Rus uzman: “Diğer gezegenlerde yaşam var.”

Rusya Bilim Akademisi Uygulamalı Astronomi Enstitüsü Başkanı Finkelstein, “Hayatın ortaya çıkması, atomların bir araya gelmesi kadar kaçınılmaz… Diğer gezegenlerde yaşam var ve 20 yıl içinde başka gezegenlerdeki hayatı keşfedeceğiz” dedi.

Dünya dışı yaşamın araştırılmasını konu alan uluslararası bir forumda konuşan Finkelstein, “Samanyolu Galaksisi’nde bir yıldızın (güneşin) yörüngesinde bulunan gezegenlerin yüzde 10’unun Dünya’ya benzerlik gösterdiğine” dikkat çekti.
Rus gökbilimci, “bu gezegenlerde su bulunması halinde hayatın da olabileceğini, hatta insanlar gibi iki kola, iki bacağa ve bir kafaya sahip uzaylıların var olabileceğini” ifade etti. Finkelstein, “Derilerinin renkleri bizimkinden farklı olabilir. Ama insanların bile derilerinin renkleri birbirlerinden farklı” dedi.

UZAYA MESAJ GÖNDERİYORLAR
Finkelstein’ın başında olduğu enstitü, 1960’larda başlatılan ve uzaydaki radyo sinyallerinin tespit edilmesini ve uzaya radyo sinyalleri gönderilmesini öngören bir program yürütüyor. Rus gökbilimci, “Dünya dışı yaşam aradığımız zaman boyunca, genel olarak uzaydan mesaj gelmesini bekledik ama tersini düşünmedik” ifadesini kullandı.

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Mart ayında Dünya’ya düşmüş olan fosillerin içinde uzaylı bakterilerin olduğunu öne sürmüştü. 
28 Haziran 2011
Milliyet

Rusya’dan ortalığı karıştıracak iddia: NASA Mars’ta hayat olduğunu gizliyor.

Yazar: Unknown

Rusya’dan çok konuşulacak Mars iddiası: NASA sır gibi saklıyor!

Rusya’daki bilim çevreleri Mars ’ta araştırmalar yürüten ABD’nin Kızıl Gezegen’de elde ettiği bulguları dünya kamuoyuyla paylaşmadığını, hatta NASA’nın Mars’ta hayat belirtilerine rastladığını ve bu bilgiyi büyük sır olarak sakladığını iddia etti. 

Rusya’nın üçüncü federal kanalı TV3 ekranlarına gelen haber programına katılan jeoloji profesörü Aleksander Portnov, “Bizim elimize geçen sızıntı bilgilere göre NASA, Gail kraterinde ya eskiden yaşamış canlıların kalıntılarına rastladı veya daha da büyük sansasyon yaratacak şekilde şu an bile gezegende canlı varlık izleri buldu. Fazla yayılma fırsatı olmadan yok edilen son ender fotoğraflarda pek âlâ aynı kraterin içinde omurgalı bir yaratığa ait iskelet kalıntısı görülmüştü. NASA bu iskelete izahat getirmek yerine, robot 30 santimetre çukur açtı diye kamuoyunun dikkatini başka yöne saptırmayı tercih etti” dedi.

Mars’ta omurgalı bir hayvana ait bir iskelet

The New York Times’ın 1911 tarihli haberi: “Marslılar iki sene içinde, Mars yüzeyinde iki devasa kanal yaptılar.”[video]

Yazar: Unknown

Pek çok saygın bilim adamı Mars’ta hayat olduğunu iddia etti. 1911 yılında The New York Times gazetesi, Marslıların iki sene içinde iki devasa kanal yaptıklarını iddia eden bir haber yayınladı.

Richard Hoagland tarafından keşfedilen bu camdan yapıldığı anlaşılan tüp tüneller (Bknz: Kapak resmi) Mars Gezegeninin şu anda en önemli sırrı olarak kabul edilmektedir. Kayaların arasında gezegenin iç kesimlerine doğru inen bu tünellerin ne amaçla kullanıldığı bilinmemektedir. 

Bilinen tek şey bunların bir yer yüzü biçimlendirmesi yani doğal bir yapı olmadıklarıdır. Nitekim bir çok fotoğrafta görülen ve yüzeyin hemen yakınından geçip aşağılara inen bu tüp geçitlerin gezegenin pek çok yerinde bulunduğunu söylemek yanlış olamayacaktır. Peki bu tünellerin yapım amacı nedir?

NASA tarafından bu tüplerin aslında lav püskürmeleri sırasında oluşmuş yapı bozulmaları olduğu iddia edilmekteyse de, tünellerin biçimleri, düzgün hatlar üzerinde gitmeleri ve bulundukları yerlerin, etraflarının özellikleri göz önüne alındığında gariplikleri/yapay oluşları hemen anlaşılmaktadır. 


Uçmayı başaran ilk insan: Endülüslü Abbas bin Firnas

Yazar: Unknown

Eş-Şeyh Ahmed b. Muhammed El-Makkarî et-Tilemsânî, Nefhu’t-Tîb isimli eserinde dünyada ilk uçan kişinin Abbâs b. Firnâs olduğunu ve bu zâtın daha pek çok icadının da bulunduğunu kaydetmektedir.


***


Fizik ve astronomi sahasında birçok keşfe imza atan Endülüslü Ebu’l-Kâsım Abbâs b. Firnâs (vefatı M. 887), aynı zamanda dünyâda uçmayı başaran ilk kişi­dir. Dünya ilim ve teknoloji târihinde maalesef bugü­ne kadar üstün güçlerin dayatması hâkim olmakta ve îcâtlar târihi de taraflı ve bir o kadar da yanlış olarak kitaplarda yazılmaya devam etmektedir.
Böyle olunca da dünyâda ilk uçan kişiler olarak târihe geçen Orville ve Wilbur Wright kardeşlerden 1017 sene önce uçmaya muvaffak olan Abbâs b. Firnâs’ın ismi bile zikredilmez.

Eş-Şeyh Ahmed b. Muhammed El-Makkarî et-Tilemsânî, Nefhu’t-Tîb isimli eserinde dünyada ilk uçan kişinin Abbâs b. Firnâs olduğunu ve bu kişinin daha pek çok icadının da bulunduğunu kaydetmek­te ve şu mühim bilgileri yazmaktadır: “İbn-i Firnâs, o zamana kadar hiçbir yerde benzeri görülmemiş bir âlet yaptı. Yaptığı bu geniş satıhlı âletin üzerini ga­yet ustaca has ipekten bir kumaşla kaplayıp, kuma­şı da hiç boş yer bırakmadan kuş tüyleriyle örttü. Uzun çalışmalar neticesinde, yapmış olduğu cihazı bitiren İbn-i Firnâs aleti çalıştırmaya ve ona binerek havada uçmaya muvaffak oldu. Bu âletle uzun za­man havada kaldı, pikeler yaptı. Daha sonra da ade­tâ bir kuş gibi süzülerek yere kondu.”

Prof. Dr. Philip K. Hitti, Siyâsî ve Kültürel İslâm Târihi isimli eserinde Ibn-i Firnâs hakkında şunları kaydetmektedir: “İslâm târihinde bu kişi yâni İbn-i Firnâs, insanın uçması hususunda ilk ilmî teşebbü­sü yapan kimse olarak da bilinir. Kaynakların bize naklettiğine göre onun uçmak için geliştirdiği âlet, kuş tüylerinden yapılmış kanatlardan oluşan bir ci­hazdan ibaretti ve kendisini havada uzun müddet uçurabilmişti.”

İbn-i Firnâs’tan 750 sene sonra, gelişmiş bir me­kanizma ile Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kadar uç­maya muvaffak olan Hezarfen Ahmed Çelebi’nin de maalesef ilim ve teknoloji târihinde adı geçmez.
Dünyâ îcâtlar ve teknoloji târihi tarafsız ve târihî hakîkatlere uygun olarak ele alınmalı ve yazılmalı­dır. Belki bir gün insaflı ilim adamları bunu gerçekleştirirler. İnsanlığın rahat ve menfaati için geçmişte yapılmış bütün çalışmaların sahiplerinin en azından isimlerinin zikredilmesi bir ilim namusu ve insanlık borcudur, 


Kemal Öncel

YedikıtaSayı 2, Ekim 2008

www.yedikita.com.tr

Kaynaklar
Eş-Şeyh Ahmed b. Muhammed El-Makkarî et-Tilemsânî, Nefhu’t-Tîb, c. III, Dârüssâdır, Beyrut, s. 374.

Philip K. Hitti, Siyâsî ve Kültürel İslâm Târihi, c. III, İstanbul 1980, s. 951.

Fuat Sezgin, İslam’da Bilim ve Teknik, c. I, 2007, s. 18.

Uzaya ilk roketi Türkler gönderdi

Yazar: Unknown

ABD’de yayınlanan Weekly World News adlı dergi, dünyada insanlı ilk roketi ABD’lilerden 330 yıl önce 1633‘te Türklerin İstanbul’da fırlattığını yazdı.

Haberini, Norveç Havacılık Müzesi Müdürü Mauritz Roffavik‘in açıklamasına dayandıran dergiye göre, Hasan Çelebi adlı Türk, barutla çalışan iki katlı roketi 1633 yılında yaptı. Bu roket ateşlendikten sonra denize düşmeden önce 2,5 km yol aldı. 30 metre boyundaki roketin orta bölümüne yerleşen Hasan Çelebi de ilk kez gerçek anlamda roketli uçuş yapan insan oldu.

300 metre yükseldi ve paraşütle indi

Hasan Çelebi’nin roketinin ana motorunun çevresinde 6 küçük motor daha bulunduğunu ve bu küçük motorların, roketi havaya yükselten ilk kademeyi oluşturduklarını anlatan Norveçli Roffavik, ‘‘İlk kademede yer alan bu roketlerin yakıtı tükendiğinde, ikinci kademeyi oluşturan ve daha büyük olan ana motor devreye girdi ve roketin daha da yükselmesini sağladı’’ dedi. Roffavik, 300 metre yükseğe ulaştığında, Çelebi’nin roketi terk ederek, havada kaymasını sağlayan ve bir tür paraşüt olan araç yardımıyla yavaşça denize indiğini kaydetti.

Osmanlı’da roket birlikleri varmış

Haberde, daha sonra roketin de denize düştüğü, Hasan Çelebi’nin ise yüzerek kıyıya çıktığı belirtildi. Bu arada, 15. yüzyılda Osmanlı ordusunda roket birlikleri bulunduğu da ileri sürülen haberde, düşman mevzilere yönlendirilen bu roketlerin korku ve panik yarattığı ifade edildi. Roffavik, Hasan Çelebi’nin ilk insanlı uçuşta kullandığı roketin bulunması için çalışıldığını, roketi Norveç Havacılık Müzesi’nde sergilemek istediklerini söyledi.

Ünlü enstitü de iddiayı doğruladı

Derginin haberine göre, Norveçli Roffavik’in ilginç açıklaması, Smithsonian Enstitüsü Uzay Araştırmaları Bölümü Başkan Yardımcısı Frank Winter tarafınca da doğrulandı. Winter, ‘‘Türk roket adam Hasan Çelebi’nin 1633’teki denemesi şimdiye kadar kayıtlara geçen ilk insanlı uçuş denemesidir’’ dedi.

Filme konu olmuştu

Dünyanın ilk roketçisi Hasan Çelebi, Türkiye’de Lagari Hasan Çelebi olarak tanıyor. ‘‘İstanbul Kanatlarımın Altında’’ filmine konu olan Hasan Çelebi, 4’üncü Murat’ın kızı Kaya Sultan’ın doğduğu gece Sarayburnu’ndaki şenlikler sırasında uçma denemesini gerçekleştirdi. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde anlatıldığına göre deneme şöyle oldu: ‘‘Hasan Çelebi kendi icadı olan 50 okka barut macunu ile dolu 7 kollu bir fişeğe bindi ve yardımcıları tarafından bu fişek ateşlendi. Böylece gökyüzüne fırlatılan Hasan Çelebi, fişeğin barutu bitince önceden hazırladığı kanatları açarak Sinanpaşa Sarayı önünde denize indi.’’ 

(Hürriyet)

ABD’li askeri yetkili ölüm döşeğinde itiraf etti: ABD Roswell’e düşen UFO’yu gizledi

Amerikalı eski bir askeri yetkili, 60 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen cismin içinde uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf etti.

O dönemde üssün halkla ilişkiler subayı olan ve geçen yıl ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu “kazada” ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etti.

O zamanlar UFO iddialarını yalanlayan Haut, mektubunda üs komutanı Albay William Blanchard’ın kendisini 84. no’lu hangara götürdüğünü, 5 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde, yumurta şeklindeki metalik uzay mekiği ile 120 cm boyunda, büyük kafalı iki uzaylı cesetini gösterdiğini yazdı. Haut, yufka kadar ince olmasına rağmen demirden daha sert duran malzemenin dünya dışından geldiğine emin olduklarını söyledi.

Haut, mekikten elde edilen üstün teknoloji sayesinde gece görüş gözlükleri, lazer, entegre çip, casus uçak, Kevlar tipi kurşun geçirmez malzeme gibi ürünlerin geliştirildiğini iddia etti. Roswell UFO’suyla ilgili iddialar şimdiye kadar hep reddedilmişti.

(Hürriyet)

Hitler Almanya’sının Ay yolculuğuna kimler mani oldu?

ALMANYA’NIN YERİNİ ABD’NİN ALMASINI KİMLER SAĞLADI?


ABD dokuz yıl içinde Ay’a gideceğini ilan ettiğinde bir bilgisayarı bile yoktu. Sanayi alt yapısı da yoktu. 

1950’lerin sonuna doğru gelindiğinde bile ABD gerçek anlamda bir sanayi üstünlüğüne hatta sanayi alt yapısına sahip değildi. Genel anlamda bir bilim üstünlüğüne de sahip değilken nasıl bu kadar iddialı oldu ve kısacık sürede başardı?

Bu soruya verilebilecek bir kaç cevap var:

1- Hitler mağlup olunca ele geçirilen Nazi bilim adamları ki aralarında ciddi oranda Musevi bilim adamları da vardı, ABD’nin yapacağını iddia ettiği şeyleri kesinlikle yapabilecek duruma çoktan gelmişlerdi ve ABD bu bilim adamlarını kendi menfaatleri için çalıştırdı. NASA’nın gönderdiği roketleri bile Alman bilim adamı Wernher von Braun tasarladı. (Fotoğrafta Wernher von Braun görülüyor)

2- 1947 yılında ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell kasabasına düşen bir UFO, ABD’nin teknolojik gelişimi için bir dönüm noktası oluşturdu. ABD ordusu ve bilim adamları bu UFO’dan sağ olarak kurtulduğu iddia edilen iki dünya dışı canlıdan çok yüksek teknik sırlar aldılar. Ayrıca düşen bu ve başka UFO’lardan “Tersine mühendislik” ile çok ciddi teknik keşifler yaptılar. Meşhur 51. bölgeyi, çok yüksek bir para gücü ayırarak bu işler için kurdular. Geçtiğimiz yıllarda ABD’de transistörün gelişim sürecinin mantıklı olmadığı ve sanki bir anda birilerinden transistör yapmayı öğrendikleri şeklinde tartışmalar çıkmış hatta bu tartışmalar sonrasında transistörü bulduğu iddia edilen şirketin yargıya sevk edilmesine bile sebep olmuştu.

3- Hem birinci madde hem de ikinci madde gerçek. ABD başta Nazi bilim adamları olmak üzere, aynı Hitler’in yaptığı gibi dünyanın dört bir tarafından parlak zihinleri, araştrımacıları, bilim insanlarını, üstün yetenek sahiplerini sessizce topladı. Bununla beraber dünya dışı yaşama ait canlılardan ve UFO’lardan da pek çok teknolojiyi çaldı.

Ve bu şekilde bir hiç olan, doğru düzgün bir millet-ulus bile olmayan, asla dünyanın süper gücü olamayacak olan ABD dünyanın süper gücü haline geldi. Aslında getirildi.

Çünkü meselenin asıl temeli daha da farklıydı. Hitler’i önceleri destekleyenler, yükseltenler, para gücü verenler, siyasi güç verenler, hava kuvvetlerini kuranlar, onu Führerliğe/Başbuğluğa çıkartanlar, hep bankaların, radyoların, gazetelerin ve ciddi sanayi firmalarının sahipleri olan masonlar ve Siyonistlerdi. Hitler de anne tarafından bakılınca çeyrek Yahudiydi. Hitler Hitler olana kadar bu gurupların tam merkezindeydi ve çok çeşitli Siyonist Masonik yapılanmalara üyeydi. 
Ona bu kadar destek verenlerin hedefleri, Hitler ve Almanya vesilesi ile dünyayı yeni bir düzene sokmak, politik sorunları aşmak ve kurulmuş ama ilan edilememiş İsrail’i resmen ilan etmekti. Bu arada dağınık haldeki Yahudileri de İsrail’de toplamaktı.

Planda çok çok başarılı şekilde ilerlerken, beklenmedik şekilde Hitler’in İslam’ı seçip Müslüman olması her şeyi tepetaklak etti ve aynı derin güç, gölge hükümet, Gizli Yahudiler, Siyonistler, Hitler’in mağlup olmasını, Almanya’nın bu kadar emeklerine, mücadelelerine, oyunlarına rağmen kaybetmesini ve yerini de ABD’nin almasını istediler. Buna mecbur kaldılar ve o zamana kadar Almanya için yaptıkları ne varsa, çok daha fazlasını ABD için yaptılar. Hitler planı bozmasaydı ABD değil Almanya süper güç olacaktı, İsrail’i ABD değil Almanya koruyacaktı, uzaya da ABD değil Almanya yani Naziler çıkacaktı.

Zaten son yapılan araştırmalar ile meydana çıkan ilginç gerçekler gösteriyor ki Hitler’in ve Nazilerin planlarında Ay’da koloni kurmak bile vardı.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Nükleer silahları UFO’lar devre dışı bırakıyor.”

Pilot Robert Salas ile sessizliklerini bozmaya karar veren 6 eski ABD hava kuvvetleri subayının, üsler üzerinde uçan UFO’lar hakkında Amerikan hükümetinin gizli belgelerini de içeren ayrıntılı açıklama yapmaları bekleniyor. 

Daily Mail’in haberine göre Salas (yanda), 16 Mart 1967’de, Montana’daki Malstrom hava üssünde ilk elden böyle bir olaya tanık olduğunu, görevdeyken bir uçan nesnenin üs üzerinde dolaştığını gördüğünü ve bunun üzerine 10 nükleer füzenin devre dışı kaldığını anlattı.
Bundan bir hafta sonra aynı olayın bir başka üste tekrarlandığını belirten Salas, ABD ordusunun nükleer üsler üzerinde uçan bu nesneler hakkında yalan söylediğini, bunu kanıtlayabileceklerini iddia etti.

Albay Charles Halt da, İngiltere’de nükleer silah bulunduran birkaç üsten biri olan, İpswich yakınlarındaki RAF Bentwaters’da 30 sene evvel UFO gördüğünü söyledi. Halt, uçan nesnelerin üsse ışın huzmeleri yaydığını, daha sonra askeri radyoda uzaylıların nükleer depoya indiğini duyurduğunu belirtti.

Halt, “ABD ve İngiltere gizli servislerinin, gerek o zaman gerekse şimdi, herkesin iyi bildiği dezenformasyon yöntemlerini kullanarak, RAF Bentwaters’da olanların önemini azaltmaya çalıştıklarına inandığını” söyledi.

Pilotlar, 2003 gibi yakın bir tarihte de olan uzaylı müdahalesiyle ilgili 120 eski askeri personelin tanıklığını kanıt olarak göstereceklerini ve yetkililerden uzaylıların dünyayı ziyaret ettiğini artık kamuoyuna açıklamalarını isteyeceklerini belirttiler.

Dün, Birleşmiş Milletler’in, Dünya’yı ziyaret etmeleri durumunda uzaylılarla ilk teması sağlayacak özel bir elçi atayacağı açıklanmıştı. BM’nin pek az bilinen Dış Uzay İşleri ofisinin Başkanı Malezyalı astrofizikçi Mazlan Osman’ın gelecek hafta düzenlenecek bir bilimsel konferansta bu göreve getirildiğinin açıklanması bekleniyor. (aa – 27-09-2010)

‘Dünya büyüklüğünde 17 milyar gezegen var’

Gök bilimciler, yapılan araştırmalar ışığında Güneş Sistemi’nin yer aldığı Samanyolu Galaksisi’nde Dünya büyüklüğünde ‘en az’ 17 milyar gezegen bulunabileceğini ifade etti. Astronomi dünyası ilk kez, Güneş Sistemi dışında Dünya büyüklüğünde kaç tane gezegen bulunabileceğine dair rakam sunmuş oldu.

Bilim insanları, 13.2 milyar yaşındaki Samanyolu Galaksisi hakkında en dikkat çekici rakamlardan birini sundu. Yapılan en son araştırmalar, çapı 100-120 bin ışık yılı olan galakside, Dünya ile aynı büyüklükte en az 17 milyar gezegen bulunduğunu gösterdi.

Gök bilimciler, Samanyolu’nda 200-400 milyar yıldızın yer aldığını düşünüyor. Her bir yıldızın, en az bir gezegene sahip olduğu düşünüldüğünde, galaksideki gezegen sayısının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

ABD’nin Massachusetts eyaletindeki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Francois Fressin, California’da düzenlenen Amerikan Astronomi Topluluğu Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Yüksek rakama rağmen 17 milyar gezegenden kaç tanesinin su içerdiğini tahmin etmek için erken olduğunu” ifade etti.

MİLYARLARCA GEZEGEN
Gelişmiş teleskop ve uydularla son yıllarda Güneş Sistemi dışında yüzlerce gezegen keşfeden gök bilimciler, en son araştırmalarında 2009’dan bu yana yeni gezegenler arayan Kepler uzay aracının verilerini kullandı. Fressin ve ekibi, Samanyolu Galaksisi’nde yer alan her altı gezegenden en az birinin Dünya büyüklüğünde olduğu sonucuna vardı.

Benzer bir araştırma, Hawaii, California ve Berkeley Üniversiteleri’nin bir araya gelmesiyle gerçekleştirildi. Üç üniversitenin kurduğu araştırma ekibi, ‘Güneş Sistemi dışındaki gezengelerin yüzde 17’sinin Dünya büyüklüğünde olduğunu’ öne sürdü. Söz konusu gezegenlerin Dünya’dan çok az daha büyük ve küçük olabileceği ifade edildi.

ŞU AN İÇİN DÖRT İHTMAL VAR
Kepler uzay aracı, dış gezenleri yörüngesindeki oldukları yıldızın etrafında dönerken Dünya’nın yakınından geçtiklerinde tespit ediyor. Kısaca, yörünge hareketi esnasında Dünya yakınından geçen gezegenler Kepler’e yakalanıyor. Ancak uçsuz bucaksız Uzay’da bir gezegenin Dünya’nın yakınından geçmesi binlerce yıl alıyor olabilir.

Uzay’da yaşam arayan SETI Enstitüsü’nden Christopher Burke, Kepler’in en son olarak 461 yeni gezegen adayı kozmik cisim keşfettiğini ve toplam keşif sayısını 2 bin 740’a çıkardığını söyledi. Bugüne kadar keşfedilen gezegenlerin, kütlesi Dünya’dan çok daha fazla olan ‘Dev Dünya olduğu’ belirtildi.

Fressin, 2 bini aşkın gezegenden sadece dördünün ‘Goldilocks Zone’, yani ‘Yaşanabilir Bölge’de yer aldığını düşündüklerini söyledi. Bu bölge, gezegenlerin su bulundurmalarını sağlayacak ısı ve jeolojik şartlara sahip olmaları için, yıldızlarıyla aralarında bulundurmaları gereken ideal mesafeyi temsil ediyor.

Fressin, son olarak, ‘Geceleri gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz her yıldız aslında bir sistemi temsil ediyor” dedi. (ntvmsnbc)

Ali Haydar Efendi de zahiri alimdi. Mürşid ya da Müceddid değildi.

Hz. Üstazımız (Süleyman Hilmi Tunahan) döneminde, maddi ve manevi tüm tasarrufunu gözler önüne serdiği halde o günün alimlerinden olan Ali Haydar Efendi (ki o zamanlar istanbul’un meşhur vaizlerindendir ve şimdiki Mahmud efendi’nin de üstadıdır. Kendisini Mürşid ilan etmiştir.) hastalanmış. 
Hz. Üstazımız ziyarete gitmişler. Ali Haydar efendi diyor ki; 
“Efendim falanca doktor gelecek, beni tedavi edecek, onu bekliyorum.”
Hazretimiz “Öyleyse biz gidelim, bize lüzum yok. Mademki senin manevi bir doktora ihtiyacın yok öyleyse bize müsade et” diyor.
“Bize müsade et” der demez hemen yerinden fırlar, eline sarılır üstazımızın, “Aman hoca efendi, bana okumadan gitme” diye hz.mize ısrar eder. O zaman üstazımız şöyle buyurur;

“Ey hocaefendi Bizim adresimiz sana bildirildi. Bizim maddi ve manevi tasarrufumuzun adresi de sana bildirildi. Sokağımız da sana gösterildi. Hatta evimizin numarası dahi sana bildirildiği halde, şu enaniyeti/benliği bir türlü atamadın” 

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) tekrar tekrar Ali Haydar Efendi’yi ikaz etmiş ve “Mürşidlik iddia etme. Kendine rabıta yaptırma. Sen mürşid değilsin” demiştir. Yine bir arada oldukları bir sefer iyice üstüne gitmiş ve sert şekilde son bir kez ikaz etmiştir. Lakin Ali Haydar Efendi “Ben mürşidlik iddiamdan vazgeçsem bizim bu Mahmud vazgeçmez” gibi bir acayip bahane ile, gerçekte manevi bir hüneri, icazeti, tasarrufu olmadığı halde mürşidlik iddia etmeye devam etmiştir.

Bütün bunlara ve daha fazlasına şahit olan Süleyman Efendi’nin damadı merhum Kemal Kacar Hocaefendi, pek çok kere yolumuzun hocaefendilerine bunları anlatmıştır.

Jet Fadıl’ın oteline Cübbeli Ahmet Hoca’dan ‘caizdir’ fetvası

Jetpa Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fadıl Akgündüz, Caprice Gold Sarayı’nın önümüzdeki yıl Haziran ayında hizmete açılacağını söyledi
Otel şantiyesine kurulan bir çadırda gerçekleşen dua toplantısına, 34. Osmanlı Padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın 3. kuşak torunu Harun Osmanoğlu, Mustafa Özşimşekler hoca ve 5 bin’e yakın davetli katıldı.
5.000’e yakın misafirin katıldığı davet, Cübbeli Ahmet (Ahmet Mahmut Ünlü) Hoca’nın Aşir okumasıyla başladı. Daha sonra söz alan Caprice Grup Yönetim Kurulu Başkanı M.Fadıl Akgündüz, “Bundan 2 yıl önce 29 Mart 2011 tarihinde bulunduğumuz seviyeden tam 50 metre aşağıda, Caprice Gold’un temellerini atarken, Cübbeli Ahmet Hocamız gelmiş ve o temel atmayı gerçekleştirmiştik. Tabii ki bazı medya gruplarının ‘bu proje olmaz, bu hayali bir projedir’ demelerine rağmen, büyüklerimizin himmetleri ve sizlerin dualarıyla bugün binamızın kaba inşaatı yüzde 100 tamamlanmış ve cephe kaplamaları 4 ay içinde tamamlanacak ve önümüzdeki Şubat ayı içinde binamız inşallah hazır olacak” dedi.
Daha sonra tamamlanan inşaatla ilgili bilgiler veren Akgündüz, “Dünyanın en fazla demir kullanılan binası Caprice Gold. 165 bin 000 metrekarelik inşaatta, 44 bin ton demir kullanılmıştır. Normalde bu rakam, 10 bin – 12 bin olması gerekirken, Allahın izni ile depremlere tedbir alıyoruz. Takdir Allahü Teala’nın. Kıyamet olmadığı müddetçe dayanacak bir bina yapıldı burada. 50 metre aşağıdan 100 metre yukarıya kadar vidalanarak tek çubuklar halinde demirler bağlandı. Böyle sağlam bir saray yaptık. Nasıl ki ecdadımız Rumeli Hisarlarını asırlarca önce yapmış ve bugün ayakta duruyorsa, biz de bu kaleyi, Hocamızın ifade ettikleri gibi, İslamın bu Kalesi’ni böyle güçlü bir şekilde yaptığımız için programın takviminde bazı değişiklikler oldu. Ama proje ilerliyor. Sonuca doğru geliyoruz. Ve sizlerin de bugüne kadar olduğu gibi, destekleriyle Allah’ın izni ile hem bu projeyi bitireceğiz hem de devamında bazı yeni projeler olacak” dedi.


“BURASI, İSLAM ALEMİNİN MERKEZİ OLACAK”

Daha sonra sohbet bölümünde, Cübbeli Ahmet Hoca, İslami ilkelere göre hizmet sunacak otel yokluğundan dolayı Caprice Gold projesine temelinden beri sıcak baktığını ve gayesinin de reklam yapmak değil, İslama hizmet etmek olduğunu belirterek, burasının tamamlandıktan sonra, dünyada İslama hizmet eden tüm alimlerin kalesi olacağını belirtti.
Ünlü, “Buradan yer satın almak caiz midir? Ben size fetva veriyorum, caizdir. Önceden kira almanız da helaldır. Bunları internette yayınladık. Fetvanın detaylarını da anlattık. En son İsmailağa Fıkıh Heyeti ile de görüşerek, her dört mezhebe uygun hale getirdik. Ben sana al alma demiyorum. Emlakçılık yapmıyorum. Fetva soruyorsan, hocalık yapıyorum. Caizdir diyorum sana ben. Buradan ne beklentim var? İslam Aleminin alimlerinin tümünü çağırabileceğim, yatırabileceğim, yedirip içirebileceğim bir yerim olacak. Böyle bir Sarayımız olacak inşallah. Ben bu dertteyim” dedi.


28 ŞUBAT MAĞDURLARIYIZ


Daha sonra, kendisi ve Fadıl Akgündüz ile ilgili eleştiri ve karalama kampanyalarına cevap veren Cübbeli AHmet Hoca, “Fadıl Bey de 28 Şubat sürecinin mağduru. Bütün İslama bir çelme takıldı. Bu adamın bütün mallarına, mülklerine el konuldu. Hepiniz namaz kılan adamlarsınız. Elinizi vicdanınıza koyun da, öyle düşünün. Yapamıyorsunuz, edemiyorsunuz demeyin. Bakın izin verilen proje bugün bitmek üzere. Yeni projelere de izin alınacak inşallah. Ben de takip ediyorum. Ben de merak ediyorum. Ümmet meselesi bunlar. Şahıs meselesi değil. 28 Şubat mağduru bizlere karşı şu işi beceremediniz, bu işi beceremediniz, şura tıkandı bura kapandı demeye kimsenin hakkı yoktur. Bize yol verin bakalım da, yapmıyorsak o zaman konuşun. Allah rızası için iftira yapmayın. Müslümana iftira haramdır” diye konuşmasını tamamladı.

Mahmud Efendi’nin asrın müceddidi ilan edildiği toplantıdan düzenbazlık sahtekarlık fışkırıyor.


“Hâfıza-i Beşer Nisyan ile ma’lüldür,”

“İnsanlar arasında ilk unutan, şüphesiz ilk insandır“,“Evvelü’n – Nâsî, Evvelelü’n-Nas,”


Tam da yukarıdaki gerçeklere tıpa tıp uyan bir durum var, ortada..
Diğer pek çokları gibi, 1990’lı yılların sonlarında Avrupadaki gurbetçilerden yüksek seviye’de kâr payı vereceğini söyleyerek önemli miktarlarda para toplamış, otomobil pazarlama işine girmiş beş-altı ülkeden parçaları tedarik edilerek Malezya’da montajı yapılmış, Malezya yollarına göre dizayn edilmiş, toplama bir otomobil ithali gerçekleştirmiş, İslâmî hassâsiyeti olduğu iddia olunan çevrelerin kulaklarına şöyle fısıldanmış, “Yahûdî Sermayesi’nin ürettiği, kârları yurtdışına çıkarılan otomobiller yerine, bir İslâm ülkesinden ithal edilmiş, müslüman bir kardeşimizin otomobillerini tercih ediniz!”

Bu propagandaya aldananlar, ellerindeki Türkiye, Anadolu şartlarına uygun üretilen ve montajı Türkiye’de yapılan araçlarını yok pahasına satıp,”Müslüman Kardeşimizin” ithal ettiği araçları, peynir-ekmek alır gibi aldılar. Bu araçların yeterince yetkili servisleri, yedek parçası yoktu. Üstelik, bu araçlar bırakınız; Anadolu yollarını, Büyükşehirlerin nisbeten kasisli yollarında bile hareket edemez durumdaydı.
“Müslüman Kardeşimizin” ithal ettiği bu araçları aldıkarı için fena halde pişman olmuşlardı, delikten zehirli bir akrep tarafından sokulmuşlardı. 
İnşaat işine girmişti. Topladığı paralarla tapusu bulunmayan en azından tapusu kendi şirketleri üzerine geçirilmeyen arsalar üzerine siteler kurdu, bu sitelerdeki daireleri çoğu dargelirli vatandaşlara topraktan maket üzerinden sattı. Bazılarına dairelerini teslim ettiyse de tapularını veremedi, bazılarına ise hiç teslim etmedi.
Güneydoğuda bir ilimizde yüzde 100 Türk sermayeli otomobil fabrikasını kuracağını yüzde 100 Türk malı otomobil üreteceğini reklam etti, hatta kendinde markalaştırdığı otomobilin protetipini televizyonlarda canlı yayınlarda tanıttı. Memleketine 10 bin kişilik istihdam sağlayacağını, ürettiği otomobilleri bütün islam alemine ihraç edeceğini, döviz girdisiyle memleketine milyarlarca dolarlık ekonomik katkı sağlayacağını söyleyerek, 2002’de milletvekili seçildi. Memleketine geldiği sırada dolandırıcılıktan tutuklandı.
Milletvekilliği düşürüldü. Hakkında; 494 ilâ 1255 yıl hapis cezası talep edildi. 1,5 yıl hapiste tutulduktan sonra 150 bin TL kefâletle salıverildi. 
Muhakeme neticesinde, 4 yıl 2 ay hapis cezası aldıysa da ceza evinde kaldığı müddet dikkate alınarak serbest bırakıldı. Hakkındaki da’va Mürûr-u Zaman nedeniyle 2008’de düşürüldü.bir müddet kendisini unutturdu. Yukarıda ifade edildiği gibi, “Hafıza-i beşer nisyanla ma’lüldür,” genel kuralından cearet alarak, İstanbul’da yeni ve söylendiğine göre pek büyük bir proje’ye baylamıştır.
Çok şükür; Memleketimizde tam bir teşebbüs hürriyeti mevcuttr. Elbette her Türk vatandaşı gibi bu zâtın da proje üretmek, diğer bütün proje sahibi vatandaşlarımız ibi projelerini tanıtmak hakkı da vardır.
Ancak, hiç bir kimsenin Dinimizi, dinimizce mukaddes kabul edilen mefhumları siyâsete ve ticârete çirkin bir şekilde âlet etme hakkı yoktur. 
Hâlen, çok çirkin iddialarla mevkûf bulunan bir zatın öncülüğündeki bir dernek ile reklâm ve illizyon dâhisi ve zât,“Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu,” adıyla sözümona, Uluslararası bir toplantı tertip etmişler. Toplantı, İstanbul’da, 5 yıldızlı bir otelin süperlüx salonlarında yapılmış, Toplantıya katılabilmek için erkeklerin, mutlaka cübbeli-sarıklı, kadınların çarşaflı gelmeleri talep edilmiş, sözde 42 ülke’den İslâm âlimleri katılmış. 
Daha önceleri bu kabil tanıtma toplantılarına frak giyerek, papyon takarak katılan ma’lûm zatın da, başına beyaz sarık takarak, simsiyah bir cübbe, baştan-ayağa simsiyah bir kisve giymiştir. Seksenli yaşlarında, şeker hastalağından fevkalâde muzdarip, iyi göremeyen, iyi duyamayan, yürüme güçlüğü çektiği için tekerlekli sandalye ile dolaştırılan bir hocaefendi’de, bu ticârete âlet edilmiş bu Lüks Otelin salonlarında dolaştırılmış, İslâm Âlimi oldukları, sadece kendilerinden menkûl, ya da mevkuf zât ile asıl tertibin sahibi zât tarafından pompalanan, 300’ü aşkın sözde ilim ve tasavvuf adamı “Hocaefendiye” İslâm’a Üstün Hizmet Ödülü vermişler.
İslâm Üstün Hizmet Ödülü’nün verildiği “Hocaefendi” Salonlara; tekerlekli sandalye ile getirilmiş, bu sırada etrafında iki çeşit koruma duvarı oluşturulmuş, korumalardan ba’zıları, sakallı, sarıklı ve cübbeli, ba’zıları ise takım elbiseliymiş…
Hocaefendi salona alındığında kargaşa olmuş, müridler arasında arbede yaşanmış…42 İslâm Ülkesi’nin hangi ülkeler olduğu mevzu’unda herhangi bir bilgi verilmiyor. 300 kadar âlim deniyor, fakat bunların kimler oldukları, ihtisas sahaları verilmiyor.
Şarlatan ve standupçu birisi tarafından sık sık, mürşid ve müceddid olduğu iddiası ortaya atılan “Hocaefendi” bu toplantıda bal gibi ticarete âlet edilmiştir. Hocaefendi, dünyada İslâm için ne yapmıştır ki, İslâm Âleminde 300’den fazla âlim ve mutasavvıf bir araya gelmişler, uzun uzun müzakere etmişler de, “Hocaefendi’yi, “İslâm’a Üstün Hizmet Ödülüne” lâyık görmüşler..Hadi Canım Sende! Siz âlemi kör ve sersem mi sandınız?Hani, “Kendin pişir, Kedin ye! derler ya!
“Âlim kisvesi giydirilmiş olanlar da bizden, ödülü hazırlayanlar da bizden, ödülü veren de bizden, ödülü alan da bizden. Biz, çok becerikliyizdir, Kendin pişir, kendin ye, formülünü dünya’da en iyi tatbîk eden de biziz…
Madem ki, “Hocaefendi’ için mürşid ve müceddid’dir, diyorsunuz, öyleyse kendisini niçin ve kimden koruyorsunuz? Etrafı Palankalarla, Elektrikli teller, köpekler ve silahlı muhafızlarla korunan “Şato”da oturtuyorsunuz?
Niçin dünya’nın en pahalı, Zırh’lı aracına bindiriyorsunuz?Dışarıya çıkardığınız zaman, niçin etrafında etten duvarlar örüyorsunuz?İrşada muhtaç, hidayete tâlip mü’minlerle, mürşid ve müceddid olduğunu iddia ettiğiniz birisi arasına bunca mania’yı niçin koyarsınız?
Yoksa, birileri sinsi sinsi, “Hocaefendi’yi enterne ederek onun adına malı mı götürüyor?Bu toplantıdan sonra meydana gelen vak’a’lar sonuncu ihtimali kuvvetlendirmekte, te’yid etmekte, isbat etmektedir.
İstanbul’da, Bayrampaşa’da, Otogar ve Hal Binası manzaralı, 7 yıldız’lı masallardaki saraylar gibi bir otel’in temeli atılmış ve Devremülk sistemi ile topraktan satışı için reklâm’lara başlanılmış.. Ama, nasıl Reklâm!? Bilgisayar oyunlarıyla, Petrodolar Milyarderi arap şeyh’lerini kıskandıracak Altın kaplamalı saray salonları, saray odaları gösteriliyor, reklâm’lar Televizyon kanallarında gösterilirken, Temel Atma Merasiminde, şimdilerde çok ağır ve çirkin iddialarla mevkûf bulunan bir zâtın okuduğu du’a kendi sesinden sık sık veriliyor.
Şehr’in en merkezî yerlerindeki Reklâm Pano’larında, “Dünya Âlim’lerinin Saygı Duyduğu Büyük Bir Âlimin Du’alarıyla 20 Mart’da Yükselmeye Başladık.” tarzında, devasa reklam yapılmıştır. Cübbe sarığın, ödül törenlerinin enhâsı, minhâsı anlaşılmıştır.
50 yıldır, bu işlerin içerisindeyim, bugüne kadar böylesine hoyratça, böylesine kabaca din, ilim, âlim, dinen mukaddes kabul edilen değerler siyasete, ticarete alet edilmemiştir.Mademki, dini, din ulemasını, dince mukaddes kabul edilen nesneleri ve değerleri böylesine siyasete ticarete alet ediyorsunuz, yaptığınız bu işin Yüce İslâm diniyle asla bağdaşmadığını da biz sizlere hatırlatalım.
İslâm hukukunda, olmayan bir mülkü, olmayan bir malı satmak “Bey-i Fasid’dir.Denizde balık, hasadı yapılmamış tarladaki ürün, ağacında meyve satılamaz.Tarlayı gösterip bu tarla üzerine yıllar sonra inşa edeceğini iddia ettiği daireleri, otel odalarını satmak da dinen Beyi Fâsid’dir.
Esas i’tibâriyle halen mevcut olmayan, ileride yapılması mutasavver, hayali daireler, otel odaları satmak en hafifinden dolandırıcılık olur.
Bütün bunlara rağmen, Saray’dan birer oda, birer karsoniyer almaya niyet edenler, aynı delikten bilmem kaçıncı def’a olarak Kral Kobra’nın sokmasına hazır olsunlar! Allah, şifalarını ihsan eylesin… Amiiiiiiiiin…


Mustafa Akkoca

13 Şubat 2012