Etiket arşivi: Gülderen Kuriş

Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Haccac-ı Alim’ler ölmez, bitmez… Bu devrin de bir Haccac-ı Alim’i var ve haneler, kurslar, yurtlar, kıtalar dolaşıyor. Müslüman rolü oynayan münafık sahte hocaları, sahte kurtarıcıları öldürüyor.

Benim en merkezden emirleri alıp duyurduğum ve kararları ilan ettiğim vakit, Alihan Kuriş de üzerine düşenleri yapsaydı, merkezin, Divan-ı Salihin’in emirlerini yerine getirseydi, bu münafıklar çoktan yolumuzdan uzaklaştırılmış ve cemaatimiz temizlenmiş olacaktı. Hadiseler bu şekilde cereyan etmeyecekti. Hatta bu büyük fetih 2020 yılında gerçekleşmiş, tamamlanmış olacaktı. Hatta ben son yıllarda çektiğim türlü sıkıntıları çekmeyecektim. Her şey çok başka olacaktı…

Şimdi, yolumuz/cemaatimiz dahilinde ve haricinde olan bütün münafık sözde hocalar, idareciler, mesuller, mesuleler, büyücüler, yiyiciler, gösteriş/itibar/alkış budalaları, hırsızlar, arsızlar, masonlar, kriptolar, kara paracılar bilsinler ki, bu yaşananlar bir başlangıç…

Bunun bu şekilde olacağını da bir süre önce haber vermiştim. Şimdi tekrar ediyorum:

Cemaatimi temizleyeceğim. Bu, benim kararım değil. Merkezimizin kararı. Cemaatimizi temizlemek ve aksak/eksik ne varsa düzeltmek, tamamlamak için o makama getirilen Alihan Kuriş de münafıklara, başta da münafık annesi Gülderen Kuriş’e uymuş, ayağını tamamen kaydırmış olabilir. İmtihan dünyası burası… Hep olmuş ve olur böyle şeyler. Onları da temizleyeceğim. Türkiye içindeki ve dışındaki bütün güç unsurları, cemaatimin içinden elini, dilini, adamlarını çeksinler. Yoksa bu temizlik vazifesini artık daha da gürültülü yapmaya başlayacağım. Yeterince sakin kaldım, mühlet verdim. Şu cemaatimi temizlemek için, Türkiye sınırları dahilinde bir tane Mason locası, bir tane Mason biraderi bırakmamam gerekirse, bir tane satanist bırakmamak gerekirse, bir tane gizli Yahudi ya da Ermeni bırakmamam gerekirse, onu da yapacağım. Son günlerde yaşananlar hem gücümün hem de kararlılığımın tezahürü. Herkes son kararını versin. Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kaldırın ulan ölülerinizi!

Haydi devam edin saldırıya. Ne oldu, ne çabuk öldünüz, ne çok öldünüz. Bu hakaret değil, siz hakikaten geri zekalılarsınız. Kafalarınız uyuşturucudan, cinsi sapıklıktan, fuhşiyattan, kara para derdinden, satanist ayinlerinden dolayı yanmış.

Gördünüz mü bir kez daha Türk’ün gücünü?
Haydi, biz çok iyi haldeyiz, mümkün oluyorsa kaldırın yerlerden on binlerce leşinizi ve tekrar saldıraya geçin, olmuyor mu?

O uzaylılara da söyleyin, en çok da yeşillere söyleyin, gökadalar arası seferberlik ilan etsinler de gelsinler, yine her defasında ve bu gün de olduğu gibi leşleri yerlere serilecek.

O cemaatimiz içindeki münafıklarda da Aygın’ın çarpılıp ölmesinden sonra ölüm korkusu sardı hepsini… Onlar da hiçler… Onlar da erimeye, yok olmaya, tükenmeye devam ediyorlar. Taliban ise boyuna posuna bakmadan saldırılar yapmanın bedelini yine ağır ödedi.

Buradan yazıyorum. Bir daha benim ekibimden birinin dahi canına kast edilsin, yakarım o teşkilatı/örgütü ülkesiyle/devletiyle beraber. Ona destek veren her kesimle beraber. Tarihin karanlık sayfalarına gömerim.

Herkese “Bize bulaşmayın, yolunuza bakın” demedim mi ben? Bu kadar geri zekalılıkla böyle topluca ve feci şekilde ölmeyi sonuna kadar hak ettiniz. İla cehenneme zümera

Haydi lan, ne kaldıysa elinizde, kim kaldıysa, seferber olup gelin üstümüze ya da akıllı olun, bulaşmayın bize…

Bu arada benim midem bile bulanmadı, başım bile dönmedi. Ekibimden de hiç kimse ölmedi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ahmet Aygın da çarpıldı

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Gizli bir Ermeni ve Hristiyan olan Ahmet Aygın, cemaatimiz içindeki önde gelen münafıklardan biriydi. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimize de çok sıkıntılar çektirmişti. Sinsi sinsi yolunu alır, en olmadık ve hemen müdahale edemeyeceğiz yerde ihanetini sergilerdi. Son zamanlarda seçimler arefesindeki tavırlarıyla zaten samimi bütün müslümanlar onun gerçek rengini gördüler. Ebu Cehil karpuzu gibi dışı çok yeşil, içi kıpkızıl kafir olduğunu gördüler. Alihan’ın ipini elinde tutan, Alihan’ı bir piyon gibi oynatan annesi Ayşe Gülderen Kuriş’le birlikte Ahmet Aygın da son günlerde üzerime ve ekibimin üzerine çok ama çok ağır büyüler yapıyorlar ve yaptırıyorlardı. Gülderen gibi Ahmet Aygın da son zamanlarda büyücülere paralar saçıyordu. Haddi iyice aşıyordu. Yavaş yavaş çarpıldıkça daha çok hırslanıyordu. Nihayet mühleti doldu ve dehşetli bir şekilde çarpıldı. Çukuru derin, azabı elim olsun.

Darısı Gülderen’in ve benzeri diğerlerinin başına…

Ahmet Aygın aslında hristiyan da denemez biriydi. Tek taptığı paraydı. Başka değer, ilah tanımazdı. Çok ileri seviyede şeytanlaşmıştı. Aralarına gerçekten müslüman kardeşlerimiz karışacak olsa, hemen onlara büyüler yapıyorlar, yuvalarını yıkıyorlar ve hatta mümkün olursa deli ediyorlar ya da öldürüyorlardı. Hanımlarına göz dikiyorlardı. Zamanı gelince Aygın’ın ve benzerlerinin gerçek Süleymanlılara neler yaptığı iyice gözler önüne serilecek ve duyanlar, görenler inanamayacaklar. Bunların hepsini o Alihan da biliyor. O da zaten onlara uydu, onlar gibi oldu. Bunda da en büyük pay annesinin oldu.

Üstelik, bu yazdıklarıma itibar etmek istemeyenler, “Olur mu hiç öyle şey?” diyenler, bu sahada söz sahibi olan birine gidip “Bu mfs birilerine büyüler yapıyor mu, yaptırıyor mu?” diye sorsalar, kişi dürüst biriyse hemen “Hayır” cevabını alırlar. Yine “Bu mfs’nin iddiaları doğru mu? Ahmet Aygın büyücü müydü? Alihan ve annesi de büyüler mi yaptırıyorlar?” diye sorsalar, hemen “Evet, eksik yazmış, fazla yazmamış” cevabını alırlar. İsterseniz hemen sorun. Bunları doğrulamak işten sayılmaz. Öyle vaktinizi falan da almaz. Bir titreyip artık kendinize de gelin. Cemaatin haline bir bakın. Memleketin ve milletin haline de bir bakın. Cemaatin tepesini elinde tutan münafıklar, bunca yazdıklarımın karşısında nasıl da sus pus olup oturuyorlar. Hukuk yoluna bile gidemiyorlar. Sözlü yalanlama bile yapamıyorlar. Onlar susup kalıyorlar ve daha çok büyücülük yaparak bu krizden çıkmak ve cemaatin başında kalıp müslümanlara/Süleymanlılara daha da çok maddi ve manevi zararlar vermek istiyorlar ama sizler artık bir bakın, bir anlayın, yanlışı ve doğruyu bir görün ve ne yapmanız gerekiyorsa yapın. Bu hali görüp de hiçbir şey yapmıyorsanız, zaten siz de onlar gibisiniz demektir. Öyle ise geçtim müslüman sayılmayı, insan türünden bile değilsiniz. Allah sizin ömrünüzden alıp da nesli tükenmekte olan hayvanların ömrüne eklesin. Köpekler bile sizden daha faziletli…

İşte bozacının şahidi şıracı… Yıllardır gerçek ve hain yüzlerini anlattığım ve susup kalan münafıklar, şimdi Aygın’ın arkasından ağlıyorlar. Şu Zeki Çalışkan’ın ne olduğunu duymayan, anlamayan biri kaldı mı bu alemde? Zeki Çalışkan gibi gizli hristiyan, misyonerlik ve kara para faaliyetleri icra eden bir herif, gerçek bir müslümanın arkasından böyle yazar mı…

Mehmet Fahri Sertkaya

Kuriş ailesinin mal varlığı

Alihan Kuriş’in annesinin ve karısının üzerine olan mal varlığı, sizce de çok dikkat çekici değil mi?

Alihan, karısı ve annesi, bu hususu izah edebilir mi? Şu memleketin maliyesinin bu kadar kötü olduğu zamanda, talebe yetişsin diye büyük büyük yardımlar yapan zengin kardeşlerimizin paralarının bir kısmını aile boyu zimmetine geçirenler mi var?

Az daha unutuyordum, Alihan neden hep susuyor?

Alihan Kuriş’in annesinin ve karısının büyücülük işlerine çoktan bulaştığı…

Himmet/hizmet paralarını zimmete geçirmek de dahil olmak üzere türlü suçları işlerken büyücülükle de kendilerine yolu açmak istedikleri…

Çok sayıda samimi kardeşimize Alihan’ın talebi ya da rızası dairesinde büyüler yaptıkları ve yaptırdıkları…

Hala tartışılmayacak mı?

Kendilerine itibar edilsin diye, yalan yanlış işleri ifşa olmasın diye, Alihan’ın etrafındaki gerçek Süleymanlılar onun etrafından ayrılsın diye ve daha pek çok şeytanca maksatla büyüler yaptılar mı ve yaptırdılar mı?

Bunları tartışmak, bu işi bilenlere sorup doğru olanı öğrenmek çok mu zor? İhtilaflı bir mesele mi, kesin neticeye varılamaz mı? Hayır, hemen kesin şekilde öğrenmek isteyen herkes öğrenebilir.

Yine unuyordum, Alihan niye susuyor? Niye hukuk yoluna gitmiyor? Bu güne kadar hiç gerçek bir yasaklama yazısıyla yasaklanmadım, çünkü kim olduğumu, ne yapacağımı Alihan’a o vazifeye getirilmeden önce söylemişlerdi, biliyordu.

Böyle bir şeyi yapmaya cesaret edemedi. Şimdi yapsın, çıksın hakkımda yasaklama dolaştırsın ya da hukuk yoluna gitsin. Hem de hiç rahatsızlık duymadığı üçkağıtçı/dolandırıcı avukatlar Salih Torun ve Ömer Çiğil’e bu işi paslasın.

O sözde avukatların da AKPKK’lilerle, yahudilerle, masonlarla, ermenilerle, türlü türlü hainlerle, dolandırıcı pisliklerle, insan denemez sefil mahluklarla derin bağlantıları var. Çok iltimas ve rüşvet işi çevirip çok sayıda cemaat mensubu masum kardeşimizin bile canlarını yaktılar. Ticaretlerini bozdular, yuvalarını, sağlıklarını, dünyalarını yıktılar.

Bunları somut delilleri ve şahitleriyle meydana çıkarttığımın üzerine koca seneler geçti ama avukat oldukları halde onlar da susup kaldılar, benden davacı bile olamadılar. Bürolarını aradım, karşıma çıkamadılar. Acınası hallere düşüp kaçtılar. Salih’i arayıp “Ben mfs” dedim, kalbine inecekti ve “Alo” biye diyemedi.

Alihan’ın da umurunda bile olmadı. Kime haksızlık yapılmış, kimin dünyası yıkılmış, kimin yolumuza bakışı değişmiş, yolumuza nasıl lekeler gelmiş, bunun her kısmının ahirette hesabı ve azabı varmış, dünyada insanlar da bir gün gelir uyanırlarmış, umurunda bile olmadı. O da milyonlarca kardeşimizin kul hakkına girerek ve aynı zamanda beytül mala el uzatarak vurgun vurmanın derdine düştü.

Yıllar sonra bile o sözde avukatları yasaklamadı. E madem öyle, madem zihniyet bir, yanlış işlerde de ortaklar, madem hep beraber hırsızlar, madem hep beraber hainler, madem hep beraber münafıklar ve hayasızlar, o avukatlarla bir olup benden davacı olabilirler. Ne de şenlik olur. Meydana serilen gerçeklerden sonra sadece cemaatimizin mensupları değil bütün Türkiye şaşkına döner.

Senelerce kaç tekrarla “Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir. Mazlumların ağını, hakkını, hesabını şiddetli sorar” diye yazdım. Haydi kimse dinlemedi, Alihan niye dinlemedi. İşte şimdi onun da mühleti bitti. Ölüme çare bulması lazım, çünkü cehennemin dibine doğru çıktığı yolculukta köprüden önceki son çıkışı artık kaçırdı. Kaçırmasın, her şeye rağmen yine de dönsün, tevbe etsin diye yaptığım şok edici müdahaleler bile onu sarsıp kendine getirmedi. Filmin sonu aslında çoktan belli oldu. Bu gibi filmleri çok kere izlemiş kişiler, bundan sonrasını pek merak bile etmeyecekler. Çünkü hep aynı hikaye… Sadece detaylar değişik. Vahim bir kahroluş. Dünyada ve ahirette rezil rüsva oluş. Detaylar bir yana, filmin sonu hep bu…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi