Etiket arşivi: Mehmet Fahri Sertkaya

Uzayda hayat var. UFO’lar gerçek. Mars’tan geliyorlar ve Müslümanlar

(…) Marslıların dünyaya geldiği kesin. Bu hususta binlerce somut ve gerçek delil mevcut. Hatta bundan üç bin ya da beş bin sene önce de dünyaya geldikleri de KESİN. Bunu da İslam alimleri söylediği gibi, günümüz bilim adamları da son yıllarda yaptıkları keşiflerle bunun gerçek olduğu sonucuna vardılar. Dünya kamuoyu bize doğru yansıtılmıyor. Mesela Japonların çok kıymet verdiği pek çok bilim adamları uzayda hayatın olduğuna ve dönem dönem bunların dünyaya geldiğine inanıyorlar. Mimar Sinan’ın, hele Piri Reis’in mutlaka ama mutlaka dünya dışı varlıklarla ve teknolojilerle iletişim kurduğuna inanıyorlar. 

➥ “Yoksa o haritayı, uçamadan kim nasıl bu derece doğru olarak çizebilir” diyorlar. Mimar Sinan’ın yaptığı matematik hesaplarını ancak bir PC’nin yapabileceğine inanıyorlar ve o tarihlerde bazı istisna insanların dünya dışı teknolojileri kullandığını iddia ediyorlar ki bence de bu böyle.

Geçenlerce bir mağarada bulunan 3 bin senelik çizimlerde UFO, uzay mekiği, astronot kıyafetli çizimler, denizaltı ve helikopter çizimleri bulundu. Bunlar nette aratınca hemen çıkıyor. Bundan yaklaşık üç bin sene önce dünya üzerinde, şu anda olduğundan çok daha ileri teknoloji vardı ve o devrin bazı insanları dünya dışı medeniyetlerle iletişim halindeydiler. O güneş sisteminin haritasını oraya buraya çizenler hayallerinden çizmediler. Bu bilgileri net olarak biliyorlardı.Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, onların yani Mars’taki mü’minlerin dünyaya müdahale etmesine ilahi bir yasak olduğunu, onların buradaki ehl-i küfrü hiç zorlanmadan yıkıp geçebileceklerini, ama bunun dünyadaki Müslümanların “imtihan”ını bozacağını bunun da ilahi iradeye ters olduğunu ve dünyadaki Müslümanlar dünya çapında küfrü ezip yıkınca, oradakilerin buraya geleceklerini söylemiştir. Çok daha fazlasını, daha ilginç bilgileri de söylemiştir.

Ayrıca onların ve diğer bütün alemlerin son peygamberinin bizim peygamberimiz hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olduğunu da, onların ve diğer bütün alemlerin son mürşid-i kamilinin bizim son mürşid-i kamilimiz olduğunu, yani kendisi olduğunu da açıkça ifade etmiştir.

Avam bunu kabullenemeyecektir ama ben yazmakta bir beis görmüyorum. En azından “Yıllar önce bize söylenmişti de biz inanmamıştık” derler. Süleyman Efendi’nin talebelerinden Mars’a giden, oradaki Mü’minlere sohbet veren bile olmuştur. Bu zat, geldiğinde bu gerçekleri buradaki talebelerine de anlatmış ve oradaki Müslümanların boyca kısa, bizim çocuklarımız gibi olduğunu, vücutlarında hiç ama hiç kıl olmadığını, saçlarının ve kaşlarının bile olmadığını, gayet medeni olduklarını (vahşi olmadıklarını) anlatmıştır. Bunu 1970’lerde bu zat anlatmıştır. 
1994’te dünya basınına – kamuoyuna düşen “Uzaylılara otopsi” ismi ile anılan videoda görülen de aynen bu zatın anlattığı gibidir. Bu videoda 1947’de New Mexico’ya düşen bir UFO’da bulunan Marslılara otopsi yapılmaktadır. Bu video 1994’te bütün dünya kanallarına düşünce Kodak bunu incelemiş ve “Montaj değil. Gerçek bir görüntü” demiştir. Buradaki otopsi sırasında olaylara şahit olan ABD’li askeri yetkili de 2007’de vefat etmeden önce, vefatından sonra açılması için el yazısı ile mektup bırakmış ve bu UFO kazası olayının da otopsi görüntülerinin de gerçek olduğunu ABD nin gerçekleri gizlediğini açıkça yazmıştır. ABD’nin teknolojide, özellikle elektronik teknolojisindeki akıl almaz sıçramasının arkasında da bu sır vardır.

Şu anda yaşayan, NASA astronotu ve ayda yürüyen astronotlardan biri olan Edger Micthell’de;
➥ “Biz dünya dışında yaşam olduğunu net olarak gördük.O uzaylı resimleri ve videoları gerçek. Nasa bunu gizliyor” diye dünyanın çeşitli yerlerindeki konferanslarda tekrar tekrar açıklama yaptı.

Mevzu yazarak değil konuşarak bile bir kaç haftamızı alacak kadar geniş. Şimdilik bunlar bilinsin. İsteyenler araştırsınlar.

Detaylı bilgi için bakınız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

 NOT : Bir takipçimize, sorusu üzerine sayfamızda verdiğimiz kısa cevaptır.****
Yukarıda yazdıklarımın ispatı niteliğinde somut bilgiler de mevcuttur. Resimlerin üzerine tıklayarak ilgili yayınlara erişebilirsiniz.

http://www.spaceexplorer.tv/2014/09/space-explorer-uzay-ve-havacilik-merih-mars-a-nasil-kacirildim-ucan-kure-emekli-binbasi-ali-ali-kocaer-marslilar-musluman-mi-mars-ta-hayat-insanlar-var-mi.html

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Hala daha, Tayyip’in neden 300 koruma ile korunduğunu, TSK’daki muhalif paşaların ve medyadaki muhalif gazetecilerin neden Ergenekon bahanesi ile içeriye doldurulduklarını, Yeni Osmanlıcılık söylemlerine kartelin hiç tepki göstermeyip neden bir de destek olduklarını, Mavi Marmara’nın ve Davos’un neden sahnelendiğini anlamayanlarımız kaldı mı aramızda?

ABD ve İsrail’in Tayyip’i iyice yükselterek, Ortadoğu’nun Müslüman halklarına bile kahraman gibi tanıtarak hatta gerekirse halifelik bile kurarak ne denli büyük hesaplar içinde olduklarını anlamayan kaldıysa eğer gidip bir doktora gözüksünler…

Anlayanlar da daha da iyi anlayabilmek için;

– Adnan Menderes ile Tayyip devri arasındaki benzerlikleri,

– Menderes devrinde ABD başkanı Truman’ın Komünizm ile mücadele gereği, hızla Komünizme kayan Türkiye’de dini engellerin kaldırılmasını ve denge kurulmasını emir ettiğini, hatta menderes’den öncede bu niyetle hareket edilmeye başlandığını ve İmam hatipleri İsmet İnönü’nün açtığını,

– O zamanın Türkiye’sinde dini engellerin kaldırılmasında, eşcinsel ve Sabetayist Yahudi Adnan’ın kendi kararının olmadığını,

– Menderes’in baş danışmanı Ahmet Salih Korur’un da aynı Truman gibi üst düzey bir mason olduğunu, maşrık-ı azam olduğunu, Korur’un aslında imkansız olduğu halde yassıada duruşmalarında beraat edip vazifesine, maşrık-ı azamlığa devam ettiğini,

– İçinde bulunduğu şartlar itibari ile Adnan Menderes’in dine yönelik yasakları kaldırmak noktasında istese de başarılı olamayacağını,

– Devrin cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Siyonist bir Yahudi olduğunu, Osmanlı’yı yıkmak için dağa çıkıp teröristlik yaptığını, Bursa’da Siyon okulunda okuduğunu, kendisi gibi İslam düşmanı İsmet paşa ile husumetinin sadece iç çekişme olduğunu,

– Milletimize şehit diye tanıtılanlardan Fatin Rüştü Zorlu’nun da memleket çapında vurgun, yolsuzluk yapılanması kurmuş bir Sabetaycı olduğunu,

– Menderes devrinde gerçek sebepleri gizlenmiş bunca hareketin, sözde dindar Menderes bahanesi ile hızlandırılarak yapıldığını, bunun için İnönü’nün gücünü kaybetmesine müsaade edildiğini,

– O devirdeki her şeyin, aslında bu günkü gibi Mason ve Yahudi komploları olduğunu,

– Şimdi Tayyip’i de iktidara aynı masonik güçlerin emrindeki ABD’nin getirdiğini, partisinin yedi kollu şamdan olan logosuna kadar her şeyini masonların planlayıp detaylandırdığını,

– Aynı Menderes gibi Tayyip’inde etrafının hep kripto yahudiler, kripto ermeniler, masonlar ve sabetaycılar olduğunu, baş danışmanlarının bile CIA ajanları olduklarını

– Aynı Menderes’te olduğu gibi bir gün, işlerine gelince, bu güç odaklarının Tayyip’inde fişini çekeceklerini

ARAŞTIRMALARI GEREKİR.

Mehmet Fahri Sertkaya|AkademiDergisi

Risale-i Nurlar muteber değildir ve ihtiyaç da değildir!

(Mehmet Kırkıncı’dan açıklama bekliyoruz.)

…“Hüsrev Ağabey!” dedim, “Şer’an rüya ile amel edilmez. Hatta kerametle de amel edilmez. Rüya ilim nevinden sayılmıyor. Fıkıhta ve fetvada, rüya ve keramet delil olarak kabul edilmiyor.”
diyen Mehmet Kırkıncı hocaya hitap ediyorum:

Samimi olunuz ve Said-i Nursi denilen tescilli/raporlu delinin elinizden düşürmediğiniz Risalelerinin de bu gözle bakıldığında hiçbir ilmi dayanağı olmadığını ve rüya ya da kalbe geldiğini iddia ettiği ilhamlara dayandığını, Kur’an ve Sünnet’ten delillere dayanmadığını, içerisinde küfre götürecek kadar ciddi hatalar(ya da kasıtlar) olduğunu itiraf ediniz. Sonra da başta siz o risale denilen paçavraları elinizden atınız sonra da hitap ettiğiniz kitleye aynı hayırlı hareketi yaptırınız. Ahir ömrünüzde bu hareketi yapınız.

Bu ülkede Müslümanların ilmi eser sıkıntısı yok. Said-i Nursi’nin sağlığı devrinde de yoktu. Kütüphanelerde geçmiş muteber alimlere ait binlerce eser vardı ve bunlar hala var. Sorun İslam’ı doğru anlamış ve medrese usulü ile ehli sünnet yolu üzere yetişmiş alimlerin olmayışı idi ki şu anda bu da var. Yani hem alimler hem de binlerce senelik muteber eserler var.
O halde risale denilen saçmalıklara bu ülkenin Müslümanlarının ihtiyacı yok. Zira sizin de dediğiniz gibi, rüya, keramet ve ilham şer’an delil değildir.

Cevabi yazınız elime ulaşırsa sayfa ve bloglarımda yayımlayacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

www.GercekSaidiNursi.blogspot.com 

Ajanlar evlenmezler ve İslam büyükleri evliliği asla terk etmezler…

Genelde nasıl geçim temin ettiklerini de doğru düzgün izah edemezler. Akrabalık bağları da sıfıra yakındır.. Yalnız ve garip görünürler. İlla evlenmek zorunda kalanları da çocuk yapmazlar… Bir de Hıristiyan din adamlarının ruhban sınıfına mensup olanlara inançları gereği evlenmek yasaktır. Gizli kardinaller yani başka dinin (mesela islam’ın) içine sızıp o dinin büyüğü konumuna gelen kardinaller de evlenmezler…

Oysa peygamberimiz (s.a.v.) “Sizin ölenlerinizin en şerlileri evlenmeye imkan bulduğu halde evlenmeden ölenlerinizdir” buyurmuştur. Bunu aktaran sahabe “Vallahi ben bunu Rasulullahtan seksen yaşımda iken duysaydım ve o vakte kadar evlenmemiş olsaydım, evlenir öyle ölürdüm” demiştir…

Bu dünyaya gelen yüz yirmi dört bin veya iki yüz yirmi dört bin peygamberden sadece ama sadece İsa aleyhisselam evlenmemiştir. O da genç yaşında diri olarak semaya kaldırıldığındandır. Ahir zamanda yeniden yeryüzüne gönderildiğinde o da evlenecek ve evlenmemiş bir peygamber kalmayacaktır.
Bu ümmetin içinde her devirde bir tane gelen ve müceddid denilen büyük veliler de istisnasız hep evlenmişlerdir…

O halde bir İslam büyüğü bilinecek kimsenin sadece ama sadece fiziki bir özürünün olması onun evlenmemesine mazarettir. Dava için çok büyük sıkıntılar çekiyor olmak buna mazaret olsaydı peygamberler evlenmezlerdi… Açıp bakalım peygamberler tarihini ve görelim nasıl çileli hayatlarına rağmen evliliği terk etmediklerini…

Mehmet Fahri Sertkaya

Dinler Arası Diyalog Tuzağını Başlatan Said Nursi mi?

“Müslüman İseviler” tabiri Said Nursi’nin uydurduğu bir kelime oyunudur.

Şu anda yaşayan tek bir İSEVİ yani İsa peygamberin dinine tabi olan kişi yok ki bir de bunlar zamanımızda veya ileri de Müslüman İseviler olsunlar?

Varsayalım ki İsevilik bozulup Hristiyanlığa dönüşmedi ve aslı duruyor olsun.. Yine bunlar Müslüman bilinemezler çünkü İsa peygamberin getirdiği hak kitap olan İNCİL in hükmü kalktı. Herkes Kuran’a ve Peygamberimize tabi olmak zorunda.. Peygamberimiz ashabına “Vallahi Musa gökten aranıza inse de siz beni bırakıp ona tabi olsanız dalalete sapmış olursunuz” buyurmuştur.

Sonra Kuran’ı ve peygamberimizi kabul etmeyen bu Hıristiyanlar ola ki hidayet bulup Kuran’a tabi olduklarında da bunlara Müslüman İseviler değil sadece Müslüman denir. İlla başka bir dinden İslam’a döndüklerine işaret edecek bir kelime kullanılacaksa Hristiyanlıktan ihtida eden (hidayet bulan) Müslümanlar denir.. Muhtedi denir.. Tarih boyunca böyle dendi, hidayet bulup İslam’la şereflenenlere…

Ama Said Nursi kelime oyunu yapıyor.. Zihin bulandırıyor… Sanki şu anda da yaşayan, Hristiyanlık aleminin yanlışlarından uzak, şirke düşmemiş, teslise inanmayan, İncil’in aslına tabi olan bir topluluk varmış manası uyandırıyor.. Zaten bağlıları arasında bu sözleri onlarca yıldır bu şekilde anlaşılıyor, bu şekilde kabul ediliyor..

“Avrupa’da bir topluluk var, bunlar İseviler. Ve Üstad onlar için ehli iman demiş.. İleride bunlarla ittifak edeceğiz” diyorlar, böyle kandırılıyorlar..

Yok kardeşim yok.. Tek bir tane yaşayan İsevi yok.. Olsaydı da onlarda gayri Müslim sayılacaklardı ve onlarda hidayet bulup bizim gibi sadece “Müslüman” olmak zorunda olacaklardı…. İleride hem İseviliğini koruyup, hem Müslümanlığı seçecek bir topluluk yok… Müslüman İseviler hiçbir zaman olmayacak.. Hidayet bulup Müslüman olan Hıristiyanlar olacak.. İsa a.s. tekrar dünyaya gönderilecek, İslam ile hükmedecek ve Kuran hükümleri ile amel edecek, Nasarayı yani Hıristiyanları kendisinin de tabi olduğu İslam’a Kuran’a ve Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) tabi olmaya çağıracak.. En sonunda da dünyada ilk olan bir uygulamayı yapacak ve Hıristiyanlara “Ya iman ya ölüm” diyecek.. O devrin ardından da kıyamet kopacak…Mesele budur… Bütün ehl-i sünnet alimleri bunları delilleri ile kitaplarında bu şekilde anlatmışlardır.

Ama Said Nursi meseleyi kelime oyunları ile nasıl aslından çıkarıyor, kaynağından okuyalım;
“Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve “Müslüman İsevîleri” ünvanına lâyık bir cem’iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten kurtaracak.”
(Said Nursi, Mektubat 441, Yirmidokuzuncu mektup, yedinci kısım)

Günümüz Türkçesiyle ve özetle diyor ki; “Şu anda da, Hz. İsa’nın Hristiyanlığa dönüşerek bozulmamış gerçek dini esaslarını bilen ve böyle inanan ve bu Hristiyanlıktan uzak gerçek(!) İsevilik inancına(!) sahip olup İnanç esaslarını İslamın esasları ile birleştirmeye çalışan bir fedakar ve kendilerine “Müslüman İseviler” demeye layık topluluk var.(ki yukarıda anlattığımız gibi böyle bir şey yok) İşte insanlığı bütün dinlerden ve Allah inancından uzaklaştırmaya çalışan Deccal ordularına karşı bu Müslüman İseviler(!) insanlığı, Allah’ı inkar yanlışından kurtaracak, Hz. İsa ile beraber bu Müslüman İseviler Deccal ordularını yenecekler…

Baştan sona uydurma ve tuzak bu sözler.. Bu şekilde yazdığı bilinen tek bir muteber din alimi daha yok bu Ümmette.. İsmini ve eserlerini bildiğimiz binlerce ehl-i sünnet alimlerinden biri bile böyle bir uydurma bilgi sunmamışlar Müslümanlara..

İsa peygamber Ümmed-i Muhammed’in başına geçecek, Müslümanlara önder olacak, Kuran ile hükmedecek, Peygamberimize ve İslama tabi olacak… Ve İsa a.s. tekrardan yeryüzüne gelene kadar onun gelmesini bekleyen ve kendilerine “Müslüman İseviler” ünvanı verilebilecek kimse yok.. İsa a.s.’ın getirdiği şekli ile İseviliğini koruyan kimse de yok… Olsaydı da onlar da İsa peygamberin gelmesini beklemeden derhal Ümmed-i Muhammed’e tabi olup, Müslüman olarak kurtulmak zorundaydılar…

Buradan da anlıyoruz ki, bu günkü Dinler arası diyalog tuzağının temelleri ta o zaman Said Nursi eli ile atılmış.. Zaten Said Nursi’nin Üstadım dediği Mason Muhammed Abduh’ta benzer şeyler zırvalamış.. Ayetlere kafasınca bozuk manalar verip “Allah’a inanan herkes cennete gidecek, iyi davranışlı Hristiyanlar Cennete gidecek” demiş.. Halbu ki İmanın şartı 6 ve bunu çocuklar bile bilir. Bunlardan birine bile inanmayanın Müslüman sayılamayacağını da bilir.. Cennete giremeyeceğini de bilir..

Bu Masonik ekibin hedefi bütün İslam coğrafyasında Müslümanların iitikadlarını bozup, önce Hıristiyanlık ve Yahudiliği de Müslümanlara hak kabul ettirmek. Sonra İslam’ı batıl diğerlerini hak kabul ettirmek.. En sonunda da hedef, bütün dünya insanlarını Yahudilere hizmet eden köleler haline getirmektir…

Üç âyet-i kerime meali:
(Allah indinde hak din yalnız İslam’dır.) [Al-i İmran 19]
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]
(İslam’dan başka din arayanın bulacağı din, asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85]

İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek[domuz etini yasaklayacak], İslam’dan başka her şeyi yasak edecektir.)[Buhari]

(İsa, inince İslamiyet’le hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir.) [Ebu Davud]

Mehmet Fahri Sertkaya
http://www.gerceksaidinursi.com

Kalbime Öyle Geldi ki, Bana Malum Oldu ki ve Said Nursi

“Ben dahi risalelerde kalem oynatamıyorken” mealinde bir sözü kullanmış Said Nursi..

Ayrıca pek çok sözüne delil olarak da Ayet ve Hadisleri ve geçmiş Ehli Sünnet ulemasının eserlerini değil de “Kalbime öyle geldi ki” ve “kalbime ihtar edildi ki” şeklinde kelimeleri kullanmış.

Kalbe gelen ilhamlar şeytandan da olabilir, nefsi de olabilir.

Kalbe gelen ilhamlar da, görülen rüyalar da asla ilmi bir delil kabul edilemez.

Hiçbir gerçek alimin bunları delil diye açıkladığını, yazdığını göremezsiniz…

Yani, bir kişinin ilmi bir mesele hakkında “Ben rüyamda da şöyle gördüm” demesi veya “Kalbime de şöyle geldi” demesi hiç bir Müslümanı bağlamaz. Aklı selim hiç bir samimi Müslüman bu üslubu kullanarak açıklama yapanlara itibar etmez.

Elbetteki Allahü teala sevdiği kullarının kalbine ilham edebilir ve onlara rüya aleminde bir takım hakikatleri bildirebilir ama bu sadece o kişi için delildir. Böyle fazıl, salih kimseler dahi meseleleri izah ederken Kur’an ayetlerine ve Sahih hadislere dayanmalıdır.

Şu alemde her devirde bir tane olan “Kutbul aktab ” denilen ve “Varisi Rasul” olan, peygamber varisi olan ulema, evliya zat dahi, her hangi bir ilmi meseleyi Kur’an ve Sünnetten delilleri ile açıklamak zorundadır ve bu zatlar 1400 küsür senedir hep böyle yapmışlardır. Hiçbir zaman rüyalarını ve kalbe gelen manaları, ilhamları delil olarak göstermemişlerdir.

Bu hususta gerçek ehl-i sünnet alimlerinin çok ikazları olmuştur. İkinci bin yılın Müceddidi olan İmam-ı Rabbani (k.s.) da Mektubat isimli eserinde bu konuda bütün Müslümanları uyarmıştır.

Öyle ya ben nereden bilebilirim ki senin kalbine öyle gelip gelmediğini ve geldiyse bunun gerçekten Allah tarafından mı ilham edildiğini yoksa şeytani bir vesvese mi olduğunu?

Bu gözle bakıldığında “Yüzde doksanı kalbe geldiği iddia edilen ilhamlara dayanan Risale-i Nurlar İlahi kitap, Said Nursi’de İlahi vahye muhatap olan bir Mesih(kurtarıcı peygamber) mi yapılmak istenmiştir, bu gün onun bağlılarının apaçık ayetleri inkar ederek Hristiyanları bu derece sevmesi, dost ilan etmesi, Cennetlik ilan etmesi, Müslüman İseviler demesi ve Risaleleri Kur’an’ın önüne koymaları, Kur’an’ı ikinci plana atmaları da bu planın parçalarından mıdır?” sorusu ister istemez akılları kurcalamaktadır.

Bakın tasavvuf erbabı İlham meselesinde neler demişler;

“Seyr-i sülûk esnasında insan çeşitli aşamalar kat eder. Bu aşamaların en tehlikelilerinden biri de nefs-i mülheme makâmıdır. Bu makamda bulunan kişi ilhâma mazhar olmuştur, ancak kalbine gelen bu ilhâmlar Rabbânî olabileceği gibi şeytânî de olabilir. Kişi bunları tek başına ayırt edemez ve şeytandan gelen fısıltılara aldanabilir. Bu noktada bir mürşidin kılavuzluğuna başvurmak gerekir. Kişi bu sayede şeytanın oyuncağı olmaktan kurtulur.”

Peki Said Nursi’nin böyle bir tehlike halinde yardım alabileceği mürşidi kim? Tabii ki kimse… Daha, zahiri (akli) ilimlerde üstadları Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh gibi Masonlar olan Said Nursi’nin zaten batında yani manevi anlamda bağlı olduğu bir mürşidi kamili veya devamı olduğu, kendisinin de bağlı olduğu bir silsilesi yok ki?

İLHAM’ın İslamdaki Kaynak Değeri ve Bağlayıcılığı Hakkında…

Bilgi edinme yollarının belirlenmesi, akidevî bir konu olduğundan akaid kitaplarında ele alınmış, bilgi edinme vasıtaları sıralanmıştır. İlhamın ise bunlardan olmadığı beyan edilmiştir:

Ömer Nesefî, Metnü’l-Akaid’de şöyle der:İlham, hak ehli olanlara göre, bir şeyin sıhhatini bilme konusunda ilim elde etme vasıtası değildir.

Pezdevî de, Ehl-i Sünnet Akaidi’nde ilim sebeplerini sıraladıktan sonra şunları söyler:İlhamla bilgi meydana gelmesine gelince: Bu nasıl olur?… İlhamla bilgi hâsıl olduğunu iddia edenin davası burhandan yoksundur. Eğer bir kimse: “Şu şeyin helâl olduğuna dair Allah Tealâ bana ilham ederek kalbimde bilgi hasıl oldu” derse, ona denecek şudur:

“Sen sözünde yalan söylüyorsun”, ayrıca onun doğruluğunu gösteren bir delil yoktur. Aynı şekilde bir başkası da, bunun haram olduğunu Allah’ın kendisine ilham ettiğini söyleyebilir. O hâlde bu iki kişinin sözlerinden birini tercih için delil bulunmadığından, ikisi arasında anlaşmazlık vuku bulur ki, bu da fesada götürür.

Suiistimale açık olan ilham konusunu izah etmek, hak ilhamlar ile ilham diye yutturulmak istenen şatahat ve türrehatın arasını ayırmak, bunların farkını ortaya koymak gerekmektedir.

Kalbe gelen ilhamlar konusu başlı başına uzun bir ilmi meseledir. Lakin sabit olan şudur ki, Allah dostu olan gerçek velilere gelen Rabbani ilhamlar dahi diğer Müslümanlar için ilmi delil değildirler. Sadece o veli şahsı bağlar bu ilhamlar ve bu veliler bunları delil göstermezler, göstermediler…
Risale-i Nur’da bunun nasıl sui istimal edildiğine dair bir örnekle mevzumuzu tamamlayalım;

“Kur’anın nurundan gelen bir nur, ehl-i imana bir nokta-i istinad olacağını mana-yı işarî ile haber veriyor diye kalbime ihtar edildi. Ben de mecbur oldum, yazdım. Sonra baktım ki; manasının münasebeti bu asrımıza o kadar kuvvetlidir ki, hiç tevafuk emaresi olmasa da yine bu âyetler her asra baktığı gibi mana-yı işarî ile bizimle de konuşuyor kanaatım geldi.”
Asayı Musa 90, Birinci kısım, on birinci mesele,

Mehmet Fahri Sertkaya

http://www.gerceksaidinursi.com

“Ey kulum! Yiyip içip şükür edecektin! Şimdi neden bu halde huzuruma geldin!”

Risale-i Nur okuyup(ya da okumaya çalışıp) da karanlık kuyulara dalmamış, ruh sağlığını bozmamış birine rastlamak zor iş… Hele bir de üzerine Fethullah Gülen’in “Buhranlar Anaforunda İnsan” kitabını ve diğer benzerlerini okumuşsa tamam zaten..

Bir ömür bu kişiyi geri kazanmak, dünyada yeşilin, mavinin, güzelliklerin olduğunu gösterebilmek ve İslam’ın bunlara izin verdiğini anlatabilmek mümkün olmaz daha..

Müslüman olmak ve Müslümanca yaşamak için illa Sanattan, estetikten, bilimden-teknolojiden, maddi kuvvet ve refahtan, dünyanın güzide yeşilliklerinden ve maviliklerinden, mimari sanatından, insana meşru dairede saadet veren bunca dünyevi güzelliklerden, meşru dairede müzikten, edebiyattan, şiirden ve daha Allah ve Rasülünün izin verdiği nice güzelliklerden  uzaklaşarak,  saçma sapan ve ilim oldukları iddia edilen, her tarafı felsefe bataklığı olan buhranlara kapılmak ve Risale-i Nur’un size sunduğu bu karanlıklara dalmak zorunda değilsiniz…

Bakarken kör olanların tedavisi, anadan doğma iki gözü körlerin tedavisinden daha zor galiba… Sizi de bakar körlerden ve Allah adına Allah’ın meşru kıldıklarından kaçan ve Allah’ın emretmediği gereksiz buhranlarla dünyasını perişan edenlerden yapmalarına müsaade etmeyin…

İslam Tefekkürünü, fikir buhranlarına dönüştüren ve böylelikle Müslümanları yaşarken imha eden, fikir planında yıkıp karanlıklara boğup “tesirsiz” ve “kolay oynanabilen” kitleler haline getirenlere izin vermemelisiniz…

Gerçek ehl-i sünnet vel cemaat alimlerinin izahlarına göre Allahü Teala ölen her mü’mine “Ey kulum! Yiyip içip şükür edecektin! Şimdi neden bu halde huzuruma geldin!” diye mutlaka soracaktır…

Ne köprü altında ölenlerden mesulsünüz ne de gücünüzün yetmediği diğerlerinden.. Ve, ne de İslam diye, Müslümanlık diye gereksiz buhranlar, karanlıklar ve sıkıntılarla dolu bir hayatı yaşamakla sorumlusunuz…

Gerçek ehl-i sünnet alimlerine, peygamber varisi olan mürşid-i kamillere tabi olmakla, ölçülü, seviyeli, haramlardan uzak, sayılan meşru güzelliklerle meşgul olup kulluğunuzu ederek güzel bir hayatın sonunda güzel bir ölümle huzur-u İlahi’ye varmakla sorumlusunuz…

Sizi.. Gençliğinizi… Ömür sermayenizi, dünya ve ahıret saadetinizi İslam adına,  Allah adına heba etmek isteyen sahte alimlere karşı dikkatli olmak zorundasınız.. Aldanmak dünyanızı geçin, ebedi saadetinize bile mâl olabilir…

Mehmet Fahri Sertkaya

http://www.gerceksaidinursi.com