Etiket arşivi: Fadıl Akgündüz

Jet Fadıl’ın oteline Cübbeli Ahmet Hoca’dan ‘caizdir’ fetvası

Jetpa Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fadıl Akgündüz, Caprice Gold Sarayı’nın önümüzdeki yıl Haziran ayında hizmete açılacağını söyledi
Otel şantiyesine kurulan bir çadırda gerçekleşen dua toplantısına, 34. Osmanlı Padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın 3. kuşak torunu Harun Osmanoğlu, Mustafa Özşimşekler hoca ve 5 bin’e yakın davetli katıldı.
5.000’e yakın misafirin katıldığı davet, Cübbeli Ahmet (Ahmet Mahmut Ünlü) Hoca’nın Aşir okumasıyla başladı. Daha sonra söz alan Caprice Grup Yönetim Kurulu Başkanı M.Fadıl Akgündüz, “Bundan 2 yıl önce 29 Mart 2011 tarihinde bulunduğumuz seviyeden tam 50 metre aşağıda, Caprice Gold’un temellerini atarken, Cübbeli Ahmet Hocamız gelmiş ve o temel atmayı gerçekleştirmiştik. Tabii ki bazı medya gruplarının ‘bu proje olmaz, bu hayali bir projedir’ demelerine rağmen, büyüklerimizin himmetleri ve sizlerin dualarıyla bugün binamızın kaba inşaatı yüzde 100 tamamlanmış ve cephe kaplamaları 4 ay içinde tamamlanacak ve önümüzdeki Şubat ayı içinde binamız inşallah hazır olacak” dedi.
Daha sonra tamamlanan inşaatla ilgili bilgiler veren Akgündüz, “Dünyanın en fazla demir kullanılan binası Caprice Gold. 165 bin 000 metrekarelik inşaatta, 44 bin ton demir kullanılmıştır. Normalde bu rakam, 10 bin – 12 bin olması gerekirken, Allahın izni ile depremlere tedbir alıyoruz. Takdir Allahü Teala’nın. Kıyamet olmadığı müddetçe dayanacak bir bina yapıldı burada. 50 metre aşağıdan 100 metre yukarıya kadar vidalanarak tek çubuklar halinde demirler bağlandı. Böyle sağlam bir saray yaptık. Nasıl ki ecdadımız Rumeli Hisarlarını asırlarca önce yapmış ve bugün ayakta duruyorsa, biz de bu kaleyi, Hocamızın ifade ettikleri gibi, İslamın bu Kalesi’ni böyle güçlü bir şekilde yaptığımız için programın takviminde bazı değişiklikler oldu. Ama proje ilerliyor. Sonuca doğru geliyoruz. Ve sizlerin de bugüne kadar olduğu gibi, destekleriyle Allah’ın izni ile hem bu projeyi bitireceğiz hem de devamında bazı yeni projeler olacak” dedi.


“BURASI, İSLAM ALEMİNİN MERKEZİ OLACAK”

Daha sonra sohbet bölümünde, Cübbeli Ahmet Hoca, İslami ilkelere göre hizmet sunacak otel yokluğundan dolayı Caprice Gold projesine temelinden beri sıcak baktığını ve gayesinin de reklam yapmak değil, İslama hizmet etmek olduğunu belirterek, burasının tamamlandıktan sonra, dünyada İslama hizmet eden tüm alimlerin kalesi olacağını belirtti.
Ünlü, “Buradan yer satın almak caiz midir? Ben size fetva veriyorum, caizdir. Önceden kira almanız da helaldır. Bunları internette yayınladık. Fetvanın detaylarını da anlattık. En son İsmailağa Fıkıh Heyeti ile de görüşerek, her dört mezhebe uygun hale getirdik. Ben sana al alma demiyorum. Emlakçılık yapmıyorum. Fetva soruyorsan, hocalık yapıyorum. Caizdir diyorum sana ben. Buradan ne beklentim var? İslam Aleminin alimlerinin tümünü çağırabileceğim, yatırabileceğim, yedirip içirebileceğim bir yerim olacak. Böyle bir Sarayımız olacak inşallah. Ben bu dertteyim” dedi.


28 ŞUBAT MAĞDURLARIYIZ


Daha sonra, kendisi ve Fadıl Akgündüz ile ilgili eleştiri ve karalama kampanyalarına cevap veren Cübbeli AHmet Hoca, “Fadıl Bey de 28 Şubat sürecinin mağduru. Bütün İslama bir çelme takıldı. Bu adamın bütün mallarına, mülklerine el konuldu. Hepiniz namaz kılan adamlarsınız. Elinizi vicdanınıza koyun da, öyle düşünün. Yapamıyorsunuz, edemiyorsunuz demeyin. Bakın izin verilen proje bugün bitmek üzere. Yeni projelere de izin alınacak inşallah. Ben de takip ediyorum. Ben de merak ediyorum. Ümmet meselesi bunlar. Şahıs meselesi değil. 28 Şubat mağduru bizlere karşı şu işi beceremediniz, bu işi beceremediniz, şura tıkandı bura kapandı demeye kimsenin hakkı yoktur. Bize yol verin bakalım da, yapmıyorsak o zaman konuşun. Allah rızası için iftira yapmayın. Müslümana iftira haramdır” diye konuşmasını tamamladı.

Mahmud Efendi’nin asrın müceddidi ilan edildiği toplantıdan düzenbazlık sahtekarlık fışkırıyor.


“Hâfıza-i Beşer Nisyan ile ma’lüldür,”

“İnsanlar arasında ilk unutan, şüphesiz ilk insandır“,“Evvelü’n – Nâsî, Evvelelü’n-Nas,”


Tam da yukarıdaki gerçeklere tıpa tıp uyan bir durum var, ortada..
Diğer pek çokları gibi, 1990’lı yılların sonlarında Avrupadaki gurbetçilerden yüksek seviye’de kâr payı vereceğini söyleyerek önemli miktarlarda para toplamış, otomobil pazarlama işine girmiş beş-altı ülkeden parçaları tedarik edilerek Malezya’da montajı yapılmış, Malezya yollarına göre dizayn edilmiş, toplama bir otomobil ithali gerçekleştirmiş, İslâmî hassâsiyeti olduğu iddia olunan çevrelerin kulaklarına şöyle fısıldanmış, “Yahûdî Sermayesi’nin ürettiği, kârları yurtdışına çıkarılan otomobiller yerine, bir İslâm ülkesinden ithal edilmiş, müslüman bir kardeşimizin otomobillerini tercih ediniz!”

Bu propagandaya aldananlar, ellerindeki Türkiye, Anadolu şartlarına uygun üretilen ve montajı Türkiye’de yapılan araçlarını yok pahasına satıp,”Müslüman Kardeşimizin” ithal ettiği araçları, peynir-ekmek alır gibi aldılar. Bu araçların yeterince yetkili servisleri, yedek parçası yoktu. Üstelik, bu araçlar bırakınız; Anadolu yollarını, Büyükşehirlerin nisbeten kasisli yollarında bile hareket edemez durumdaydı.
Müslüman Kardeşimizin” ithal ettiği bu araçları aldıkarı için fena halde pişman olmuşlardı, delikten zehirli bir akrep tarafından sokulmuşlardı. 
İnşaat işine girmişti. Topladığı paralarla tapusu bulunmayan en azından tapusu kendi şirketleri üzerine geçirilmeyen arsalar üzerine siteler kurdu, bu sitelerdeki daireleri çoğu dargelirli vatandaşlara topraktan maket üzerinden sattı. Bazılarına dairelerini teslim ettiyse de tapularını veremedi, bazılarına ise hiç teslim etmedi.
Güneydoğuda bir ilimizde yüzde 100 Türk sermayeli otomobil fabrikasını kuracağını yüzde 100 Türk malı otomobil üreteceğini reklam etti, hatta kendinde markalaştırdığı otomobilin protetipini televizyonlarda canlı yayınlarda tanıttı. Memleketine 10 bin kişilik istihdam sağlayacağını, ürettiği otomobilleri bütün islam alemine ihraç edeceğini, döviz girdisiyle memleketine milyarlarca dolarlık ekonomik katkı sağlayacağını söyleyerek, 2002’de milletvekili seçildi. Memleketine geldiği sırada dolandırıcılıktan tutuklandı.
Milletvekilliği düşürüldü. Hakkında; 494 ilâ 1255 yıl hapis cezası talep edildi. 1,5 yıl hapiste tutulduktan sonra 150 bin TL kefâletle salıverildi. 
Muhakeme neticesinde, 4 yıl 2 ay hapis cezası aldıysa da ceza evinde kaldığı müddet dikkate alınarak serbest bırakıldı. Hakkındaki da’va Mürûr-u Zaman nedeniyle 2008’de düşürüldü.bir müddet kendisini unutturdu. Yukarıda ifade edildiği gibi, “Hafıza-i beşer nisyanla ma’lüldür,” genel kuralından cearet alarak, İstanbul’da yeni ve söylendiğine göre pek büyük bir proje’ye baylamıştır.
Çok şükür; Memleketimizde tam bir teşebbüs hürriyeti mevcuttr. Elbette her Türk vatandaşı gibi bu zâtın da proje üretmek, diğer bütün proje sahibi vatandaşlarımız ibi projelerini tanıtmak hakkı da vardır.
Ancak, hiç bir kimsenin Dinimizi, dinimizce mukaddes kabul edilen mefhumları siyâsete ve ticârete çirkin bir şekilde âlet etme hakkı yoktur. 
Hâlen, çok çirkin iddialarla mevkûf bulunan bir zatın öncülüğündeki bir dernek ile reklâm ve illizyon dâhisi ve zât,“Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu,” adıyla sözümona, Uluslararası bir toplantı tertip etmişler. Toplantı, İstanbul’da, 5 yıldızlı bir otelin süperlüx salonlarında yapılmış, Toplantıya katılabilmek için erkeklerin, mutlaka cübbeli-sarıklı, kadınların çarşaflı gelmeleri talep edilmiş, sözde 42 ülke’den İslâm âlimleri katılmış. 
Daha önceleri bu kabil tanıtma toplantılarına frak giyerek, papyon takarak katılan ma’lûm zatın da, başına beyaz sarık takarak, simsiyah bir cübbe, baştan-ayağa simsiyah bir kisve giymiştir. Seksenli yaşlarında, şeker hastalağından fevkalâde muzdarip, iyi göremeyen, iyi duyamayan, yürüme güçlüğü çektiği için tekerlekli sandalye ile dolaştırılan bir hocaefendi’de, bu ticârete âlet edilmiş bu Lüks Otelin salonlarında dolaştırılmış, İslâm Âlimi oldukları, sadece kendilerinden menkûl, ya da mevkuf zât ile asıl tertibin sahibi zât tarafından pompalanan, 300’ü aşkın sözde ilim ve tasavvuf adamı “Hocaefendiye” İslâm’a Üstün Hizmet Ödülü vermişler.
İslâm Üstün Hizmet Ödülü’nün verildiği “Hocaefendi” Salonlara; tekerlekli sandalye ile getirilmiş, bu sırada etrafında iki çeşit koruma duvarı oluşturulmuş, korumalardan ba’zıları, sakallı, sarıklı ve cübbeli, ba’zıları ise takım elbiseliymiş…
Hocaefendi salona alındığında kargaşa olmuş, müridler arasında arbede yaşanmış…42 İslâm Ülkesi’nin hangi ülkeler olduğu mevzu’unda herhangi bir bilgi verilmiyor. 300 kadar âlim deniyor, fakat bunların kimler oldukları, ihtisas sahaları verilmiyor.
Şarlatan ve standupçu birisi tarafından sık sık, mürşid ve müceddid olduğu iddiası ortaya atılan “Hocaefendi” bu toplantıda bal gibi ticarete âlet edilmiştir. Hocaefendi, dünyada İslâm için ne yapmıştır ki, İslâm Âleminde 300’den fazla âlim ve mutasavvıf bir araya gelmişler, uzun uzun müzakere etmişler de, “Hocaefendi’yi, “İslâm’a Üstün Hizmet Ödülüne” lâyık görmüşler..Hadi Canım Sende! Siz âlemi kör ve sersem mi sandınız?Hani, “Kendin pişir, Kedin ye! derler ya!
“Âlim kisvesi giydirilmiş olanlar da bizden, ödülü hazırlayanlar da bizden, ödülü veren de bizden, ödülü alan da bizden. Biz, çok becerikliyizdir, Kendin pişir, kendin ye, formülünü dünya’da en iyi tatbîk eden de biziz…
Madem ki, “Hocaefendi’ için mürşid ve müceddid’dir, diyorsunuz, öyleyse kendisini niçin ve kimden koruyorsunuz? Etrafı Palankalarla, Elektrikli teller, köpekler ve silahlı muhafızlarla korunan “Şato”da oturtuyorsunuz?
Niçin dünya’nın en pahalı, Zırh’lı aracına bindiriyorsunuz?Dışarıya çıkardığınız zaman, niçin etrafında etten duvarlar örüyorsunuz?İrşada muhtaç, hidayete tâlip mü’minlerle, mürşid ve müceddid olduğunu iddia ettiğiniz birisi arasına bunca mania’yı niçin koyarsınız?
Yoksa, birileri sinsi sinsi, “Hocaefendi’yi enterne ederek onun adına malı mı götürüyor?Bu toplantıdan sonra meydana gelen vak’a’lar sonuncu ihtimali kuvvetlendirmekte, te’yid etmekte, isbat etmektedir.
İstanbul’da, Bayrampaşa’da, Otogar ve Hal Binası manzaralı, 7 yıldız’lı masallardaki saraylar gibi bir otel’in temeli atılmış ve Devremülk sistemi ile topraktan satışı için reklâm’lara başlanılmış.. Ama, nasıl Reklâm!? Bilgisayar oyunlarıyla, Petrodolar Milyarderi arap şeyh’lerini kıskandıracak Altın kaplamalı saray salonları, saray odaları gösteriliyor, reklâm’lar Televizyon kanallarında gösterilirken, Temel Atma Merasiminde, şimdilerde çok ağır ve çirkin iddialarla mevkûf bulunan bir zâtın okuduğu du’a kendi sesinden sık sık veriliyor.
Şehr’in en merkezî yerlerindeki Reklâm Pano’larında, “Dünya Âlim’lerinin Saygı Duyduğu Büyük Bir Âlimin Du’alarıyla 20 Mart’da Yükselmeye Başladık.” tarzında, devasa reklam yapılmıştır. Cübbe sarığın, ödül törenlerinin enhâsı, minhâsı anlaşılmıştır.
50 yıldır, bu işlerin içerisindeyim, bugüne kadar böylesine hoyratça, böylesine kabaca din, ilim, âlim, dinen mukaddes kabul edilen değerler siyasete, ticarete alet edilmemiştir.Mademki, dini, din ulemasını, dince mukaddes kabul edilen nesneleri ve değerleri böylesine siyasete ticarete alet ediyorsunuz, yaptığınız bu işin Yüce İslâm diniyle asla bağdaşmadığını da biz sizlere hatırlatalım.
İslâm hukukunda, olmayan bir mülkü, olmayan bir malı satmak “Bey-i Fasid’dir.Denizde balık, hasadı yapılmamış tarladaki ürün, ağacında meyve satılamaz.Tarlayı gösterip bu tarla üzerine yıllar sonra inşa edeceğini iddia ettiği daireleri, otel odalarını satmak da dinen Beyi Fâsid’dir.
Esas i’tibâriyle halen mevcut olmayan, ileride yapılması mutasavver, hayali daireler, otel odaları satmak en hafifinden dolandırıcılık olur.
Bütün bunlara rağmen, Saray’dan birer oda, birer karsoniyer almaya niyet edenler, aynı delikten bilmem kaçıncı def’a olarak Kral Kobra’nın sokmasına hazır olsunlar! Allah, şifalarını ihsan eylesin… Amiiiiiiiiin…


Mustafa Akkoca

13 Şubat 2012

Uluslararası İnsanlığa – İslama Hizmet Sempozyumu bahane, reklam şahane | Tam bir saat Caprice Gold reklamı yapıldı.

Vatan Gazetesi’nde Arif Taşkın imzası ile yeralan haber şöyle;

Geçen pazar günü İstanbul Yeşilköy’deki WOW Otel’de 3 gün süren Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu’nun ödül töreni yapıldı. 42 ülkeden yaklaşık 300 İslam aliminin katıldığı törende, İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’na İslam’a Üstün Hizmet Ödülü verildi. Doğal olarak törene, cüppeli ve sarıklı üç bini aşkın kişi katıldı.

Buraya kadar her şey olağan görünüyordu. Ancak bu cübbeli ve sarıklıların arasında öyle bir isim vardı ki, gazetecilerin ağzı açık kaldı. Bu, ‘Jet Fadıl’ adıyla bilinen Fadıl Akgündüz’den başkası değildi. Sempozyumda cübbe ve sarığıyla boy gösteren Jet Fadıl, gazetecilerin şaşkınlığına “Asıl bu kıyafetleri giymemek garip” diye cevap verdi.

Cüppe bahane, reklam şahane

Ancak sempozyum ilerledikçe Fadıl’ın asıl niyeti de anlaşıldı. Zira sempozyumun ana sponsorlarından biri, Akgündüz’ün son projesi Caprice Gold Otel’di. Yaklaşık 1 saat boyunca sinevizyon ekranlarında İstanbul Bayrampaşa’daki olacağı söylenen ve henüz yapımına başlanmayan Caprice Gold’un tanıtımı yapıldı. Konuşmaların çoğunlukla Arapça yapıldığı törende katılımcılara Caprice Gold’u tanıtan Arapça broşürler dağıtıldı. Broşürlerde sadece maketi olan projenin tanıtımına yer verildi.

Atalarımızın tarzı bu’ dedi 

Akgündüz, “Yeni pazarınız için mi böyle giyindiniz?” sorusunu ise, “42 ülkeden gelen İslam alimleri bu şekilde giyiniyorlar. Bunlar burada konuşulacak şeyler değil. Bu bizim özümüz. Atalarımıza bakınca, geçmişimize bakınca, bu giyim tarzı bir cemaatin giyim tarzı değil. İslam alimlerinden gelen kıyafetlerin hepsi aynı ise burada da giymek normal” diyerek geçiştirmeyi tercih etti.

33 milyon TL toplamış  

İstanbul Bayrampaşa’da Haziran 2010’da temeli atılan projeyle ilgili olarak 5 yıldızlı otel yapacağını söyleyen Akgündüz, daha kazık bile çakılmadan 1557 daireden 15 günlük devre mülkler halinde 1553’ünün satıldığını belirterek 33 milyon TL’nin üzerinde gelir elde edildiğini ve 2 yıl sonra projenin tamamlanacağını söyledi.

Yanıltma ilana ceza gelebilir   

Yurt dışında yatırımlarını anlatarak kendisine ortak aradığı toplantılara katılan bir vatandaşın suç duyurusu üzerine Fadıl Akgündüz, geçen Eylül’de İstanbul Mali Şube ekiplerince gözaltına alınmıştı. Akgündüz ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılırken, sahip olduğu Jetpa Holding’in ticaret sicil gazetesinde yayınlanan bir genel kurul ilanında faaliyette gösterdiği şirketlerinden ikisinin yıllar önce iflas ettiği ve bu nedenle hakkında işlem yapıldığı, Akgündüz’ün bu nedenle 6 aydan 3 yıla kadar ceza alabileceği öğrenildi.

750 lirası yok, otel yapıyor  

Fadıl Akgündüz, bir süre önce bir Jetpa mağdurunun icra takibine ilişkin icra müdürlüğüne sunduğu yazıda borcuna karşılık mal beyanı olarak arabasını bildirmişti. Mal varlığına ve banka hesaplarına ihtiyati tedbir konulan Akgündüz, “750 lirayı ödeyecek param yok” demişti. Ancak şimdi otel pazarlıyor.

Yenişafak OKUYOR   

Cüppeli Ahmet Hoca’nın, sempozyumda oturduğu koltuğunun altında Yenişafak gazetesini bulundurması dikkat çekti. Yenişafak, 29 Ekim’de Ataköy’deki bir spor salonunda ‘cüppeli-sarıklı’ bir sohbet programı yapmaya hazırlanan Cüppeli Ahmet’i manşetten provakatör ilan etmişti. Cüppeli bunun üzerine programı iptal etmişti.

Körler sağırlar birbirini ağırlar. Mahmud Efendi müceddidmiş…

Kendi sitelerinden alıntılıyoruz:

Mahmud Efendi Hicri 15.Asrın Müceddidi Olarak İlan Edildi.
Hindistan-Hayderabad Al Mahad Ul Aaali Ali İslami Üniversitesi ve Marifet Derneği tarafından İstanbul WOW otelde düzenlenen ve 2 gün süren Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu, Mahmut USTAOSMANOĞLU Efendi Hazretlerine “İslam’a Üstün Hizmet Ödülü” verilmesi ile sona erdi.

42 ülkeden ve tamamı Ehl-i sünnet olan 350 alim ve 6 bin kişinin iştirakiyle gerçekleştirilen sempozyum, büyük ilgi gördü.

Muhammed Avvame, Yusuf El-Kardavi (Video kaydıyla) ve Faruk Hamade gibi seçkin alimler konuşma yaptı.
Burada bir duralım;

1- İslam tarihi boyunca gelmiş geçmiş diğer müceddidlerin hiçbiri, zamanının alimlerinin seçimi ile müceddid olmadılar. Bu güne kadar böyle bir tiyatro görülmedi. Müceddileri Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) ruhlar alemindeyken seçmiştir. Müceddidlik seçimle değil, atama ile belirlenen bir makamdır. Daha gençlik yıllarında, kendini müceddid/mürşid zan ettiği ilk devirlerde bile Mahmud Efendi ikaz edilmiş ama bu ikazları dikkate almamıştır. Bunun üzerine, ilim sahibi bir gurup insan, Mahmud Efendi’nin yanına gitmiş, kendi talebelerinin yanında onu zor duruma sokmuştur. Bunun üzerine “Ben kendi camiinde, kendi halinde İslam’a hizmet eden bir hocaefendiyim. Benim bir mürşidlik iddiam yok. Bu, beni sevenlerin bana yakıştırmasıdır.” demek zorunda bırakılmıştır. Maalesef bu hallere bile düştüğü halde, yine de mürşidlik iddia etmeye ve kendisinin mürşid olduğuna inananlara zikir tarif etmeye devam etmiştir.
2- “Hepsi ehli sünnet alimleri” deniliyor. Hal bu ki en başta isimleri sıralanmaya başlayan kişiler bile ehl-i sünnet değil. Misal Yusuf el Karadavi… Kendini müceddid zan etmekte ısrar eden cami imamı Mahmud Efendi‘nin pek çok talebesi Yusuf el Karadavi’yi sapkın inançlarından ve ehli sünnet olmayışından dolayı tenkit etmiş ve reddiye yapmışlarken, Mahmud Efendi’nin bu yaptığına ne denilir? Karadavi gerçek yüzü için bakınız:Tıklayın

3- Alim oldukları iddia edilen 350 kişilik listenin içindeki pek çok kimsenin ulema sınıfından olmadığı görülüyor. Pakistan milletvekili, bilmem nerenin vali ya da belediye reisi bu müceddid seçen özel gurubun içindeler.4- Bu toplantıda, hakkında pek çok soruşturma yapılmış ve nihayet hapis cezası almış adı tokatlayıcıya çıkmış Jet Fadıl, en ön saflardadır. Ve kendini Müceddid ilan ettiren Mahmud Efendi, bu şahsın bu tiyatroyu organize etmesine, finanse etmesine ve bu arada yeni yaptığı otelini pazarlamasına müsaade etmiştir. Hal bu ki İslam ticaret hukukunda olmayan bir malın satılmasına izin yoktur. Kadı böyle bir alış verişi bozar. Bu nedenle olmayan devre mülkler, sadece proje aşamasındayken ya da sadece temel aşamasındayken satılamazlar. Bir kadının bile bileceği en zaruri fıkhi meseleyi müceddidimiz bilmiyor mu? Biliyorsa kendinin bile alet edildiği böyle bir yanlış ticarete neden ses etmiyor? 
5- Erbakan’ı halife, partisini de islami parti ilan eden, medreselerinden yetişip mezun olan mü’minlerin, samimiyetle bu küfür partisini İslami parti kabul etmesine ve bu küfür devletinde darül islam fıkhı tatbik etmeye çalışıp aciz kalmalarına, akıl almaz gereksiz sıkıntılar çekmelerine ses etmeyen müceddidimiz, genel evden vergi alan bir devletin İslam devleti olamayacağını, bu devletin küfür sistemine tabi bir partinin İslami olamayacağını, kadınların seçme ve seçilme haklarının olmadığını, erkeklerden ise sadece bilenlerin/çok seçkin bir azınlığın seçip seçilebileceğini yani burada bir tiyatro çevrildiğini bilemiyor mu? Bildiyse neden bu tiyatroya onlarca yıldır dahil oldu? “Bu devlet darül haptir” diyenleri -ki aralarında son şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi bile vardır.-  sert tenkit eden müceddidimiz neyin kafasını yaşıyor?

6- Hemen söyleyelim neyin kafasını yaşadığını… Ülkemizde İslami camianın çok iyi tanıdığı, İslami kültürü-bilgisi de olan meşhur psikoloğumuz Prof. Dr. Sefa Saygılı “Bu Mahmud Efendi benim hastamdı. Bana getirirlerdi. İlaç verir gönderirdim. 15 gün sonra kontrole geldiğinde beni ilk defa gördüğünü zan ederdi. Tanımazdı bile.” demiştir.

Yine cemaatin içinden olup, Mahmud Efendi’ye yakın kişilerden elde ettiğim bilgilerden biliyorum ki, Mahmud Efendi uzun yıllardır ilaç tedavisi görüyor ve herkes kafasına göre bir doktora götürüyor. Yani daha kendisini hangi doktora götüreceklerine kendisi karar veremiyor. 
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Prof. Dr. Sefa Saygılı’dan dinlediklerini, Yazar Ali Eren aktarıyor:
“Mahmud Efendi çok hasta ya.. Ama bayağı hasta…”

https://ok.ru/video/682518055594

Mehmet Fahri Sertkaya