Şu andan itibaren, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını Rusya’nın ve onunla danışıklı dövüşen bütün ülkelerin (TR dahil) gemilerine ve denizaltılarına kapatıyorum.
İnsan ve organ kaçırılan gemileri geçtim… Silah, mühimmat, askeri araç ve terörist kaçırılan gemileri geçtim… Türlü uyuşturucular kaçırılan gemileri de geçtim… Petrol ve türevlerini kaçıran gemileri de geçtim… Sigara/tütün kaçırılan gemiler bile boğazlarımızdan geçemeyecek. Tamamen ve en kesin şekilde kapatıyorum, yasaklıyorum.
“Lanetleniriz, masum insanları hatta küçücük bebekleri, çocukları, ayrıca kadınları kaçırıp organ, fuhuş, ayin mafyalarına satmak da nedir” diyerek… Bundan uzak durarak… Normal yükünün yanında hiç denilebilecek kadar miktarda bir şeyler kaçıran ve kara para işine bir şekilde karışan gemiler ve personelleri de boğazlardan geçemeyecekler.
Şu ana kadar görülmemiş şiddette sinyale girecekler. Yanacaklar, patlayacaklar, personelleri de diri diri yanacaklar. Ya da batacaklar. En hafifi bile tamiri çok güç ve uzun zaman alacak sorunlar yaşayacaklar. Bu ülkelere bundan sonra gemi/boğaz yolu yok.
İstanbulla restleşebileceğini zan edenlere, danışıklı dövüşlerin korkak ve vahşi taraflarına, bundan böyle tahammül ve mühlet yok.
Hiçbir şeyden de çekincemiz yok. Neresinden patlak vererek karışacaksa, karışsın, yansın, yıkılsın bu dünya… Ölen ölsün, cehenneme dolsun, kalanları da sonraki seferlerde dolarlar. Lakin İstanbul durmadan hizmetine devam eder.
Söz konusu ülkelerin bu türlü gemilerine ve denizaltılarına Kara denizin, Ege denizinin ve Ak denizin tamamını da yasaklıyorum. Bu denizlerin herhangi bir yerinde bulunan deniz araçları, korunmanın mümkün olmadığı o sinyallere yakalanacaklar. Bu denizlere kıyı olan limanlardan, en ufak bir kara para işine alet ettikleri limanlar da ağır sinyallere girecekler. Bir gram benzin, herhangi bir patlayıcı ve yanıcı madde (askeri ve malzemeler/maddeler dahil), limanlarda yanıcıi parlayıcı ve patlayıcı ne bulursak, onlar üzerinden o limanları enkaza çevireceğiz. Kara paracı o liman/gümrük personellerini de bu vesile cezalandırmış olacağız. Bazı gemileri bu limanlarda iken patlayacak ya da yakacağız. Bazı limanların elektrik trafolarını bile patlatacağız. Sistemi tamamen işlemez hale getireceğiz. Bu ülkelerin normal liman/gümrük trafiğinin bile bozulmasını sağlayacağız
Lanet gelsin bütün bu ülkelere, hükumetlere, bu akıl almaz gerçekleri bilip görüp de hiçbir mücadele vermeyen dünyanın dört bir yanındaki insan müsveddelerine…Yakacağım bu dünyayı, cayır cayır yakacağım, yanında insanlığı da yakacağım ama yine de bu şeytani, vahşi sistemi yıkacağım.
Gözle tarama da görüldüğü kadarıyla… Sorunların en büyüğü, genetik kod bozukluğu…
Karmakarışık ve uyumsuz genlerin bir araya gelmesine sebep olmuş evlilikler, akrabalıklar, sülaleler/soylar…
Vakaların/şahısların en az yüzde sekseni, düzgün/sağlıklı bir hayat yaşamaları için ihtiyaç duyacakları gen kodlarına sahip değil. Ne kadar iyi niyetli ve gayretli olsalar da o sorunlarını aşamazlar. Kapalı olan idraklarını açamazlar, sürekli sorunlu olan sinir sistemlerini düzeltemezler. Normal çalışmayan beyinlerini düzeltemezler. Hafıza ve muhakeme sorunlarını ortadan kaldıramazlar. Önünü sonunu hesap etmeden davranışlar sergilemeyi durduramazlar. Bunlar, doğuştan gelen ve kalıcı olan genetik sorunların tezahürü…
İlk yapılacak olan şey bu soyların devlet otoritesiyle tespit edilerek hem erkeklerinin hem kadınlarının kısırlaştırılması… Bu kadar ileri seviyede kod bozukluklarının yeni doğumlar vesilesiyle devam etmesine, yeni nesillere aktarılmasına, hem o doğacak çocukların çok büyük acılar çekmesine hem de çevrelerinin ve devletin taşınmaz yüklerin altına girmesine mani olmak. Cerrahlar kadar kararlı, merhametli olmak.
Bunun haricinde, vakaların bazılarında öncelikli sorun, ortalamanın çok ama çok üzerinde zeka seviyesinde olmaları… Bunu kendilerinin de çevrelerinin de fark edememesi. Bu hallerine rağmen etraflarındaki normal insanlar gibi bir hayat yaşamaya zorlanmaları. Buna ayak uyduramayınca, sürekli uyumsuzluk, sürekli yanlış anlamalar ve yanlış anlaşılmalar yaşayınca da yalnızlaşmaları, bunalmaları…
Vakaların bazılarında ise asıl sorun metafizik musallat… Orada, sadece birkaç gün içinde büyük oranda toparlanması, sadece üç hafta içinde tamamen iyileşmesi ihtimali olan kişiler de varmış.
Muhtemelen aralarında aşık cin musallatı yaşayanlar da varmış. Çünkü hayatın akışı içinde sık sık görülen bir şeydir ki cinlerin kadınları, insanların erkeklerini çok beğenip aşık olduklarında, o erkekleri çok yoğun şekilde zihin kontrolünde tutuyorlar. Mantıksız, anlaşılamaz, yıllar sonra bile sırrı çözülemez şekilde suçlar işlemelerini sağlıyorlar. O erkek kendini bir anda ceza evinde ya da hastahanede buluyor. Artık oradan senelerce çıkamayacağı şartlara düşmüş oluyorlar.
Neden ve nasıl suç işlediklerini, oralara nasıl sürüklendiklerini bile tam olarak bilemiyorlar. Zihin kontrolünde olmaları ihtimali akıllarına bile gelmiyor. Neden ve nasıl yaptıklarını anlayamadan, bir anlık bir parlamayla gurbete gitseler, sonra sakinleşince geri dönebilirler ama cinler işi sağlama alıyorlar ve ceza evine sürüklüyorlar.
Cinlerin kadınları çok kıskançtırlar ve bir insan erkeğini, o erkeğin annesinden hatta kızkardeşinden bile kıskanıp uzak tutmak isterler.
Bazı vakalarda asıl sorun ise, şahısların güçlü metafizik kabiliyetlere sahip olmaları ve bunun tam olarak farkında olmamaları. Metafizik kabiliyetlerin neler olduğunu, nasıl kullanıldığını bilmemeleri. Bu kabiliyetleri, kendi kontrollerine alamamaları…
Başka insanların görmediği şeyleri gördükleri, duymadıkları şeyleri duydukları, hissetmedikleri şeyleri hissetikleri halde, bunun neden ve nasıl olduğunu bir türlü çözememeleri…
Bu insanlara “Hani medyum denilen insanlar var ya, işte sende de aynı kabiliyetler var, hiç eksiği yok. Hatta onların bazılarında olanlarda daha fazla metafizik kabiliyetler bile sende var. Şimdi sana, senin diğer insanlar gibi olamamanın en büyük sebebini fark ettireceğim” denilseydi ve gerçekten dürüst metafizikçiler bu kişilere birkaç günlerini ayırsalardı, sorunlarını çok kısa sürede aşarlardı.
Vakaların bir kısmında görülen şey ise, çok ama çok zor çocukluk, gençlik dönemleri yaşamaları. Çok sorunlu ailelerde ve çevrelerde yaşamış olmaları. Sürekli sözlü ve fizikli eziyet görmeleri, sürekli çevreden haksızlık ve gayr-i insani tavırlar görmeleri…
Bazı vakalarda ise on saniye izlemeye bile gerek kalmadan anlaşılabiliyor ki şahıslar bile isteye akıllarını zorlamışlar. Nefislerine öyle bir uymuşlar ki her pisliği yaptıkları halde bir yandan da kendilerini dünyanın en çalışkan, zeki, dürüst, namuslu insanları gibi görür olmuşlar. Nefislerinin elinde, hayvanlardan bile aşağı hallere düşmüşler. Bunların, hoş görülecek ve hasta kabul edilecek bir yanları yok. Bunlar için boşuna masraf etmeye, kamu yükünü artırmaya da gerek yok. İdam cezası uygulanmalı.
En büyük sorunlardan biri de psikiyatrinin uydurma ve sömürmeye dönük bir bilim dalı olması, ilaçlarının hiçbir işe yaramaması, psikiyatri sahasında büyük çoğunlukla kripto kimlikli hainlerin faaliyet göstermesi… Masonların ve satanistlerin bu sahadan çok büyük menfaatler elde etmeleri.
Metafizik kabiliyeti olup bir de dürüst olan, kabiliyetleri ile insanlığın faydasına işler yapacak olan kişilerin yolunu da bu sözde hastahaneler ve ilaçlar ile kesebilmeleri…
Tamamen farazi değerlendirmeleri/kriterleri ve teşhisleri olan bu sözde bilim dalı sayesinde, ticaret ve siyaset sahalarında kendilerine güçlü/dişli rakip olan kişilerin bile mümkün olanlarını bu yolla, sözde psikiyatri hastahaneleri ve ilaçları yoluyla oyun dışına atabilmeleri…
Şu videoda görülenler arasındaki yarı akıllılar bile anlamışlar ki orası bir hastahane değil, en ince detaylarına kadar sömürmeye ve oyalamaya planlanmış vahşi bir çark… Kamunun kaynakları kripto kimlikli hainlerin cemaatlerine akıyor. Devletimiz bu sözde hastahaneler üzerinden onlarca senedir soyuluyor. Bir yandan da milletimizin vergileri yurt dışındaki sözde ilaç firmalarına ve onların arkasındaki masonlara, satanistlere akıyor.
O baş hekime de biri soymalıymış:
Hastaların sözde tedavi süreçlerine destek olmak için sadece bulaşık yıkatılması, temizlik yaptırılması mı aklınıza geliyor? Madem ki asıl maksadınız onları meşgul etmek, boş oturmalarına ve derin düşünmelerine mani olmak… O halde neden gerçekten zevk de alarak, aynı zamanda sakinleşerek belli başlı el işleri/sanatları yapmaya ve ayrıca spor yapmaya teşvik etmediniz? Eş zamanlı ve düzenli olarak neden dinlendirici müzikler dinletmediniz? Gerçekten ferahlatan görüntüler, filmler, belgeseller izletmediniz?
Şu lanet olasıca sözde bilim dalından, psikiyatriden, onun üzerinden sebep olunan bütün acılardan ve sorunlardan artık bütün dünyanın kurtulması gerekiyor. İnsanı insandan saymayan üç beş tane mason ve Yahudi, uydurmuşlar sözde bilim dalı diye psikiyatriyi, on milyonlarca akıllı ve dürüst kişi bunu yıkamıyor. Ülkelerin meclislerindeki hainler, masonlar bile bunlara çalışıyor. Uydurmuşlar birkaç tane sözde psikiyatri derneği, kadrolarını kendi adamları ile doldurmuşlar, devlet otoritesi gibi tavırlar sergiliyor bu sözde dernekler.
Şu son görüntüne bakarak, aklının yarıdan fazlasının gitmiş, kaybedilmiş olduğunu değerlendirdim. Çok ağır ve sonu çok felaket olan bir krizin içinde olduğunu değerlendirdim. Kaşının, gözünün, yüz hatlarının, beden dilinin, renginin değerlendirmesini daha isabetli yapayım, hata olmasın diye… Tuttum akıl hastahanesindeki kişilerin görüntülerine bakmak istedim. Mevzu nerelere geldi…
Lakin kesinlikle emin oldum ki o tarihte, o hastahanede bulunanların çoğu, senin şu tarihteki şu halinden daha ehven haldelermiş. Kendine ne halt edeceksen et Kazım ama sakın çevrene zarar verme. Bak, bir kişiye sıkabiliyorsun, ikincide af etmiyorlar, yatırıyorlar, haberin olsun.
Bill Gates’i de oyundan düşüreceğim. Microsoft’u da batıracağım. Çok uzun sürmeyecek. Ben önden haber vermiş olayım, sahadaki taraflardan isteyen istediğini yapsın. İsteyen onunla beraber oyun dışı olsun ve batsın, isteyen de bunca tecrübenin de ışığıyla doğru yöne doğru yoluna baksın.
Ben “Hain Ankara hükumeti” dedikçe sadece AKPKK’yi değil, MHPKK’yi ve danışıklı muhalefeti de bu ifadenin içine dahil ediyorum. Her fırsatta da “Tayyip aslında Bohçalı’nın kuklası, Bohçalı sistem içinde daha üst konumda” dedim durdum yıllardır…
Tayyip’i defalarca köşeye sıkıştırdığımda, hep son çare olarak Bohçalıya koştuğunu da bütün dünya gördü.
Şu son sözde seçim sürecini de Bohçalı ile çevresindeki kara paracı ihanet çetesinin yürüttüğünü herkes biliyor. Lakin Bohçalı diye ortada görünen kişi gerçek Bohçalı mı, buna kimse emin değil.
Böyle bir hainle, böyle bir pislikle benim ne işim olur? Türkiye çok büyük projelere İstanbul üzerinden girecek de bir de bunlar, bu pislikler bu işlere dahil mi olacaklar? Hatta bu işlerde başa mı geçecekler?
Bütün bunlara nasıl inanabiliyor, hala şu vasıfsız kara paracı hainlerin oyunlarına nasıl düşüyorsunuz?
Ben Bohçalı ile ve onu oynatanlarla iş tutmayacağım, Bohçalı’yı önden cenaze arabasına koyduracağım, sonra da çevresini ve üstlerini sıra sıra mezarlıklara göndereceğim.
Yıllardır verdiğim mücadele neticesinde, Ankebut Ağı dünya genelinde parasızlıktan kıvranıyor. İşleri her geçen gün krize giriyor. Hangi batağı nasıl gizleyeceğini, hangi krizi nasıl öteleyeceğini şaşırdı. İyice yoruldular, gerildiler. Bir yandan da son zamanlarda metafizikle çarpılan adamlarının sayısı belli değil. Çin Dışişleri bakanından, TR’deki Muharrem İnce’ye kadar, binlerce adamları, çok isteseler de siyaset sahasında boy gösteremiyorlar. O Çin Dışişleri bakanı da büyük ihtimalle öldü. Muharrem İnce yerine dublör kullanılmış olma ihtimali yüksekti, tartışmaların üstü örtüldü. Dünyanın farklı farklı ülkelerinde de vaziyet aynı. Ölenlerin, ölmeyip ama ölmekten beter olanların listesini tutmak bile zor iş. Bir yandan da dünya genelinde “izahını bile yapamadıkları afetler” sayıları artarak ve şiddetleri yükselerek devam ediyor. Hangi bir açığı/masrafı, ne ile kapatacaklarını şaşırdılar.
Senelerdir afetlere karşı gerçekten tedbirler alınmasını istedim. Hİçbir şey yapmadılar, sadece oyalamaya, kandırmaya dönük çıkışlar yaptılar. Bu günlerde ise dillerinden afet ikazları düşmüyor. Silivriye binlerce konteyler koydular. On binlerce çadır koydular. İnsanların İstanbul’u ve büyük şehirleri terk etmesien sebep olacak kadar vahim açıklamaları resmi ağızlardan yaptırdılar. Bütün bunları İstanbul’dan, yapabileceklerinden korktukları için yapıyorlar. Kenar köşelerde korkudan titriyorlar. Bunları en arka plandan yöneten yer altı şehirlerinin amirleri de aynı hallerdeler. Tepelerindeki çatı çöker mi, ne vakit ve nasıl çöker diye bakıyorlar. Dünya devletlerinin pek çoğunda, en ufak bir endişede nükleer santrallerin birimleri durduruluyor. Rusya’da batı uşağı Putin ve çetesi devrilmesin diye seferberlik halinde hamleler yapmaya devam ediyorlar. Rusya’dan daha çok ABD, dünyanın her yerinde Wagner unsurlarını yok etmeye çabalıyor. Saymakla bitmez vahim sorunları var bunların ve her geçen gün başlarına daha fazla sorunlar çıkartıyorum.
Kendi adamları arasında bile sorunlar çok büyüdü. Saçma sapan, mantığı olmayan kararlar alındığına ve sırf İstanbulla inatlaşma uğruna bütün sistemin ve hatta bütün dünyanın tehlikeye atıldığına inananlar çok. İçinde bulundukları iğrenç sistemin detaylarını bilmeyip de yayınlarım sayesinde öğrenen ve kandırıldığını anlayan da çok. Artık Ankebut Ağının tepesinden gelen emirlere, yönlendirmelere itaat etmeyenler de çok. Bu sırada bunlar birbirlerine de oyunlar kuruyorlar. Birbirlerine karşı artık gerçekten, danışıklı olmayan mücadeleler de veriyorlar.
Ben, devasa projeler için defalarca adımlar attım, sahayı ayarladım ama sahada şeytanlıktan, fesatçılıktan, dolandırıcılıktan, tuzaklardan, kinden, nefretten başka bir şey görmedim. Bu fırsatler geçmişte kaldı ve şu sıralarda yeni fırsatlar olmayacak. Dişimle kazıya kazıya ve sonuna kadar hak etmişlerken onları bu şartlara düşürmüşüm, nefeslerini kesmeden durmayacağım. Madem öyle, işte böyle…
Ben hain Ankara hükumetini ve ayrıca Putin ile çetesini çökertmeden… Bedeli üçüncü dünya savaşı hatta milyarlarca insanın ölmesi olsa bile Türkiye’yi gerçek hürriyetine ulaştırmadan… Bu hedefimin karşısında duran yer üstü ve yer altı düşmanlarının tamamını oyun dışına en feci şekilde atmadan… Bu dünyada büyük işlere/projelere girmeyeceğim. Günümüzde ve yakın gelecekte durmak bilmeden çatışmalar, toplu ölümler, sınırların değişmesi, açlık/kıtlık, bulaşıcı hastalık ve benzeri şeyler yaşanacak. Ben hemen şimdi değil, o ilk ve çok şiddetli çatışma ortamı nispeten ferahladığında kendi işlerime gireceğim ve onların bile çoğuna başka ülkelerde gireceğim. Büyük projelere girmek için doğru vaktin gelmesini, doğru şartların oluşmasını bekleyeceğim. Tahminime göre o doğru vakte yaklaşık beş sene var.
Bir kez daha bu kadar açık yazdım, yine de kandırılmak isteyenler varsa, kime gidiyorlar, kim tarafından kandırılıyorlarsa, kandırılsınlar. Benim meselem değil, umrumda da değil. Bu hususta daha ne yapabilirim. Bunca ikaza rağmen kandırılan, kandırıldığına doymasın, kendinden başka da suçlu aramasın.
Kesin bildiğim şey var ki ben o devasa projelerin başında olmadığımda, bunlar dünya genelinde siyasi, askeri, mali dengelerin hiçbirini bu projelere göre ayarlayamazlar. Zaten o projeleri yapacak değil, anlayacak kadar bile çapları, vizyonları yok. Son çare olarak yine kara para peşinde koşacaklar, koşuyorlar ama o sahaları da iyice boğuyorum, boğacağım.
Belki nasip olur da o Bohçalı’yı da ellerimle ve gerçek manada boğarım.
Adamı en azından bir kere daha makamında ve ekranlarda gösterselerdi de bari ondan sonra görevden alsalardı…
Çin’in Dışişleri bakanını görevden almışlar. Zaten haftalardır görevde değildi, ortada görünemiyordu. Çarpıla çarpıla öldü de çoktan mı gömdüler, belli değildi. Ortada görünenemeyen diğer Çinli yetkililer ve etkililer için ne yapacaklar?
Ya Çin’in haricinde, Ankarayı arkalamak uğruna kendini iyice batıran ülkelerin ortada görünemeyen etkili ve yetkili isimlerinin yerine ne yapılacak?
Sahi, George Soros’un bile çoktan öldüğünü daha ne kadar gizleyebilecekler?
Ahmakça işler yapıyorlar, sırf o İblis ve Deccal ahmakça kararlar alıp durduğu için…
Türkiye, İran üzerinden Şangay Suç Birliği Teşkilatı’na yakınlaşmayacak. BRICS midir nedir, hiçbir geleceği olmayan o gibi planlara, o gibi kara para teşkilatlarına da yanaşmayacak. Türkiye, doğu ile batı arasında kalmaya, kendi hür siyasetini sergilemeye ve bu yolla dünyayı dönüştürmeye, değiştirmeye devam edecek.
Türkiye’deki kesimler arasından, Türkiye’nin izah ettiğim vaziyette durmasına karşı duranlar, Türkiye’nin karşısında durmuş sayılacaklar. Kimin kiminle ne derdi ya da hesabı/planı varsa, kendi aralarında çözecekler ve TR’yi karıştırmayacaklar. Kimler, kimlerle danışıklı dövüşüyorlarsa, yollarına bakacaklar ve yine TR’yi karıştırmayacaklar. Onların yolları çok kısa, bu şimdiden kesinleşmiş bir gerçek ama TR’nin yolu açık ve uzun…
Türkiye’nin, batmış, bitmiş, tükenmiş sözde süper güçlere de sözde dünya liderlerine de onların gelecek vaad etmeyen saçma sapan siyasetlerine ve teşkilatlarına da ihtiyacı yok. Bunlarla kaybedecek vakti de yok. Birileri başkalarına tabi olacaklarsa, onlar gelip TR’ye tabi olacaklar.
TR, İran denilen suni devletle iyi ilişkiler de kurmayacak. İran içindeki 45 milyon Türkün varlığını ve sorunlarını bir kere dahi dillendirememiş… İran içindeki Türklerin ve diğer mazlum milletlerin son hürriyet mücadelesinde de onların karşısında yer almış sözde Türk liderlerin, o hain ve gayr-i meşru Ankara hükumetinin, TR’yi Çin’in, Rusya’nın, şunun bunun maşası yapmasına asla izin verilmeyecek. Sahadaki bu bütün piyonları arka plandan sinsi sinsi oynatan İngiltere’nin ve İsrail’in başına bu dünyayı yıkmak gerekiyorsa bile, bu haince planlar bozulacak.
Türkiye’deki İngiltere, ABD ve İsrail maşaları/kuklaları… Üç beş tane gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Çingene, gizli mason, gizli Satanist pislik… Doğu ülkeleri ile daha fazla kara ve kanlı para işleri yapmak ve arka plandan sömürgeci batı alemini de fonlamak istiyor diye… Onların batışına da mani olmak istiyor diye… TR yeni yeni devasa sorunların içine itilmeyecek.
Onların kanlı ve kara para elde etmek için TR’ye çektiği 15 milyonun üzerindeki sözde sığınmacılar meselesinde, son ikazımı da yaptım, dinlemediler, dinlemeyecekler. Zaten TR çok ama çok kısa sürede karışacak, onların da İstanbul’un da kontrolde tutamayacağı kadar büyük karışacak ve bütün planları bozulacak.
O Arap denilen, aslında Çingene olan, İngiltere’nin emrindeki suni devletçiklerin başılarındaki kara paracılar da Çin’e yanaşıyorlar diye, onların talepleri ve baskıları ile de TR yüzünü Çin’e ya da Rusyaya dönmeyecek. TR, hala mantıksız şekilde bastırılan o devasa devalüasyonu, o tarihe geçecek mali krizi yaşayacak. Kriz gelecek, yıkacak, yakacak, dökecek, geçecek. Sonra yeniden ayağa kalkılacak. Bu cerahat patlayacak, üstü daha fazla kapatılmayacak.
Aksi halde, TR’deki bu krizi bastırmaya çalışmanın çok ama çok tehlikeli süreçleri ve hamleleri, herkesten çok hatta Ankara’dan bile çok, onu arkalayan ve yönlendiren liderleri, ülkeleri, şirketleri, masonları, yahudileri ve en çok da yer altı şehirlerini yakacak.
Yemin ederim ki sıra sıra yıkarım o yer altı şehirlerinin çatılarını, bir günde milyarlarca kişiyi cehenneme gönderirim. Benim sabrımın sınırlarını kimse daha fazla zorlamasın. Bıktım şu Ankara hükumetinden, sözde sığınmacılardan, satanistlikten, masonluktan, yahudilerden, kara paracılardan, sömürgecilerden, danışıklı dövüşlerden ve yer altı şehirlerinin müdahalelerinden…
We are not sure if Netanyahu really exist but if it is, I would like to see his face after these publications.
There are people all around the world who misunderstand some of what I wrote. The biggest, the most mind-blowing calamities will not occur in Turkiye. Minor ones will occur in Turkiye. The disasters in Turkiye will be less severe compare to those will occur in other countries. In this process, there is a possibility that the huge countries can be completely destroyed in a short time and even most of a huge continent can be destroyed in a very short time.
If there are those who have wrong acceptance about this matter, it would be better for them to be shocked now. When the expected earthquakes started, they will probably say, “Mfs told this, too and we laughed about it. Damn, he is right, again.”
Sizin tabirinizle ifade etmek gerekirse, şiddet yanlısı da değilim. Lakin ben adilim…
Masuma dokunmam. Masumun dinine, diline, kültürüne, cinsiyetine bakmam, masum olup olmadığına ve mazlum olup olmadığına bakarım.
Suçlunun da dinine, diline, kültürüne, cinsiyetine, hangi ideolojiye bağlı olduğuna, hangi kesimden olduğuna bakmam. Babamın oğlu bile olsa, hatta babam bile olsa, haksız/hukuksuz şekilde asanı asarım. Keseni keserim. Boğanı boğarım. Yakanı yakarım. Kana kan, göze göz, dişe diş…
Bundan rahatsız olanlar ve korkanlar varsa, akıllı olsunlar, masum kalsınlar, medeni insanlar olarak yaşasınlar. Kendilerini acayip bir konumda görmesinler. Keyfilerince insanların diline, dinine, tarihine, canına, malına, nesline/soyuna, vatanına açıkça ya da sinsice saldırmasınlar ve kimseye yanlış yapmasınlar.
Ben, kimseyi babasının, dedesinin ve atalarının suçları ile de yargılamam, cezalandırmam. Suçun şahsiliği ilkesinden taviz vermem. Kimseyi babasının, annesinin, kardeşlerinin rezil kişiler olmasından dolayı kınamam bile… Herkes kendini suçlarının cezasını çekmelidir.
Gayet sakin ve iyi niyetli biriyim ama adaletsizlik yapmam. Masumların hakkını ortada bırakmam. Ölülerin de hakkı var, öldüler diye dosyaları kapatmam.
Haksızlık, zulüm, eziyet, işkence, cinayet, katliam, insani ve vicdani/dini hakların gasp edilmesi, devlet gücü ele geçirilecek mi yapılmış… Fark etmez, “Devlet yaptı, konu kapandı” demem. O anlarda devlet kimdi, kimin, kimlerin elindeydi, ona bakarım ve yine de susmam. Yaşanmamış saymam. Bu dünyada hesabı sorulabilecek şeyleri ahirete asla bırakmam.
Şu hayatta en sevmediğim ve tahammül edemediğim şey samimiyetsizliktir, iki yüzlülüktür. Hiçbir sebeple samimiyetten ayrılmam ve ayrılanı adamdan saymam. Etrafımda tutmam.
Çok kişinin kanına girdim, hala giriyorum. Öldürülmesine sebep olduğum insanların ve cinlerin sayılarını bilmem mümkün değil, o kadar çoklar… Bundan sonra da kısa sürede katlanarak artacak bu sayılar… Lakin hiç vicdani sızı duymuyorum. Çünkü bu güne kadar tek masuma bile zarar vermedim ve hala vermiyorum.
Eden buluyor ama o kadar adileşmişler ki kendilerinde kabahat kabul etmiyorlar. Pisliğe sarmışlar ama alemin en aydın, en çağdaş kişileri olarak görüyorlar kendilerini… Sonra onların kafasında ben cani, ben acımasız, ben barbar sayılıyorum.
Hayal dünyasında yaşıyorlar. Bilerek, isteyerek, farkında olarak kendilerini kandırıyorlar. Çünkü nefislerinin elinde şeytanlaşıyorlar. Çünkü dürüst olurlarsa makam, rütbe, para, itibar kaybedecekler. Düşmanlar kazanacaklar, aileleri tarafından bile dışlanacaklar. Çok çileler çekecekler. Bunu yapmak yerine, şeytanlaşmayı ve şeytanlaşmışlarla beraber iş tutmayı tercih ediyorlar. Dürüstleri, masumları, iyi insanları ezip geçmeyi tercih ediyorlar. Gerçeklerin ne olduğunu, o hayatın sonunun nasıl olacağını, yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını kendileri de çok iyi biliyorlar ama rollerini oynamaya devam ediyorlar.
Ahirette, o büyük mahkemede ve cehennemde, sistem onların kafasındaki şeytaniliğe uygun şekilde işlemiyor. Çünkü orada da adalet var. Bazıları daha şimdiden, oranın sistemini zulüm, haksızlık, eziyet olarak görmek ve göstemek istese bile…
“İmdi… Beni şedid, beni zalim ilan edecekleredir sözüm.”
“Bilesiniz ki adaletin kılıcının sizde hakkı vardı, ben yalnızca onu aldım.” (“Zamanın İskender’i”, “Zamanın Zülkarneyn’i” manasına kullanılmış.)
Zengin olan vatandaşlardan daha yüksek oranlarda vergiler almak, zengin olmayan vatandaşlardan ise daha düşük oranlarda vergiler almak, tartışmasız şekilde hukuka aykırıdır. Bir ülkede en kısa sürede şiddetli huzursuzluklar, sınıflaşmalar, çatışmalar, bölünmeler yaşanmasına sebep olacak vahim bir hata, hukuksuzluk ve hatta kasıttır. Çünkü böyle bir hamlenin sonu tartışılmaz şekilde gözler önünde ki iç gruplaşma ve her manada çatışmadır.
Görünen o ki Aile Bakanlığı dedikleri masonik/satanik teşekkül üzerinden, sorunları düzeltmek istiyormuş gibi görünürken, aslında kastan Türk aile kurumuna son darbeleri vurmaya çabalamış olan AKPKK ve şürekası, bütünüyle toplumsal birliğe ve devlet sistemimize de son darbeleri vurmayı denemek üzeredir.
Daha fazla oranlarda vergiler vermeye razı olmayanların nelere sebep olacaklarını bir kenara koyalım… Razı olan zenginler bile rahat durmayacaklar, bu defa zengin olmayan vatandaşlara verilmeyen haklar talep edeceklerdir. Bunu açıkça bile talep etmeden, bu konularda hukuki düzenlemeler bile beklemeden, hayatın akışı içinde tavırları, davranışları değişecektir. Bu da halk arasında sınıf farklıklarına ayrıca sebep olacak, her gün, her yerde tartışmalar ve karşılıklı çatışmalar bitmek bilmeyecektir
Böyle bir uygulama, evini boş tutmak isteyen mülk sahibine “Hayır, tutamazsın. Tutarsan yüksek vergi alacağız senden” demek kadar hukuksuz, keyfi ve sınıflaşamaya sebep olacak bir uygulamadır.
Önünü sonunu dikkate almadan, hukuk da tanımadan, zenginlerden daha fazla vergiler toplamanın yollarını arayan bir hükumet, hareket sahasını tamamen kaybetmiş, eli kolu bağlanmış, batağa batmış ve bir gün sonrasını bile planlayamayan, kontrol edemeyen bir hükumettir. Bu yöndeki çabaları da bu halini açıkça gözler önüne sermektir.
Başka devletlerin/liderlerin kapılarında dolaşan, onlardan acilen nakit para almaya çabalayan bir hükumet, resmen hükumet olarak görünüyor olsa dahi, uygulamada hükumet olmaktan çıkmıştır. Milli güvenliği dahi en ileri seviyede tehdit eden bir suç teşekkülü halini almıştır.
Türkiye’de olağan akışta yaşanması gereken mali krizi hala bastırmaya çalışmak, hem sonunda kesinlikle o mali kriz yaşandığında oluşacak zarar ve ziyanı, ayrıca acıları devleştirmektedir… Hem de TR’nin iç ve dış güvenliği dahil çok sayıda konuda vahim krizlere sebep olmaktadır. Gün geçtikçe daha daha vahimlerine de sebep olacaktır.
TR, köprüden önceki son çıkışı çoktan kaçırdı, Çok büyük ve acı verici sorunların yaşanacağı çoktan kesinleşti. Lakin hain Ankara hükumetinin bu türlü faaliyetlerine ya da planlarına gereken sertlikle ve kararlılıkla karşı durulmazsa, bu filmin sonunda hayatta ve ayakta kalabilenler şu mealde cümleler kuracaklardır:
“Keşke devasa bir mali kriz yaşansaydı. Keşke hükumet bile devrilseydi. Keşke dolar yüz lira bile olsaydı. Batan batsaydı, çok canlar yansaydı ama yolumuza yine de bir şekilde baksaydık. Küllerimizden yeniden doğsaydık. Yaşayacaklarımız da bizi kendimize getirirdi, dersler çıkartmış olurduk. Böyle yapmadık da ne oldu? Şu halimize bir bakın… Bu akıl almaz sorunların, acıların içine düşebileceğimiz hiç aklımıza gelmemişti. Keşke bu kadarına hiç sürüklenmemiş olsaydık. Şimdi bu sorunları nasıl çözeceğiz”
The police are investigating the chemical factory that exploded and burned in China and what caused it. Is it a police matter?
If the Ankara government won’t collapse, then tens of countries who support it will be overthrown and collapsed.
They started to call so-called strikes at the airlines again. The planes cannot fly, they are deceiving humanity with the strikes…
The so-called schools where they make rituals and magic are burning again… There are unending fires, accidents and troubles in India. 25 People were burned in a bus recently.
Satanism, masonry, magic and the rituals do not benefit anyone. Everyone should turn back before it’s too late.
They still continue to attack to the most experienced ones in my crew. So the explosions, fires, collapses, accidents, suicides, so-called sand storms, strange rainfalls, power outages, internet problems and so much more will continue to happen… And under the ground will be even worse than above the ground.
I’ve written openly that so many factories will burn, will be useless and their systems will be malfunctioned…
These are what is reflected in the media. It will be a documentary one day. And the parts which is reflected and isn’t reflected in the media will be the subjects of the documentaries.
Hundreds of thousands of metaphysicists can see how these things are possible. Don’t waste the time of the police, the judges in vain.
You will see what will happen to those who called arabs, they will not get away with what they did…
— Belarusian President Lukashenko: If Russia collapses, we will remain under the rubble, we will all perish and die.
This is actually the declaration of the collapse of Russia. It means that he is saying, “Look, I don’t care how you do it, just find a way and reverse the current situation. Do something before Russia publicly collapsed. Otherwise, all of us will collapse after Russia.” to the related parties.
This is a state of crisis, fear, panic, desperation that cannot be hidden.
Even though they are collapsed, Putin and Lukashenko were going to act and cause a stir without knowing what to talk yesterday. But this plan of them also collapsed.
And now, they are looking for another parties to collapse together.
Canımı sıkıyorsunuz. Kahraman Maraş’ın altındaki yer altı uzaylı şehrinde, 6 Şubat 2023 gecesi patlayan suni güneşten ya da onun benzeri çok büyük/güçlü enerji sistemlerinden, dünya genelindeki yer altı şehirlerinizde kaç tane varsa, hepsini peş peşe patlatırım.
Haddi aşıyorsunuz. Yine yanlış ve sonu hepinizin felaketi olacak planlar yapıyorsunuz. O vakit de öyle yapmıştınız.
Karşımda çok acizsiniz. Üstüne basılırak ezilip geçilecek böcekler misali görünüyorsunuz. Ne halt ediyorsanız edin şu dünya insanlığına ve devletlerine, bana ve yoluna benimle birlikte devam edenlere bulaşmayın, kalanlarınızı da yakarım.
Sahi, o gece onlarca milyon mu, yüzlerce milyon mu öldünüz? O kadim ve merkezi şehirden sağ kurtulan oldu mu?
Kaç yıldır bin kere söyledim ki siz, gök adaları bile seferber edebilseniz, beni metafizikle ya da fiziki bir saldırı ile öldüremezsiniz.
Ve beni hiçbir şekilde durduramazsınız.
Bunu kabullenmeniz için milyarlarca can kaybı daha mı yaşamalısınız? Onlarca yer altı şehriniz daha mı patlamalı, çökmeli, yıkılmalı?
San Andreas fayı yerinden kopup okyanusa mı savrulmalı? BAE ve Katar gibi maşalarınız, devletten sayılmaz o pislik merkezleri denizin altına mı çökmeli?
Beyaz Saray dediğiniz pislik merkezinden her gün mü gizlice cenazeler çıkartmalısınız?
Hepinizin donanmalarındaki bütün gemiler ve denizaltılar, uzaydaki bütün uydularınız birden mi bozulmalı?
Siz geri zekalı mısınız? Zekanızda, aklınızda bu kadar ileri seviyede bir sorun mu var ya da aranızdan bazı gruplar, bitmek bilmeyen sıkıntılarından ötürü intihar seviyesine mi geldiler?
Kısa sürede topluca ölmek isteyenleriniz, bana bulaşmadan da ölebilirler. Bunun başka yolları da var. Ben onların ölmesine vesile olacaksam, yine toplu toplu, beklediklerinden çok daha yüksek sayıda ölümlerle öldürürüm. Yine sistemlerini başlarına geçirerek öldürürüm.
Ben hepinize “Bu dünyada yaşayabilirsiniz ama insani şartlarda yaşayacaksınız. İklimle oynamayacaksınız. Ziraata zarar vermeyeceksiniz. Hayvancılığa zarar vermeyeceksiniz. Genleri bozmayacaksınız. Bitkilerin genlerini de bozmayacaksınız. Suni kuraklık, suni enerji krizleri çıkartmayacaksınız. İnsan ve organ kaçakçılığı yapmayacaksınız. Zorla fuhuş yaptırmayacaksınız. Yoksa sadece yerin üstünü yıkmakla kalmam, altında da sisteminizi başınıza geçiririm. Yerin üstünde her şeytanlığı yapanlar, yerin altında keyifle yaşayamayacaklar” demedim mi?
Söyleyin, demedim mi defalarca bunları?
Ne oldu? 6 Şubat’tan beri bölgede istediğiniz gibi iklim kontrolü bile yapamaz oldunuz. Her şey birbirine girdi. Bütün bu sorunların asıl sorumlusu sizsiniz. Böyle giderseniz, cezanızı bulurken, eş zamanlı olarak dünya insanlarının de cezalarını bulmasına sebep olacaksınız.
Ne halt ederseniz edin, bu dünyayı yaratan bir Allah var ve artık bu şeytani sistemin tamamen yıkılmasını takdir etmiş. Onun kudreti karşısında hepiniz de aciz ve çaresizsiniz. Ya ayara gireceksiniz ya da peş peşe, peş peşe ve her defasında topluca öleceksiniz.
İsterseniz aklınızı başınıza alın, isterseniz de aranızdan milyarlarcasının leşlerini gömecek ya da yakacak yerleri şimdiden hazırlayın.
Ne zaman haddi aşarsanız, hep ağır şekilde cezalandırılacaksınız.
Allah belanızı verecek. Lanet inecek, kıran girecek. Boşuna oynuyorsunuz ama sizin tercihiniz, haydi oynayalım.
If we look at it its unpressured form by with the unbacked and bloody money, with the money from undisclosed sources, with the money that we don’t know what they have given in exchange… Also, with many manipulations and false statements…
TL/Dollar rate has been over 90 liras for months. And it is now over 150 liras… Very soon, it will be over 200 liras.
There is an unprecedented incompetence, betrayal, robbery illegality, pressure, manipulation, collapsing, hyperinflation and a major devaluation in Turkiye.
These are not the ways out of the crises. The way to overcome the crises is to comply with the Istanbul. It is to being honest, to establish justice and peace in the country, to be trusted and to attract the investors. It is to make huge investments, to increase the production rapidly by spreading it to the base and also increase the exports. On the other hand, it is to reduce the consumption and spendings and to stop the waste. It is impossible to do these without eliminating bribery and corruption on the other hand.
Do not be misled by the current situation of Turkiye. There is an Istanbul factor in Turkiye. The picture will be reversed in a very short time. Turkish lira will be the reserve currency and those who find American dollars on their way won’t even take it. It will be rubbish that much it will lose its value.