Denize düşen yılana sarılabilir amaa neticede yılan bu, tıyneti belli, acımaz sokar ve yine ölünür.
Boşuna oyalanma bunlar… BAE ile yapılacak kara para işleri Türkiye’nin maliyesini düzeltemez ve ayakta tutamaz. Üstelik o kara para işlerinin yapılıp yapılamayacağı da meşkuk…
Böyle bir anda, Türk milletini karşısına alanın ve AKPKK’nin yardımına koşanın, yeni yeni peşkeş çekilen yerleri almaya kalkanın, kendi çöplüğünde bile hükmü geçmez hale gelmesi, çok kısa sürer.
“Tayyip siyasi intiharı tercih etti.” demiştim ve kısacık süre sonra manzara meydanda… BAE de intiharı seçiyor mu, son kararını versin de saha ona göre şekillensin…
Siyasi ve dini tercihleri her ne olursa olsun, Türkiye’de gerçekten muhalif olan, şu suç örgütü iktidarın bir an evvel devrilmesini, ilgililerin yargılanmasını isteyen bütün topluluklar/taraflar farkında olmalıdır ki Kemal Kılıçdaroğlu ve çetesi, Ahmet Davutoğlu ve çetesi, iktidardaki suç çetesi ile danışıklı dövüşüyor.
Hemen bu danışıklı dövüşü terk etmezlerse, bunca milleti ahmak yerine koyarcasına kararlar almayı, çıkışlar yapmayı, paylaşımlar yapmayı, oyalamayı terk etmezlerse, iktidardaki suç ve ihanet çetesinden önce bu sözde muhalif suç ve ihanet çetelerinin milletin ayaklarının altında ezilmesi gerekiyor.
Türkiye’de gerçek bir muhalefet olup olmadığı artık kesinleşmeli. Sonrasında neler olacağı, bu kısmın kesinleşmesi ile belli oluyor.
Olağan akışta, doların, euronun düşmesi mümkün değil. Düşüyorsa, arka planda yanlış bir şeyler dönüyor demektir. Bu da kimseyi sevindirmemelidir. Bu, kısmen patlamış cerahatin üzerini dikmeye çalışmaya benzetilebilir. Dikilirse, daha da büyür ve daha da şiddetli patlar. Kökten, temelden ve doğru, samimi, ahlaklı adımlarla bu krize müdahale edilmedikten sonra iyi/olumlu gelişmeler olmayacak.
Ben baştan söylemiştim. Şimdi şunu da söylüyorum ki dolar 16 lirayı hatta daha üzerini görebilir.
Bundan 15 sene kadar önce AKPKK’li bir vekil “Ekonominin anlatıldığı kadar iyi olduğu kanaatinde değilim. Çok büyük bir nakit sorunu var” demişti. Adamı susturup “Bu arkadaşımız ekonomist değildir. Söyledikleri de doğru değildir” denilmişti. O günden bu güne AKPKK ve arkasındaki güç unsurları, Türkiye’nin ekonomisini kara paralarla, en çok da uyuşturucu işinden sağlanan kara paralarla ayakta tuttular.
Herkes hatırlar, zamanın ATO Başkanı Sinan Aygün “Çekinmeyin, yatırım yapın. Şu ana kadar birkaç kere devalüasyon olacaktı ama ABD izin vermedi. AKP’nin arkasında Amerika var.” mealinde konuşmuştu da sonraki yıllarda başına gelmeyen kalmamıştı.
Şimdi AKPKK’nin arkasında ne İsrail kaldı, ne ABD, ne Almanya, ne İngiltere, ne diğer batı ülkeleri… Ne de Çin ve Rusya… Aslında hepsi yine var ama hiçbirinin kendine hayrı bile kalmadı. Herkes kendi derdine düşmüş. Onların halleri de beter. Kara para durdukça, cerahat dikilemiyor ve kararlılıkla patlıyor, içini boşaltıyor.
Türkiye’de hiç de yatırım yapılacak şartlar yok. Dolara da güvenmem. Kara paralar daha da kesildikçe Avrupa ve Amerika’da da büyük krizler olacak. Şu anda Amerika’nın ekonomisi de hala makyajlı ve gerçek yüzünü göstermiyor. Çin’in şu rezil hale geleceğini de söylemiştim ve geldi. Gizlediği gerçekler iyice gün yüzüne çıkıyor. Kara paraları kesildikçe daha da beter olacak. Zaman Çin’in de aleyhine işliyor. Rusya, önüne çıkan fırsatları değerlendirebilirse, bu krizlerden en kârlı çıkan ülke olacak. Yoksa o da çökecek, dağılacak, kaybedecek.
Türkiye’de enflasyon daha da yükselecek. Faizler yükselecek. Ekonomi daha da yavaşlayacak. işsizlik daha da artacak. Aklı başında kişilerce yönetilen sermayeler Türkiye’den daha da çıkartılacak. Bankalar krizi yaşanacak. İnsanlar bankalardaki paralarını çekemez olacaklar. Vatandaşlar faturaları ödeyemeyecekler. Devlet, memurlarına maaş veremez olacak. Karaborsa görülecek, insanlar isyan haline geçip sokaklara inecek.
Ya da bir ihtimal daha var. Ben söylediğimi yapıp somut delillerle ve halk hareketiyle birlikte AKPKK’yi kısa sürede devireceğim. O ihtimalde de memleketin hali kısa sürede düzelmeyecek. O zaman da batı dünyası mahvolacak. Her yer büyük karışacak.
Her ne olursa olsun, her ihtimalde de Türkiye’nin ve dünyanın yakın geleceğinde vahim hadiseler görülüyor.
Türkiye ile Ukrayna arasındaki siyaset/dengeler tabandan/temelden değişmiştir. İki ülke arasında samimi ve dostane işbirliği kalmamıştır. Söz konusu işbirliği kanlı ve kara para ile ayakta duran Ukrayna tarafı ile AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü arasında devam edebilir. Zelensky tarafından yapılan son açıklamalar bu manada ise, kimsenin itirazı olmaz. Lakin Türkiye ile Ukrayna artık iki yakın, müttefik, dost ülke değildir. Ayrıca Türkiye’nin ordusu yeterince güçlüdür ve Ukrayna ordusunun Türkiye’nin askeri gücüne güç katabileceği iddiası da samimiyetle dile getirilen bir şey değildir.
AKPKK ne yapar, o bir yana… Şu şartlarda kılını bile kıpırdatamaz, bu gözler önünde ama… Bizler Türkiye’nin Ukrayna için hiçbir sıkıntıya girmesine izin vermeyeceğiz. Bütün cihan bunu böylece bilsin.
Belki de dünya tarihinde bir kırılma noktası yaşanacak. Avrupanın müdahaleleriyle ortadoğu karışacak. Yeni ve çok büyük bir mülteci krizi de yaşanacak. İran, Türkiye’ye doğalgaz vermez olacak ve daha pek çok şeyler yaşanacak.
Avrupa çok zor duruma düştü. Maddi sıkıntıları iyice artıyor. Kara para gelirleri çok düştü. Siyaset sahnesinde de rezil oldular. Henüz büyükelçi sıfatlı uzman teröristlerini/fitnecilerini geri çekmediler ama şu anda bile çekmişten beter haldeler. Korkularını, paniklerini, endişelerini, zayıflıklarını, iç çatışmalarını, kararsızlıklarını bütün dünya bu elçi kriziyle birlikte bir kez daha gördü. Aynı zamanda Ankebut Operasyonumuzun gücünün nerelere ulaştığı da görüldü.
Avrupa bu halden kurtulmak için bir an önce para, çok para bulmak istiyor. Bunun yolunu da her zaman yaptığı gibi kara parada buluyor. En başta Türkiye, İran, Suriye ve Irak olmak üzere, bütün ortadoğuda terör faaliyetlerini, Avrupalı sözde elçiler ve konsoloslar üzerinden, ayrıca gizli servisler üzerinden, ayrıca Avrupa ile paslaşan holding patronları üzerinden, ayrıca Avrupa ile entegre olmuş basın ve medya organları üzerinden, ayrıca Avrupanın tamamen ya da kısmen kontrolünde olan terör örgütleri üzerinden artırmak istiyor. Sorunlardan çıkışı terörü artırarak, ülkeler arası sorunları artırarak, bölgede oluşacak kaos ortamında daha rahat ve daha büyük çapta kara para işleri yapmakta görüyorlar.
Bu nedenle Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Hindistan ve benzeri ülkelerden, iş, aş, vatandaşlık, Avrupaya geçmek vaatleriyle kandırılmış çok yüksek sayıda mültecinin, terör örgütlerinin aracılığıyla İran’a getirilmesini, İran’dan da Türkiye’ye gönderilmelerini istiyorlar. Biyonik Soysuz da İran’a kara para işlerinde bir çıkış yolu bulmak için, yukarıda izah ettiklerimin temelini sağlamlaştırmak için gitti.
Biyonik Soysuz’un içindeki asıl uzaylı, yardımcılarına kıyasla son derece gün görmüş, tecrübeli bir kişi. Daha önce İran’da ve Çin’de biyonik robotlarla görev yaptığı biliniyor. Biyonik Soysuz’un ziyaret ettiği ve bu hususları konuştuğu İran İçişleri Bakanı da bir biyonik robot. İşte Avrupanın bir an önce tahliye edilmesini istediği Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi kişiler de on yıllardır böyle insanlık dışı kara para faaliyetlerinin bir kısmında kullandıkları terörist ve hain piyonlar…
İran merkezli kaos planında başı çekenlerden biri Almanya, diğeri ise İngiltere… AB çatısı altında da bu plana tam riayet etme kararlılığı var. Biyonik Ursula da üzerine düşenleri büyük bir gayretle yapmak istiyor. Hatta Ursula’nın bu kaos, kan, terör, vahşet, katliam, soygun, sömürü, kara para filminde baş rolde olduğu söylenebilir.
Biyonik Hulusi Akar da bu projeye çalışıyor ve bu nedenle İran sınırını denetliyor görüntüsü verirken aslında son hazırlıkları yaptırıyor. Tayyip de bu planları çok detaylı olarak bilmese de bu ekibe uyuyor ve üzerine düşen kısımları yapmak, yaptırmak istiyor.
Plan bu kadarla sınırlı değil. Bu ilk kısmı… Bu kısmı sorunsuz gerçekleşirse, devam eden safhalarında çok daha sıkıntı verici şeylere sebep olacaklar. Türkiyenin doğalgazsız, elektriksiz, susuz, altyapısız, internetsiz ve otoritesiz kalmasını sağlayacaklar. Bu kısımları yaparken, suni depremleri, suni selleri, suni fırtınaları da peş peşe yapacaklar. Santrallerimizi, rafinerilerimizi hedef alacaklar. Ermeni çetelerini kullanarak (Başta CHPKK ve HDPKK, ayrıca DEVA ve Gelecek) siyasi bir kaos ve büyük bir otorite sorununu da eş zamanlı olarak çıkartacaklar. Bu kısımda biyonik Kemal Kılıçdaroğlu’na da çok iş düşecek ki şu anda planlardan haberi var ve şu ana kadar durması gerektiği gibi durdu. Talimatları sorunsuz yerine getirmek istiyor.
Böylelikle, öncelikli olarak ihtiyaç duydukları yüksek meblağdaki kara para ihtiyacını bir nebze karşılamışken, bir yandan da batı dünyasının vahşi, sömürgeci, kan emici faaliyetlerine karşı dimdik duran ve bütün dünya insanlığı adına bir meydan okuma sergileyen yepyeni Türkiye’ye diz çöktürmek isteyecekler.
Yönlendirmeme gerek yok.
Söz konusu vatansa, milletse, geleceğimizse, gerisi teferruattır. Oyundan düşürme faaliyetlerinizde iktiza ettikçe şu saçma sapan guguk sisteminin dışına çıkmaktan hiç çekinmeyeceksiniz. Gazi olmaktan, şehit olmaktan ve zindanlara dolmaktan çekinmeyeceksiniz. Bu gün vatan sizden bunu bekliyor. Topraklarımızın altındaki milyonlarca isimsiz şehit bunu bekliyor.
Görelim bakalım kim kime diz çöktürecek. İttifak kurmuş olan, içimizde de hainleri bulunan düşmanlarımızın bu plan tamamıyla çökene kadar, ne gerekiyorsa yapacaksınız. Gerekirse binlerce can alıp binlerce can vereceğiz. Gerekirse kuklaların leşlerini kuklacıların kapılarına atacağız. Üzerlerine de imzamızı atacağız.
Mevlüt Çavuşoğlu, sözde Türk İHA ve SİHA’larını, olduğundan çok ama çok farklı gösterilen ve aslında çok sorunlu ve oyuncak misali olan o uçan araçları, satın alabilmek için sıraya girmiş ülkelerin tamamını açıklamalıdır. Açıklayamıyorsa istifa etmelidir. O da mümkün olmuyorsa, görevinden alınmalıdır. O da olmuyorsa, indirilip adaletle ve gerçek Türk hakimleri tarafından yargılandığı güne kadar çenesini kapatmalıdır.
Resmi kimlikli ve yetkili birileri de artık bu sahada neler çevrildiğini soruşturmalıdır. 3-5 gerçek mühendisle, 3-5 ay gibi kısa sürede alasıyla yapılabilecek İHA ve SİHA’lar için toplamda ne kadar paralar harcandığı, devletimizin hazinesinden ne kadar para çalındığı ve hala çalınmakta olduğu… Hangi tarafların/grupların devlet eliyle yapılan bu organize dolandırıcılık işinin doğrudan içinde olduğu… Hangi tarafların da yardım ve yataklık faaliyeti içinde olduğu meydana çıkartılmalıdır.
Zararın neresinden dönersek kârdır.
Organize dolandırıcılık projeleridir
Artık Ukraynalılar tarafından yönetilmeyen ve en arka planda yeşillerin kontrolünde bir devlet olan Ukrayna’nın, Türkiye’deki resmi kimlikli organize dolandırıcıların çok köşeye sıkıştığı şu günlerde, çıkıp sözde Türk İHA ve SİHA’ları hakkında olmadık açıklamalar yapması, dünyadaki hiçbir ülkeyi ve tarafı “geri dönülmez” hatalara sürüklememelidir.
Gerçek bir Türk ve müslüman olarak hiç zorlanmadan yazıyorum ki batılı devletler tarafından iktidara getirilip Türk milletini donuna kadar soyup sömürme projesinde kullanılmakta olan Türk görünümlü birkaç dolandırıcının “Türk İHA’sı” diye yaptırdığı şeyler, aslında Türkiye’ye ve dünyaya gösterilmek istendiği gibi şeyler değildir. Onlarca diğer proje gibi bu projeler de aslında Türk projeleri değildir ve organize dolandırıcılık projeleridir.
Bundan sonra Ukrayna da yerini ve sözünü bilmeli ve haddi aşmamalıdır. Halkı arasında ahlaksızlaşmanın, yozlaşmanın çok ileri seviyelere geldiği Ukrayna’da, görünen o ki devlet yetkilileri de aynı sona doğru gidiyor. Geç olmadan bu yanlış yoldan Ukrayna devlet sistemi/yetkilileri de dönmelidir.
Sen ne kadar utanmaz, arlanmaz, yüzsüz bir herifsin böyle? Bütün dünyanın önünde rezil oldun. Dolandırıcılığın, üçkağıtçılığın, yalancılığın, vurgunculuğun, yiyiciliğin ifşa oldu ama sen hala oradasın ve hala yalanlar uyduruyorsun.
Ya sık kafana çek git bu dünyadan, ya çak istifayı in o makamdan. Kimseyi daha fazla germe. Senin yaptığının on milyonda birini yapanlar bile makamlarında duramıyor, insan içine çıkamıyor, hayatları kararıyor. Ama sen? Dün akşamdan beri ne haltlar ediyorsun?
Kısacık süre sonra hukuk geri gelecek, iyice anladın mı, bak dikkat et, hukuk geri gelecek ve sen de yargılanacaksın. Hak ettiğin cezaları alacaksın. Bari, üçkağıt projelerinden ve bunların iade edilmesinden ötürü doğan her türlü zararı cebinden karşıla da yargılamalar sırasında “iyi niyet” sayılsın, cezaların azaltılsın. Gerçi senin cebindeki para da bu milletten çaldığın para ama yine de iyi niyetten sayarlar.
Bu millete, bu devlete daha fazla zarar verme. Hala pisliğine devam edeceksen, çek git, en azından devletimizin otoritesini dolandırıcılıklarına karıştırma. Yüzüne tükürülse hamd edersin, sana ve senin içinde bulunduğun suç çetesine tahammül edemeyen namuslu vatandaşlara, sosyal ağlarda yazdıkları iki satır için davalar yağdırmasını bilirsin.
Bak yazdım yukarıda, onların yazamadıklarını da yazdım dünyanın gözleri önünde… Onların içi soğusun diye yazdım. Bu meydan boş değil, görülsün diye yazdım. Haydi, davacı ol diye yazdım. Ol da seni hukuki zeminde de gömüp geçeyim diye yazdım.
Üniversite çağına gelmiş gençlerimizin, devlet eliyle dolandırılmalarına artık izin verilmemelidir.
Ülkemizde her köşe başı sözde üniversitelerle doldu. Bu sözde üniversitelerin gerçek manada üniversite vasıflarına haiz olmadığı, bu sahanın da aldatıcı bir vurgun sahasına döndüğü, buralarda tahsil görmeye çalışan gençlerimizin gerçek manada ilim tahsil edemediği açıkça gözler önündedir. Bu sistemin, parasını verip sahte üniversite diploması hazırlatmaktan çok fazla bir farkı kalmamıştır.
Bu güne kadar, bu konuda çok kere gerekli tenkitler yapılmış olmasına rağmen, bu dolandırıcılığın başını çekmekte olan hükumet, duymazdan, görmezden geldi.
Başında sahte diplomalı, gayr-i meşru bir cumhurbaşkanının bulunduğu AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün fiilen yıkılmış olduğu şu günlerde, bu konuda yüksek sesle tepki sergilenmesinin vakti gelmiştir. Hayatı dolandırıcılıkla, münafıklıkla geçmiş kişilerin bir şekilde devletin başına getirilmiş olmaları, bu güne maddi ve manevi çok büyük kayıplara sebep olmuştur. Gençlerimizin maddi imkanlarının haricinde hayallerinin bile devlet eliyle çalınmasına daha fazla izin verilmemelidir.
İktidar, Türkiye’yi, batılı devletlerin menfaatleri gereği her sahada kasten dibe vurdururken, en çok yatırımı imalathanelere, fabrikalara ya da eğitime değil cezaevlerine de yaptı.
İktidar, ceza infaz kurumlarını büyük gelirler getiren yerler haline çevirdi. Koca bir ordu kadar insan, çok yaklaşık olarak 300 bin kişi cezaevlerinde tutuluyor. Ülkenin maliyesi ne kadar sıkışsa da yeni ceza evleri yapmaktan asla taviz verilmiyor.
Ceza evlerinde pek çok farklı kalemde çok büyük vurgunlar vuruluyor. Emniyet sistemi içinde bakanlık eliyle oluşturulan suç çetelerinin benzerleri, ceza infaz kurumlarında da oluşturuldu. Mahkumlar ve aileleri, kanlarına, iliklerine kadar ve de devlet eliyle sömürülüyor. Buna rağmen hala ceza evlerinde on binlerce yatak eksiği bulunuyor. Mahkumlar yatakları paylaşarak, nöbetleşe uyuyorlar.
Koğuşların elektrik faturalarını bile mahkumlar ödüyor. Temizlik malzemelerini bile mahkumlar ceplerinden satın alıyor. Yıllarca cezasını yatacak olan, evladını hanımını dışarıda kendi hallerine bırakmak zorunda kalan, onların geçimini temin edemeyecek şekilde mahpus bulunan mahkumlardan bile vurgun vurulması, son yıllarda halkın iyice farkına vardığı ve öfkeyle dolduğu bir konu haline geldi. Bu konuda da çok büyük bir öfke birikti. Bu şartlardaki mahkumlardan elektrik faturası bile alınması, çok çok kötü yemeklerin verilmesi ve mahkumların kasten kantin alış verişine sevk edilmesi, dışarıda zor durumdaki ailelerinin sırtındaki yükü artırıyor. Ailenin dışarıdaki diğer üyelerinin de aşırı zor şartlarda yaşamasına ve suçlara sürüklenmesine sebep oluyor.
Üstelik, son on yıllarda adalet sistemi de adalet dağıtmaktan ziyade, adli ya da idari para cezalarıyla nakit toplanmaya ayarlandı. Türkiye’de adliyeler adeta para basan darphaneler haline dönüştürüldü. Devlet gücünün su-i istimal edilmesiyle milletten toplanan paralar uçuk meblağlara ulaştığı halde, mahkumlara kendine tahsis edilmiş bir yatak bile çok görüldü.
Siz gereksiz maceralara teşebbüs etmediğiniz sürece, iktidarınızı yıkmak niyetinde değilim. Bunu size kabullendirebilmek için, kaç farklı zamanda kaç tekrarla yazdım. Hep bu dediğim minvalde kararlar aldım. Buna rağmen bile bir türlü kani olamadınız, dengeleri gözetemediniz. Bu sözüm hala geçerli.
Zaten yıkılmış bir iktidarsınız. Acınası hallerdesiniz, çok sayıda vahim dertle meşgulsünüz, memleketi her sahada dibe vurdurdunuz, iki adım önünüzü göremez haldesiniz, bu sıkıntılardan çıkışı görmüyorsunuz ve her geçen gün dertler derya oluyor. Lakin bu millet size müstahak. Bunlar bile iyi günleriniz ve daha bin beteri yaşanacak. Herkes müstahakını buluyor. Ben, bu mücadelenin en başından beri, kararlarımı alırken hep manevi esaslara, inançlarıma göre aldım. Bunu da açıkça ve tekrarla ilan ettim. Şimdi de öyleyim. Lakin siz en başından beri hep beni kendiniz gibi zan ettiniz. Kaç sene oldu, hala beni olduğum gibi kabullenemediniz. Bu da vahim ötesi hatalar yapmanıza sebep oluyor. Sürekli gereksiz gerginliklere sebep oluyorsunuz.
Daha somut adımlar atın, yapmanız gereken işleri yarım bırakmayın, bu dengeden memnun olduğunuzu ve böyle devam etmesini istediğinizi, sahada yapacağınız ve bize uygun düşen eylemlerle gösterin ve şu lüzumsuz tansiyon/gerilme düşsün. Zaten son derece az ve kolay taleplerde bulunuyorum. Zaruri görmediğim hiçbir meseleye karışmıyorum.
Siz böyle yapacaksanız yapın, ben de yine “Bir tek uyuşturucu operasyonu bile istemiyorum. Herkes geri çekilsin. Sadece şu şu şartlarda kuvvet kullanacağız” ve “Sadece şu şu konularda geri durmayacağız, sahada olacağız.” demeye, daha önce söylediklerimi tekrar etmeye devam edeyim.
Hukuki zeminde sergilediğiniz faydasız hatta size çok zararlı inadınızı da bırakın. Şu işleri artık soysuzların elinden alın. Size senelerdir “O Soysuz, bize değil, asıl zararı size, sizin sisteminize verecek. Bunun hareketleri, kararları, çıkışları dengeli değil.” demiştim. Şunu arkalamayı da bırakın. O kendinden başka herkese yanlışını yaptı. Size de çok yaptı ve yapıyor. Onun kalemi çoktan kırıldı. Sadece dünya planında sebeplere uydurulması kaldı. Bu yaşanan kriz de bu söz konusu sebeplerden/vesilelerden biriydi. O artık kalemi kırık biri ve onun hukuki zemindeki rezilliklerinin, sebep olduğu skandalların üzerine bir gitsem, gerçekten bir mücadele versem, siz o gün toptan yıkılacaksınız. Bunu size kaç tekrarla ifade ettim ama hala inanılmaz bir bakış açısıyla hareket ediyorsunuz. O dosyaların beni frenlediği ve frenleyeceği yok. Onları ortadan kaldırmak istesem, mesele bile değil.
Artık kararınızı verin. Bir duruşunuz olsun. Ya çıkalım meydana gösterelim hünerlerimizi ve bir şekilde bu iş bitsin. Bir taraf kazansın, diğer taraf yok olsun. Ya da artık kabul edin Türkiye’nin eski Türkiye olmadığını, dünyanın eski dünya olmadığını ve her şeyi yenileyen güç unsurunun bizler olduğunu… Ve ona göre hareket edin ve bu kriz dinsin. Dünyanın hangi yanında aleyhime bir rüzgar estirilmek istense, ilk siz bu rüzgara kapılıyorsunuz. Bir bakın dünya sahnesine, sadece son bir ayda bile nelere sebep olduğuma bir bakın. Dün karşımda devleştiğini zan eden sözde dünya liderlerinin hallerine bir bakın. Hepsi birbirinden acınası hallerde.
Bir daha beni gereksiz yere germeyin, yarım kalan her ne iş varsa onları da tamamlayın, halledin. Ya da siz bilirsiniz.
Biz Taliban diye bir otorite tanımıyoruz. Bir terör örgütünü muhatap almıyoruz, meşru görmüyoruz. Taliban piyonunu kullanarak Afganistan’da hakimiyet sağlamak isteyen Çin’i ve Rusya’yı da tanımıyoruz. Afgan halkının Taliban’ı istemediğini, Taliban’dan korktuğunu, idarecilerinin ihanetine uğradığını biliyoruz.
Afgan halkının terör örgütlerinin zulmünden ve terör örgütlerini maşa olarak kullanan devletlerin zulmünden kurtulmasını/korunmasını sağlayacağız.
“AKPKK’nin ve MHPKK’nin vefası bu kadar olur” desek, bu şartlarda bu cümleyi kurmak haktır.
“Besle kargayı, oysun gözünü” desek, bu şartlarda bu cümleyi de kurmak haktır.
“AKPKK, BOP projesi kapsamında milyonlarca kişinin kanına girdi. Hala dünyanın dört bir yanında kan döküyor. Bunca vebal var, bunca ah var. Anaların ahları da var. Şimdi bu ahlar tutuyor.” desek, bu şartlarda bu cümleyi kurmak da haktır.