Bohçalı: Neler yaptın bayağı bir zaman geçti, bensiz de kaldın… Askerler, ordu, bakanlar ne hallerdeler…
Bayağı bir süredir benimle hiç alakan yoktu. Bizden uzaklaşmaya çalışıyorsun zan ettim.

Tayyip: Yok ya hu, öyle şey mi olur. Yolculuklara çıktık seninle, uzak olur muyuz hiç… Hep beraberiz de işte yoğunluğu sende biliyorsun.

Bohçalı: Ben senin her işini biliyorum Recep. İşlerini de güçlerini de haltlarını da biliyorum.
Ne oldu…Çok mu bunaldın? Nasıl oldu holdinglerle durumlar(yahudiler). Ne diyorlar yangınlar için, bir fikirleri var mıymış? Eskiden olsa ellerini ovuşturarak beklerlerdi kapıda… Şimdi…Gelmediler mi…Bilmiyor musun söylesene.

Tayyip: Ya adamlar yine bizden taraf, biz yine hükümetiz, yine güç kudret bizde… Şimdi gelmedilerse yangın sonrası muhakkak kapımızı çalacaklar. Kimler var zaten oralara (yaktıkları ormanlık alanlara) talip olan. Birkaç holding mi bizi dik tuttu şimdiye kadar.

Bohçalı: Yediğin darbeler sana mizah kabiliyeti kazandırmış. Şu an zannediyorum ki yanında seni dik tutamamış olan gruplar var. Ondan sağa sola meylediyor olmalısın. Tamam, anladık, hazinenin dibini getirdin. Şeyi söyle, ordu ne oldu ordu.
Girebiliyor musun karargahlardan içeri! (kıskıs gülme)

Tayyip: Girmedim bu sıralar. Var orada vazifeliler. İrtibatımız kuvvetli. Öyle zannedildiği gibi orduda kontrol kaybı falan yok. Öyle bir şey olabilir mi ya. Darbe olur o zaman, tamamen psikolojik karartma..
Hem bu sıkıntılar hep adamların ödemesini tam yapmadığımız için oluyor, ödendiği an hepsi canıyla kanıyla yanımızda. Onların ciğerleri bizim, nereye arka dönüp gitmek, bir de üzerine taraf değiştirmek.
Bu ülkenin nizamını böyle kurduk…Kolay değil…

Bohçalı: Devam et…

Tayyip: İşte yani sıkıntılar var o yüzden görüşmek gerekti. Özel bir görüşme olsun istedim.
Finans desteği gerekiyor, hem de acil… Rusya’ya istediklerini neredeyse verdim ama daha fazlasına gücümüz yetmez.

Bohçalı: Ne dediler sana, akıllı ol dediler mi?
Akıllı durmamışsın sen..Ondan yapmışlar (yakmışlar). ‘Yerini bilseydi dururduk’ dediler. Ben de tamam dedim. Senin gerzekliğin yüzünden kimseyi tehlikeye atamazdım değil mi?

(Bohçalı, yaşlı, ağız şapırdatan dede edası ile bir yandan kahve içerek bu cevapları veriyor)

Tayyip: Ona diyecek bir şey yok, Süleyman (Soysuz) ne yaptı etti, bu duruma gelmemi sağladı. Şimdi bildiklerimizi tekrar etmiş olmayalım.

Bohçalı: Evet, yaptı bir şeyler, sen de anlamadın ama hiç, o da bir muamma… Genç genç adamlarsınız, nasıl bu kadar kolay b*a batarsınız bilmiyorum.

(Tayyip daralıyor)

Bohçalı: Hava gelsin istiyorsan, şu köşeden aç camı…

Tayyip: Nasıl yapacağız? Para çekecek miyiz?Değerli madende olabilir, buradan her şekilde işleriz.

Bohçalı: Sen şimdi kimler için ne istiyorsun? Sana para verince işler çözülecek mi şimdi? Bir de ne kadar istiyorsun, söylemiyorsun da… Yok mu sömürgelerden bir şeyler. Her kuyruk acısında dilenciliğe başlama hemen. İnsan izzet-i nefis sahibi olmalı.

Tayyip: Ben aradım hepsini neredeyse, hap toz göndermeyi teklif ediyorlar. Hızlı nakit lazım bize.

Bohçalı: Tamam, al toz sat, yapmadığın bir şey gibi konuşuyorsun hakkında…

Tayyip: Ne diyorsun, hadi yapalım bir şeyler, kamuoyu oluşuyor, hepimiz tehlikeye giriyoruz.

Bohçalı: Hadi oradan s* g* tehlikeye düşende b*u yiyen de sensin. Ulan bari adamlar ümüğündeyken doğruları konuş… Aç camı!

Tayyip: Bak ben bugün kaç yerde konuşma yapacağım, üzerine bir sürü görüşme gerçekleştireceğim. Bunlar kolay değil, artık gücüm de kalmadı. Çoğu kesimi oyaladım, borçlarımızı ertelettim ama bu Rus ayısı meselesinde, sen burada dururken, benim böyle perişan olmam olmuyor. Çaresine bakalım, adamların sinirleri yatıştı neredeyse. Mfs’nin (Ruslara verdiği) tüm zararlarını karşıladık, rahatladılar, sakinleştiler.Tamam benim hatam, bu adamla mesafeli anlaşma yapabilirdim.
Yapamadım. Ortada kaldım, yalnız kaldım. Üzerine Süleyman ile mücadelem devam etti. Yani boğazıma kadar geldi durumlar. Daha nasıl izah edebilirim. Kontrolümüz dışında bir darbe olmadan kontrollü kaos çıkartalım (yeni bir darbe tiyatrosu sergileyip sıkışmış oldukları şu anlarda muhaliflerini devlet gücüyle ezmeyi kastediyor) diyorum. Çivi çiviyi söker, öfkeler çoğalıyor. Lafla sözle durdurulacak gibi değil.

Mehmet Fahri Sertkaya