Etiket arşivi: Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye yoluna devam edecek, onlar tükenecek

Türkiye, İran üzerinden Şangay Suç Birliği Teşkilatı’na yakınlaşmayacak. BRICS midir nedir, hiçbir geleceği olmayan o gibi planlara, o gibi kara para teşkilatlarına da yanaşmayacak. Türkiye, doğu ile batı arasında kalmaya, kendi hür siyasetini sergilemeye ve bu yolla dünyayı dönüştürmeye, değiştirmeye devam edecek.

Türkiye’deki kesimler arasından, Türkiye’nin izah ettiğim vaziyette durmasına karşı duranlar, Türkiye’nin karşısında durmuş sayılacaklar. Kimin kiminle ne derdi ya da hesabı/planı varsa, kendi aralarında çözecekler ve TR’yi karıştırmayacaklar. Kimler, kimlerle danışıklı dövüşüyorlarsa, yollarına bakacaklar ve yine TR’yi karıştırmayacaklar. Onların yolları çok kısa, bu şimdiden kesinleşmiş bir gerçek ama TR’nin yolu açık ve uzun…

Türkiye’nin, batmış, bitmiş, tükenmiş sözde süper güçlere de sözde dünya liderlerine de onların gelecek vaad etmeyen saçma sapan siyasetlerine ve teşkilatlarına da ihtiyacı yok. Bunlarla kaybedecek vakti de yok. Birileri başkalarına tabi olacaklarsa, onlar gelip TR’ye tabi olacaklar.

TR, İran denilen suni devletle iyi ilişkiler de kurmayacak. İran içindeki 45 milyon Türkün varlığını ve sorunlarını bir kere dahi dillendirememiş… İran içindeki Türklerin ve diğer mazlum milletlerin son hürriyet mücadelesinde de onların karşısında yer almış sözde Türk liderlerin, o hain ve gayr-i meşru Ankara hükumetinin, TR’yi Çin’in, Rusya’nın, şunun bunun maşası yapmasına asla izin verilmeyecek. Sahadaki bu bütün piyonları arka plandan sinsi sinsi oynatan İngiltere’nin ve İsrail’in başına bu dünyayı yıkmak gerekiyorsa bile, bu haince planlar bozulacak.

Türkiye’deki İngiltere, ABD ve İsrail maşaları/kuklaları… Üç beş tane gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Çingene, gizli mason, gizli Satanist pislik… Doğu ülkeleri ile daha fazla kara ve kanlı para işleri yapmak ve arka plandan sömürgeci batı alemini de fonlamak istiyor diye… Onların batışına da mani olmak istiyor diye… TR yeni yeni devasa sorunların içine itilmeyecek.

Onların kanlı ve kara para elde etmek için TR’ye çektiği 15 milyonun üzerindeki sözde sığınmacılar meselesinde, son ikazımı da yaptım, dinlemediler, dinlemeyecekler. Zaten TR çok ama çok kısa sürede karışacak, onların da İstanbul’un da kontrolde tutamayacağı kadar büyük karışacak ve bütün planları bozulacak.

O Arap denilen, aslında Çingene olan, İngiltere’nin emrindeki suni devletçiklerin başılarındaki kara paracılar da Çin’e yanaşıyorlar diye, onların talepleri ve baskıları ile de TR yüzünü Çin’e ya da Rusyaya dönmeyecek. TR, hala mantıksız şekilde bastırılan o devasa devalüasyonu, o tarihe geçecek mali krizi yaşayacak. Kriz gelecek, yıkacak, yakacak, dökecek, geçecek. Sonra yeniden ayağa kalkılacak. Bu cerahat patlayacak, üstü daha fazla kapatılmayacak.

Aksi halde, TR’deki bu krizi bastırmaya çalışmanın çok ama çok tehlikeli süreçleri ve hamleleri, herkesten çok hatta Ankara’dan bile çok, onu arkalayan ve yönlendiren liderleri, ülkeleri, şirketleri, masonları, yahudileri ve en çok da yer altı şehirlerini yakacak.

Yemin ederim ki sıra sıra yıkarım o yer altı şehirlerinin çatılarını, bir günde milyarlarca kişiyi cehenneme gönderirim. Benim sabrımın sınırlarını kimse daha fazla zorlamasın. Bıktım şu Ankara hükumetinden, sözde sığınmacılardan, satanistlikten, masonluktan, yahudilerden, kara paracılardan, sömürgecilerden, danışıklı dövüşlerden ve yer altı şehirlerinin müdahalelerinden…

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Ben cani değilim

Sizin tabirinizle ifade etmek gerekirse, şiddet yanlısı da değilim. Lakin ben adilim…

Masuma dokunmam. Masumun dinine, diline, kültürüne, cinsiyetine bakmam, masum olup olmadığına ve mazlum olup olmadığına bakarım.

Suçlunun da dinine, diline, kültürüne, cinsiyetine, hangi ideolojiye bağlı olduğuna, hangi kesimden olduğuna bakmam. Babamın oğlu bile olsa, hatta babam bile olsa, haksız/hukuksuz şekilde asanı asarım. Keseni keserim. Boğanı boğarım. Yakanı yakarım. Kana kan, göze göz, dişe diş…

Bundan rahatsız olanlar ve korkanlar varsa, akıllı olsunlar, masum kalsınlar, medeni insanlar olarak yaşasınlar. Kendilerini acayip bir konumda görmesinler. Keyfilerince insanların diline, dinine, tarihine, canına, malına, nesline/soyuna, vatanına açıkça ya da sinsice saldırmasınlar ve kimseye yanlış yapmasınlar.

Ben, kimseyi babasının, dedesinin ve atalarının suçları ile de yargılamam, cezalandırmam. Suçun şahsiliği ilkesinden taviz vermem. Kimseyi babasının, annesinin, kardeşlerinin rezil kişiler olmasından dolayı kınamam bile… Herkes kendini suçlarının cezasını çekmelidir.

Gayet sakin ve iyi niyetli biriyim ama adaletsizlik yapmam. Masumların hakkını ortada bırakmam. Ölülerin de hakkı var, öldüler diye dosyaları kapatmam.

Haksızlık, zulüm, eziyet, işkence, cinayet, katliam, insani ve vicdani/dini hakların gasp edilmesi, devlet gücü ele geçirilecek mi yapılmış… Fark etmez, “Devlet yaptı, konu kapandı” demem. O anlarda devlet kimdi, kimin, kimlerin elindeydi, ona bakarım ve yine de susmam. Yaşanmamış saymam. Bu dünyada hesabı sorulabilecek şeyleri ahirete asla bırakmam.

Şu hayatta en sevmediğim ve tahammül edemediğim şey samimiyetsizliktir, iki yüzlülüktür. Hiçbir sebeple samimiyetten ayrılmam ve ayrılanı adamdan saymam. Etrafımda tutmam.

Çok kişinin kanına girdim, hala giriyorum. Öldürülmesine sebep olduğum insanların ve cinlerin sayılarını bilmem mümkün değil, o kadar çoklar… Bundan sonra da kısa sürede katlanarak artacak bu sayılar… Lakin hiç vicdani sızı duymuyorum. Çünkü bu güne kadar tek masuma bile zarar vermedim ve hala vermiyorum.

Eden buluyor ama o kadar adileşmişler ki kendilerinde kabahat kabul etmiyorlar. Pisliğe sarmışlar ama alemin en aydın, en çağdaş kişileri olarak görüyorlar kendilerini… Sonra onların kafasında ben cani, ben acımasız, ben barbar sayılıyorum.

Hayal dünyasında yaşıyorlar. Bilerek, isteyerek, farkında olarak kendilerini kandırıyorlar. Çünkü nefislerinin elinde şeytanlaşıyorlar. Çünkü dürüst olurlarsa makam, rütbe, para, itibar kaybedecekler. Düşmanlar kazanacaklar, aileleri tarafından bile dışlanacaklar. Çok çileler çekecekler. Bunu yapmak yerine, şeytanlaşmayı ve şeytanlaşmışlarla beraber iş tutmayı tercih ediyorlar. Dürüstleri, masumları, iyi insanları ezip geçmeyi tercih ediyorlar. Gerçeklerin ne olduğunu, o hayatın sonunun nasıl olacağını, yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını kendileri de çok iyi biliyorlar ama rollerini oynamaya devam ediyorlar.

Ahirette, o büyük mahkemede ve cehennemde, sistem onların kafasındaki şeytaniliğe uygun şekilde işlemiyor. Çünkü orada da adalet var. Bazıları daha şimdiden, oranın sistemini zulüm, haksızlık, eziyet olarak görmek ve göstemek istese bile…

“İmdi… Beni şedid, beni zalim ilan edecekleredir sözüm.”

“Bilesiniz ki adaletin kılıcının sizde hakkı vardı, ben yalnızca onu aldım.” (“Zamanın İskender’i”, “Zamanın Zülkarneyn’i” manasına kullanılmış.)

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Yolun sonu görülüyor

Zengin olan vatandaşlardan daha yüksek oranlarda vergiler almak, zengin olmayan vatandaşlardan ise daha düşük oranlarda vergiler almak, tartışmasız şekilde hukuka aykırıdır. Bir ülkede en kısa sürede şiddetli huzursuzluklar, sınıflaşmalar, çatışmalar, bölünmeler yaşanmasına sebep olacak vahim bir hata, hukuksuzluk ve hatta kasıttır. Çünkü böyle bir hamlenin sonu tartışılmaz şekilde gözler önünde ki iç gruplaşma ve her manada çatışmadır.

Görünen o ki Aile Bakanlığı dedikleri masonik/satanik teşekkül üzerinden, sorunları düzeltmek istiyormuş gibi görünürken, aslında kastan Türk aile kurumuna son darbeleri vurmaya çabalamış olan AKPKK ve şürekası, bütünüyle toplumsal birliğe ve devlet sistemimize de son darbeleri vurmayı denemek üzeredir.

Daha fazla oranlarda vergiler vermeye razı olmayanların nelere sebep olacaklarını bir kenara koyalım… Razı olan zenginler bile rahat durmayacaklar, bu defa zengin olmayan vatandaşlara verilmeyen haklar talep edeceklerdir. Bunu açıkça bile talep etmeden, bu konularda hukuki düzenlemeler bile beklemeden, hayatın akışı içinde tavırları, davranışları değişecektir. Bu da halk arasında sınıf farklıklarına ayrıca sebep olacak, her gün, her yerde tartışmalar ve karşılıklı çatışmalar bitmek bilmeyecektir

Böyle bir uygulama, evini boş tutmak isteyen mülk sahibine “Hayır, tutamazsın. Tutarsan yüksek vergi alacağız senden” demek kadar hukuksuz, keyfi ve sınıflaşamaya sebep olacak bir uygulamadır.

Önünü sonunu dikkate almadan, hukuk da tanımadan, zenginlerden daha fazla vergiler toplamanın yollarını arayan bir hükumet, hareket sahasını tamamen kaybetmiş, eli kolu bağlanmış, batağa batmış ve bir gün sonrasını bile planlayamayan, kontrol edemeyen bir hükumettir. Bu yöndeki çabaları da bu halini açıkça gözler önüne sermektir.

Başka devletlerin/liderlerin kapılarında dolaşan, onlardan acilen nakit para almaya çabalayan bir hükumet, resmen hükumet olarak görünüyor olsa dahi, uygulamada hükumet olmaktan çıkmıştır. Milli güvenliği dahi en ileri seviyede tehdit eden bir suç teşekkülü halini almıştır.

Türkiye’de olağan akışta yaşanması gereken mali krizi hala bastırmaya çalışmak, hem sonunda kesinlikle o mali kriz yaşandığında oluşacak zarar ve ziyanı, ayrıca acıları devleştirmektedir… Hem de TR’nin iç ve dış güvenliği dahil çok sayıda konuda vahim krizlere sebep olmaktadır. Gün geçtikçe daha daha vahimlerine de sebep olacaktır.

TR, köprüden önceki son çıkışı çoktan kaçırdı, Çok büyük ve acı verici sorunların yaşanacağı çoktan kesinleşti. Lakin hain Ankara hükumetinin bu türlü faaliyetlerine ya da planlarına gereken sertlikle ve kararlılıkla karşı durulmazsa, bu filmin sonunda hayatta ve ayakta kalabilenler şu mealde cümleler kuracaklardır:

“Keşke devasa bir mali kriz yaşansaydı. Keşke hükumet bile devrilseydi. Keşke dolar yüz lira bile olsaydı. Batan batsaydı, çok canlar yansaydı ama yolumuza yine de bir şekilde baksaydık. Küllerimizden yeniden doğsaydık. Yaşayacaklarımız da bizi kendimize getirirdi, dersler çıkartmış olurduk. Böyle yapmadık da ne oldu? Şu halimize bir bakın… Bu akıl almaz sorunların, acıların içine düşebileceğimiz hiç aklımıza gelmemişti. Keşke bu kadarına hiç sürüklenmemiş olsaydık. Şimdi bu sorunları nasıl çözeceğiz”

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Metafizik sahaya bakın

Kaçmayın! Ölmeyin! Yıkılmayın!
Bütün dünya görüyor şu sefil, şu korkak, şu aciz halinizi…
Haydi gayret, gayret…

Daha fazla gizlemeleri mümkün değil. Hazır olun, “küresel mali kriz” geliyor. Çok gürültülü olacak.

Bu kadar batağı metafizik saldırılarla, sansürlerle, yalan resmi beyanlarla daha fazla gizleyemezler. Kara paraları da iyice kesildi.

“Kâr etme” çabasına girişmeyin. Sermayenizi korumaya odaklanın. Alış verişi kontrollü şekilde durdurun ya da çok azaltın. Sadece “garanti” işleri alın, yapın. Risklerden kaçının. Büyük şirketlerin büyük batacağını göz önünde bulundurun. Gereksiz satın almalar yapmayın ve borçlanmayın. Hiçbir para birimine güvenmeyin. Onlarca devleti aslında tek kişi, uzaylı Deccal yönetiyor ve devletlerin resmi açıklamalarına hiç itibar etmeyin.

Kripto para sahasında da çok canlar yanacak, defalarca uyardım. Bilgisayar korsanlığına çok daha fazla dikkat edin.

Ankebut Ağının kendi içindeki para akışı da normal şekilde işleyemiyor. Bu ülkeler danışıklı dövüşüyor olmasalardı, küresel mali kriz çoktan patlak vermişti. Bu güne kadar ötelemeye sebep olabildiler ama değişmez kader, yine de yaşanıyor.

An itibariyle Çin pazarı/piyasası tam bir bataklık.

Ankebut Ağı mensubu olup da bu güne kadar siyasi ve mali dengeleri yönlendiren meşhur pek çok kişinin, şu anlarda telefonlara bakacak kadar gücü, morali, imkanı kalmadı. Dünya genelinde kilit halindeler, çaresizler.

Şu anda dünya genelinde, “asla batmaz” denilen yüzlerce banka batak halde…

Türkiye’nin de büyük savrulmasına, büyük zararlar etmesine izin vereceğim ve “şimdi tam zamanı” dediğim yerde tutup Türkiye’yi düze çıkartacağım.

Onlarca devletin açıkladıkları mali tablolarının “balon” olduğu açıkça göz önüne çıkacak.

Milletler, idarecileri tarafından nasıl kandırıldıklarını, nasıl sinsice soyulduklarını ve iflas ettirildiklerini anladıklarında öfkeden deliye döneyecekler. Hiçbir sansür ya da ordu, onları durduramayacak.

Borsaları, maliyeleri, nakit kara paralarla ayakta tutmak için kullanılan “paravan” şirketler de ifşa olacaklar. Çok intiharlar, su-i kastlar, tutuklamalar, yargılamalar olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Tayyip şu haldeydi…

Zamanı ve mekanı idrak etmesi bile çökmüştü. Canlı yayında olduğunu bile bilemiyordu. Canlı yayında bile bayılıp hemen ayılıyordu. Beyninde “şifa bulmaz” darbeler ve bolca gri noktalar vardı. Kendisine anlatılanları da anlamıyordu.

Birinin desteği olmadan küçük merdivenleri bile inemiyordu. Küçük ve büyük hacetini tutamıyordu. Hafızası kevgire dönmüştü, çoğu yerler delikti, ulaşamıyordu. Dün kiminle konuştuğunu hatta ne yediğini de bilemiyordu. Kürsüye çıkınca belini, boynunu dik tutamıyordu. Sesi de çok cılız çıkıyordu. Nefes alışı da çok sorunluydu.

Bu Tayyip’e ne oldu? Nasıl oldu da o kadar kısa sürede birden canlandı, her yönüyle akıl almaz bir iyileşme gerçekleşti?

Ya da şöyle de sorulabilir, ne kadar süredir plastik/silikon maskeli Tayyip dublörleri kullanılıyor?

Son defasında canlı yayında fenalaşan kişi de dublör müydü?

Bu güne kadar Tayyip gibi vasıfsız bir piyonu kullanarak Türkiye’yi mahveden ve sömüren masonlardan olsaydınız, Tayyip’in haline takılır mıydınız? Dublörlerle yolunuza mı bakardınız?

Bilen varsa söylesin, Bohçalı hala gerçekten ölmedi mi, yoksa o da dublör mü?

Türkiye’nin herhangi bir yerinde PKK ya da türevi bir terör örgütü, bombalı ya da bombasız bir terör eylemi yaparsa… Şimdiden bilin ki o terör eylemini AKPKK-MHPKK hükumeti, MİT, CIA, TSK’nin genel kurmay kademesi, sözde muhalif partiler, hepsi beraber yaptırdılar.

Bilin ki en çok da Suçişleri Bakanlığı ve Soysuz o saldırının arkasında olacak…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İlk defa gördüğünüz bir kişi olduğunu düşünün

Resmi yakınlaştırın ve yüzüne odaklanın.

Kaşlara, gözlere, dudakların duruşuna ve hepsinin birbirini nasıl tamamladığına bir bakın.

Bir de onların duruşunu tasdik eden ve tamamlayan kulaklara bakın. Alnın da “idrakım çok kapalıdır benim, kütük gibiyimdir. Hiçbir şeyden anlamam.” diye bağırışını duyun.

Hiç ilm-i sima bilmeyen biri bile, Ermeni/Çingene kırması olan Sinan Oğan’ın yanına yaklaşmaz. Yakınından bile geçmez. İlmi olarak yorumlayamasa bile sezer de uzak durur.

Öyle kindar, öyle acımasız/merhametsiz, öyle dik kafalı, öyle inatçı, öyle sinsi bir yüz ifadesi var ki, fırsatlar eline geçse, bu tip, Tayyip’i bile geçer. Onu bile aratır bu millete…

İnsan değil bu kişi, bildiğiniz canavar… Muzır bir varlık… Menfaatine uyuyorsa ve fırsat da bulabilmişse, bütün dünya insanlığını bile düşünmeden, acımadan öldürür geçer.

Buna, bir mahalledeki bir bakkal dükkanı bile emanet edilmez. Oradan bile her gün çalmanın yollarını arar. Sadece çalmakla da rahatlayamaz. Orada bile, etraftaki bütün esnaflarla kavgalı olur. Hem de yumruk yumruğa kavgalı olur. Lafı, fitnesi, herkese bulaşması, sonra roller oynarak üste çıkmaya çalışması, dürüst ve haklı gibi görünmeye çalışması hiç bitmek bilmez.

Cihanda ne kadar insan varsa, hepsi bunun karşısına çıkıp laf anlatsa, hepsi de ayrı ayrı deliller gösterse, bunu ikna edemez. O kadar inatçıdır. Çünkü gerçeği bile bile, ölümüne bir inatla inkar eder ama sinsice… Anlayamıyormuş gibi yaparak… Çünkü onun için asıl olan menfaatidir, başka bir şey umurunda bile değildir.

Menfaatine uyduğu zaman da gidip elini ayağını öpmeyeceği hiç kimse yoktur. Senelerce ısrarla savunduğu yanlış bir şeyi bir gün aniden ret ettiği görülebilir ama bu, gerçeği artık gördüğünden değildir. Herkese fark ettirmediği bazı dengeler değişmiştir de sinsice ona ayak uydurur.

Bunun gibiler umumhane kapılarında bekçi olurlar. İbnelerin barlarının kapılarında bekçi olurlar. Mafyaların içinde, hiç güvenilmeyen ve köpek çekilen kişiler olurlar. Tecavüzden ceza evinde yatan kişiler olurlar, dolandırıcılık çetesi üyesi olarak içeride yatarlar ama başka da bir şey olmazlar. Bunun annesi, karısı, çocukları, babası gibi yakınları sinir hastası olur, bazıları ciddi ciddi delirir. Ya da katil olurlar, bu tipe sıkarlar ve hayatları kararır. Çünkü İblis’in istediği ayarda olan devlet nizamı, böyle bir pisliğin zararına son verene ödül vermek yerine, tutar ceza evine koyar.

Bir ülkede bu tip, kazara başa geçse, ülke lideri olsa, vay ki ne vay o ülkenin haline… Gerçi, idrakları sıkıntılı olduğundan ve ayrıca öfke kontrolü de olmadığından, çok uzun kalamazlar ülkenin başında ama kısa zamanda da mahvederler ülkeyi…

Şu demokratik cumhuriyet rejimi ne lanet bir şey… Arsızı, hırsızı, haini, dolandırcısı, cahili, katili, canisi, tecavüzcüsü bile seçiyor ve seçiliyor. Böyle lanet bir sistem bir de dünya genelinde tek meşru bir idare şekli gibi dayatılıyor. Hep mason biraderlerin teşkilatı üzerinden oluyor bunlar… “Kainatın ulu mimarı” dedikleri İblis, onlardan zaten bunu istiyor. İnsanlığı felaketten felaketten sürüklemelerini…

Hadis-i şeriflerde zaten ahir zaman anlatılırken “İnsanların en şerlileri, insanların başına geçerler.” denilmiş.

Sinan Oğan, şu her yanı pislik, rezillik, ihanet, yalan, sapıklık olan Muharrem İnce pisliğinden bile bin kere pislik bir kişi…

Bunlar gibilerin bu ülkede devlet başkanı olmasını geçelim, nefes almasına bile izin vermeyeceğim.

Ben kripto Ermeni, kripto Yahudi, mason, satanist, terörist, mafya, sistem, ABD, İsrail, İngiltere, NATO falan bilmem, tanımam.

Hak edeni bir böcek gibi ezerim ve sadece Tayyip’le Kemal’i değil, Sinan’la Muharrem’i de böcek gibi misali ezeceğim. Zaten hepsi CIA’ya ve aynı kara paracı örgütlere çalışıyorlar. Ortada seçim falan yok ve oldu bittiye de meydan bırakmayacağız.

Tayyip gibi, Kemal gibi, Muharrem gibi, Sinan’ın da “kravatlı terörist” olduğunu…

Hala duymayan, bilmeyen birileri kaldı mı bu ülkede?

Her gün Türklük ve yanı sıra tezat şekilde Adıtürkçülük rolü oynayan Sinan Oğan, gizli Ermeni bir terörist, kara paracı bir insan şeytanı…

Mahşerin dört atlısından hangilerinin aynı zamanda Çin’e, Rusya’ya ve Avrupa’ya çalıştığını hala bilmiyor musunuz?

Hangisinin hangi para işleri yaptığını, hangi sözde diplomatik temsilcilerden emirler aldığını, hala bilmiyor musunuz?

Hangisinin MİT/CIA korumasında olduğunu bilmiyor musunuz?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kursun yemekhanesinde | Rüya tabirleri

– Selamünaleyküm hocam hayırlı günler gece rüyamda bir kursumuzun yemekhanesinde kendimi gördüm idareci hocamız diyor ki işte çok büyük sıkıntılar yaşayacağız maddi anlamda senin çevrenden yararlanmak istiyoruz diyor ve işte kursun hangi yerinden geçsem talebe ışıkları kapatıyor çok elektrik parası gelmemesi için ve inali yıldırımı görüyorum işte diyorum kurslara bir müdahale mi söz konusu ne zaman olacak diyorum yarın işte bir saatte yapılacak diyor acaba rüyanın tabiri ne olabilir

= vas. Kurs rüyalarının çoğu hükumeti temsilen görülüyor. Hükumet batak vaziyette ve şu halden sonra bile iktidarda kalmanın yollarını arıyorlar. Zaten memlekette anayasa, kanun, mahkeme diye bir şey kalmadı. Onlar emir ediyorlar, herkes uyguluyor ve bunun adı da hükumet sistemi oluyor. Seçime izin vermeyeceğimi de biliyorlar. Bu çıkmaz sokakta bir çare arıyorlar. Sana da bu halleri malum olmuş. Benim çevrem ve itibarım üzerinden yatırımcı çekmek istiyorlar. Hayal aleminde yaşıyorlar, bittiler, yolun sonuna geldiler. Rüyada görülen yemekhane de işlerin planlandığı, iş anlaşmalarının yapıldığı yer demektir zaten…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Şu ana kadar ya istediklerini yapamadılar

Gölcük-Düzce hizasından aşağıya, Afyon, Uşak ve çevresine kadar olan kısmı kırmaya çabalıyorlar. Peş peşe manyetik şoklar gönderdiler ve muhtelif yerlerde küçük depremler oluşturdular. Hedef, bu bölgeyi de Maraş merkezli afet bölgesi gibi bir hale getirmek.

Şu ana kadar ya istediklerini yapamadılar ya da önce küçük kırılmalar yaparak çok büyük kırılmaları/depremleri hazırlıyorlar. Asıl darbeyi vurduklarında daha şiddetli depremler olmasını sağlamak istiyorlar.

6 Şubat’taki Maraş merkezli depremlerden önce İstanbul boğazına gelip meydan okurcasına tavırlar sergilenen ABD savaş gemisi, en son Zonguldak civarına gitti. O geminin elektromanyetik saldırılarla suni afetler yapmakta kullanıldığı bilgisi gerçek, teyitli bilgi.

Gemi/ler bu türlü saldırıları yapmıyorlar, eş zamanlı olarak çok yönlü müdahalerle böyle suni afet saldırıları yapılabiliyor ve bu gibi gemiler kısmen sistemi destekliyorlar.

Yapılacak depremlerden Tayyip’in, Fuat’ın, Hulusi’nin, Soysuz’un, Mevlüt’ün, İbrahim Kalın’ın, Fahrettin Altun’un, Genelkurmay kademesindeki büyükbaş hainlerin, tıka basa hain dolu olan MİT’teki üst isimlerin, Türkiye’deki çok sayıda etkili ve yetkili kişinin haberleri var. Yine bu insanlık dışı faaliyetlerin başında da hep masonlar ve mason tarikatı var.

Maraş merkezli suni deprem saldırılarından hemen sonrasında planları büyük oranda bozuldu, istedikleri kadar insan, organ, ziynet eşyası ve değerli şeyler kaçıramadılar. İstedikleri gibi bulaşıcı hastalıklar yayamadılar. İstedikleri kadar bölgeyi boşaltamadılar ve sahipsiz bırakamadılar. Bu defa daha dikkatli ve gayretli olmaya çabalayacaklar.

Zemini tam oluştuğu zaman da Çanakkale, İzmir, Muğla gibi şehirler başta olmak üzere, pek çok şehirden düşman işgalinin önünü açacaklar.

Yine, sanki Türkiye batmış, bitmiş, devlet sistemi çökmüş, ordu hiç yokmuş, üç kuruş yardımlara ve üçbeş çadıra ve yurt dışından gelecek sağlık çalışanlarına muhtaç hale gelinmiş rolleri oynanmak istenenecek. Yine masonların kontrolündeki sözde Türk basın ve medyası da üzerine düşeni yapacak. Yine sosyal mecralar, gerçek sahibi olan CIA tarafından sansürlenecek. Elon Musk, sansürlemede gevşeklik yaparsa yine Twitter’a erişme engellenecek.

Hatta bu defa Türkiye genelinde kapsamlı ve uzun süreli elektrik ve internet kesintileri de yapabilirler.

Zaten Maraş merkezli afet bölgesinde sinyal kesicileri gerçekten kullandılar. O insanların gördükleri de anlattıkları da tamamen doğruydu. Devleti resmen idare edenler, devletin kurumlarını ve imkanlarını seferber ederek sinyal kesicileri bölgede dolaştırdılar, çalıştırdılar. Bu kadar aleni şekilde ihanetler ettiler, katliam sergilediler.

O sıralarda enkazların altında yüz binlerce insan vardı. Bunların en az on binlercesi hayattaydı, çoğunun yanlarında telefonları vardı. Telefonları bozulmamıştı, şarjları bitmemişti ve herkesle irtibat kurmaya çabalıyorlardı. En çok da bunun yaşanmasını istemediler. Bu irtibatı kesmek ve enkaz altında sağ kalanları da öldürmek istediler.

Yine Mason Adnan Oktarcılardan tutun da HDP/PKK’lilere, sözde mültecilerden tutun da yurt içinden ve dışından hemen gelecek, hemen seferber edilecek sözde kurtarma ve yardım ekiplerine kadar herkes bilgilendirilmiş vaziyette… Yine İHH’nın, Beşir’in, Kızılay’ın, Ahbap’ın üst isimlerinin de bilgileri ve hazırlıkları var.

Fitne başı yine İsrail ile İngiltere… Bu gibi saldırılarda ABD’yi, NATO’yu, Rusya’yı hatta Çin’i ve sözde Arapları hep İsrail ile İngiltere sevk ve idare ediyor. Hain Ankara hükumeti de MİT de Genelkurmay kademesi de sözde muhalif partilerin ve liderlerin tamamı da onlara çalışıyor.

Bu saldırılar çoktan yapılacaktı. Aslında Maraş merkezli ilk suni depremden sonra şu ana kadar her şey bambaşka akacaktı, yaşanacaktı. Planları çok büyük oranda bozuldu. Son haftalarda bu saldırıların devamını yapacaklardı ama hem ifşa oluyorlar, hem karşı müdahalelerle karşılaşıyorlar ve bocalıyorlar.

Söz konusu hattan da Türkiye’ye ağır darbe vurduklarından hemen sonra Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizi de işgal etmeyi, kısacık sürede Türkiye’den ayırıp almayı çoktan planladılar. ABD Genelkurmay başkanının, işgal altındaki Suriye’de, PKK/YPG teröristlerinin ayağına gitmesinden tutun, son haftalarda onlarca ülkenin çok sayıda resmi görüşmesine kadar… Köşeye sıkışmış haldeki İngiltere Boşbakanı Rishi Sunak’ın “Dünya düzenine meydan okunuyor. Tetikte olmalıyız” açıklamasından, Irak’ta düşen helikoptere kadar ve Ermeni kökenli Rusyalı vekilin “Türkiye çok zayıf düştü, İstanbul’u alalım” açıklamasına kadar, yüzlerce gelişme bu planlarla bağlantılı…

Dediğim gibi, melhame-i kübra artık somutlaşıyor, açıkça yaşanıyor.

Öyle ise herkes aklını başına alsın, çünkü başka Türkiye yok… İstanbul, planları bozmaktan, tebdil etmekten, tehir etmekten yoruldu, sıkıldı.

Tekrar ediyorum. İyice ifşa oldukları için planlarını değiştirmek ya da iptal etmek zorunda kalmazlarsa…

Öncelikle kırmızı işaretli hatları kıracaklar. Gölcük-Düzce arasını merkez ve başlangıç noktası yapacaklar.

Sonra sarı işaretli kısmı belli aralıklar ve çok beklemeden peş peşe kıracaklar. Bunda da Gölcük-Düzce arasını merkez ve başlangıç noktası yapacaklar.

Öncelikli olarak bu bölgelerde, tarihe geçecek seviyede aşırı yağışlar, seller, toprak kaymaları ve şiddetli patlamalar yapmaktan da çekinmeyecekler.

Suni deprem saldırılarının arından da aşırı yağışlara, sellere, patlamalara sebep olacaklar.

Asıl hedefleri İstanbul ve İstanbul’u elektromanyetik şok saldırıları ile doğrudan vuramıyorlar. İstanbul’un buna karşı koruması var. Bu nedenle İstanbul’un yakın çevresini kırmak istiyorlar. Yakın çevresinden başlayacak depremlerin, şiddeti düşmeden İstanbul’un içlerine uzanmasını istiyorlar. Bu nedenle de yıllardır anlattığım o yer altı gazları ve onları tetikleyecek bomba tertibatı planını önde tutuyorlar. Yıllardır bunu Marmara bölgesinde istedikleri gibi yapamadıkları için gidip Maraş merkezli bölde bu teknikleri kullandılar.

Yazdıklarımı unutmayın, Maraş merkezli depremde sadece yer altının farklı noktalarındaki devasa gaz birikintileri patladılmadı, sadece yer altı su kaynakları ile oynanmadıi, sadece elektromanyetik şok darbeleri atılmadı, eş zamanlı olarak yer çekimi bile gücünü bir süreliğine kaybetti.

Trakya bölgesine kaçanlar da yanlış yapıyorlar. Hedef İstanbul’un çevresini çok şiddetli şekilde kırarak İstanbul’u yerle bir etmek olduğuna göre… Sadece Gölcük-Düzce kısmını değil, Trakya’daki pek çok yeri de kırmak isteyecekler. “Burada fay yok” diye boşuna zaman harcamayın. Bu tür saldırıların mümkün olması için faylara gerek yok. Zaten hepinizi kandırıyorlar. Bu depremler, yüzeye çok çok yakın depremler. Derinlerdeki faylar, iddia edildikleri kadar yerlerinden oynamadılar, oynamıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Neden?

Çünkü dünyanın her yerindeki metafizikçiler, çok ileri seviyede olmayan metafizikçiler bile bu kadarını görebiliyor, bilginin bu kadarına ulaşabiliyor.

Dünyada uzaylı ve farklı insan türleri olduğunu, binlerce yıldır yer altı şehirlerinde gizlice yaşadıklarını, yüksek teknolojileri olduğunu, yeryüzünün dengelerine sinsice ve yüksek teknolojilerle müdahale ettiklerini görebiliyorlar.

Yeşilleri de grileri de başka türleri de görebiliyorlar. Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinin de yeşiller ve griler olduğunu görebiliyorlar. Bunları görmek, bunları bilmek işten bile sayılmaz… Buna rağmen mason, satanist, gizli Yahudi birileri ekranlara çıkartılarak hala zihinler bulandırılmak isteniyor.

Metafizikçiler, onların çoğunun biyonik robotlar olduğunu, yerlerine geçilmiş karakterler olduğunu da görebiliyorlar.

Hatta metafizikçiler, onlara, uzaylı taraflara neler yaptığımızı, bu oyunun sonuna geldiğimizi, kazanan ve en sonunda da kazanacak taraf olduğumuzu da görebiliyorlar.

Öyle metafizikçiler, o yeşillerin, grilerin arasında da var. Onlar da sonlarının geldiğini görüyorlar ve biliyorlar. Kur’an ayetlerinin ve ayrıca hadis-i şeriflerin hak olduğunu da kesinlik seviyesinde biliyorlar ama inatla red ediyorlar. Bu nedenle yeryüzünde ABD, İngiltere, İsrail, Çin, Rusya, Japonya, Tayvan, Hindistan, Pakistan, İran, Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, BAE, Suudi Amerika, Katar, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya üzerinden organize halde ve tamamen ahmakça planlar deniyorlar. Sonlarını bile bile… Kaderi değiştiremeyeceklerini bile bile…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Melhame-i kübra

Melhame-i kübra, sezon 1, bölüm 1

Bölüm özeti:

İngiltere’nin gayr-i resmi sömürgelerinden biri olan ABD’nin Dışişleri Bakanı Blinken, suni afetlerle peş peşe vurulan Amik ovası çevresine gelir. Bölgede incelemeler yapar. Bu ziyaretiyle dünyadaki taraflara siyasi mesajlarını da vermiş olur.

Ardından bölgede ve Türkiye’nin başka bölgelerinde başka başka suni afetler de yapılır. Önce insani yardım iddiasıyla çok sayıda ordunun askerleri, gemileri, uçak gemileri Türkiye’ye gönderilir.

Türkiye’nin iyice zayıf düştüğüne, kapsamlı bir işgale mani olmayacağına kanaat edildiği anda, onlarca ülkenin ortak askeri birlikleri Türkiye’nin dört bir yanında aynı anda işgal faaliyetleri başlatır. Trakya, Marmara, Ege, Karadeniz, Doğu, Güney Doğu, Akdeniz ve İç anadolu bölgelerinin hepsinde eş zamanlı işgale teşebbüs edilir. Bu kapsamda en büyük birliklerden bazıları Hatay’dan işgale teşebbüs ederler.

Hain Ankara hükumeti, Türkiye içindeki on binle gizli Ermeni ve Yahudi, TSK Genelkurmay kademesindeki hainler, adalet sistemindeki hainler, istihbarat ve emniyet birimlerindeki hainler de bu süreçte işgal güçleri tarafından kullanılırlar. Sözde Türk basın ve medyasındaki binlerce hain de işgalcilerin yönlendirmelerine göre, Türk milletini kandıran ve kafese çeken tarzda yayınlar yaparlar.

Türkiye, bu kadar büyük ve kapsamlı bir işgal teşebbüsünden kurtulabilecek midir… Tarihin böyle devirlerinde çıktığı gibi şimdi de bir kurtarıcı kahraman çıkacak mıdır…

Devam eden bölümleri kaçırmayın…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi