“Putin, Rusya sıkıntı çekmesin diye ateş hattına hep İran’ı ve benzerlerini sürüyor. Bunları çok basit piyonlar olarak kullanıyor ve yeri geldiğinde düşünmeden harcayacak” dedim. Lakin siyasetten hiç anlamayan o Ruhani, Tayyip’in altın tepside sunduğu son fırsatları da kaçırdı. Ruhani ve İran, köprüden önceki son çıkışı artık kaçırdı ve filmi bitecek.
Ruhani “Tayyip işlerimizi zaten bozuyordu. Şimdi mfs ile paslaşmaya başladı, iyice bozuyor. Tayyip’in işini bitirelim” dedi.
Sonrasında da Tayyip’i çok ağır şekilde metafizik baskı altına aldılar ve çökertmek istiyorlar.
Tayyip’in metafizikte her zaman zorlandığını biliyoruz. Şu sıralarda da zorlanıyor. Sözümüzü baştan verdik, bu meselelerde Tayyip’i karşısına alanı, karşımıza alıyoruz. Öyleyse herkes sorsun metafizikçilerine, önümüzdeki saatlerde ve günlerde neler yaşandığını ve takip etsin sahayı…
Tayyip’i, işgal altındaki Güney Azerbaycan’ı İran işgalinden kurtaran lider yapmak, Türk şehri Tebrizi Türkiye’ye dahil eden lider yapmak, o bölgedeki 35 milyon Türkü Türkiye nüfusuna dahil eden lider yapmak da bize rahatsızlık vermez. Söz konusu memleketin, milletin menfaati ise biz geride de dururuz.
Muhataplarının yanlış kararları/tavırları zaten Tayyip’i böyle bir lider yapacaktır.
Planlar…
Tayyip’in devletler arası siyasette sorunlar yaşamasını ve baskı altında kalmasını sağlamaya çalışacaklar.
Türkiye içinde Tayyip’in zor duruma düşeceği, toplumun büyük tepki vereceği olaylar yaşanmasını sağlamaya çalışacaklar.
Tayyip’in etrafındaki iş gören adamlarının azalmasını, sorunlar yaşamasını sağlayacaklar.
HDPKK’ye güç verebilecek hamleler çalışacaklar, deneyecekler.
Sınırlardan çok sayıda teröristin Türkiye’ye dahil edilmesini sağlayacaklar. Sınır komşularımız ile sorunlar yaşanmasını sağlayacaklar.
Bunların ötesinde pek de bir şey yapamazlar. Bu gibi oyunlara karşı ciddiyetle ve doğru siyasetle/tavırla tedbirler alınırsa, karşılıklar verilirse bunların elleri boş kalır.
HDPKK/YPG meselesinde iktidara çok büyük destek vermemizden çok büyük rahatsızlık duyan ve metafizik sahada bize olağanüstü büyüklükte denebilecek saldırıyı eş zamanlı olarak yapan herkesi yıktık, yıkıyoruz. Hiç kaybımız yok, fazlaca zorlanmadık. Bir bu kadar daha değil, bunun on katı aynı anda gelse, onları da yıkabilecek güçteyiz.
Rusya’nın, Amerika’nın, İsrail’in, Almanya’nın kalan son medyumlarını da şu sıralarda paketlemekteyiz.
Bizim sözümüz sözdür, kanun gibidir. Bu meselede karşımıza çıkan herkesi yıkacağız. İktidarın karşısına çıkan herkesi de yıkacağız. Yıkılmak isteyenler karşımıza çıksın.
En az 850 dünya insanı medyum öldü. Ağır yaralıların sayısı şu an için belirsiz. Çok yaklaşık tahminle 4 binin üzerinde… Bunların bir kısmı da ölür ve kalanların çoğu da bir daha medyumluk yapamazlar. İlerleyen saatlerde ölenlerin sayısı 3 bini kesinlikle geçecektir. Halen yerlerde kıvranan, istifra eden, can çekişenler var. Medyumlara destek olan büyücülerin hali de medyumlardan farklı değil.
En sevindirici olanı, bunların arasında dünyanın dört bir yanındaki devletlerin, gizli servislerin kullandığı kaliteli/seçme medyumların da olması…
Çok güzel, çok faydalı bir temizlik oldu. Aynı kararlılığı ve savaşçılığı, metafizik sahanın dışında, gerçek sahada da hiç çekinmeden gösterebilecek bir teşkilatız.
HDPKK’nin hak ettiği üzere yok edilmesi süreci hukuki zeminde, meşru dairede devam ederken, terörün yanında saf tutarak son bir çare olarak sokakları/anarşiyi tercih edenler olabilir ama bizi test etmiş olmaktan öteye gidemezler. Biz, sokakları/meydanları da teröristlere, hainlere dar edecek güçteyiz. Öyle bir manzara oluşursa polisimizle, askerimizle el eleyiz, iç içeyiz.
Tayyip – Ruhani telefon görüşmesi çok isabetli ve faydalı oldu. Kara para gelirlerini kaybedecek olan Ruslar, bu görüşmenin ardından daha da gerildiler. Sonrasında endişeli, heyacanlı, öfkeli bir tavırla hemen hamleler yapmak istediler. Tutup İran’ı tehdit ettiler. Ruhani’ye “Tayyip sana ne teklif ettiyse, kabul etmeyeceksin. Seni de İran’ı da bitiririz.” tarzı tehditler savurdular.
HDPKK’yi ta YPG’ye kadar kapatma hamleleri daha somut hale getirilmeli ve daha hızlı ilerlenmeli. Bu hususta devlet gücü/otoritesi kendini göstermeli. Beklediğimiz ve istediğimiz kararlılık sergilenmeli.
Herkes iyice bilmeli… Bizim sözümüzün söz olduğunu bütün cihan defalarca gördü. Düşmanımıza söz versek bile sözümüzden dönmeyiz. Beklediklerimiz olursa bizim iki sözümüz var;
1- HDPKK yok edilene kadar bu çerçevede devletimizin yaptığı bütün hamleleri destekleyeceğiz.
2- HDPKK yok edilene kadar devletimizin karşısına çıkan herkesin karşısında devleşeceğiz. Yurt içinden, yurt dışından her kim ve hangi kesim oldukları ya da hangi devlet oldukları fark etmez.
Bir çok kişiyi ve bir çok kesimi ve sorunu, devletimize bırakmadan biz ortadan kaldıracağız. Hatta şu ana kadar pek çok sorunlu kişiyi ortadan kaldırdık.
Bu tavrımız Tayyip’in siyasi ömrünü uzatacak olsa da Tayyip’in maddi gücünü artıracak olsa da biz devletimizin ve milletimizin hayrına olan bu mücadeleyi (her kim veriyorsa versin ve kimin hanesine artı olarak yazılırsa yazılsın) sonuna kadar destekleyeceğiz ve gerekiyorsa her türlü bedeli ödeyeceğiz.
Sabahtan beri en çok da İran’ın, İngiltere’nin, ABD ve Çin’in metafizikçilerini yıkıp duruyoruz. Dünya genelinde bir seferberlik ilan etmişler gibi halleri var. O kadar zorlarına gitmiş… Kendi dertlerinde boğulan, eski güçlerinden eser kalmamış olan bu devletçiklerin bize verebildikleri tek karşılık da her zaman olduğu gibi metafizik teknikle saldırmak oldu. Bu gibi saldırılar da bizi, ülkemizi durduramaz.
Şu anda Türkiye içinde bir paralel devlet, bir ihanet teşekkülü halinde olup da Türkiye dışında, sınır bölgelerimizde de baş belası olan bu teşkilatı ezip geçmek için en müsait bir zemin var.
Şuradan bir MFS sözü veriyorum, bu ülkenin bu ihanet ve terör teşekkülünden kurtulmasına mani olmak için bir adım atanın bile ayaklarını kıracağım, bir parmağını kullananın bile on parmağını birden kıracağım. Dünyanın neresinde olduğu ve nasıl bir sisteme güvendiği hiç fark etmez. Aklı başında olan, bu meselede karşımda durmasın.
The Washington Post, ABD’li yetkililere dayanarak, Trump’ın Süleymani suikastı kararının gerisinde Pompeo’nun olduğunu ileri sürdü.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın iki numarasıKasım Süleymani’ye suikast düzenleyerek 3. Dünya Savaşı kumarı oynamasının gerisindeki saiklerin ne olabileceğiyle ilgili haberlere bir yenisi eklendi.
The Washington Post gazetesi, ABD’li yetkililere dayanarak, CIA Başkanlığından Dışişleri Bakanlığına terfi eden Mike Pompeo ile Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Süleymani suikasti için Trump’a uzun zamandır yoğun telkinde bulunduğunu yazdı.
Pompeo’yu Süleymani suikastının arkasındaki adam olarak sunan haberde, Dışişleri Bakanı’nın yazın suikast planı sunduğunda Trump’tan ret yanıtı aldığı, ABD Başkanı’nın aslında suikast için can atmadığı, ABD ordusunda çok sevilen emekli general James Mattis’in Savunma Bakanı kalmış olsaydı suikastı engelleyeceği öne sürüldü.
İran bir şey paylaşmışsa, kırk türlü doğrulamadan inanmamak gerekir.
Acem devlet adamları çoğunlukla son derece yalancı, hileci, kibirli, ahlaksız, utanmaz, meymenetsiz ve alaycı tiplerdir. Ne kadar üzücüdür ki bu halleri binlerce yıldır bir kültür halini almış, normalleşmiştir.
İran’ın paylaştığı şu videoda mekan gerçek ama iddia gerçek değil. Orası savunma amacı ile açılmış bir yeraltı tünel sistemi. Başka da bir şey değil. Orada teknoloji de yok, üretim de yok. Zaten bu nedenle sözde füzenin fırlatıldığı alan bile bomboş. O kadar yalın bir halde. Üstelik füzenin çıkış yapacağı kapak kısmını da gösteremişler. Dünyadaki hiçbir ciddi devlet adamı, ordu komutanları ve gizli servis başkanları şu videoyu ciddiye almamıştır.
İran’da, videoda gördüğünüz o füze de yok. Evet, İran’ın “Şunu yaptık, bunu geliştirdik” dediği yüzlerce şey gerçekte var olmadığı gibi, Qiam füzeleri de gerçekte yok. Qiam projesi kapsamında çalıştılar, denediler ama başaramadılar. 800 km menzilli bir füzeleri yok. Zülfikar ismini verdikleri ve 700 km menzili olan füze teknolojisine gerçekten sahipler. Zülfikar füzelerinin hepsinde ayar tutmuyor. Tam beceremedikleri yanları var. Üretilecek her Zülfikar füzesinin hatasız çalışmayacağını biliyorlar. Bunun sebebi de Zülfikar’ı başkalarının projelerini çalarak yapmış olmaları. Daha mühim bir sorunları daha var ki yeteri kadar Zülfikar füzesi üretecek maddi güçleri yok.
Güney Azerbaycan Türklerinin nüfusu 25-30 milyon olarak tahmin edilmektedir.
Tebriz, Hoy, Erdebil, Urmiye, Selmas, Maku, Meraga, Astara, Culfa, Merendi, Halhal ve Soğuklu Güney Azerbaycan’daki belli başlı Türk yerleşimleridir. Azerilerden sonra İran’daki ikinci büyük Türk topluluğu, Horasan’da yaşayan Türkmenlerdir.
İran’daki üçüncü büyük Türk topluluğu Kaşkaylardır. 2 milyona yakın bir nüfusa sahip olan Kaşkaylar, Güney İran’ın Fars eyaletinde yaşamaktadırlar.
Büyük bir kısmı Güney Azerbaycan’da yaşayan Şahseverler 500.000 civarındaki nüfuslarıyla İran’daki bir diğer Türk topluluğudur. Bu ülkede daha küçük sayılara sahip Bayat, Afşar ve Halaç gibi Türk toplulukları da vardır.
Kuzey Azerbaycan’daki Rus işgaline karşı 20. yüzyılın başlarında gelişen tepki bir müddet sonra Güney Azerbaycan’a da sıçramıştır. Muhammed Hıyabani’nin liderliğindeki isyan hareketi sonucunda, 1920 Nisanı’nda Güney Azerbaycan’da Azadistan Otonom Hükümeti kurulmuş, Türkçe eğitim veren okullar kurulmuştur.
Otonom Azadistan Hükümeti kısa bir süre içerisinde İran’daki Pehlevi hükümeti tarafından bastırılmıştır. Takip eden yıllarda Pehlevi hükümeti başta Türkler olmak üzere ülkedeki bütün azınlıklara karşı son derece sert ve hoşgörüsüz yaklaşmıştır. Azeri Türkleri, 1930’lu yıllardaki İran petrollerinin paylaşılma kavgalarından istifade ederek, Azerbaycan’a otonomi ve bu bölgede kendi dillerinde eğitim verecek okulların açılmasını talebiyle İran yönetimine yine isyan etmişler ve Ekim 1945’te Otonom Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır.
Azerilen taleplerini kabul eden İran, 14 Haziran 1946’da Otonom Azerbeycan Cumhuriyeti ile bir anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. İran yönetimi, söz konusu Atlaşma’nın imzalanmasından kısa bir süre sonra, 14 Aralık 1946 tarihinde yakında yapılacak seçimlerin emniyetini bahane ederek Güney Azerbaycan’ı işgal etmiştir.
İran, Güney Azerbaycan’da otonomi isteyen Azerilerin ileri gelenlerini hapisler atmış, İran’ın başka taraflarına sürmüş, onların mallarına el koyarak İranlılara vermiştir. İranlıların Azeri Türklerini İranlılaştırma politikası Şahlık dönemi boyunca devam etmiştir. Şah yönetiminin devrilip İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasını takip eden dönemde Azeriler önceki yıllardan daha iyi şartlarla karşılaşmışlardır.
İran’ın bilinen en eski ataları Pers, Furus, Fars ve Parsovalılardır. Firdevsi ünlü destanı Şehnamesinde ve 10 yy’da İRAN- TURAN savaşlarını anlatırken bölgedeki Türk varlığına değinir. 11. yy’ın ilk yarısından itibaren ”Yıva” boyundan kalabalık bir Türkmen grubu İran’a yerleşmiş; 12. yy’da ise Solgurlarla birlikte Avşarlar, Huzistan’ı yurt edinmişlerdir.
10 yy’dan sonra ise yoğun biçimde Türk savaşçıları (Gazneliler, Selçuklular) ve sayısız Türk boyları Orta Asya’dan Ortadoğu’ya ve İran’a akın akın gelmişler ve Güney Azerbaycan’a yerleşmişlerdir. Dil olarak Batı Oğuz Türkçesi’ni kullanmışlar, Arap alfabesiyle yazmışlardır. Ancak 1925-1979 yılları arasında Pehleviler döneminde Türklere zorla Farsça öğretilmek istenmiş ve Azerbaycan Türkçesi yasaklanmıştır.
İran, tarih boyunca Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü arasında bir duvar ve engel oluşturmuştur.
Türklerin yoğun olduğu Tebriz önemli. bir ticaret merkezi ve İran’ın dördüncü büyük kentidir. İran Türkleri şiidirler. Erkekler genellikle işçi ve memurdur. Türk kadınları ise ev işleriyle uğraşır. İran, tarih boyunca Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü arasında bir duvar ve engel oluşturmuştur. Devam eden bu politikalar karşısında İran Türkleri’nin durumu, her dönemde sıkıntılı olmuştur.
Başta Azerbaycan Türkleri olmak üzere Türkmenler, Kaşkaylar, Horasan Türkleri, Halaçlar, Sungurlar, Ebiverdiler, Kazaklar ve Özbekler gibi Türk halkları İran’ın belirli bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bugün İran’da popüler konuşmada Tork sözü Türkî (Turkic) ve Türk (Turkish) kelimelerinin her ikisine işaret eder. İran’da Azeriler en büyük Türk grubudur ve Farsçadaki İran Türkleri adı öncelikle Azerbaycan Türkleri için kullanılmaktadır. Tebriz, İran Türklüğünün siyasi ve kültürel merkezidir.
Türkmen Sahra bölgesinde yaşayan Türkmenler, İran’da “Türklüklerini” en fazla koruyan toplum olarak bilinmektedirler. Çalışmalarını İran’daki Türk dilleri üzerine yoğunlaştıran Türkolog Gerhard Doerfer İran’ı Türk dili açısından şöyle değerlendirmiştir: İran günün birinde eşit haklara sahip olacak dilleri ve kültürleriyle doğunun İsviçre’si durumuna gelebilir, işte o zaman oradaki milletleri bütün yönleriyle iyice araştırmanın vakti gelmiş olacaktır. Böylece, filoloji bilimi ve Türkoloji bugünden tahmin edilmeyecek bir ölçüde zenginleşecektir.
İran ve Türk kelimeleri yanyana geldiğinde sıkça İran ~ Turan ikilemesi kullanılır. Turan adı verilen coğrafya Türklerin ve Türklerle akraba diğer kavimlerin üzerinde yaşamış oldukları, İran ve Çin arasında kalan ve hatta Horasan’ı içerisine alan kısımdır. İran ise Aryen kavimlerinin üzerinde yaşamış olduğu ve Turan ile Mezopotamya arasında kalan toprakların adıdır. Çoğu zaman İran’dan kastedilen Farslar ve Turan’dan kastedilen de Türkler olduğu düşünülür. İranlılar doğularında yaşayan kavimleri Turan olarak adlandırmışlar ve Ceyhun Nehri’nin kuzeyinde yaşayan bütün kavimleri bu isimle adlandırmışlardır. Buna göre, İran ve Turan arasındaki doğal sınır Ceyhun Nehri’dir.
1939 yılı bilgilerine esasen İran’da nüfus sayısı 16. 6 milyon idi. Bunların 5.5 milyonu Güney Azerbaycan’da yaşamaktaydı.
Azerbaycan’ın en büyük şehri olan Tebriz’de 300 bin kişi yaşıyordu. Genellikle Güney Azerbaycan nüfusunun %20’si şehirlerde, %80’i ise köylerde oturuyordu. Azerbaycan bütün İran’da nüfusun en yoğun yaşadığı bölge idi. Nüfus sayımı ile ilgili olarak 1937-1938 yıllarında Sovyet Azerbaycanı’ndan 50 bin insan Sovyet vatandaşı olmadığı için eski İran tebaları gibi Güney Azerbaycan’a sürgüne gönderildiğini belirtmek gerekir.
İkinci Cihan Savaşı yıllarında Güney Azerbaycan’da 90 sanayi kurumu, 25 küçük elektrik enerji santralı vardı. Sene içerisinde 1 milyon ton buğday, 256 bin ton çeltik, 24 bin ton nohut, 135 bin sentner pamuk toplanmaktaydı. 30. yılların sonlarında Azerbaycan’da 7 milyon küçükbaş, 720 bin büyükbaş hayvanın 15 bini katır, 15 bini deve vb. olduğu belirtiliyor.
Uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi Anousheh Ansari, evrenin büyüklüğüne dikkati çekerek, evrende başka canlıların da olduğuna inandığını söyledi.
Ansari, dünya dışı yaşama ilişkin soru üzerine, “Orada birileri olduğuna inanıyorum çünkü, oraya baktığınızda evrenin ne kadar büyük olduğunu görüyorsunuz. Milyonlarca yıldız, milyarlarca galaksi var. Bu evrende sadece dünyanın ve bizim olduğumuzu düşünmek çok kibirli bir tutum. Eminim ki bu evrende başkaları da var, ama ben oradayken kapımı çalmadılar” cevabını verdi.
18 Eylül 2006’da uzaya giden, Uluslararası Uzay İstasyonu’nunda kalan ve bu hareketiyle uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi unvanını da alan Ansari, “Uzaya uçuşların başladığı şu son 50 yıllık dönemde uzaya giden 52 kadından biri olduğum için kendimi şanslı addediyorum” dedi.
Yolculuğunu “olağanüstü bir deneyim” olarak tanımlayan Ansari, “Evrendeki o kadar şey arasında ne kadar küçük varlıklar olduğumuzu görme fırsatım oldu. Aynı zamanda büyük bir sistemin parçası olmak da harika bir his. Hayata farklı bir yönden bakmanızı sağlayan bir deneyimdi bu” diye konuştu.
Ülkeler ve sınırlar yok
Dünyayı uzaydan gördüğünde kendisini en çok etkileyen şeyin insanlığın belirlediği sınırların görülemiyor olması olduğunu belirten Ansari, “Evrendeki tek evimizi, dünyayı, nasıl koruyacağımızı düşünmeliyiz” dedi.
Şu anda özel sektör firmalarının uzaya yönelik çalışmalarında yer alan Ansari, insanlığın geleceğinin uzayda olduğu belirtti:
“Bütün kötülüklerin temelinde kaynak yetersizliği bulunuyor. Değerli metaller, enerji ve yaşamak için gerekli her şey uzayda bol miktarda bulunuyor. Eğer bu kaynakları kullanmak için barışçıl ve güvenli yollar bulabilirsek, buradaki birçok gerilim azaltılabilir”
Şeriat İran değil Kur’an’dır. Sünnettir. Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) örnek hayatıdır. Onu örnek alan mübarek sahabelerin, başta da dört halifenin hayatları, uygulamalarıdır. Sahabeleri örnek alan Tabiin ve tebe-i tabiin devri müslümanlarının örnek yaşamları ve uygulamalarıdır.
Şeriat siyasi parti değildir.
Şeriat felsefe, ideoloji değildir.
Şeriat İran ya da Mısır ya da Şiilik değildir.
Şeriat Suudi Arabistan ya da Vehhabilik ya da el Kaide değildir.
Humeyni, Ali Şeriati, Mevdudi, Seyyid Kutub, Cemalettin Afgani, Reşit Rıza, Muhammed Abduh, Necmettin Erbakan ve diğerleri… Bunların hiçbiri gerçek İslam alimi de, gerçek İslam mücahidi de değildir. Özellikle Erbakan boş adamın tekidir. Hatta kendini devasa göstemek için bir ömür İslam davasını perişan etmiş zavallının tekidir. Milli Görüşçülük evcilik oyunudur.
İslam’da bilen bilmeyen herkesin seçim yapma hakkı yoktur. Bu gün bilinen ve kabullenilen şekli ile bir seçim sistemi de yoktur. Dolayısıyla İslam’da siyasi parti de yoktur. İslami Parti tabiri ve gayreti, cahilce ve çocukça bir oyundur. Müslümanların siyasi partilere ihtiyacı da yoktur. İlim, amel ve ihlasın olduğu bir yerde huzur içinde idare edilmek için bir partiye ve parti liderine ihtiyaç yoktur. İlim, amel ve ihlasın olmadığı bir yerde bin tane parti de olsa, İslamı parti zan eden bin tane parti lideri de olsa boştur. Kendini kurtaramaz bu kadrolar ki, ilimsiz, amelsiz ve ihlassız bir milleti nasıl kurtarsınlar.
Bizim, faydasız, boş siyasi mücadelelere ve şovmenliklere heba edilecek vaktimiz yok.