Alihan Kuriş’in annesinin ve karısının üzerine olan mal varlığı, sizce de çok dikkat çekici değil mi?
Alihan, karısı ve annesi, bu hususu izah edebilir mi? Şu memleketin maliyesinin bu kadar kötü olduğu zamanda, talebe yetişsin diye büyük büyük yardımlar yapan zengin kardeşlerimizin paralarının bir kısmını aile boyu zimmetine geçirenler mi var?
Az daha unutuyordum, Alihan neden hep susuyor?
Alihan Kuriş’in annesinin ve karısının büyücülük işlerine çoktan bulaştığı…
Himmet/hizmet paralarını zimmete geçirmek de dahil olmak üzere türlü suçları işlerken büyücülükle de kendilerine yolu açmak istedikleri…
Çok sayıda samimi kardeşimize Alihan’ın talebi ya da rızası dairesinde büyüler yaptıkları ve yaptırdıkları…
Hala tartışılmayacak mı?
Kendilerine itibar edilsin diye, yalan yanlış işleri ifşa olmasın diye, Alihan’ın etrafındaki gerçek Süleymanlılar onun etrafından ayrılsın diye ve daha pek çok şeytanca maksatla büyüler yaptılar mı ve yaptırdılar mı?
Bunları tartışmak, bu işi bilenlere sorup doğru olanı öğrenmek çok mu zor? İhtilaflı bir mesele mi, kesin neticeye varılamaz mı? Hayır, hemen kesin şekilde öğrenmek isteyen herkes öğrenebilir.
Yine unuyordum, Alihan niye susuyor? Niye hukuk yoluna gitmiyor? Bu güne kadar hiç gerçek bir yasaklama yazısıyla yasaklanmadım, çünkü kim olduğumu, ne yapacağımı Alihan’a o vazifeye getirilmeden önce söylemişlerdi, biliyordu.
Böyle bir şeyi yapmaya cesaret edemedi. Şimdi yapsın, çıksın hakkımda yasaklama dolaştırsın ya da hukuk yoluna gitsin. Hem de hiç rahatsızlık duymadığı üçkağıtçı/dolandırıcı avukatlar Salih Torun ve Ömer Çiğil’e bu işi paslasın.
O sözde avukatların da AKPKK’lilerle, yahudilerle, masonlarla, ermenilerle, türlü türlü hainlerle, dolandırıcı pisliklerle, insan denemez sefil mahluklarla derin bağlantıları var. Çok iltimas ve rüşvet işi çevirip çok sayıda cemaat mensubu masum kardeşimizin bile canlarını yaktılar. Ticaretlerini bozdular, yuvalarını, sağlıklarını, dünyalarını yıktılar.
Bunları somut delilleri ve şahitleriyle meydana çıkarttığımın üzerine koca seneler geçti ama avukat oldukları halde onlar da susup kaldılar, benden davacı bile olamadılar. Bürolarını aradım, karşıma çıkamadılar. Acınası hallere düşüp kaçtılar. Salih’i arayıp “Ben mfs” dedim, kalbine inecekti ve “Alo” biye diyemedi.
Alihan’ın da umurunda bile olmadı. Kime haksızlık yapılmış, kimin dünyası yıkılmış, kimin yolumuza bakışı değişmiş, yolumuza nasıl lekeler gelmiş, bunun her kısmının ahirette hesabı ve azabı varmış, dünyada insanlar da bir gün gelir uyanırlarmış, umurunda bile olmadı. O da milyonlarca kardeşimizin kul hakkına girerek ve aynı zamanda beytül mala el uzatarak vurgun vurmanın derdine düştü.
Yıllar sonra bile o sözde avukatları yasaklamadı. E madem öyle, madem zihniyet bir, yanlış işlerde de ortaklar, madem hep beraber hırsızlar, madem hep beraber hainler, madem hep beraber münafıklar ve hayasızlar, o avukatlarla bir olup benden davacı olabilirler. Ne de şenlik olur. Meydana serilen gerçeklerden sonra sadece cemaatimizin mensupları değil bütün Türkiye şaşkına döner.
Senelerce kaç tekrarla “Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir. Mazlumların ağını, hakkını, hesabını şiddetli sorar” diye yazdım. Haydi kimse dinlemedi, Alihan niye dinlemedi. İşte şimdi onun da mühleti bitti. Ölüme çare bulması lazım, çünkü cehennemin dibine doğru çıktığı yolculukta köprüden önceki son çıkışı artık kaçırdı. Kaçırmasın, her şeye rağmen yine de dönsün, tevbe etsin diye yaptığım şok edici müdahaleler bile onu sarsıp kendine getirmedi. Filmin sonu aslında çoktan belli oldu. Bu gibi filmleri çok kere izlemiş kişiler, bundan sonrasını pek merak bile etmeyecekler. Çünkü hep aynı hikaye… Sadece detaylar değişik. Vahim bir kahroluş. Dünyada ve ahirette rezil rüsva oluş. Detaylar bir yana, filmin sonu hep bu…
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi