“Ne kadar da şiddetli. Şimdi bütün Türkiye’yi mahvedecek”
(26 Nisan 2020 tarihinde Akademi Dergisi resmi Telegram kanalında herkese açık olarak paylaştığım şu aşağıdaki rüyam, şu son günlerde yaşanmaya başladı.)
Bundan 6-7 ay önce, cezaevinde iken ben de bir rüya görmüştüm.
Kapalı bir mekandayım. Sanki büyük bir fabrikanın çok büyük, tek katlı ve ortasında kolonlar olmayan kısmı kullanım dışı bırakılmış da ben oradayım. Hangar gibi desem değil, daha da büyük bir yer. Ben onun yan duvarlarından birinin dibinde, iç kısmındayım ve içeriden dışarı doğru bakıyorum.
Bulunduğum mekan da karanlık, dışarısı da ayrıca karanlık. Öyle ki, tam bir felaket karanlığı, fırtına karanlığı gibi. Elektrik, aydınlatma falan yok. Önümdeki duvara bakıyorum ki sağ yanımda bir kapı var. Kapı ahşap değil, Büyük bölümü camdan oluşan, zayıf ve doğrama bir kapı. Sola doğru bakıyorum ki kapının bana göre solunda bir cam çerçeve var. Bu, mağazaların büyük, tek parça, ortakayıtsız vitrin camları gibi. Ben kendimi şu şekilde görüyorum. Sağ elimi kapının arkasına destek olarak bastırıyorum. Sol elimi de soldaki çok büyük camın arkasına destek olarak bastırıyorum. Tam o anda dışarıda çok ama çok şiddeti bir fırtına çıkmış olduğunu anlıyorum.
Ben, içeride olduğum ve dışarı çıkmadığım halde rüyada fırtınanın şiddetini anlıyorum, içimde hissediyorum. “Ne kadar da şiddetli. Şimdi bütün Türkiye’yi mahvedecek” diyorum.
Sonra kapı dar olduğu için olsa gerek onu tutabiliyorum ve dışarıdan içeri gelen fırtına baskısı kapıya zarar vermiyor. Lakin aynı anlarda o vitrin camı büyük baskı altında kalıyor ve içe doğru göbek yapıyor. Normalde cam kırılır ama kırılmayıp içe doğru eğriliyor. Ve camın sağ yanında, camla oturduğu çerçeve arasında üç karışlık bir açıklık oluyor. Göbek yaptığı halde aynı açıklık solunda olmuyor. Ben, “Bir keramet var galiba. Normalde bu açıklıktan fırtınanın içeri sızması lazım ama sızmıyor” diye düşünüyorum.
O anda arkama bakıyorum ki 8-10 yaşlarında 8-10 çocuk var. Yüzleri gösterilmeyen çocukların bazısı erkek çocuğu, bazısı kız çocukları.
Ve sonra bir anda sahne değişiyor, ben kendimi Amerikan cipleri gibi çok geniş bir lüks cipin içinde görüyorum. Yoldayım ve fırtınanın esip geldiği yöne doğru yol alıyorum. Bir fark ediyorum ki sanki yaz günü, tertemiz havada yol alıyormuş gibiyim. Ne sarsıntı duyuyorum, ne gürültü duyuyorum ne de arabanın sallandığını ve zorlandığını görüyorum. Çok güzel ve sorunsuz bir şekilde yoluma devam ederken arkama dönüp bakıyorum ki çocuklar da arka koltuklardalar.
Yola devam ediyorum. Bir yere geliyorum ve oranın fırtınanın başladığı yer olduğunu biliyorum. Fırtınanın başladığı yerin de arkasına geçtiğimi, fırtınayı arkamda bıraktığımı anlıyorum. Bir bakıyorum ki orada askerler ve birkaç askeri araç var. Araçlarından inmişler, ayakta bekliyorlar. Onların, yabancı bir ülkenin askerleri olduğunu anlıyorum. Arabadan iniyorum. Çocuklar da iniyorlar. Yabancı askerlerle biraz konuşuyorum ve sonra onlar yanımdaki çocuklara İngilizce konuşmaya başlıyorlar. “Bu çocuklar İngilizce bilmezler. Sizi anlamıyorlar. Türkçe konuşun” diyorum ve uyanıyorum.
Ben Türkiye’deydim, bir arkadaşım Ukrayna’da, merkezi bir yerdeki bir stadyumdaydı.
Türk milli marşını çalıyordu Ukrayna Bandosu… Değişik müzik aletleriyle çaldığı için de bana biraz tuhaf geliyordu ama hemen anlaşılabiliyordu bizim milli marşımızı çaldıkları… Sonra, telefon görüşmesi devam ederken çok şiddetli bir gürültü kopmaya başladı. İnsan o sesi duysa, dünya ortasından ikiye yarılıp uzaya savruluyor bu sırada kocaman bir kara/toprak parçası, başka bir dev parçaya sürtüyor zan eder. O kadar güçlü, o kadar sarsıcı bir ses…
İlk şoku atlattıktan sonra, o anda Ukrayna tarafında şiddetli bir deprem olmaya başladığını anladım. Telefon görüşmesinde de sorun oldu ve koptu. Sonra rüya bu ya, ben sanki bir anda oraya gittim ve yaşananları az uzaktan, çok iyi bir açıdan izledim.
Stadyum, dünyada son yapılanlar kadar büyük ve gösterişli değildi ama ufak da denilemezdi. Rüyada, o an o stadyumda yaklaşık elli bin kişi olduğunu biliyordum. Tam da yayına eklediğim şu videodaki gibi kıyafetler giyinmiş Ukrayna Bandosu, tam da İstiklal marşımızı çalmakta iken koptu o gürültü. Bando mensupları askeri disipline uygun şekilde sakin kaldılar ve hatta marşı çalmaya devam ettiler. Lakin saniyeler geçtikçe stadyumun bir yerleri yıkılıyordu. Yıkılma bir kenarından başladı, sıra sıra yıkıla yıkıla, tam bir tur atarak aynı noktaya kadar geldi. İlk anından itibaren, bu kademe kademe yıkılışı dikkatle izliyordum. İnsan yığınları bir anda aşağı çekiliyor, yıkılan zeminle birlikte aşağı düşüyor ve toz bulutuyla karışık halde enkazın altında kalıyordu.
Yıkılma yaklaşık yarısına geldiği sırada ise Ukrayna Askeri Bandosunun şefi daha fazla dayanamayarak kaçtı. Kaçarken beden diliyle “Siz de kaçın hemen” diyordu arkadaşlarına… Bu kısmı tam hatırlayamıyorum. Galiba bandodaki arkadaşlarının hepsi kaçamadı.
Deprem bitti, geriye çok az sayıda sağ insan kaldı. Rüya bu ya, onlar da bir anda Türkiye’de benim bulunduğum yerde oluverdiler. Cemaatimize ait geniş ve yeni bir kursumuz/yurdumuz gibiydi bulunduğum yer. Kurstaki geniş koridora bağlı lavabolarda abdest alanları çoktu. Orada lise talebesi gibi görünen bir erkek talebemiz vardı. Baktım ki bu talebemiz, sağ kalmış bu insanlara topluca hitap ediyor, konuşup yönlendiriyor. Bir boşlukta sordum “Sen Türkiye Türkçesine de benzer bir lehçe ile konuşuyorsun ama emin olamadım, nece konuştun?” diye…
Bu rüyamı detaylı tabir edecek değilim. Bu, türlü türlü gereksiz sıkıntılara sebep olur ve olağan akışı da bozmuş olurum. Lakin hiç şüphe duymadan şunu söyleyebilirim:
– Ukrayna artık bitmiştir. Zamanı tam kestirmek güç ama çok uzun zaman almayacak bir zaman dilimi içinde Ukrayna gürültüyle çökecek ve sapıtıp yoldan çıkarak helak edilen on binlerce kavim/millet arasında tarihteki yerini alacak. Ukrayna’da hala insan kalmış kimler varsa, hala namuslu kalmış kimler varsa, imkanlarını zorlayarak Ukraynayı acilen terk etmelerini tavsiye ederim.
İnsanın kaderindeki her şey kendi iradesine bağlı değil. İrademiz, tercih haklarımız cüz’i…
Ülkenin sözde muhalefetinin, önlerine çıkan tarihi fırsat karşısında bile gayrete gelmediği, samimi olmadığı ve iktidar ile danışıklı dövüşmeye devam edeceği, herkes tarafından anlaşıldı. Şu saat oldu, ortamı sakinleştirmekten ve iktidara yarayan kararlar, açıklamalar, paylaşımlar yapmaktan başka yaptıkları bir şey yok. Sosyal medyada çok yüksek sayıda kişi bunu fark etmiş ve tepki göstermiş, gösteriyor. Milletin öfkesi iyice büyüyor.
Böyle bir günde ben de rüyamda mikrofon görüyorum. Rüyalar tebdil olabilir ama kesin olan bir şey varsa, muhalefet gerçekten muhalefet yapmaz ve ülke için samimiyetle gayrete gelmezse, vazife yine bana düşecek.
Üstelik… Rüyada mikrofonu, askılıkta asılı olan siyah paltomun sol iç cebinden çıkartıyordum. O anda mikrofonun kablosuna, kulaklığımın kablosu karışmıştı. Kulaklık da beraber çıkıyordu cepten… Kulak üstü olup da insanın kafasının arkasından birbirine bağlanan güzel bir kulaklıktı. “Bunları kullanarak stüdyo kalitesinde ses kayıtları yapar ve paylaşırım” diyordum içimden…
Bu rüyada ilk önce ABD’deydik. Daha sonra bir anda kendimizi Türkiye’de bulduk, gördük. O gece yazarken rüyamın detaylarını tam hatırlayamamıştım, emin olamamıştım ama sonradan emin oldum ki önce ABD, sonra Türkiye…
Karanlıklarla dolu bir rüya… Hava zifiri karanlık ve şu günlerde olduğu gibi soğuk ama ben, merhume annem ve benden büyük kız kardeşimle birlikte bir gökdelenin çatısındayız. Bir sandalyeye oturmuş etrafa bakıyorum. Karşımda bir güneş var. Evet, gecenin zifiri karanlığında karşımda bir ay değil, bir güneş var ve bu güneş dünyayı aydınlatmıyor, gündüze çevirmiyor. Kanlı ay tutulması dedikleri gibi koyu sarı ve kan rengi karışık bir renkte bu güneş. Rüya bu ya, gece vakti öyle bir güneşin olmasını ben de yanımdaki insanlar da tuhaf karşılamıyoruz. Sanki çok normal bir şey bu…
Lakin ben güneşe dikkatle bakınca, bazı kısımlarında küçük çakarlı ışıkların yanıp söndüğünü fark ediyorum. Daha da dikkat kesiliyorum ve görüyorum ki güneşle dünyanın arasına bir büyük uzay aracı girmiş. Kendini kamufle etmiş, kanlı ay tutulması rengindeki renge o da bürünmüş ama dikkatle bakınca çakarlı ışıkları onun dış hatlarını/çemberini belli eder olmuş.
Bunu etrafımdaki insanlara fark ettirmek ya da tartışmak yerine, bu görüntü kayda alınmadan değişebilir endişesiyle saniyede karar alıp “Cep telefonu kaliteli fotoğraf çeken biriniz hemen şu görüntüyü fotoğraflasın. Haydi çabuk…” diyorum. Kız kardeşim hemen telefonunu çıkartıp bu görüntünün dört farklı karede fotoğraflarını çekiyor. Buna çok seviniyorum.
Sonra bir fark ediyorum ki gökdelenin çatı katında kenara çok yaklaşmışım ve düşme ihtimalim çok yükselmiş. Hemen endişelenip kenardan uzaklaşıyorum. Sonra rüya bu ya, bir anda Türkiye’de değil de ABD’de devam ediyor rüya.. Aynı gece güneşi, aynı soğuk hava, aynı gökdelen, aynı zifiri karanlık ve aynı düşme tehlikesi rüyanın devamında tekrar ABD’de yaşanıyor.
“Felaketler geliyor, büyük felaketler geliyor. Daha neyi bekliyorsunuz. Başınıza belalar yağacak. Tedbirinizi alın. Deprem, tsunami ve seller geliyor. Maddi ve manevi tedbirlerinizi alın.” diye yüksek sesle bağırıyorum.
Artık ordu içindeki taraftarlarımın sayısı, emniyet teşkilatı içindeki taraftarlarımın sayısını bile geçti… Ve emniyette de orduda da büyük bir öfke hakim. Artık ihaneti, memleketi kasten çökertmeyi, milleti diri diri yakmayı, Rusyaya ve Çine çalışmayı görmeyen, kabullenmeyen hiç kimse kalmadı.
Artık masekeler tamamen düştü. Tayyip’in ve çetesinin hükmü tamamen bitti.
İşte burası, o meşhur rüyamın haber verdiği yerdi. Rüyada kurşun sıkmak ve öldürmek, gerçek manasına gelmez. O kişiyle mücadele etmek, onu etkisiz/hükümsüz hale getirmek, ona karşı kesin zafer kazanmak manasına gelir.
İşte bu günlerde de hem Ankebut Ağı tarafı hem de vatanseverler cephesi, bu mücadeleyi tıpkı rüyadaki gibi izlediler ve hakikati iyice gördüler. Bundan sonra Tayyip, Rusya’nın da Çin’in de elinde piyon olsa, Türkiye’ye asla zarar veremez, ancak onlara yük olur bir hale geldi. Alıp turşusunu kursunlar.
Sık tekrarla demiştim, bu ülkede Çin’in, Rusya’nın ve bir bütün olarak Ankebut Ağının borusunun ötmesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz. Onlara köpeklik edenlere de asla meydan vermeyeceğiz.
2019’un Ağustos ya da Eylül ayında, Ümraniye E Tipi toplama kampında gördüğüm şu rüya seninle, senin bitişinle alakalı bir rüya idi. Daha ceza evinde iken tabir etmiştim ve çıkar çıkmaz da yazmış paylaşmıştım. Bu sahada uzman olan ve danışabileceğin birileri varsa, bu rüyayı tabir ettir. Şu günden, öldürüleceğin güne kadar yaşayacaklarını genel hatlarıyla anlatıyor.
“Rabbin sana rüyada görülenlerin tabirini öğretecek.”
﴾4﴿ Bir gün Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm.”
﴾5﴿ Babası, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.”
﴾6﴿ Anlaşılan böylece rabbin seni seçecek, sana rüyada görülenlerin tabirini öğretecek ve daha önce ataların İbrâhim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya‘kūb soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Kuşkusuz rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.”(Yusuf Suresi,4-6 Ayet-i Kerimeler)
Rüya, “görmek” mânasına gelen rü’yet masdarından alınmış bir isim olup, uyku halinde birtakım olay ve şekillerin görülmesi demektir. Türkçe’de buna “düş” denir. Rüya kişinin sadece iç dünyasıyla ilgili bir olay olmayıp, aynı zamanda hayalin ötesinde dış dünyada bir gerçeğe de işaret eder.
Büyük alim Fahrettin-i Râzî’ye göre yüce Allah, insan ruhunu madde ötesi âleme çıkabilecek, levh-i mahfûz denilen ve bütün insanların kaderlerinin yazılı olduğu alemi okuyabilecek yetenekte yaratmıştır. Ancak ruhun bedenle bağları buna engel olmaktadır. Yani bu, dört ana unsurdan (ateş, hava, su, topraktan) meydana gelmiş olan vücutlarla yapılamayacak ve sadece ruhla yapılabilecek bir şeydir. Uyku halinde ruhun bedenle ilgisi/bağları azalır. Bu nedenle hadis-i şerifte “Uyku yarı ölümdür” denilmiştir. Uyku halinde de ölüm halinde olduğu gibi insanın ruhu bedeninden çıkar ve levh-i mahfûzu okuma gücü artar. Ruhun orada gördükleri, hayal aleminde, zihinde kendine özgü izler, işaretler bırakır (XVIII, 135). Görülen bu izler, işaretler, hayalin ötesindeki bir gerçeği yani levh-i mahfûzdaki bilgiyi gösterir ki rüyanın asıl işaret ettiği şey de budur. Yani lehv-i mahfuzdaki bilgiler rüya alemine bir takım değişik sembollerle, görüntülerle aksettirilir. İşte görülen bu sembolik görüntülerin doğru tabir edilmesi gerekir. (levh-i mahfûz hakkında bilgi için bk. Bürûc 85/22).
Gazzalî, levh-i mahfûz ile insan kalbini, karşı karşıya duran fakat aralarında perde bulunan iki aynaya benzetmektedir. Aynaların arasındaki perde kaldırıldığında birindeki görüntü diğerine aynen yansır (ki bu perde büyük bir dini gayret, nefisle mücadele ve yüksek bir manevi dereceye ulaşmak ve İslami ilimleri de tahsil etmekle kaldırılabilir). İşte rüya olayı buna benzer; insan uyuduğu zaman kalbin, maddeden ibaret olan duyu organlarıyla ilgisi, bağı büyük oranda kesilir, levh-i mahfûz ile kalp (manevi kalp, gönül) arasındaki perde ise kalkar, böylece levh-i mahfûzdaki bazı bilgiler kalbe yansır; hayal gücü bu bilgileri sembollerle alarak korur, insan uyandığında ancak hayalindeki sembolleri hatırlar. (İhyâ, IV, 504-505). İşte rüyayı yorumlayıp sembollerle işaret ettiği perde arkasındaki o gerçekleri göstermeye “rüya tabiri” (yorumu) denilmektedir (ayrıca bk. Yûsuf 12/44).
Herkesin gördüğü rüya bir değildir!
Sadık rüya görenler bazı hadiseleri yaşanmadan önce bilebilirler. Buna rüya yoluyla keşif denilir.
İslâmî kaynaklarda genel olarak üç türlü rüyanın bulunduğu ifade edilmektedir:
a) Sadık rüya: Kaynağı ilâhî olan ikaz ve işaretler olup doğru ve gerçek rüyalardır. Hz. Peygamber bu tür rüyaların peygamberliğin kırk altı cüzünden biri olduğunu haber vermiştir (Buhârî, “Ta‘bîr”, 2-4). Sadık rüya gören kimse, bu vesileyle Allah’ın ilim, irade, kudret ve yaratmasıyla ilgili bazı şeyler hakkında bilgi sahibi olur. Böylece zaman içerisindeki bazı gayb olaylarını, meydana gelmeden önce keşfeder ve haber verir veya mekân içindeki bazı şeyleri insanların normal olarak görmesinden önce görür ve bildirir. Bu duruma, “rüya yoluyla keşif” denilmektedir.
b) Nefisten yani beyin, duyu organları ve iç organlardan kaynaklanan yani vücudun maddi taleplerinden kaynaklanan düşler. Bunlar, hâtıraların, arzuların hayalde canlanmasından ibarettir.
c)İnsan ruhunun gizli bir dış tesirden (şeytanlar/cinler) etkilenmesi neticesinde meydana gelen korkma ve sapmalar olup yalancı bir çağrışım ve hayalî bir olaydır. Hz. Peygamber bu tür rüyaların şeytandan kaynaklandığını haber vermiştir (Buhârî, “Ta‘bîr”, 3).
Gerek nefisten gerekse şeytandan kaynaklanan, aşkın kaynağı olmayan karmakarışık rüyalara “ahlâm” veya “edgasu ahlâm” denmektedir (bk. Yûsuf 12/44; Elmalılı, IV, 2865)
﴾4﴿ Bir gün Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm.”
﴾5﴿ Babası, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.”
﴾6﴿ Anlaşılan böylece rabbin seni seçecek, sana rüyada görülenlerin tabirini öğretecek ve daha önce ataların İbrâhim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya‘kūb soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Kuşkusuz rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.”(Yûsuf Suresi, 4-6. Ayet-i kerimeleri)
Hz. Yûsuf’un gördüğü bu rüyada baba, anne ve kardeşlerin güneş, ay ve yıldızlarla temsilî olarak anlatılması, rüyanın ve neticesinin önemine işaret ettiği gibi, Hz. Yûsuf’un şanının yüceliğini de gösterir. Hz. Yûsuf’un rüyası, yüce Allah’ın onu peygamberlik görevine hazırladığının bir işaretidir. Nitekim Hz. Peygamber’e de vahyin gelişi sâdık rüya ile başlamıştır (Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 3).
Hz. Yûsuf’un gördüğü bu rüyayı yorumlayan Hz. Ya‘kūb, oğlunun ileride büyük bir makama geleceğini anlamıştı. Ancak diğer oğullarının, yorumu gayet kolay olan bu rüyadan haberleri olduğu takdirde Hz. Yûsuf’u kıskanarak ona kötülük edeceklerinden endişe etmiş, bu sebeple rüyasını kardeşlerine anlatmaması için onu uyarmıştır. Hz. Yûsuf’un rüyada gördüğü güneş, babası Ya‘kūb; ay, annesi Rahel; yıldızlar ise on bir kardeşi idi. Bünyâmin adındaki en küçük olanı öz, diğerleri üvey kardeşleriydi (Şevkânî, III, 9).
Anlaşıldığı kadarıyla Yüce Allah’ın Hz. Yûsuf’a nimetini tamamlamasından maksat, ona nimetlerin en üstünü olan peygamberlikle birlikte devlet yöneticiliğini de nasip etmiş olmasıdır. Böylece ona hem dinî hem de dünyevî müstesna nimetler nasip etmiş, lutfunu tamamlamıştır. Ataları Hz. İbrâhim ve İshak’a peygamberlik vererek onları en büyük şerefe erdirdiği gibi, Ya‘kūb’un soyundan da birçok peygamber ve hükümdar göndermek suretiyle bu soyu başka kavimlerin hiçbir şekilde ulaşamayacakları bir şerefe ulaştırmıştır (Mâide Suresi, 5/20).
…”Sonra sahne değişiyor ve kendimi bir anda cezaevinden çıkmış görüyorum. Bir sitedeyim. Çok sayıda apartmandan oluşan sitenin büyük bahçeleri var, içinde dolaşılan yolları var. Sitenin ana giriş kapısının hemen içinde ve yolun sağ yanında iki adet büyük beton saksı görüyorum. Belediyenin sahil yollarında kullandığı güzel şekilli büyük saksıların aynısı…
Rüyada site görmek
Rüyada site görmek, büyük işlerle uğraşıldığına, kişinin çok büyük emelleri olduğuna ve herkesin şaşkınlıkla dinlediği projeler için kolları sıvayarak işe girişeceğine alamettir. Başkalarına kulak asmadan yalnızca inancıyla hareket edecek olan rüya sahibinin gerçekte imkansız görülen işleri kısa süre içinde başarabileceğine delalet eder. Genellikle yoğun bir iş yaşamı ile mücadele etmek ve özel yaşama fazla vakit ayıramamaktan dolayı aile içinde yaşanacak olan sıkıntıları da haber verir.
…”Saksılardan birinin toprağını eşeliyorum ve bir çift ayakkabı buluyorum. Kaldırıp bakıyorum. Görünüşü basit ama malzemeyi kaliteli buluyorum. Esnetiyorum, inceliyorum, sağlam olduğuna kanaat ediyorum. İhtiyacım olduğunu düşünüyorum ama “Bunun sahibi vardır, alma” diyorum kendi kendime. Sonra “Harp var, caiz olur, al” diyorum ama içim daralıyor, doğru bulmuyorum ve almıyorum”…
Rüyada ayakkabı görmek
Ayakkabının kocaman saksının içinden çıkması ise söz konusu imajın, gücün, itibarın tahmin edilemeyecek kadar büyük olmasına delalet ediyor. Saksının beton olması ise bunun yıkılamayacak kadar sağlam olmasına…
O bir çift ayakkabının çok sağlam malzemeden yapılmış ve çok kullanışlı olması da ayrıca mühim… Manayı destekliyor. Ayakkabının başkasına ait olduğunu düşünüp çekinmem ise, o mevkiye ve güce ulaşana kadar tevazuyu, hukuka bağlılığı, samimiyeti, dürüstlüğü terk etmemem ve kimseyi ezmeden oraya gelmem. Ayrıca oraya geldiğimde de aynı duruşu koruyabilecek olmama delalet ediyor.
….”Sonra yine sahne değişiyor. Kendimi pantolonsuz görüyorum. Amazon kabilelerindeki erkekler misali bir haldeyim. Boy havlusu önümü arkamı kapatıyor ama bacaklarımın yanları fazlasıyla açık ve bu bana elem veriyor.”…
Rüyada banyo havlusu görmek
“Banyo havlusu görmek, alnının akıyla bir işten çıkmak ve istenilen başarıya çok zahmet çekmeden ulaşmak anlamına da gelir. Banyo havlusu görmek, alnının akıyla bir işten çıkmak ve istenilen başarıya çok zahmet çekmeden ulaşmak anlamına da gelir.”
Bu rüyada görülen kişinin/Soysuz’un yarı çıplak olması kısmı:
Yüz kızartıcı bütün çirkin işlerinin ifşa olmasına, o makamdan devrilmesine delalet ediyor.
Rüya tabirinde, bir kişi tamamen çıplak ya da yarı çıplak görülüyorsa, bu rüyanın ilk manası o kişinin gizlediği çok sayıda suçunun ve çirkin işlerinin herkes tarafından öğrenilmesidir.
İmam-ı Nablusi’ye göre Halkın kendisinin avret mahalline baktıklarını gören kimse, vali ise azledilir veya devlet hizmetinde bulunan başka bir kimse ise, rütbe ve makamından ayrılır.
…”Sonra yine sahne değişiyor. Kapalı bir odadayım. Odada yüzünü seçemediğim bir erkek var. Bu kişinin Ankebut Ağı’nın mensubu olduğunu, bana çok sıkıntı çıkarttığını, benim hukuksuz şekilde içeri alınmama ve içeride tutulmama eli çok karışan biri olduğunu biliyorum.
Yerden 130 cm kadar yüksekliğe ulaşan, yoğun kullanım için üretilen kaliteli bir fotokopi makinesinin üzerine iki kolunu koymuş, gerilmiş, kalçasını dışa doğru vermiş, sanki kadınsı bir duruşla duruyor.”...
Burada mana Soysuz’a çıkıyor, rüya sahibine değil. Zira bedeninin ayıp yerinde ur görülen kişi, rüya sahibi değil, Soysuz…
Burada sadece mal, mülk kaybetmek manası yok. Sistem, kullanılan insanlar dahil bir bütün kaybedilecek. Nüfuz, itibar kaybı da var.
Rüyanın devamındaki kısmını şimdi açık açık yazmak doğru olmayacak. Zaten bu ilimden anlayanlar, kolayca bu rüyayı tabir edebilirler. Zor ve karışık bir rüya değil bu…
Genel hatlarını, hiç tabir bilmeyenler bile artık iyice anlayabilirler. Ankebut Operasyonu artık Soysuz’u da bitirmiştir. Onunla beraber bitmek, yok olmak isteyenler onunla yan yana kalmaya devam edebilirler. Herkesin hür iradesi var, Allah da mühlet veriyor, sonra herkes hak ettiğini buluyor ve hak ettiği şekilde ölüyor.
Koyunlar ömrünü kurttan korkarak geçirirler. Hal bu ki sonunda onu yiyen çobandır.
Ben seni devirecek olsaydım, çoktan devirmiştim. Geçen de iki satır yazdım ve memleket iyice beter hale geldiğinde ve sana destek vermiş on milyonlarca Türkiyeli sana lanetler eder hale geldiğinde senin hala başta olacağını, eserini göreceğini söyledim.
Lakin hala kani olamamış gibisin. İçinde piyon yapıldığın son büyük oyunları da bozmuştum. Yine pervasızca, benden kurtulacağın ümidiyle piyon olmuştun.
Böyle devam edersen bana, seni devirmekten başka bir çıkış yolu bırakmamış olursun. Çobanlarına dikkat et. Seni yönetenlere dikkat et. Onların neredeyse tamamı biyonik robotlar. Seni önüme atıp duruyorlar. Sabrımı da zorluyorlar. Çok yakında inşaallah dünya liderlerinden biri daha ölecek ve gücümün nerelere uzandığını bir daha göreceksin. O vakit, üstündeki baskı da azalacak. Üstlerine direnmen daha kolay olacak.
Sana bir kaç el ateş ettiğim ve öldürdüğüm rüyamı da doğru tabir ettir. Rüyada öyle görmek, gerçekte de seni vuracağım manasına gelmez. Seni oynatan Ankebut Ağı, en çok da Merkel, seni önüme atıp duracak ki bu kısmı yaşandı. Ben birkaç kere tahammül edeceğim, hiddetli bir şekilde ileri geri gidip geleceğim ve sonra bir anda “Yeter artık” deyip sana art arda ateş edeceğim. Rüyada silah kullanmak ve birini vurmak, o kişiye karşı kesin zafer elde etmek demektir. Orada yoldayız. Yol, ulaşılmak istenilen hedef, menzildir. Sol yanda Ankebut Ağı ve en önde Merkel var. Senin kazanmanı umuyorlar ama öyle olmayacak. Sağ yanda vatanseverler cephesi var ve benim kazanmamı umuyorlar ve öyle olacak. Sen düşeceksin, öleceksin ve yola devam edemeyeceksin. Bu gerçek hayatta şu demek: hiç otoriten, itibarın, gücün kalmayacak. İpleri tamamen elinden kaçıracaksın ve elime düşeceksin.
Rüyanın devamında bir emniyet ve bir de ordu rozeti alıyorum ki iki teşkilatı da tamamen elime alacağım manası var.
Daha da karar senin… Seni bir kez daha önüme atarlarsa ve bu son ve bu kadar açık izahıma rağmen piyon olmaya devam edersen, seni deviririm.
Onlar beni öldüremezler. Bu şehri değil, bu memleketi değil, bu dünyayı başıma yıksalar bile beni öldüremezler. Benim devletimde, benim devletimin gücüyle beni durdurmaya ve yok etmeye çalışmak, hiç yapılmaması gereken bir hata… Bilmem sana daha kaç tekrarla anlatmam gerekiyor ama ben anlatmaktan artık usandım. İşte mevzu bu ve başka da sözüm yok.