Etiket arşivi: Uzaylılar

Bu varyant çok tuhaf davranıyor

Omicron varyantı sanki yayınlarımdan korktu. Ya da hükumetler omicron varyantını da kısıtlayabiliyorlar, kontrol edebiliyorlar. Ya da meydanda bütün insanlığı ayağa kaldıracak kadar vahim gerçekler var.

Öyle bir panik havası oluşturulmuştu ki koronanın ilk zamanları gibi haller geri gelecek diye herkes emin olmuştu. Yine mason tarikatı üzerinde birleşen türlü kara paracı güç unsurları, ellerindeki her imkanı seferber etmeye başlamışlardı.

“Organize şekilde kara para işi yapan malum devletlerin kara paraları azaldı ve bu sözde varyant da kara para temini için yeni yöntem. Yine organları için çok yüksek sayıda insan öldürülecek” dedim diye omicron varyantı anlaşılan bana çok kızmış. Çok darılmış, artık oynamayacakmış, oyundan çekilmiş. Ya da biraz uyuyup geri gelecekmiş. Ya da kafası karışmış. Yani bir sorun varmış ama bilmiyorum ne imiş…

Kısıtlamalar, kapanmalar beklendiği gibi hızla artmadı, hükumetler bir şeyden korkar gibiler, basın ve medya faaliyetlerine kadar her şey bir tuhaf… Şu biyonik robot doktorlar, yazarlar ve bakanlar haricinde dünya insanlığından bu adice, bu sadistçe projelere hizmet edenlerin sayısı çok az kaldı. Bu kanlı oyunda bu güne kadar vazife almış herkes, insanlığın bu oyunu anladığının farkında… Herkeste bir yargılanma hatta yargılanmadan linç edilerek öldürülme korkusu var.

Aslında benim istediğim bu değildi. O kara paracı devletler/hükumetler inat etmeliydi, dayatmalar yapmalıydı, her gün biri kısıtlamalara ve kapanmalara geçmeliydi ve ben dünyanın her yerinde insanları sokağa dökecektim. Aynı anda Ankebut Ağının onlarca dev firmasını ve hükumetini yok edecektim.

Nasip… Belki uyanır gelir ya da korkularını yener gelir şu omicron… Öyle kaçak güreşmeyi terk eder.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya insanlığı ahmak yerine konuluyor

İnsanlarla adeta dalga geçiliyor. Nerede ise her gün bir yerlere sözde göktaşları düşer oldu. Son aylarda Türkiye’ye bile onlarca ne olduğu bilinmeyen nesne yanarak düştü. Kaç kere yazdık, dikkatleri çektik. Yine de bunların nerede ise hiçbirine dair kale alınır incelemeler, soruşturmalar, açıklamalar yapılmadı. Bunların göktaşı olup olmadıkları hala kesinlik arz etmiyor. Bir ülkeye, birkaç ay içinde alevler yayarak onlarca nesne düşer de nasıl olup da ciddiyetle araştırılmaz, soruşturulmaz. Bunların uçan daireler olup olmadığını, düşman unsur olup olmadıklarını nasıl bilebileceğiz.

Ülke güvenliği bu kadar basite alınamaz. Son iki aydır Trakya bölgesinde, hususiyle de Tekirdağ’da çok sayıda olağan dışı hadise gözlendi. Yüksek sayıda insan uçan daireler gördü. Denizler, sahiller bir tuhaf… Kuşlar topluca ölüyor. Ekinler, tarlalar anormal… Su kaynakları, bilimsel izahı yapılamayacak surette ve hızda yok oluyor. Mevsimler birbirine girmiş. Çok sayıda ilçeyi etkisi altına alan bir koku duyuluyor ama üzerine günler geçtiği halde ne olduğuna dair kale alınır bir açıklama yapılmıyor. Türkiye, düşman unsurların organize saldırıları ile akıl almaz felaketlere sürükleniyor. Hala uçan dairelere karşı lazer silahları bile kullanılmıyor. Bu gidiş nereye, iktidar nereye, kimlere hizmet ediyor?

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu yoğunluğun arasında, kafamdaki bir projeyi daha anlatacağım

Bu yoğunluğun arasında, kafamdaki bir projeyi daha anlatacağım. Tamamen temsili görseller kullanacağım. Görsellere hiç takılmayın, sadece fikir alın, asıl olarak yazdıklarıma odaklanın. Hızlıca yazıp paylaşarak aradan çıkartacağım.

Ne diyorsunuz?

Eee, ne diyorsunuz, TIR’ların, trenlerin, uçakların sayılarının çok azaltılmasının vakti gelmedi mi?

Daha önce de ufaktan bir çıtlatmıştım bir yazımda… Olağan akışta TIR’lar çoktan tarihe karışmış olacaktı. Lakin insanlığın faydasının değil de cebini haksız, hukuksuz şekilde doldurmanın peşinde olan Ankebut Ağı mensupları, binlerce faydalı şeye izin vermedikleri gibi buna da izin vermediler.

Dünyada hala insan ve yolcu nakliye/taşımacılık masrafları da çok yüksek. Böyle olması gerekmediği halde böyle, çünkü Ankebut Ağı ve onların da içine sızan uzaylı insan türleri, dünyamızda iyiliğin, rahatın, bolluğun, saadetin, huzurun olmasını istemediler, istemiyorlar. Dünya insanlığını kendilerinin köleleri gibi görüyorlar. Sömürülecek, sağılacak, istifade edilecek hayvanlar misali görüyorlar.

Hedefleri insanlığın işlerini kolaylaştırma ve bu vesile ile de temiz şekilde para kazanmak değil. Hedefleri beş para etmez araçları, mükemmel araçlar gibi göstererek/kabullendirerek çok pahalıya satmak, sonra sürekli servis/bakım/tamirat kısmından da para vurmak… Sürekli lastik ve bazı yedek parçaları da satarak para vurmak… Sürekli benzin/mazot da kullandırmak. Ve dünya üzerinde mümkün olduğunca bu sahaları/sektörleri kendi adamlarının kontrolünde tutmak. Tek cümleyle ifade edilecekse, insanlığı sağımlık inek misali her gün, her fırsatta türlü türlü sağmak…

Geçenlerde tarif ettiğim ve dış görünüşü itibariyle jet uçak motorlarına benzeyen, silindir şekilli ve içinde spiral pervanesi bulunan iticiye, bundan sonra kısaca SİSİPER diyeceğim. SİSİPER, yani silindir şekilli spiral tarzda pervane…

O SİSİPER tekniği ile hem karada hem de denizde giden araba sahasında/sektöründe bir devrim başladı bile… Dünyanın dört bir yanında farklı taraflar hala sivil ve askeri deniz araçlarında denemeler yapıyorlar. Meydana çıkan ilk neticelere bile siyasi idareciler kadar mühendisler de inanamıyorlar. Gerçek bir devrimin başında olduklarını kabullendiler.

Bunun haricinde, camları, silecekleri, aynaları, farları ve gereksiz yüksek maliyeti ortadan kaldıran, aracın iç yüzeyinin çoğunun plastik ekranlarla kaplanması tekniği de çok şeyleri değiştiriyor, değiştirecek. Aracın iç ve dış yüzeyi arasına ısı ve ses yalıtımı sağlayan malzeme konulacak olması da kullanma maliyetlerini çok düşürecek. Arabalar karada ya da denizde, mevsimin ne olduğuna, havanın sıcak ya da soğuk olduğuna, gece ya da gündüz olduğuna hiç aldırış edilmeden kullanılacak.

Bundan böyle küçük ya da büyük deniz araçlarının saatte en az 300 km hız ile gidebileceği, istenirse bu hızın çok daha üstüne çıkabileceği de iyice anlaşıldı, kabullenildi. Üstelik, bunu sağlayacak araçların, mevcut araçlardan çok çok daha az yakıt harcadıkları, elektrikli motorla da desteklenebilecekleri, daha az arıza ve bakım masrafı çıkartacakları, kolayca da seri imalatının yapılabileceği kabullenildi.

Bu şartlarda, muhtelif boylardaki sivil ve askeri gemilerden sonra, denizaltılara ve hatta torpidolara kadar her şeyde büyük değişiklikler olacak. Dünyada havacılık sektörü bile çok çok küçülecek. Uçakların ve trenlerin kullanma oranı hızlıca çok düşecek. Buna bağlı olarak uçak imalatçısı firmalarda, bunların tedarikçilerinde, hava taşımacılığı hizmeti veren firmalarda adeta depremler yaşanacak. Meselenin geniş geniş yazılıp anlatılması gereken çok yönleri var. Benim vaktim dar ve kısaca devam edeceğim.

Bu değişiklik rüzgarından trenler kadar, TIR’lar da nasiplerini alacaklar. Hususiyle ülkeler arası nakliye yapan TIR’ların yüzde doksana yakınının birkaç sene içinde oyundan düşmesi ihtimali çok kuvvetli. Hızlı trenler bile eskisi kadar rağbet görmeyeceklerdir. Çünkü SİSİPER tekniği ile yapılacak deniz TIR’ları ya da trenleri, bildiğimiz TIR’ları ve trenleri yok olmaya ya da hiç değilse çok az sayıda kullanılmaya zorlayacak. Bir kara TIR’ının bir dorsesi oluyor ve üzerinde bir tek konteyner taşıyor. Karada ve en fazla 90 km hızda gidiyor. Trafiğe takılıyor. Kaza riski yüksek oluyor. Kazalar sonrasında yüksek masraf çıkıyor. Çok fazla mazot harcıyor.

Oysa bir deniz TIR’ı ya da treni, bir katar misali olacak, arkasına çok sayıda deniz vagonları bağlanacak. Bu deniz vagonları, sağa sola ve aşağı yukarı yalpalanmaya/dalgalanmaya uygun ara bağlantılarla birbirlerine bağlanacaklar ki bunu yapmak mesele bile değil. Bu deniz vagonlarının taşıyıcı kısmı (şasisi), tamamen kapalı ve içi hava dolu şekilde, paslanmaz metallerden imal edilecekler. Denizin içine çok girmeyen, oval biçimli tabanları olacak. Şasinin üst kısmı (yani konteynerin konacağı üst yüzey) ise düz olacak. Altı oval, üstü düz olan bu metal balonun içine hava da girmeyecek, içinden hava da çıkmayacak. Kasıtlı şekilde delinmezlerse, hiçbir hava şartında, ne kadar savrulup dursalar da asla batmayacaklar. Her bir deniz vagonunun iki yanında da SİSİPER varmış gibi içi hava dolu, silindir şekilli, uçları sivri ve paslanmaz metalden yapılmış balonlar olacak. Bunlar sayesinde deniz vagonlarının hem sağa sola yalpalanması çok azaltılacak, hem de katar hızlandıkça hem katar hem de bu vagonların gövdeleri sudan yukarı yükselecek. SİSİPER’ler ve SİSİPER benzeri metal balonlar üzerinde yol alınacak. Sürtünme çok çok azaltılacak. Hız artmış, yakıt harcaması çok çok fazla azalmış olacak.

Bu araç, katarın arkasına ayrı ayrı eklenecek onlarca deniz vagonunu, çok çok az yakıt harcayarak ve kaza riskini de çok düşükte tutarak, saatte en azından 300 km hızla denizden götürecek. Vagonlar insan/yolcu/turist taşımak, konteyner taşımak, eşya taşımak, otomobil taşımak, ziraat mahsulleri taşımak, çiftlik hayvanları taşımak da dahil olmak üzere çok değişik maksatlarla, farklı üst tasarımlara sahip olarak imal edilecekler. İnsan taşıyan vagonlarda da cam olmayacak. İç yüzeyler ekran dolu olacak. Isı sorunu da olmayacak, havalandırma sorunu da olmayacak.

Vagonlara gerçek SİSİPER takmaya gerek yok. Sadece en arka vagonda iki yana toplamda iki adet ve gerekli büyüklükte SİSİPER takılacak. Bunlar ters yöne dönük olacaklar. Sürücü aracı hızlıca durdurmak istediğinde, tek bir tuşa ya da pedala basacak ve ileri doğru dönmekte olan SİSİPER’lerin hepsi birkaç saniye içinde tamamen durduğu gibi, o birkaç saniye içinde en arkadaki SİSİPER’ler tam dönüş hızına çoktan ulaşmış olacaklar. Bu sayede bu aracın çok mükemmel bir fren sistemi olacak. Bu sayede bu araç ani frenleme yaptığında trenler misali savrulmayacak, kazalar yaşanmayacak. Çok hızlı giderken, çok kısa mesafe içinde, çok keskin dönüş yapmak istenmediği takdirde, bu aracın kaza ihtimali sıfıra çok yakın olacak. Çünkü, bu araçlar GPS sistemiyle ve devletler arası bir teşkilat tarafından takip edilip yönlendirilecekler. Tıpkı uçakların kuleler tarafından yönlendirmesi gibi… Ya da hiç değilse ilk zamanlar her ülkenin kara sularına girdiğinde, o ülkenin ilgili kurumuyla bağlantıya anında geçip yönlendirmelere de uyabilir. Böyle bir sistemle, birbirlerine tehlikeli şekilde yaklaşmaya başladıkları gibi yapay zekalar ya da insan operatörler hemen sürücüleri ikaz edecekler. Yönlerini ve hızlarını değiştirebilecekler. Sürücünün başına bir şey gelmiş olsa bile bu araçlar bu sistem tarafından otomatik olarak durdurulabilecekler. Zaten belki ilk zamanlar bu araçlarda sürücüler olur, olsa bile ilk zamanlarda da yolun tamamına yakınını otomatik pilot kontrolünde gider, sonraki zamanlarda ise tamamen otomatik pilot sistemiyle kullanılmaya başlanırlar.

Deniz nakliyesi sahasını elinde tutan belli başlı firmalar da büyük darbeler alacaklar. Deniz nakliyesi sahasında son yıllarda yaşanan büyük sorunlar ve maliyetin çok artması sorunu da çözülecek. Sürekli nakliye yaptıran firmaların kendi deniz TIR’ları olacak. Zan ediyorum ki havacılık firmaları anında havacılığa yapmakta oldukları yatırımları keserek, deniz trenleri ile yolcu taşıma işine girecekler. Hyperloop sisteminin de havası bir anda büyük oranda sönecek. Dünyanın her tarafını kara üzerinde büyük boru sistemiyle donatmanın, bunlara masraf etmenin gereği kalmayacak. Zaten batak haldeki Tesla, Boeing gibi firmalar da bu vesileyle son darbeyi alırlar. ABD ekonomisi de öldürücü son darbelerden birini daha almış olur.

Sadece üç beş saat içinde bu deniz TIR’ları ya da trenleri, onlarca konteyneri ya da toplamda binlerce yolcuyu, binlerce km uzaktaki hedef ülkenin limanlarına götürebilecekler.

Çekici/katar çok özel şekilde yapılacak. İki yanında, yatayına konulmuş iki uzun füze gibi SİSİPER’ler olacak. Kendi alt gövdesi de zaten paslanmaz çelik hava balonu gibi olacak ve hiçbir şekilde batmayacak. Yanındaki SİSİPER’ler yalpalanmayı nerede ise sıfıra indirdikleri gibi, ayrıca dümen vazifesi de görecekler. Bunlar sağa ve sola doğru birlikte dönerek, çok başarılı bir yönlendirme/dümen olarak da iş görecekler. İç ön kısmı uçakların kokpitine benzeyecek ama çok daha sade, kullanışlı ve güzel görüntülü, ferah olacak. Camlar yerine, cam hizasına gelen kısımların iç yüzeylerinde boydan boya tek parça ekranlar olacak. Sürücülerden biri iş başında iken diğerinin istirahat edebilmesi için yatak, ayrıca buzdolabı, derin dondurucu, TV, internet, tuvalet, banyo dahil her şey olacak. Bu kısmın da arkasına kalan kısım ise makine dairesi gibi olacak. Bir elektrikli, bir de benzinli ya da mazotlu motor olacak. Bir büyük benzin/mazot deposu ve ayrıca iki ayrı ve büyük batarya olacak. Bataryalardan biri motoru ve bütün güç sistemlerini beslerken, araç denizden yukarı kalkarak adeta uçarcasına giderken, diğer batarya şarj olacak. Aracın, olmayan farları hizasına gelecek yerlerden içeri yoğun şekilde rüzgar çekilecek. Bu rüzgar, geniş borulardan çok süratli şekilde arka kısma gidip arka yan taraflardan dışarı bırakılırken, bu arada ikinci bataryayı şarj eden jeneratörü çevirecek. Bu sayede bu araçlar, yolun büyük kısmını elektrikle/şarjla gidebilecekler. Hatta tamamını elektrikle gitme ihtimali de çok yüksek. Zaten mazotla ya da benzinle çalışan motor bu araca ihtiyaten konulacak. SİSİPER sistemi sayesinde bu araçlar benzin ya da mazotla giderken de çok az yakıt harcıyacaklar ve maliyetleri çok düşürecekler. Ayrıca hem katarın/çekicinin hem de deniz vagonlarının en üst, çatı tarafları güneş enerjisi panelleri ile kaplanacak. Hatta yeni nesil güneş panelleri o kadar şeffaf ve güzel görünüşlü ki aracın vagonlarının iki dış yan yüzeyleri de bunlarla kaplanabilir.

Yazık günah… Hala kara TIR’ları kullanmak, hala konteyner taşımacılığını elinde tutan üç beş deniz nakliye firmasına bağlı kalmak, hala saatte 40 km hızla konteyner taşımak, hala soygun sistemine razı olmak, kabullenilebilir şey değil. İsterlerse, yoğun şekilde nakliye yaptıran firmalar bile kendi bünyeleri içinde ve kısa sürede deniz TIR’ları imal ettirebilirler. Bu araçların imalat sahasının da o malum firmalara ve patronlara bırakılması, yine vahim bir hata olur.

Dünya genelinde internet üzerinden alış veriş yoğunluğu büyük bir hızla artmaya devam ediyor. Dünyada milyonlarca insan, başka ülkelerdeki satıcılardan siparişler veriyorlar. Bunların teslim süresi sadece iki güne düşürülebilir. Bu sistem sadece bir iki ay içinde gerçekleştirilebilir, işler hale getirilebilir. On binlerce konteynerin bir araya gelmesini, bunların hepsiyle on ya da yirmi kişinin ilgilenip limanda takip etmesini, koca gemilerin yüklenmesini, dolmasını, yola çıkıp saatte en fazla 40 km yol almasını beklemenin artık bir mantığı yok

Böyle bir başlayalım, vakti gelince ben pervanesiz, kanatsız ve motorsuz şekilde ve tıpkı uçan daireler gibi uçabilen araçlara da yönlendireceğim dünya insanlığını… Bu geçiş sürecinde uçaklara, hava taşımacılığına, hızlı trenlere, hyperloopa, TIR’lara, Boeing’e, Airbus’a, Tesla’ya, ABD’ye ve Avrupaya ve bütünüyle Ankebut Ağına yatırım yapanlar, çok ani şekilde çökecekler ve fazla dayanamayıp batacaklar.

Hala şüphesi kalanlar var mı bilmem ama ben bu dünyanın bu kara düzenini değiştireceğim ve bunu kısa sürede yapacağım.

Hazırlıksız şekilde hızlıca yazdım. Birkaç saat sonra müsait olunca okur, gözden geçiririm. Yazı hataları varsa düzeltir, ayrıca ekleme yapacaksam yaparım. Hitap ettiğim teknik kişiler, şu kadar yazmadan bile zaten anlayabilirlerdi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Benden bir kötülük mü gördünüz?

Siz insan kaldınız ve insan gibi davrandınız da benden bir kötülük mü gördünüz?

Bu güne kadar metafizik çatışmalarda yüz milyarlarca kayıp verdiniz. Ölmeye doymadınız. Ölmedim, inanamadınız. Baştan beri “ölmeyeceğim” dediğimde de inanmamıştınız. Siz saldırdıkça siz öldünüz ve ben her seferinde güçlenerek çıktım.

Kaç kere metafizik çatışmaların dışına çıkarak da beni öldürmek istediniz, her seferinde rezil oldunuz, aciz kaldınız.

Şimdi on binlerce kişi bir araya geliyorsunuz, bizden on binlerce sene ileri bilim ve teknoloji kullanıyorsunuz, tabii afet gibi görünecek bir teknikle beni öldürmeye oynuyorsunuz ama yer başınıza çöküyor, topluca kendinizi öldürüyorsunuz. Yine ölüyorsunuz, yine ölüyorsunuz. Öyle de ölüyorsunuz, böyle de ölüyorsunuz.

Buraya kadar da tamam, gülmüyoruz bu defa düştüğünüz trajikomik hale ama sonra niye yine ben suçlu oluyorum? Niye bana sövüp sayıyorsunuz? Ahmaklığınıza gülün ya da sövün… Ya da siz bilirsiniz, yeniden yeniden ölün…

Haydi, bütün tarafların önünde rest çekiyorum. “Siz beni öldüremezsiniz, her gün ve her saat karşımda mum misali eriyeceksiniz.” diyorum. Haydi sizi göreyim.

Kılıcımı kınından çıkarttım. Bundan böyle daha da ölümcül olacağım. Karşıma çıkanların çoğuna mühlet vermeyeceğim. Benim vurduklarım bir yana, üzerime gelen bile doğranacak…

Mehmet Fahri Sertkaya

Bundan sonra havacılık sektörüne bir lira dahi yatırım yapılmamalı

Havacılık sektörü artık büyük oranda bitmiştir, öyle değil mi? Çok büyük gemiler denizde uçakların ortalama hızı kadar hızlı gidebilecekken, bu hızla yolcu ve yük taşıyabilecekken, uçakları kim neden tercih etsin?

Herkesin kendine ait hem karada hem denizde giden arabası olacakken, bu arabalar denizde saatte 300 km ve üzeri hıza ulaşabilecekken, insanlar ülkeler arası seyahati bile özel araçlarıyla birkaç saate indirecekken, kim neden uçaklara binsin?

Kaç senedir “Havalimanları yapmayın, uçaklara yatırım yapmayın, bize oyun kuruyorlar, bunlara yapılan yatırımlar çöp olacaklar” dedim durdum ama dinlemediler. Zararın neresinden dönülürse kârdır. Dünyadaki hiçbir taraf, bundan sonra havacılığa bir lira daha yatırım yapmamalı.

“NASA batak, Tesla da batacak.”

Yaklaşık on yıldır “Batı dünyası battı, ABD de battı. Batı dünyasının gerçek yüzü şöyle şöyle…” diye anlattım ve çok zor da olsa gerçekleri hakim kıldım. Yaklaşık beş yıldır ise “NASA batak, Tesla da batacak.” deyip durdum. İlk yıllarda Tesla’yı ve Elon Musk’ı eleştirmek bile zor zanaatti. Muazzam bir reklam, beyin yıkama, kabullenişleri yönlendirme siyaseti uygulanıyordu. Eleştirilmesi halinde insanların tepkileri çok sert oluyordu. Zihinlerde Tesla’nın ve Elon Musk’ın yeri arş-ı alaya çıkmıştı. İnsanların gözünde/zihninde oralara konmuş birini, bir ülkeyi, bir şirketi, bir projeyi, gerçek yüzüyle anlatmak çok zor zanaatti.

Akademi Dergisi bunu da yaptı, yalanları ezdi, geçti ve Ankebut Ağının, batı dünyasının son ümitlerinden biri olan Elon Musk’ı da zihinlerde yıktı. Son iki-üç senedir Tesla ve Elon Musk sanal rüzgarı epeyi dindi. İnsanların kafasında “acaba?” soruları oluştu. Bunca sinsi propagandalarla ve mason tarikatı mensubu medya patronlarının da büyük katkılarıyla zihinlerde devleştirilen Elon Musk, kısa sürede büyük bir baskı altında kalınca, Twitter üzerinden yaptığı bir 1 Nisan paylaşımında konuyu tiye almak zorunda kaldı. Yıllardır takipçim olanlar, bu süreçte neler yaşandığını ayrıntılı olarak gördüler, yaşadılar.

Şimdi diyorum ki çok çok yakın gelecekte o biyonik robot Elon Musk, Tesla, Boeing hatta NASA ya kadar toplamda yüzlerce şahıs, şirket ve kurum artık resmen/açıkça da batacak. Dünya üzerindeki bütün taraflar, bu gibi sarsıcı gelişmelere hazır olmalılar. Batı dünyasıyla, AB ile, ABD ile, NATO ile ve bunların başını çektiği muhtelif milletler arası kuruluşlarla/organizasyonlarla yakın durmaya devam edenler, bunlarla birlikte batacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ahid Sandığı

Haydi toplanın, metafizik çatışmalar tat vermiyor, geceden beridir anca vakit kaybı… Biraz sonra size Ahid Sandığı da denilen Tabut-u Sekine hakkında sarsıcı gerçekleri anlatayım. Vaktimiz değerlenmiş olsun…

18 bin alem ittifak etse bile onu bulamaz

Onu mehdi bulacak, alacak…

Tabut, Tabut-u Sekine, Mukaddes Emanetler, Ahid Sandığı, Şahadet Sandığı da denilen ve Musa aleyhisselam zamanından beri bilinen ve Kur’an-ı Kerim’in ayet-i kerimelerinde konu edilen şey, aslında bildiğimiz manada sandık ya da tabut değil.

Yıllardır anlatıyorum, geçmişte, şu günümüzde olduğundan çok çok daha ileri bilim ve teknoloji vardı. Ve geçmişteki hak peygamberlerin bazılarının devrinde de böyle yüksek bilim ve teknoloji vardı. Musa aleyhisselam devri de böyleydi. Musa a.s. bir yandan peygamber olmak hasebiyle, bilimsel izahı asla yapılamayacak olan mucizeler de gösteriyor ama bir yandan da devrin çok uçuk seviyedeki bilim ve teknolojisini de kullanıyordu. Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresinde “Tabut” denilen bu şey de hem peygamberlerin mucizlerinin ve ayrıca emanetlerinin/bıraktıklarının ve hem de yüksek bilim ve teknoloji ile imal edilmiş bazı şeylerin bir araya gelmiş halidir.

Söz konusu tabut imal edilirken, dünyamızda bilim ve teknoloji, uzaydaki başka hiçbir gezegende olmadığı kadar ilerideydi. Uzaydaki başka gezegenlerden teknoloji aktarması hiç yapılmadığı halde dünyamızda kendi olağan akışıyla gelişen bilim ve teknoloji, o kadar ileri seviyedeydi ki bilim ve teknolojide ulaşılabilecek son sınıra ramak kala bir seviyedeydi ve bu tabut işte böyle bir devirde imal edildi.

Dünyanın çekirdeği döndükçe oluşan manyetik alandan istifade ederek böylelikle daimi/kesintisiz olarak enerjisini alabilen bu teknoloji harikası tabut, aynı zamanda çok gelişmiş yapay zekaya da sahip.

Bu tabutta ayrıca görünmezlik kalkanı da mevcut. Günümüzde UFO ya da uçan daire denilen araçlardakinin çok daha ileri seviyesinde bir itki gücüne de sahip olan, bildiğimiz manada motorları, kanatları, ayakları, tekerlekleri bulunmayan, hiç ses çıkartmayan, havada, suda, yeraltında hiç zorlanmadan gidebilen bir araç/tabut bu…

O kadar ileri seviyede bir yapay zeka teknolojisine sahip ki günümüzdeki dünya insanlarının yerlerine geçmekte kullanılan o mükemmel biyonik robotların yapay zekaları, onun yapay zekasının yanında çok çok zayıf kalırlar.

Söz konusu yapay zeka, tabutu tehlikede görünce mükemmel şekilde vaziyeti analiz edebiliyor, ne yapması gerektiğine de tam isabetle karar verebiliyor ve kararlarını uygularken hiç hata yapmıyor. Bu tabutta, bu yapay zekanın kullandığı savunma sistemleri de mevcut.

Ye’cüc ve Me’cüc’ün yani yeşiller ile grilerin elindeki bilim ve teknoloji ile de bu tabutu bulmak mümkün değil. Çünkü tabut, onların elindeki arama, tarama cihazlarına da yakalanmıyor. Kendini, çok gelişmiş aletlerin sinyallerinden de koruyabiliyor. Onlara karşı da bir görünmezlik özelliği var. Görünmezlik özelliği, insan gözü için de var. Yüzlerce, binlerce insanın arasından ve sokaklarla caddelerdeki gelişmiş kameraların önünden geçip gidebilir ama asla fark edilmez. Bu kadar görünmezlik özelliği sayesinde zaten görünmüyor ama bir şekilde gafil avlanmış olsa, görünse, bulunsa bile sorun olmuyor. Çünkü açılamıyor. Sadece yapay zekaya önceden tanımlanmış kişiler açabiliyor. Bu kişilerden olmayan biri tabutu ele geçirse ve açmanın yollarını denese, tabut sinyaller yayıyor ve bu kişileri çarpıyor ama öldürmüyor. Kişi ya da kişiler tabutu açma mücadelesine devam ederlerse bu defa onları ağır çarpıyor. Gözlerinden giren bir enerji ta beyinlerini bile yakıyor ve oldukları yerde öldürüyor.

Tabut, zihin kontrolüyle çalışıyor. Lakin, kimlerin zihinlerinden talimat alacağı önceden kodlanmış, tanımlanmış vaziyette. Kodlanmamış kişilerin zihinlerinden gelen talimatları kabul etmiyor.

Türkiye’de en çok Konya civarında ve ayrıca dünyanın başka başka yerlerinde görülen obrukları, günümüzden çok çok ileri bilim ve teknoloji ile imal edilmiş maden araçlarının açtığını, uzaylı insan türlerinin dünyamızdaki bor da dahil olmak üzere muhtelif madenleri çaldığını yıllardır anlatıyorum.

İşte bu araçların kullandığı, toprağın atomlarını oynayarak yakan ve böylelikle hafriyata gerek kalmadan yerin altını kazan teknolojinin çok daha ilerisi bu tabutta da var. Böylelikle bu tabut, yerin altından çıkmadan bulunduğu yeri değiştirebiliyor. Okyanusların, denizlerin içinde gidebiliyor. Şu yeşillerin ve grilerin uçan dairelerine yaklaşsa, onları da bozabiliyor. Yani, dünyamızda mevcut bulunan bilim ve teknolojiden on binlerce sene ileri seviyede teknoloji ile yapılan araçlar bile onun yanında savunmasız kalıyor. Nerede kaldı ki ona zarar verebilsinler. Öyle mükemmel bir araç ki bu tabut, okyanusun en derin yerlerine inse, basınçtan zarar görmüyor.

İşte yeşillerin ve grilerin ya da an itibariyle uzaydaki hiçbir gezegenin teknolojisiyle bulunamayacak ve açılamayacak olan bu tabuta, son defasında verilen talimatlar var. Tabutun yapay zekası, ahir zamanın ne olduğunu, nasıl olduğunu ve o zamanda mehdinin kim olduğunu bilebilecek ve ona teslim olup açılabilecek şekilde kodlandı. Bu kısımda mucizevi yönler de derinlikler de var ama böyle yapay zeka kodlaması kısmı da var.

Bu tabutu İsrailoğullarının hükümdarlarının birbirlerine bıraktığı söylenir. Bu bilgi de doğru değil. Hristiyanların ve Yahudilerin dini kaynaklarında bu tabuta dair anlatılanların çok az bir kısmı doğru. Bu tabut, hükümdardan hükümdara değil, peygamberden peygambere bırakıldı.

Bir zaman geldi, bu tabut peygamber olmayan birine de verildi ama Yahudiler bunu kabullenmediler. Bu kısmı anlamak için, Bakara suresinde bu tabuttan ve ayrıca hazret-i Talut ile hz. Davud’dan da bahsedilen ayet-i kerimelerin meallerini okuyalım:

Ayet 247: Peygamberleri onlara: “Allah, size hükümdar olmak üzere Talût’u gönderdi.” demişti. Onlar: “Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir.” dediler. Peygamberleri de “Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir.” dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah’ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilir.

Ayet 248: Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun (Talut’un) hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır.

Ayet 249: Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: “Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır).” Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. “Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.”

Ayet 250: Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”

Ayet 251: Derken, Allah’ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut’u öldürdü ve Allah, kendisine (Hz. Davud’a) hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden (peygamberlere has ilimden) de öğretti. Eğer Allah’ın, insanları birbirleriyle savması (savaştırması, yok etmesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur (insan şeytanlarıyla dolar) giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidir.

Zamanın Yahudileri, hak peygamberlerden biri olan Yuşa aleyhisselama “Allah bize hükümdarlık yapacak birini seçsin, biz de ona tabi olalım. Eskiden olduğu gibi iyi hallerde olalım, her yerde hakim olalım.” dediler. Yuşa a.s. da onlara “Allah size hükümdar olarak Talut’u seçti, Talut’a tabi olun” dedi. Lakin İsrailoğulları (Yahudiler) bunu istemediler. Irkçılık yaptılar, İslam peygamberlerinin çoğu ben-i İsrail arasından çıktığı için bunlar kendilerini üstün bir ırk olarak görüyorlardı. Yahudi olmayan, ayrıca zengin olmayan birine tabi olmamayı seçtiler. Çünkü… ilimce ve bedence çok ileri bir halde olan, muazzam bir ilmi derinliğe, askeri dehaya ve pek çok sahada üstünlüklere sahip olan Talut bir Türktü… Görünüşü de çok heybetli olan, son derece yakışıklı da olan Talut, Zülkarneyn diye de bildiğimiz kişinin ta kendisiydi.

Boşuna yorulmayın.

En gelişmiş süper bilgisayarlarla, en gelişmiş arşivlerinizde bile aratsanız, bu bilgileri bulamazsınız. Bunlar daha önce hiçbir kitapta, makalede, internet sitesinde, sosyal medya hesaplarında, televizyon programlarında veya herhangi bir yerde paylaşılmadı. Bunlar, sadece Akademi Dergisinde bulabileceğiniz sarsıcı gerçeklerden… Siz şu anlarda şoklara girmişsinizdir. Halinizi anlıyorum, kolay değil. Din diye ve dava diye inandığınız şeylerin temelleri yıkıldı, hiç bu kolay değil. Bir kez daha anladınız ki o İblis çok yalancı, çok fitneci, çok kandıran biri… Siz şokları biraz atlatın. Ben bir çay içip geleceğim. Devam ederiz. Dediğim gibi, zaten metafizik sahanın tadı yok.

Haydi devam edelim…

Hz. Musa ve hz. Harun henüz alemi değişmemişken, dünya hayatları bedenen de devam ederken yani ölüm denilen şeyi yaşamamışlarken, Allahü teala İsrailoğullarına arz-ı mev’ud u vaat etti. Filistin’i ve çevresini zalimlerden temizlemelerini, Allah yolunda harp etmelerini emir etti. Musa a.s. bu emri İsrailoğullarına bildirdi. Musa a.s. ın akrabası olup henüz genç yaşlarda olan ve peygamberlik vazifesi de verilmemiş olan Yuşa a.s. da İsrailoğullarının arasındaydı. Aralarında Yuşa a.s. da bulunduğu bir grup, bölgeyi incelemek ve gözlemlemek için gönderildi. İsrailoğulları, Filistin ve civarına gittiklerinde gördüklerine inanamadılar. Ortalama bir insanın iki hatta iki buçuk katı boyunda olup o nispette geniş/kalıplı olan kişileri gördüler. Kalplerine korku düştü ve çok çekinerek aceleyle geri döndüler. İsrailoğullarına “Sakın oraya gitmeyin, gitmeyelim. Yok oluruz. Esir düşeriz.” gibi sözler söylediler ve o kişilerin dev gibi olduklarını, çok güçlü olduklarını anlattılar. Aralarından Yuşa a.s. da dahil olmak üzere, sadece birkaçı bu hale düşmediler ve o anlarda henüz peygamberlik vazifesi verilmemiş olan Yuşa a.s. İsrailoğullarına nasihatlar etti:

“Ey İsrailoğulları! Cebbarların (zâlimlerin) şehrinin kapısından hemen girin (onların vücutlarının büyüklüğünden korkmayın. Biz onları gidip gördük ve öğrendik. Onların bedenleri büyük ve kuvvetli fakat kalpleri zayıftır. Sizinle harp etmeye rûhî metânetleri yoktur). Bir defâ kapıdan girdiniz mi (Allahü teâlânın vâd ettiği yardımın size gelmesiyle) elbette siz gâliblerden olursunuz. Siz gerçekten inanan, Allahü teâlânın vâdini tasdik eden kimseler iseniz, (Allahü teâlânın kudretine, size yardım edeceği hakkındaki vâdine, Musâ aleyhisselamın peygamber olduğuna inanıyor, îmân ediyorsanız, düşmanların boy ve cüsselerine bakarak aldanmayınız. Onlardan korkmayınız. Size ilâhi yardımın geleceği husûsunda ve bütün her hâlinizde) Allahü teâlâya tevekkül ediniz. (O’na îtimâd ediniz. Yalnız O’na güveniniz ve cihâddan geri durmayınız.)” (Mâide sûresi: 23)

İsrailoğulları bu nasihatı dinlemedi. Musa a.s. ın nasihatlarını ve emirlerini de dinlemediler. Aralarında olup korkusuzca ve samimiyetle davranan Yuşa a.s. ve birkaç kişiyi daha taşladılar. Öldürmek de istediler.

Siz bakmayın dünya tarihi boyunca peygamberlerin çoğunun ben-i İsrail’e gönderilmiş olmasına… Dünya tarihi boyunca, peygamberlere en çok itaatsizlik eden, onlara en çok eza ve cefayı çektiren, en çok peygamber katleden kavim de ben-i İsraildir.

O gördükleri dev kişiler aslında bu dünyanın insanlarından değildiler. Aslında onlar insan da değildiler. Dünyada bulunan uzaylı türlerin gelişmiş teknoloji ile ve dünya insanı suretinde yaptıkları biyonik robotlardı onlar.

İsrailoğulları bu kadar korkaklık, itaatsizlik edip bir de üstüne Allah’ın peygamberlerine ve veli kullarına karşı bu kadar ileri gidince, Allah onları cezalandırdı. Arz-ı Mevud a girmeleri haram kılındı. En doğrusunu Allah bilir ama yaklaşık olarak kırk sene Tih sahrası sürgününde yaşadılar. Çok şaşkın, çok kötü ve acınacak hallerdeydiler. Çok zor şartlarda hayatta kalmaya çalıştılar ama zaman geçtikçe hep sefil hallerde öldüler. Bir nesil gitti ve onların evlatlarının yetişkin olduğu başka bir nesle/devre çıkıldı. Bu süre içinde Harun ve Musa aleyhimesselam da alemi değiştiler, vefat ettiler. Ve onlardan sonra peygamberlik vazifesi Yuşa bin Nun aleyhisselama verildi.

Yuşa a.s. arz-ı mev’ud (vaad edlen topraklar) denilen yerleri peş peşe fethetti. Arz-ı mev’ud, Yuşa a.s. zamanında gerçekleşmiş oldu. Yuşa a.s. bu süre boyunca sık sık mucizeler de gösterdi. Zalim ve kafir hükümdarları öldürüp de o diyarları İsrailoğulları arasında taksim etti. Musa aleyhisselama indirilen hak Tevratı okudu, ondaki hükümlerle hüküm verdi. (Günümüzdeki muharref/bozulmuş Tevratı değil, tahrif olmamış haliyle hak Tevratı…)

Yuşa a.s. bu kadar yerleri fethederken tabut-u sekine de kendisindeydi ve ondan da istifade etti.

Zamanın Yahudileri, arz-ı mev’ud denilen yerleri küçük görür ve tarihteki ihtişamlı halleri gibi dünyada çok geniş yerleri fethetmek ister oldular. Firavunların saltanatı devri gibi şartlar ister oldular.

Lakin dünyanın siyasi ahvali buna pek müsait değildi. Dünya üzerinde, o zamanda da şu zamanımızda olduğu gibi pek çok devletin idarecilerinin yerlerine biyonik robotlarla uzaylı türler geçmişti ve bu ülkeleri, milletleri uzaylı insan türleri yönetiyorlardı. Bu gerçekleri bilmeyen İsrailoğulları, yukarıda da anlattığı gibi, Yuşa aleyhisselama “Allah bize hükümdarlık yapacak birini seçsin, biz de ona tabi olalım. Eskiden olduğu gibi iyi daha iyi, daha ihtişamlı hallerde olalım, dünyanın her yerinde hakim olalım.” dediler. Yuşa a.s. da onlara “Allah size hükümdar olarak Talut’u seçti, Talut’a tabi olun” dedi.

Talut, Oğuz Kağan ya da Zülkarneyn diye de bildiğimiz kişi olduğu için ona tabi olmadılar, onun hükümdarlığını çoğunlukla kabul etmediler.

İşte, istikamette kalan, müslümanlıkta kalan, itaat halinde kalan İsrailoğulları da dahil olmak üzere, dünyadaki bütün müslümanların ve mazlumların kurtarıcısı olacak Talut ya da diğer isimleriyle Oğuz Kağan, Zülkarneyn devri böyle başladı.

Talut/Zülkarneyn, Calut’un ordusunu yendi. Calut ve ordusundaki pek çok kişi de dev insanlar olarak bilinen biyonik robotlardı. Calut’a son darbeyi, Talut’un kumandan olduğu orduda bulunan ve henüz peygamberlik vazifesi verilmemiş olan Davud aleyhisselam vurdu. Ölümü onun elinden oldu.

Mecmau’l-bahreyn (İki denizin birleştiği yer)

Yıllardır yazarım, bilirsiniz. İstanbul boğazı suni bir boğaz. Cebel-i Tarık boğazı da öyle… Bu iki boğazı da Zülkarneyn a.s. açtı. Bizim İslami kaynaklarda çok uzun zamandır yazılır, anlatılır. Zülkarneyn a.s. İstanbul boğazını açarken, o sıralarda büyükçe bir göl olan karadenizi denize çevirirken, ona en çok yardımcı olan kişilerden biri de hz. Yuşa’dır. Hz. Yuşa’nın kabri yakın geçmişte veli zatların kerametiyle tespit edilmiştir ve İstanbul’un hakim tepelerinden biri olan Anadolu Kavağı tepesinde bulunur. İddia edildiği gibi 17 metre boyunda da değildir. Ortalama boylardadır. Ve hz Yuşa, halen boğazın hakimi ve koruyucusu olarak kıyamet sabahına kadar ruhaniyetiyle hizmetine devam etmektedir. İstanbul boğazı çok yüksek teknoloji ile açılırken hz. Zülkarneyn’e en büyük desteği veren kişilerden biri de Hızır aleyhisselamdır. Hz. Musa ile Hz Hızır’ın buluştuğu ve “iki denizin birleştiği yer” denilen yer de bu günkü adıyla İstanbul’dur, İstanbul boğazıdır. O buluşmanın bir kısmına kadar orada bulunan üçüncü kişi de Yuşa aleyhisselamdır.

Tarih tekerrürlerle dolu…

Bundan yaklaşık yedi bin sene önce Oğuz Kağan, Talut, Zülkarneyn ve daha başka isimlerle bilinen o mübarek zat İstanbul’un da hakimiydi. İki denizi suni tekniklerle birleştirdi. Bütün dünyanın da hakimiydi. Yanında ona sadakatla bağlı olup korkusuzca Allah yolunda cihad eden temiz ve asil bir millet, Türkler vardı. En çok da Türk kavminin desteğiyle hz. Zülkarneyn dünya hakimiyeti tesis ederek dünyayı imanla, huzurla, mutlulukla, adaletle ve hayırdan yana her ne varsa onlarla doldurdu.

Daha önce anlattıklarımdan biliyorsunuz. Dünyada şu ana kadar dört kişi, dünyanın tamamına hükmeden devletlerin idarecisi olabildiler. Beşinci bir kişi de dünya hakimiyeti tesis edecek. Bu kişi mehdi olacak. Lakin bu kişi mehdi de denilen, hakiki mehdinin evladı/talebesi olan Cehcah olacak.

Nasıl ki tarih boyunca tabut-u sekine sadece olması gereken kişilerin elinde olduysa, ahir zamanda da mehdinin yani Cehcah’ın elinde olacak. Cehcah, dünya hakimiyeti tesis ederken tabut-u sekineden, onun içindeki mukaddes emanetlerden, çok değerli notlardan/bilgilerden çokça istifade edecek.

Olmaz ya, bir şekilde tabutu sekine başka bir ele geçmiş ve bir şekilde açılabilmiş olsun… O halde bile, tabutun içindeki notları çözemeyecekler. Çünkü o notlarda anlatılanları peygamberler ve bir de peygamber olmasalar da zülkarneyn gibi, Üzeyir a.s. gibi, Lokman a.s. gibi, Hızır a.s. gibi çok çok yüksek manevi derecede ve yüksek ilim/hikmet seviyesinde olanlar anlayabilirler. Bir de ahir zamanda zuhur edip ikinci Zülkarneyn olacak olan Cehcah anlayabilecek. Tabutun içindeki Süleyman mührü, Musa’nın asası gibi mukaddes emanetler de mucizevi hususiyetlere sahipler. Yanlış ellere geçmezler, geçseler de yanlış ellerde o mucizevi halleri görülmez.

Cehcah da birinci Zülkarneyn gibi dünya insanlığını tek bir toplum yapacak. Irkçılık olmayacak, haksızlık olmayacak, zulüm olmayacak, katliamlar olmayacak. Bir süreden sonra hastalıklar bile olmayacak. İnsanlara saldıran hayvanların bile genetik kodları normal/eski hallerine getirilecek ve bu saldırganlık bile olmayacak. Ye’cüc ve Me’cüc Cehcah zamanında ikinci kere dünyamıza taarruz edecekler ve Cehcah yani ikinci Zülkarneyn sayesinde dünya insanlığı bu iki uzaylı kavmi yenebilecek. Hz. İsa’nın yeniden yer yüzüne indirilişi de Cehcah zamanında olacak ve hz. İsa Cehcah’ın sürekli danıştığı bir ruhani/manevi lider olacak. Yeniden peygamberlik vazifesi yapmayacak. Hükümdarlık da yapmayacak, siyasi lider de olmayacak. İmam- Azam’a da tabi olmayacak. Ehl-i sünnet üzere yeni bir ameli mezhep tesis edecek. Kendi içtihatlarıyla amel edecek ve isteyenler onu mezhep imamı olarak da görüp tabi olacaklar. Öyle hakikatler gün yüzüne çıkacak ki duyan ve gören insanların hepsinin müslüman olması gerekecek. Artık aksine bir duruş sergilemek mümkün olmayacak. İşte o anlarda hz. İsa içtihat edecek ve “Ya iman ya da ölüm” diyecek. O derece inatla inkarcılık yapanların dünya üzerinde yaşamalarına ve dünyayı maddi ve manevi tehlikelere sürüklemelerine izin vermeyecek. Cehcah da hz. İsa’nın bu emrini yerine getirecek. Lakin o gün gelene ve o şartlar oluşana kadar dünyadaki milletlerin, cemaatlerin din/vicdan ve ibadet hürriyetlerine karışmayacak.

Öyle, hazırlıksız bir şekilde, çalakalem yazdım bunları… Biraz düzensiz oldu ama yeterince anlaşılır oldu. Vakit buldukça ve aklıma düştükçe bu konuda küçük eklemeler de paylaşırım.

Dünyanın etrafını sarmış olan ve günümüzde Van Allen kuşağı da denilen koruma kalkanının nasıl yok edileceğini ve oradan zarar görmeden nasıl geçileceğini çözmenin yolu da tabut-u sekinede var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sakın dikkate almayın

Yeşillerin kontrolünde olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) “Omicron varyantının deltadan daha tehlikeli olduğunu gösterecek veri yok. Sınırları kapatmayın.” demiş.

Bana soracaksanız, “Sakın DSÖ’yü dinlemeyin ve bir an önce sınırları kapatın” derim. “Neden?” derseniz, “Dünya insanlığı iyice bunaldı, korona oyunlarını görmeyen kabullenmeyen çok çok az insan kaldı. Büyük kalabalıklarda çok büyük enerjiler birikti. Yeniden kapatmalar, kısıtlamalar, aşı dayatmalar, işi/ticareti bozmalar, alış veriş sitelerinden büyük paralar vurmalar, arka plandan insanları öldürüp organ çalmalar yapın ki dünyanın dört bir yanında aynı anda insanlık ayağa kalksın, onlarca ülkede peş peşe hükumetler devrilsin ve Ankebut Operasyonuna vurmayı planladığım son darbeleri çok çok kısa sürede vurmuş olayım.” derim ve eklerim: “Kapatmalardan, kısıtlamalardan, aşı dayatmalardan, türlü vurgun işlerinden, sokağa çıkma yasaklarında resmi araçlarla organ ve uyuşturucu taşımaktan v.s. geri dursanız da zaten çökecesiniz. Şansınızı denemekten ne çıkar, deneyin bakalım neler olacak.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Haydi ulan korkaklar, sizi her gün şevke mi, gayrete mi getireceğiz?

Dünyalar karması gibisiniz ama yine de yok hükmündesiniz. Dünyalı insanlar var, uzaylı insan türleri var, on binlerce sene ileri teknolojiyle yapılmış metafizik sinyal yayan cihazlarınız var, yetmedi cinler alemi var ama sizin metafizik çatışmalardaki halinize bir bakın.

Ne hale geldiniz, utanın kendinizden. Şu hale düşeceğinize topluca cepheye gelin, topluca ölün. Çatışa çatışa ölün. Arkanızdan “korkaklar” diyemesinler.

Haydi bekliyoruz, cephe tat vermiyor, hemen gelin.

Mehmet Fahri Sertkaya