshin, “Astronotsanız, su elde etmek için bir miktar toprağı ısıtmanız yeterli” ifadesini kullandı.

Mars’ın bir tür toprak katmanıyla kaplı olduğunu, katmanın sık sık meydana gelen kum fırtınaları nedeniyle hareket ettiğini anlatan Leshin, bu nedenle bu toprak örneğinin tüm gezegen hakkında bilgi verebileceğini belirtti.

Araştırma, “Science” dergisinde yayımlandı.

Daha önce, Mars’ın sadece kutup bölgelerinde buz halinde su olduğu tespit edilmişti.

Kısa süre önce Curiosity’nin elde ettiği bulgular, Mars’ta metan gazı izine rastlanmadığını göstermişti. Dünya’daki metan gazının yüzde 95’i yaşayan organizmalar tarafından üretildiğinden, bu haber, Mars’ta mikrobik yaşam olabileceğini düşünen uzmanları hayal kırıklığına uğratmış, Kızıl Gezegen’de hayat olabileceği teorisine büyük darbe vurmuştu.

| Hürriyet
****
Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) 1950’li yıllarda söylemişti:

➥ Son devrin büyük alimlerinden ve son mürşid-i kamil olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri 1950’li yıllarda talebelerine; “İnsanlar Ay’a gitmeye çalışmak yerine Mars’a gidebilselerdi, oradaki mü’min kardeşleri ile tanışacaklardı. Orada teknoloji dünyadan çok üstün ve orada Müslümanlar hakimler.” demişti. Bu güne kadar bir çok astronot NASA’dan bağımsız olarak yaptıkları açıklamalarda uzayda hayatın olduğunu ama bunu NASA’nın gizlediğini söylediler.

Daha geniş bilgi için bakınız: 

Uzayda hayat var mı?Akademi Dergisi

Mehdi ne demektir ve kimdir?

Mehdî kelime olarak; doğru yolu bulmak, hidayet yoluna girmek, yol göstermek ve yol târif etmek mânâlarına gelen ”hidâyet” masdarından meydana gelmiştir.

Bir başka ifadeyle Mehdî, hidâyete eren, doğru yolu bulan kimse demektir.

Kelime mânâsı itibariyle mehdî, ”kendisine rehberlik edilen” demek olduğu halde, hidâyetin Allah’tan olması sebebiyle daha husûsi bir mânâ kazanmış ve ”Allâh’ın hidâyetine nâil olan, O’nun tarafından yol gösterilen kimse” için kullanılır olmuştur.

İslâmî ilimler ıstılâhında Mehdî kıyâmet kopmadan önce gelecek ve kendisinden evvel zulümle dolmuş olan dünyayı adâletle dolduracak olan Ehl-i Beyt’ten bir zâttır.

Mehdî, kıyâmetin büyük alâmetlerindendir.

Bir gün bir kimse, Hz. Ali’nin oğlu Muhammed Hanefiyye’nin (r. anhüma) yanına geldi ve ”es-Selâmü aleyke yâ Mehdî!” diye selâm verdi. Muhammed Hanefiyye hazretleri o zâta, biraz da lâtîfeli bir tarzda buyurdu ki:

➥ ”Doğru söylüyorsun. Ben insanları hidâyete, hayra/iyiliğe dâvet etmek ve doğru yolu göstermek bakımından Mehdî’yim. Lâkin, âhir zamanda gelecek olan Mehdî değilim. Öyle anlaşılmaması için, bana selâm vereceğiniz vakit, ismimle veya künyemle hitab ediniz.”

Mehdî ile alâkalı hadislerin bir kısmı, bizzat Resûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) mübârek ağızlarından, bir kısmı da Hz. Ali’den (k.v.) nakledilmektedir. Bu hadislerde Mehdî’nin, Ehl-i Beyt’ten, Hz. Fâtıma’nın (r.anhâ) çocuklarından olacağı, yani nesebinin hem Hz. Hasan hem de Hz. Hüseyin’e (r.anhümâ) dayanıp seyyid ve şerif ünvanlarına sahip bulunacağı, ahlâken de aynen Resûlüllah efendimize benzeyeceği bildirilmektedir.Mihmandâr-ı Resûl, Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (r.a.) anlatıyor:
Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem (efendimiz, bir gün kızı) Fâtıma radıyallâhü anhâ’ya şöyle buyurdu:

➥ ”Nebîmiz nebîlerin hayırlısıdır. O, babandır. Şehidimiz, şehitlerin hayırlısıdır. O, babanın amcası Hamza’dır. İki kanadıyla cennette dilediği yerde uçan bizdendir. O, babanın amcasının oğlu Câfer’dir. Ve bu ümmetin torunları Hasan ve Hüseyin bizdendir. Onlar senin oğlundur. Mehdî de bizdendir.” (1)

Hadîs-i Şerifte Peygamberimiz’in, (s.a.v.) Uhud Harbi’nde şehit düşen amcası Hz. Hamza’nın (r.a.),  Mûte Harbi’nde şehit olan amcasının oğlu hz. Ca‘fer’in (r.a.), torunları hz. Hasan ve Hüseyin’in (r.anhümâ) faziletine dikkat çekildikten sonra, Hz. Mehdî’nin (aleyhirrahmeti verrıdvân) de Ehl-i Beyt’ten olduğu hatırlatılmaktadır.

***
Nakşibendî yolu Müceddidîn kolu silsilesi kendisiyle ikmâl ve tamamlanmış bulunan, bu zincirin 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri, bir sohbetlerinde bu hususta şu îzahatta bulunurlar:
➥ Hz. Mehdî (aleyhirrıdvân) hakkında vâki Hadîs-i Şeriflerde, Fahr-i Âlem Efendimiz’den (s.a.v) sırran haber sâdır olmuştur; ancak, anahtarı kimde ise o açar ve işin hakikatini o anlar, başkası anlayamaz. Herkes anlasa sır zâhir olur, usûle muhâlif gelir. Yani zamanın sâhibi, Resûlüllâh’ın vârisi perdeyi kime açarsa, ancak o anlar. Nüzûl-ü İsa aleyhisselâm’daki (Hz. İsa’nın yeryüzüne inişindeki) sır da böyle… Allah dostlarının rütbesindeki büyüklükleri nisbetinde halleri ve sırları kapalıdır.” (2)

***
İkinci bin yılın müceddidi, Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiye’nin 23. halkası İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretleri de Mektubat’ında, Hz. Mehdî (aleyhirrıdvân) ile alâkalı şu açıklamalara yer vermektedir:

➥ Haberde şöyle bildirildi: Geleceği vâd edilen Hz. Mehdî aleyhirrıdvân, saltanâtı zamanında dînin tervîcini (kıymet ve itibârını artırmayı) ve sünnetin ihyâsını murâd ettiğinde, bid‘at ile ameli âdet edinen ve onları güzel zannedip bu zannı sebebiyle dîne ilhak eden Medîne âlimi, hayretle şöyle diyecektir: ‘Şüphe yok ki bu şahıs, dinimizi ortadan kaldırmak ve şerîatimizi yok etmek istiyor!’ Bunun üzerine Hz. Mehdî aleyhirrıdvân, onun öldürülmesini (bid‘atlerinin ortadan kaldırılmasını) emreder. Böylece onun, güzel sandığı fiillerin kötü yani birer bid‘at olduğu da görülmüş olur. ‘Bu Allâh’ın fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah en büyük fazlın (lûtuf, ihsan ve inâyetin) sahibidir.” (3)
➥ ”Öyle zannediyorum/o kanaatteyim ki, ekmel-i velâyetle geleceği vâd edilen Mehdî (aleyhirrıdvân), bu nisbet (yani kendisinin mensûbu bulunduğu Tarîkat-ı Aliyye-i Nakşibediyye-i Müceddidîn kolu) üzere olacak ve bu Silsile-i Aliyye’yi tamamlayıp ikmâl edecektir. (Bu zincirin son halkası o olacaktır.)” (4)

İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri, adı geçen mektuplarını ve diğer pek çok te’lifatını kaleme alış sebebini açıklarken, aşağıdaki dikkat çekici cümleye de yer veriyorlar:

➥ ”Bize, bütün yazılarımızı âhir zamanda geleceği vâd edilen Mehdî’nin (aleyhirrahmeti vettahiyyeti verrıdvân) okuyacağı ve hepsini makbul bulacağı bildirildi. Bu kadar yazı yazmamızın sebebi budur.” (5)

Mazanne-i hayr/mazanne-i kirâmdan dinleyip işittiğimize göre Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri bir gün buyuruyorlar ki (mealen): 
➥ ”İmam-ı Rabbani hazretlerinden Allah razı olsun, bu mektupları yazmışlar, hepsi de makbulümüzdür. Eğer o bunları yazmamış olsaydı, bunları da bizim yazmamız icap edecekti.”

Son söz; Allâh-ü âlem…

Her şeyin olduğu gibi ”Mehdî” meselesinin de en iyisini, en doğrusunu bilen Allah-ü Teala’dır.

DİPNOTLAR
(1) Taberânî, Mu‘cemü’s-Sağîr (Terc.), 1, H. no: 66.
(2) Erol, Ali, Hatıratım, s. 31.
(3) El-Mektûbât, 1, 255; K.K., Cum‘â sûresi, 4.
(4)El-Mektûbât, 1, 251.
(5) Hocazade Ahmed Hilmi, Hadîkatü’l-Evliya; Muhammed Haşim-i Keşmî, Berekât.
Akademi Dergisi 

Uzayda hayat var. UFO’lar gerçek. Mars’tan geliyorlar ve Müslümanlar

(…) Marslıların dünyaya geldiği kesin. Bu hususta binlerce somut ve gerçek delil mevcut. Hatta bundan üç bin ya da beş bin sene önce de dünyaya geldikleri de KESİN. Bunu da İslam alimleri söylediği gibi, günümüz bilim adamları da son yıllarda yaptıkları keşiflerle bunun gerçek olduğu sonucuna vardılar. Dünya kamuoyu bize doğru yansıtılmıyor. Mesela Japonların çok kıymet verdiği pek çok bilim adamları uzayda hayatın olduğuna ve dönem dönem bunların dünyaya geldiğine inanıyorlar. Mimar Sinan’ın, hele Piri Reis’in mutlaka ama mutlaka dünya dışı varlıklarla ve teknolojilerle iletişim kurduğuna inanıyorlar. 

➥ “Yoksa o haritayı, uçamadan kim nasıl bu derece doğru olarak çizebilir” diyorlar. Mimar Sinan’ın yaptığı matematik hesaplarını ancak bir PC’nin yapabileceğine inanıyorlar ve o tarihlerde bazı istisna insanların dünya dışı teknolojileri kullandığını iddia ediyorlar ki bence de bu böyle.

Geçenlerce bir mağarada bulunan 3 bin senelik çizimlerde UFO, uzay mekiği, astronot kıyafetli çizimler, denizaltı ve helikopter çizimleri bulundu. Bunlar nette aratınca hemen çıkıyor. Bundan yaklaşık üç bin sene önce dünya üzerinde, şu anda olduğundan çok daha ileri teknoloji vardı ve o devrin bazı insanları dünya dışı medeniyetlerle iletişim halindeydiler. O güneş sisteminin haritasını oraya buraya çizenler hayallerinden çizmediler. Bu bilgileri net olarak biliyorlardı.Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, onların yani Mars’taki mü’minlerin dünyaya müdahale etmesine ilahi bir yasak olduğunu, onların buradaki ehl-i küfrü hiç zorlanmadan yıkıp geçebileceklerini, ama bunun dünyadaki Müslümanların “imtihan”ını bozacağını bunun da ilahi iradeye ters olduğunu ve dünyadaki Müslümanlar dünya çapında küfrü ezip yıkınca, oradakilerin buraya geleceklerini söylemiştir. Çok daha fazlasını, daha ilginç bilgileri de söylemiştir.

Ayrıca onların ve diğer bütün alemlerin son peygamberinin bizim peygamberimiz hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olduğunu da, onların ve diğer bütün alemlerin son mürşid-i kamilinin bizim son mürşid-i kamilimiz olduğunu, yani kendisi olduğunu da açıkça ifade etmiştir.

Avam bunu kabullenemeyecektir ama ben yazmakta bir beis görmüyorum. En azından “Yıllar önce bize söylenmişti de biz inanmamıştık” derler. Süleyman Efendi’nin talebelerinden Mars’a giden, oradaki Mü’minlere sohbet veren bile olmuştur. Bu zat, geldiğinde bu gerçekleri buradaki talebelerine de anlatmış ve oradaki Müslümanların boyca kısa, bizim çocuklarımız gibi olduğunu, vücutlarında hiç ama hiç kıl olmadığını, saçlarının ve kaşlarının bile olmadığını, gayet medeni olduklarını (vahşi olmadıklarını) anlatmıştır. Bunu 1970’lerde bu zat anlatmıştır. 
1994’te dünya basınına – kamuoyuna düşen “Uzaylılara otopsi” ismi ile anılan videoda görülen de aynen bu zatın anlattığı gibidir. Bu videoda 1947’de New Mexico’ya düşen bir UFO’da bulunan Marslılara otopsi yapılmaktadır. Bu video 1994’te bütün dünya kanallarına düşünce Kodak bunu incelemiş ve “Montaj değil. Gerçek bir görüntü” demiştir. Buradaki otopsi sırasında olaylara şahit olan ABD’li askeri yetkili de 2007’de vefat etmeden önce, vefatından sonra açılması için el yazısı ile mektup bırakmış ve bu UFO kazası olayının da otopsi görüntülerinin de gerçek olduğunu ABD nin gerçekleri gizlediğini açıkça yazmıştır. ABD’nin teknolojide, özellikle elektronik teknolojisindeki akıl almaz sıçramasının arkasında da bu sır vardır.

Şu anda yaşayan, NASA astronotu ve ayda yürüyen astronotlardan biri olan Edger Micthell’de;
➥ “Biz dünya dışında yaşam olduğunu net olarak gördük.O uzaylı resimleri ve videoları gerçek. Nasa bunu gizliyor” diye dünyanın çeşitli yerlerindeki konferanslarda tekrar tekrar açıklama yaptı.

Mevzu yazarak değil konuşarak bile bir kaç haftamızı alacak kadar geniş. Şimdilik bunlar bilinsin. İsteyenler araştırsınlar.

Detaylı bilgi için bakınız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

 NOT : Bir takipçimize, sorusu üzerine sayfamızda verdiğimiz kısa cevaptır.****
Yukarıda yazdıklarımın ispatı niteliğinde somut bilgiler de mevcuttur. Resimlerin üzerine tıklayarak ilgili yayınlara erişebilirsiniz.

http://www.spaceexplorer.tv/2014/09/space-explorer-uzay-ve-havacilik-merih-mars-a-nasil-kacirildim-ucan-kure-emekli-binbasi-ali-ali-kocaer-marslilar-musluman-mi-mars-ta-hayat-insanlar-var-mi.html

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hitler gizli bir Müslüman olduğu öğrenildiği için yenildi

Hitler, gizli bir Müslüman olduğu öğrenildiği için yenildi.

Hitler, 1939’dan 1943′ kadar, Rusya ile savaştığı Stalingrad cephesine kadar hiç mağlubiyet tatmadı.

Polonya varlık bile gösteremedi. Fransa’da iki milyon Fransız askerini esir aldı. İngiltere kendi derdine düşüp kendini bile koruyamadı. Alman bombardımanlarına karşı şehirlerin üzerlerini tel örgülerle örme projeleri bile düşünmek zorunda kaldılar.

Hitler, önce beraber hareket edip Polonya’yı beraber işgal ettikleri Rusya’ya da sonradan savaş ilan etti. Rusya da neye uğradığını şaşırdı. Yüzlerce kilometre geriye kaçtı Ruslar… Köylerini, kasabalarını, hayvanlarını, ticarethanelerini bırakıp kaçtılar. Savaş için gerekli olacak fabrikaları da yüzlerce kilometre geriye taşıdılar. Rus kadınları her gün 15-20 saat cephane imal ederken, aşırı yorgunluktan can veriyorlardı. Rus askerleri, Alman taarruzları karşısında neye uğradıklarını şaşırıyorlardı. Her şey mükemmel gidiyor ve Rusya gibi bir dev de diz çöküyordu ki, galip durumda bulunulan Stalingrad cephesinde Almanlar bir bozgun yaşadılar. Bir anda çöküş başladı ve tam üç yüz bin kayıp verdiler. Şoktu bu, korkunç bir rakamdı Almanlar için… Sebebi de Rusların taktikleri, gizli teknolojileri, şusu busu değildi. Bir anda Alman askerlerinin inançlarını kaybetmeleriydi. Çünkü Ruslar, Hitler’in namaz kılarken çekilen görüntülerini uçaklardan Alman askerlerinin üzerlerine atmışlardı…

Hitler kendisine itaat etmeyen yüz binlerce asker ve yüzlerce üst rütbeli subaya rağmen Stalingrad bozgununu kurtarmaya çalıştı. Kendisine bağlı SS’lerden ve Rusya’da yaşayıp Stalin karşıtı olanlardan bir çakma ordu oluşturdu. Bununla bile yine de Rusları zor duruma soktu. Ama olmadı… Bir anda tersine dönüş başladı ve yıllardır hiç mağlup olmamış Hitler bir daha galip olamadı.

Bu bozgunda sonra bile Alman ordusu, yüksek rütbeli subayları, Hitler’e itaat etselerdi, Hitler yine başarıya ulaşırdı. Zira Rusya’nın hali de çok çok perişan olmuştu.

Hitler işgal ettiği bölgelerde Müslümanlara kötü davranmamıştı. Kudüs Müftüsü Emin el Hüseyni, Hitler’le beraber çok vakit geçirmiş ve Müslümanların faydasına olacak çok projeler geliştirmişlerdi. El Hüseyni, Hitler’in gizlice Müslüman olduğunu ifade edenlerden, Hitler’in Müslümanlığına şehadet edenlerdendi. Hitler’in emrindeki Müslüman Nazi ordularını manen motive eden biriydi el Hüseyni…

Silsile-i Saadat’ın 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) da Hitler’in gizlice Müslüman olduğunu talebelerine anlatmıştı.

Hitler’in dahiyane siyasetleri ile Batı dünyası akıl almaz bir çöküş yaşadı, kendi dertlerine düştüler ve sömürgeleri ile ilgilenemediler. Bu sayede batının sömürgesi haline düşmüş pek çok Müslüman milletler bağımsızlıklarına kavuştular.

Eğer, süpriz bir şekilde Hitler Müslüman olmasaydı, onu iktidara getiren, finanse eden, ordularını ve hava kuvvetlerini bile kuran Siyonistler, dünyanın süper gücü olarak Almanya’yı çıkartacaklar ve onun üzerinden dünya hâkimiyetine gitmeye çalışacaklardı. Olmayınca, ABD kartını kullandılar. Hitler’in Müslüman oluşu tarihi bir kırılma noktasını oluşturdu. Bir anda bütün planlar ve hedefler değişiverdi.

Geçenler de İsrail eski Başbakanı Ehud Barak “Eğer Stalin Hitler’i durduramasaydı, şu anda İsrail devleti yoktu.” mealindeki açıklamasını da her halde bu yüzden yaptı. Hitler biraz daha mesafe alabilseydi, Filistin’e ve bütün Ortadoğu’ya Müslümanların hâkimiyetini getirecekti.

Kuşkusuz bu konu daha çok araştırılıp tartışılacaktır. Bizim şu anda söyleyeceklerimiz bu kadar.


Mehmet Fahri Sertkaya

 | Akademi Dergisi

İnsan vücudunda görevli melekler

Tarih, Kültür, Sanat, Edebiyat, Þiir, Müzik, Dekorasyon, Kitap, Belgesel, Biliþim, Çocuk, Eðitim, Ekonomi, Seyahat, Ropörtaj, Saðlýk, Sinema, Þehir ve Yaþam, Teknoloji, Yemek ve Mutfak, http://www.akademidergisi.com

İnsanların vücudunda “384” adet hizmetli ve görevli melekler vardır.

Onaltısı Hafaza’dır (koruyandır, süflilerin zararından korurlar).

İkisi insanın sağ ve sol tarafında kâtiptir.(sağdaki sevapları, soldaki günahları yazar).

Diğer ikisi insana def-i hacet yaptırmakla görevlidir. Tamamı 20’dir. (16+2+2=20)

364 tanesi ise insan vücudundaki hareketli mafsalları tutmakla memurdurlar. Bu meleklerden bir tanesi bırakırsa o mafsal tutmaz olur. Bu gün ona felç diyorlar.

Def-i hacetle görevli iki melek bu işi tenezzülen kabul ettikleri için, dereceleri diğerlerinden üstün olmuştur. Bu sebepten def-i hacetten sonra tuvaletten çıkarken;

➥ “Elhamdülillahillezî ezhebe annel ezâ ve âfânî min zâlik” diye dua etmelidir.

Buna uyanlar bir çok hastalıktan korunurlar. Hatta, prostat hastalığı nedir bilmezler. Zaten hastalıkların çoğu, resulullah efendimizin hadis-i şeriflerine göre hareket edilmediği için meydana gelmektedir. Sizler bu duayı yazın, ezberleyin ve biribirlerinize söyleyin.
Süleyman Hilmi Tunahan (kuddise sirruh)

(â)= uzatarak okunmalıdır. “aaa” şeklinde.

Akademi Dergisi 

Ebu’l Faruk Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) kimdir? | Akademi Dergisi

Tarih, Kültür, Sanat, Edebiyat, Þiir, Müzik, Dekorasyon, Kitap, Belgesel, Biliþim, Çocuk, Eðitim, Ekonomi, Seyahat, Ropörtaj, Saðlýk, Sinema, Þehir ve Yaþam, Teknoloji, Yemek ve Mutfak, http://www.akademidergisi.com

Süleyman Hilmî Tunahan (k.s.) hazretleri, Rûmî 1304 (Hicrî 1305-Mîlâdî 1888) yılında Silistre’de dünyâya geldiler. Babası, tahsîlini İstanbul’da tamamlamış ve Silistre’nin Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik etmiş Osman Fevzi Efendi’dir. Dedesi ise Kaymak Hâfız nâmıyla mâruf bir zât olup 110 yaşına doğru vefât etmiş olan Mahmûd Efendi’dir.

Hocazâdeler olarak bilinen bu asîl âilenin ceddi İdris Bey’e dayanır. İdris Bey, Fâtih Sultan Mehmed tarafından Tuna Hanı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezvîc edilmiş bir zâttır.

Osman Fevzi Efendi, İstanbul’da tahsîline devam ederken rüyâsında, vücûdundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıkıp etrâfa ışıklar saçtığını görür. Rüyâyı, sulbünden gelecek bir evlâdının dünyâyı manen aydınlatacağı şeklinde tâbîr eder. Bu isti’dâdı; Fehim, Süleyman Hilmî, İbrâhîm ve Halîl isimli dört oğlundan Süleyman Hilmî’de görür. Onun yetişmesi için hiçbir fedâkârlıktan kaçınmaz ve fevkalâde alâka gösterir.

Süleyman Efendi, ilk tahsîlini Silistre Rüşdiyesi’nden sonra Satırlı Medresesi’nde yaptı. Daha sonra babası, tahsîlini tamamlamak üzere onu İstanbul’a gönderdi ve şu tavsiyede bulundu: ➥ Oğlum! Usûl-i fıkıh ilmine iyi çalışırsan dîninde kuvvetli olursun, mantık ilmine iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun.

Süleyman Efendi, İstanbul’da Fâtih dersiâmlarından ve devrin meşhûr âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’den birincilikle icâzet aldı. Bilâhare Dâru’l-Hilafeti’l-Aliyye Medreses-i Kısm-ı Âli’yi bitirdi ve ihtisâsını yapmak üzere Medresetü’l-Mutehassısîn’in Tefsîr ve Hadîs şubesine girip birinci derece ile mezûn oldu. Aynı zamanda giriş imtihânını birincilikle kazandığı Medresetü’l-Kuzât (Hukuk Fakültesi)’dan da mezûn oldu. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihrâz etmiş oldular.

Ezelî takdîr olarak Silsile-i Sâdât’ın 33. ve son halkası kendilerinin nasîbi olduğundan, Seyyidler zincirinin 32. halkası Salâhuddîn ibn-i Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) hazretlerinden seyr-ü sülûkünü tamamladılar. Sonra tecelliyâtın büyüklüğünden üstâzı, kendilerini İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî (k.s) hazretlerinin nisbet-i rûhâniyesine teslim ettiler. Dünyânın şu son zamanlarında ilâhî feyizden nasîpleri bulunan insanları yüksek himmetleriyle küfr-u dalâl çukurundan îmân ve ihlâs sâhasına çekip çıkardılar, hâlen de çıkarmaktadırlar.
Süleyman Hilmî Tunahan (k.s.) hazretleri, 16 Eylül 1959 (Hicrî 13 Rebîulevvel 1379) Çarşamba günü irtihal buyurdular. (Kaddesallâhü sirrahü’l-e’azz). Ancak tasarruf ve irşâdları tamâmiyle ve kemâliyle berdevâmdır. Cenâb-ı Hakk sevenlerini ve bütün mü’minleri şefâatlerine nâil kılsın. Âmîn.

Akademi Dergisi

Atom, öldükten sonra tekrar dirilmeyi ispat ediyor. | Akademi Dergisi

Tarih, Kültür, Sanat, Edebiyat, Þiir, Müzik, Dekorasyon, Kitap, Belgesel, Biliþim, Çocuk, Eðitim, Ekonomi, Seyahat, Ropörtaj, Saðlýk, Sinema, Þehir ve Yaþam, Teknoloji, Yemek ve Mutfak, http://www.akademidergisi.com

Atom cevheri “Bâsü bâde-l mevti” (öldükten sonra dirilmeyi) isbat eder. Madem ki tohumu olan her şey kayıp olup tekrar diriliyor, insan ve bütün alemler atomları hariç helak olacak ve tekrar dirileceklerdir.

İncir çekirdeği misali.

(Süleyman Hilmi Tunahan Kuddise sirruh)
 İsrafil Aleyhisselamın birinci sur’u üflemesi ile, atomları hariç İnsanlar ve alemler yok olacak, ikinci sur’u üfleyince de her şey atomlarından tekrar vücuda gelecek ve bu şekilde kıyamet gerçekleşmiş olacaktır.

Akademi Dergisi