Etiket arşivi: ABD

İnsanların akıl sağlığını bozan elektromanyetik silahlar ve dozerlerle canlı canlı gömülen Irak askerleri (Zihin kontrolü)

“Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” diyen Köroğlu, bu silahlar karşısında kim bilir ne diyecekti?

(…)

ABD Körfez Savaşında Bu Silahları Kullandı mı?

Yeni Düşünce Dergisi’nde Ali Rıza Saklı, 22 Ekim 1999 tarihinde ABD’nin, atmosferin iyonosfer tabakasını kullanarak askeri ve sivil amaçlar elde etme çalışmalarını ve bir dizi projenin son halkası olan HAARP projesini geliştirdiğini ayrıntılı bir şekilde yazdı. Yazıya göre lyonosfere gönderilen yüksek frekanslı radyo dalgaları ile lensler oluşturulduğu ve buradan sağlanan yansıtma ile; insanların akıl sağlığının bozulması, yer altındaki her şeyin gözlenebilmesi, bir bölgedeki haberleşmenin .durdurularak sadece ABD’nin haberleşmesine imkan sağlanması gibi çok önemli bazı sonuçların sağlanabiliyordu. Acaba bu tür imkanlar Körfez Savaşı’nda kullanılmış olabilir miydi?

Ard arda yapılan denemeler, bir taraftan yer istasyonları diğer taraftan uydu ve roket teknolojisi ile yapılan çalışmalar, 1991’de askeri maksatlar için kullanılabilir hale gelmiş miydi? ABD yüksek ve düşük frekans yaymak suretiyle kullanılan bu sistemi Irak’a karşı kullandı mı? Bu soruların cevapları kısmen yetkili çevreler tarafından verilmiş olmakla birlikte, olayın kapsamı konusunda tam bir açıklık yok.

Defence News Dergisi; “Hermes II Kullanıldı”

Savunma konularında yayın yapan Defence News dergisi 13-19 Nisan 1992 tarihli sayısında elektron ışın jeneratörü Hermes Il‘nin Çöl Fırtınası harekâtında kullanıldığını yazdı. Dergiye göre; Hermes II ile gönderilen X ve gamma ışınları ile nükleer bomba patladığında ortaya çıkarı ışık etkisi taklit edildi.

ABD savunma çevreleri, bu cihazın atom bombasını taklit ederek Irak tarafını korkutmak için; psikolojik üstünlük sağlamak amacıyla kullanıldığını açıklamakta beis görmediler. îyonosferle alakalı projelerle ulaşılan pekçok imkân, doğuracağı korkunç sonuçlar sebebiyle kolayca kamuoyuna açıklanabilir özellik taşımıyor. Bu sebeple kamuoyunda infial uyandırmayacağı tahmin edilen; “atom bombasının ışık etkisini taklit” gibi masum sayılabilecek bir hususun kamuoyuna açıklanması diğer güçlerin kullanılmadığı anlamına gelmemektedir. Tam tersine belki benzeri bir kısım, olayları perdelemek için dikkatleri başka yöne çekmeye de yarayabilir.

Hermes II’nin, NASA Uzay Laboratuvarı ve yüksek frekanslı diğer sistemlerin aynı anda belli bir noktaya yönlendirilmesi ile nükleer bomba etkisinin sağlanacağı da iddia edilmektedir. Bu iddia doğruysa, ABD’nin bu sistemleri kullanarak atom bombasının sadece ışık etkisini değil, tahribat etkisini de kullanmış olması ihtimal dahiline girecektir.

Dozerlerle Gömülen Irak Askerleri

Körfez Savaşı, başta CNN olmak üzere Batılı haber kaynakları tarafından tek yanlı olarak kamuoyuna sunulmuş ve toplum sanki bir atari oyunu izliyormuş gibi hissettirilmişti. Tek taraflı bir propaganda perdesi arkasında neler olup bittiği tam olarak hiçbir zaman kamuoyuna yansıtılmadı. Irak tarafı da kendine özgü sebeplerle bu yönde fazla bir açıklama yapmadı.

Çöl Fırtınası harekâtından bir süre sonra ABD basınında yer alan bir olay, kamuoyunun tepkisine sebep oldu. Buna göre Körfez Savaşı’nda ABD canlı Irak askerlerini dozerlerle gömmüştü. Bu iddia Türk basınında da bir-iki köşe yazısına konu edildi ama üzerinde fazla durulmadı. Çünkü konu ile ilgili ayrıntılı bilgi alma imkânı ne ABD basınında vardı ne de başka bir yerde…

ABD’nin Yıldız Savaşları Projesi’ni 1991’de Körfez’de denedikten sonra 1993’te HAARP adlı yeni bir proje ile büyük bir yatırıma giriştiği biliniyor. lyonosferin kullanımı ile ilgili böylesine büyük bir yatırımın Körfez savaşının hemen akabinde; 1993’te başlatılması, yapılan denemenin Hermes II ile sınırlı kalmadığı sonucuna bizi götürmektedir. Demek ki deneme başarılı olmuş ve bu sahada büyük bir yatırım yapılmıştır.

İyonosferle ilgili projelerin insanların aklını bozma; beynini işlemez hale getirme gibi güçleri düşünülünce, ister istemez dozerlerle gömülen Irak askerlerinin bu şekilde aptallaştırılmış olabilecekleri akla gelmektedir. UlaşıIan sonucun ürkütücü olması ve Kamuoyundada büyük tepkilere sebep olması ihtimali karşısında “delilleri”(!) dozerlerle gömerek yok etmek mecburiyeti duymuş olabilirler.

Irak askerlerinin bir paket bisküvi, gofret vb alabilmek için ABD askerlerinin ayaklarına kapandıklarını, çizmelerine sarıldıkları iddia edildi… Bu askerlerin de uzaydan gönderilen radyo-frekans dalgaları ile aptallaştırılmış olmaları elbette akla gelmektedir. Aksi halde, ne kadar idealsiz olsa dahi eğitim almış askerlerin bu duruma düşmesi başka türlü izah edilememektedir.


Irak Haberleşmesi Durdu; ABD’ninki Çalıştı

îyonosfer üzerindeki çalışmaların, belli bir bölgedeki bütün haberleşmeyi durdurma, ama sadece ABD’nin haberleşmesini sağlama imkânı verdiğini hatırlayacaksınız. Körfez savaşının özellikle kara harekâtının yapıldığı son döneminde, Irak haberleşmesinin tamamen durduğu ve ileri hatlarla cephe gerisi arasında hiçbir iletişim kurulamadığı biliniyor. ABD’nin haberleşmesini eksiksiz yerine getirdiğini söylemeye herhalde gerek yok…

O sırada HAARP projesi henüz başlatılmamıştı, ama ABD’nin iyonosfer üzerinde benzeri çalışmaları mevcuttu. Bunlardan biri Güneş Enerjili Uydu Projesi (SPS) iken, bir başkası NASA’nın Uzay Laboratuvarı idi. Bu ve benzeri çalışmalar, ABD’ye, bir bölgedeki bütün haberleşmeyi durdurma imkânı vermiş olabilir diye düşünüyoruz.

Körfez Savaşı esnasında ABD’nin bölgedeki hava şartlarını değiştirme, belli noktalara yüksek enerji aktarımı gibi diğer hususları kullanıp kullanmadığını bilmiyoruz. Ancak ifade ettiğimiz şüpheler, iyonosfer kaynaklı güçlerin Hermes II’nin çok ötesinde savaşta kullanıldığı intibaını vermektedir.


Savaşa Katılan ABD Askerlerinde Körfez Hastalıkları

Yapılan araştırmalarda Körfez Savaşı’na katılan ABD askerlerinde diğerlerine oranla daha yaygın tıbbi, psikolojik ve psikiyatrik sorunlar tesbit edildi. Depresyon, çeşitli psikolojik so-runlar, kronik yorgunluk, adale ağrıları, baş ağrıları, hafıza kayıpları ve nefes alma sorunları gibi bir dizi rahatsızlık savaşa katılanlarda sık olarak görülmektedir. Bu rahatsızlıklar savaşa katılan herkeste standart olarak bulunmadığından bir Körfez sendromundan ziyade Körfez hastalıklarından bahsetmenin daha doğru olacağı yetkililerce ifade edilmektedir.

Ölüm oranları bakımından da Körfez’de savaşanların diğerlerine nazaran önde oldukları açıklandı. Körfez Savaşı’na katılanlardaki ölüm oranının yüksek olması, tıbbi rahatsızlıklar sebebiyle değil, dikkat azlığı ve sair sebeplerle kaza yapmaları ile ortaya çıkmıştı. Savaş sonrasındaki iki yıl özellikle otomobil kazaları sebebiyle ölüm oranlarının yükseldiği ifade edildi.

ABD askerlerini neyin hasta ettiği konusunda yapılan araştırmalardan bir sonuç alınmış değildi. Hastalık sebebini bulmak üzere ABD Başkanı tarafından kurulan komite stres üzerinde durdu. Bunun yanında; biyolojik savaş unsurları, kimyasal savaş unsurları, uranyum, bulaşıcı hastalıklar, petrol ürünleri, pridostigmin bromid, petrol kuyusu yangınlarının dumanları ve askere uygulanan aşılar gibi bir dizi muhtemel etki dile getirildi, ancak hiçbiri hastalık etkeni olarak ilan edilmedi.
İyonosferik uzay silahlarının insanlar üzerindeki olumsuz etkileri bilindiğine göre, acaba ABD askerlerini, savaşta kullanılan bu silahlar etkilemiş olamaz mı? Rahatsızlıkların önemli bir bölümünün psikolojik olması, hafıza kaybı, dikkat dağınıklığı ve yoğunlaşamama gibi ruhsal ve mental temellere dayanmaları yüksek frekans dalgalarının etkileri olabileceklerini akla getirmektedir.

Sonuç

insan sağlığı ve düşünme yeteneği üzerinde etkili olan silahların devreye girmesi ve bunların uzaydan doğrudan hedefe yönlendirilmesi ile savaş teknolojisinde yeni bir döneme girilmiş olmaktadır. Teknoloji geliştikçe, geliştirilen kitle imha yöntemleri giderek daha çok ahlâki boyuttan uzaklaşmakta ve insan soyunu tahribe yönelmektedir.

Körfez Savaşı’nda bu tür metotlar denendikten iki yıl sonra, 1993’te büyük bir yatırım yapılarak HAARP projesinin başlatılması ahlâki olmayan yöne doğru gidişin süreceği anlamına geliyor. “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” diyen Köröğlu, bu silahlar karşısında kim bilir ne diyecekti?


(Agharta – Elektromanyetik Savaş Başladı – Aydoğan Vatandaş – Timaş ) 

Piri Reis gerçekleri…

-Meşhur haritayı Süleyman peygamber mi çizdirdi?

– Piri Reis’in haritası ancak uzaydan fotoğraflama tekniği ile mi çizilebilir?

– Piri Reis, Antarktika’da buzulların altında kalan ve havadan bile gözükmeyen kara parçalarını nasıl çizdi?

– Piri Reis’in haritasının aslı elimizde mi, yoksa ABD haritaya el mi koydu?

– Piri Reis haritası aslında 16 parça mı?

– Piri Reis, bu haritanın çiziminin ermiş işi olduğunu, kendisine de Süleyman peygamberin çizdirdiğini söyledi mi?

– Hz. Zülkarneyn (İskender-i Zülkarneyn ya da Büyük İskender diyenler de vardır.) ve Hz. Süleyman zamanında insanlık bu gün olduğu gibi çok ileri teknoloji seviyesinde miydi? Uzaya gidilebiliyor, fotoğraflama yapılabiliyor muydu?

– Piri Reis’in haritası Antarktika’nın buzullarla kaplı olmadığı milyonlarca yıl önce mi çizildi?

– Ünlü hattat Faruk Başar, kendisine hazırtlattırılan sahte Piri Reis haritasını anlattı. 

– “Piri Reis haritasının şifresi” isimli eserin yazarı Metin Soylu ilginç bilgiler anlattı.

1.Bölüm

2.Bölüm

İlk yayın tarihi: Ağustos 2014

Mehmet Fahri Sertkaya

Öldürülmeseydi Başkan Kennedy’nin UFO sırlarını basın toplantısı ile açıklayacaktı.

Yeni kanıtlar ortaya çıkardı ki, Monroe, John Kenedy’nin kaza yapan UFO’yu gördüğünü ifşa etmeyi planlıyordu.

Yakın zamanda serbest bırakılan kanıtların desteklediğine göre, 4 Ağustos 1964’teki Şüpheli ölümünden kısa bir zaman önce, Marilyn Monroe ve arkadaşlarının dinlenen telefonları ve CIA’den sızan bilgiler birbirini destekliyor

Telefon dinleme belgelerine göre, Monroe, Başkan Kennedy’nin kendisine bahsettiği ve açıklanmayan hava kuvvetleri faaliyet merkezine yaptığı ziyarette gördüğü, kaza yapmış bir UFO hakkında basın toplantısı vermeyi planlıyordu

Monroe’nun telefon dinleme belgeleri, ilk defa 1992 de bir UFO araştırmacısına sızdı. Ve 1994 te ortaya döküldü.

Bu, CIA tarafından gerçektir diye onaylanmadı ve tartışmaya açık olarak kaldı

Bu, dün ortaya çıkan yeni kanıtlar gösterdi ki, sızan dokümanlar 1963 te CIA nın kullandığı gizli belgelere çok yakındı

Ya birisi, Monroe öldüğü zaman kuralları çiğneyip CIA’nın standard belgelerini taklit etti ya da CIA’nın bilgi rapor formunu bu gizli belgeler için kullandı. Ya da, Monroe’nun arkadaşları ile olan telefon dinleme belgeleri gerçekten gizli belgelerdi.

Bu, 3 Ağustos1962 tarihli CIA nın dinleme belgelerine göre Monroe nun Kennedy ve UFO hakkında söyleyecek bilgisi olmalı.

Rothberg, çok defa söyledikleri ile bunun altını çizdi ki Monroe’nun çok söyleyecek sırrı vardı, Şüphe yok ki bu durum Monroe ile Başkanın ve yetkili generalin aralarındaki güvenden geliyordu. Böylesine alelade sırda bile başkan tarafından Uzaydan gelen şeyleri teftiş amacıyla gizli bir hava üssünde ziyaretinden bahsedebiliyor.

Bu konu ile ilgili yetkili general, defalarca başkanı ve kardeşini, Monroe’ya karşı umursamaz tavırları yüzünden uyardı ve şikayet etti

Monroe, “Basın toplantısı düzenleyip, bütün bildiklerimi anlatırım.” diye tehdit etti

Outpost Forum Gazetesi’nden CIA nın istihbarat raporunu keşfeden Lee Nicholson…

“Lee Nicholson, 14 nisan tarihli Forum gazetesinde, CIA’in elektronik okuma salonunu gezdikten sonra ne bulduğunu tarif etti:

Bu makaleyi araştırma sürecinde, elimizdeki sorgulama belgesinde görülene benzer yazı örnekleri bulmak amacıyla, 1960’ların belgelerine bakarak, CIA’in elektronik okuma salonunda birkaç saat geçirdim

Malum konu başlığı ile 18 mart 1963 tarihli CIA Bilgi raporu keşfettim.”

Sovyet roket fırlatma projesi

16 temmuz 2011. Deşifre edilen bu orjinal CIA bilgi raporu, Marilyn’ın sızan belgesi için şekil ve sunum itibarı ile neredeyse mükemmel bir uyum…

Nicholson, Gizli CIA belgeleri ve Monroe’nun dinleme belgelerini karşılaştırarak yeni gerçekleri gün ışığına çıkarmaya devam etti,

“Aslında sıkı bir karşılaştırma ile bazı yeni gerçekler derlendi.

Öncelikle, Biz şimdi görebiliriz ki her iki belge de tıpatıp aynı harf formunu yada bilgi şablonunu kullanmış.

Muhtemelen bu yazar sınıflandırma ve dağıtılmadan önce, bu boş formlar yığınını ilgili bilgiyi eklemek için bir daktilo içine yerleştirmişti.

Biz de görebiliriz ki her iki döküman da aynı yazı karakterini içeriyor. Bu da 1960’larda IBM daktilolarında yaygın olarak kullanılan “Courier” tipi…”

Nicholson daha sonra 1963 te deşifre olunan bilgi raporu ile Monroe’nun dinleme kayıt belgeleri arasında bazı paralellikler tarif etti. Kendisinin vardığı sonuç ise her iki belgenin bir birine çok yakın olduğu ve Monroe’nun belgelerinin gerçek olduğu…

Monroe’nun dinleme belgelerinin yansımalarının varlığı ise hakiki ve şaşırtıcıdır. Bu, onun ölümünden sadece bir gün önce ortaya çıktı ki, Monroe Başkan Kennedy’nin gizli UFO hakkında ona söylediklerini açığa vuracağı bir basın toplantısı planlıyordu.

Gerçek olan o ki, CIA onun telefon görüşmelerini ve dinleme belgelerini takip ediyordu, ve bu CIA’ i UFO lara ilişkin bilgileri örtbas etmek için onun şüpheli ölümünden sorumlu tutar.

Bilindiği üzere Monroe, hiç beklenmedik şekilde, bir gün aşırı miktarda uyku ilacı yutmak suretiyle ölmüştü ve ölümü üzerinde her zaman kuşkular ve soru işaretleri mevcuttu.

Ve yine bildiğiniz üzere uzun süre gizleme politasından sonra FBI, Rooswell’e 1947 yılında gerçekten UFO düştüğünü kabul etti ve o tarihlerde tutulan raporları kamuya açtı. PAYLAS:    

“Bu evrende sadece dünyanın ve bizim olduğumuzu düşünmek çok kibirli bir tutum.”

Uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi Anousheh Ansari, evrenin büyüklüğüne dikkati çekerek, evrende başka canlıların da olduğuna inandığını söyledi.

Ansari, dünya dışı yaşama ilişkin soru üzerine, “Orada birileri olduğuna inanıyorum çünkü, oraya baktığınızda evrenin ne kadar büyük olduğunu görüyorsunuz. Milyonlarca yıldız, milyarlarca galaksi var. Bu evrende sadece dünyanın ve bizim olduğumuzu düşünmek çok kibirli bir tutum. Eminim ki bu evrende başkaları da var, ama ben oradayken kapımı çalmadılar” cevabını verdi.

18 Eylül 2006’da uzaya giden, Uluslararası Uzay İstasyonu’nunda kalan ve bu hareketiyle uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi unvanını da alan Ansari, “Uzaya uçuşların başladığı şu son 50 yıllık dönemde uzaya giden 52 kadından biri olduğum için kendimi şanslı addediyorum” dedi.

Yolculuğunu “olağanüstü bir deneyim” olarak tanımlayan Ansari, “Evrendeki o kadar şey arasında ne kadar küçük varlıklar olduğumuzu görme fırsatım oldu. Aynı zamanda büyük bir sistemin parçası olmak da harika bir his. Hayata farklı bir yönden bakmanızı sağlayan bir deneyimdi bu” diye konuştu.

Ülkeler ve sınırlar yok

Dünyayı uzaydan gördüğünde kendisini en çok etkileyen şeyin insanlığın belirlediği sınırların görülemiyor olması olduğunu belirten Ansari, “Evrendeki tek evimizi, dünyayı, nasıl koruyacağımızı düşünmeliyiz” dedi.

Şu anda özel sektör firmalarının uzaya yönelik çalışmalarında yer alan Ansari, insanlığın geleceğinin uzayda olduğu belirtti:

“Bütün kötülüklerin temelinde kaynak yetersizliği bulunuyor. Değerli metaller, enerji ve yaşamak için gerekli her şey uzayda bol miktarda bulunuyor. Eğer bu kaynakları kullanmak için barışçıl ve güvenli yollar bulabilirsek, buradaki birçok gerilim azaltılabilir”

| CNN Türk

ABD UFO’ların varlığını neden gizliyor? | ABD başkanı Eisenhower uzaylılarla üç kez görüşüp anlaşmış


34’üncü ABD Başkanı Eisenhower’ın üç kez uzaylılarla toplantı yaptığı iddia edildi. Başkan’ın danışmanı Timoty Good, uzaylılarla telepatik iletişim kurduklarını söyledi

Eski ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’ın telepati yöntemi ile iletişim kurduğu uzaylılarla 3 toplantı ve bir anlaşma yaptığı öne sürüldü. Eski hükümet ve Pentagon danışmanı İngiliz yazar Timoty Good, yıllardır dolaşan söylentiyi tekrar gündeme taşıdı. BBC2 televizyonunda Frank Skinner’ın sunduğu programa katılan eski danışman Good, 34’üncü ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’ın en az üç kez uzaylılarla toplantı yaptığını öne sürdü. Good, FBI ajanlarının telepati yöntemi ile iletişim kurduğu uzaylılarla gerçekleşen toplantıların New Mexico’da bulunan hava üslerinde gerçekleştiğini iddia etti.

ANLAŞMA BİLE YAPMIŞ!

Good, 1953-1961 yıllarında görev yapan Eisenhower’ın güçlü şekilde uzaylıların varlığına inandığına anlattı. Uzaylıların resmen ya da başka yoldan dünyada birçok kişi ile iletişim kurduğunu belirten Good, başkan Eisenhower’ın 1954 yılındaki uzaylılarla toplantısının New Mexico’daki Holloman Hava Üssü’nde gerçekleştiğini kaydetti. Eski başkanın bu toplantıların birinde “Yabancı griler” adı verilen bir ırkla anlaşma yaptığını da anlatan Good, anlaşmanın ayrıntıları hakkında bilgi vermedi. Good ayrıca birçok ülke hükümetinin uzaylılarla yıllardır devam eden iletişimlerinin bulunduğunu kaydetti. Eski başkan Eisenhower 1969’da 78 yaşında yaşamını yitirdi. Emekli New Hampshire eyalet temsilcisi Henry McElroy Jr ise 2010 yılında eski başkana uzaylılar hakkında yazılmış bir belge gördüğünü açıklamıştı. McElroy yayınladığı video kaydında eski başkana “uzaylıların ABD topraklarında olduğu ve onlarla görüşebileceğinin” yazıldığını öne sürmüştü. McElroy, belgede uzaylıların zarar vermek için ABD’de olmadıklarının ve endişe duyulmaması gerektiğinin de vurgulandığını kaydetmişti. 

(Sabah, 18.02.2012)  

ABD’li askeri yetkili ölüm döşeğinde itiraf etti: ABD Roswell’e düşen UFO’yu gizledi

Amerikalı eski bir askeri yetkili, 60 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen cismin içinde uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf etti.

O dönemde üssün halkla ilişkiler subayı olan ve geçen yıl ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu “kazada” ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etti.

O zamanlar UFO iddialarını yalanlayan Haut, mektubunda üs komutanı Albay William Blanchard’ın kendisini 84. no’lu hangara götürdüğünü, 5 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde, yumurta şeklindeki metalik uzay mekiği ile 120 cm boyunda, büyük kafalı iki uzaylı cesetini gösterdiğini yazdı. Haut, yufka kadar ince olmasına rağmen demirden daha sert duran malzemenin dünya dışından geldiğine emin olduklarını söyledi.

Haut, mekikten elde edilen üstün teknoloji sayesinde gece görüş gözlükleri, lazer, entegre çip, casus uçak, Kevlar tipi kurşun geçirmez malzeme gibi ürünlerin geliştirildiğini iddia etti. Roswell UFO’suyla ilgili iddialar şimdiye kadar hep reddedilmişti.

(Hürriyet)

Hitler Almanya’sının Ay yolculuğuna kimler mani oldu?

ALMANYA’NIN YERİNİ ABD’NİN ALMASINI KİMLER SAĞLADI?


ABD dokuz yıl içinde Ay’a gideceğini ilan ettiğinde bir bilgisayarı bile yoktu. Sanayi alt yapısı da yoktu. 

1950’lerin sonuna doğru gelindiğinde bile ABD gerçek anlamda bir sanayi üstünlüğüne hatta sanayi alt yapısına sahip değildi. Genel anlamda bir bilim üstünlüğüne de sahip değilken nasıl bu kadar iddialı oldu ve kısacık sürede başardı?

Bu soruya verilebilecek bir kaç cevap var:

1- Hitler mağlup olunca ele geçirilen Nazi bilim adamları ki aralarında ciddi oranda Musevi bilim adamları da vardı, ABD’nin yapacağını iddia ettiği şeyleri kesinlikle yapabilecek duruma çoktan gelmişlerdi ve ABD bu bilim adamlarını kendi menfaatleri için çalıştırdı. NASA’nın gönderdiği roketleri bile Alman bilim adamı Wernher von Braun tasarladı. (Fotoğrafta Wernher von Braun görülüyor)

2- 1947 yılında ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell kasabasına düşen bir UFO, ABD’nin teknolojik gelişimi için bir dönüm noktası oluşturdu. ABD ordusu ve bilim adamları bu UFO’dan sağ olarak kurtulduğu iddia edilen iki dünya dışı canlıdan çok yüksek teknik sırlar aldılar. Ayrıca düşen bu ve başka UFO’lardan “Tersine mühendislik” ile çok ciddi teknik keşifler yaptılar. Meşhur 51. bölgeyi, çok yüksek bir para gücü ayırarak bu işler için kurdular. Geçtiğimiz yıllarda ABD’de transistörün gelişim sürecinin mantıklı olmadığı ve sanki bir anda birilerinden transistör yapmayı öğrendikleri şeklinde tartışmalar çıkmış hatta bu tartışmalar sonrasında transistörü bulduğu iddia edilen şirketin yargıya sevk edilmesine bile sebep olmuştu.

3- Hem birinci madde hem de ikinci madde gerçek. ABD başta Nazi bilim adamları olmak üzere, aynı Hitler’in yaptığı gibi dünyanın dört bir tarafından parlak zihinleri, araştrımacıları, bilim insanlarını, üstün yetenek sahiplerini sessizce topladı. Bununla beraber dünya dışı yaşama ait canlılardan ve UFO’lardan da pek çok teknolojiyi çaldı.

Ve bu şekilde bir hiç olan, doğru düzgün bir millet-ulus bile olmayan, asla dünyanın süper gücü olamayacak olan ABD dünyanın süper gücü haline geldi. Aslında getirildi.

Çünkü meselenin asıl temeli daha da farklıydı. Hitler’i önceleri destekleyenler, yükseltenler, para gücü verenler, siyasi güç verenler, hava kuvvetlerini kuranlar, onu Führerliğe/Başbuğluğa çıkartanlar, hep bankaların, radyoların, gazetelerin ve ciddi sanayi firmalarının sahipleri olan masonlar ve Siyonistlerdi. Hitler de anne tarafından bakılınca çeyrek Yahudiydi. Hitler Hitler olana kadar bu gurupların tam merkezindeydi ve çok çeşitli Siyonist Masonik yapılanmalara üyeydi. 
Ona bu kadar destek verenlerin hedefleri, Hitler ve Almanya vesilesi ile dünyayı yeni bir düzene sokmak, politik sorunları aşmak ve kurulmuş ama ilan edilememiş İsrail’i resmen ilan etmekti. Bu arada dağınık haldeki Yahudileri de İsrail’de toplamaktı.

Planda çok çok başarılı şekilde ilerlerken, beklenmedik şekilde Hitler’in İslam’ı seçip Müslüman olması her şeyi tepetaklak etti ve aynı derin güç, gölge hükümet, Gizli Yahudiler, Siyonistler, Hitler’in mağlup olmasını, Almanya’nın bu kadar emeklerine, mücadelelerine, oyunlarına rağmen kaybetmesini ve yerini de ABD’nin almasını istediler. Buna mecbur kaldılar ve o zamana kadar Almanya için yaptıkları ne varsa, çok daha fazlasını ABD için yaptılar. Hitler planı bozmasaydı ABD değil Almanya süper güç olacaktı, İsrail’i ABD değil Almanya koruyacaktı, uzaya da ABD değil Almanya yani Naziler çıkacaktı.

Zaten son yapılan araştırmalar ile meydana çıkan ilginç gerçekler gösteriyor ki Hitler’in ve Nazilerin planlarında Ay’da koloni kurmak bile vardı.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Nükleer silahları UFO’lar devre dışı bırakıyor.”

Pilot Robert Salas ile sessizliklerini bozmaya karar veren 6 eski ABD hava kuvvetleri subayının, üsler üzerinde uçan UFO’lar hakkında Amerikan hükümetinin gizli belgelerini de içeren ayrıntılı açıklama yapmaları bekleniyor. 

Daily Mail’in haberine göre Salas (yanda), 16 Mart 1967’de, Montana’daki Malstrom hava üssünde ilk elden böyle bir olaya tanık olduğunu, görevdeyken bir uçan nesnenin üs üzerinde dolaştığını gördüğünü ve bunun üzerine 10 nükleer füzenin devre dışı kaldığını anlattı.
Bundan bir hafta sonra aynı olayın bir başka üste tekrarlandığını belirten Salas, ABD ordusunun nükleer üsler üzerinde uçan bu nesneler hakkında yalan söylediğini, bunu kanıtlayabileceklerini iddia etti.

Albay Charles Halt da, İngiltere’de nükleer silah bulunduran birkaç üsten biri olan, İpswich yakınlarındaki RAF Bentwaters’da 30 sene evvel UFO gördüğünü söyledi. Halt, uçan nesnelerin üsse ışın huzmeleri yaydığını, daha sonra askeri radyoda uzaylıların nükleer depoya indiğini duyurduğunu belirtti.

Halt, “ABD ve İngiltere gizli servislerinin, gerek o zaman gerekse şimdi, herkesin iyi bildiği dezenformasyon yöntemlerini kullanarak, RAF Bentwaters’da olanların önemini azaltmaya çalıştıklarına inandığını” söyledi.

Pilotlar, 2003 gibi yakın bir tarihte de olan uzaylı müdahalesiyle ilgili 120 eski askeri personelin tanıklığını kanıt olarak göstereceklerini ve yetkililerden uzaylıların dünyayı ziyaret ettiğini artık kamuoyuna açıklamalarını isteyeceklerini belirttiler.

Dün, Birleşmiş Milletler’in, Dünya’yı ziyaret etmeleri durumunda uzaylılarla ilk teması sağlayacak özel bir elçi atayacağı açıklanmıştı. BM’nin pek az bilinen Dış Uzay İşleri ofisinin Başkanı Malezyalı astrofizikçi Mazlan Osman’ın gelecek hafta düzenlenecek bir bilimsel konferansta bu göreve getirildiğinin açıklanması bekleniyor. (aa – 27-09-2010)