Adem babamız zamanında dünyada şimdi olduğundan daha ileri bilim ve teknoloji vardı

Bazılarının kocaman ordular kurarak bana ve ekibime şiddetli metafizik saldırılar yaptığı anlarda, bundan zan ettikleri gibi tesirlenmediğimi ve bu anlarda bile işlerimi yapabildiğimi göstermek için, ayrıca restlerine rest çekerek onları perişan eden yayınlarıma devam etmek için, şimdi hazırlıksız şekilde, irticalen yazıyorum.

illustration of human body with energy beams

Herkesin anlayabilmesi için halk dilinde yazacağım.

Yazdıklarımı, tashih bile etmeden olduğu gibi atacağım. Sonra vaktim olursa döner tashih ederim.

Adem babamız zamanında ya da daha önceki milyonlarca Adem babalar zamanında dünyamızda nasıl olup da yüksek bilim ve teknoloji olabildiğini anlayabilmek için, kıyametin, surun üfürülmesinin ne demek olduğunu, maddeyi, ruhu biraz anlatmak lazım.

İnsan bir ruh ve bir de bedenden oluşur. Ruhun ne olduğunu tam manasıyla bilmemiz mümkün değildir. Bunlar, herkesin okuyabileceği yazılarda anlatılabilecek hususlar da değildir. Beden ise anasır-ı erbaadan yani dört ana unsurdan meydana gelir. Bu dört ana unsur ise ateş, su, toprak ve havadır.

Ateş, su, toprak ve havanın birleşmesinden meydana gelen beden ölümlüdür ama ruh ölümsüzdür. Sonsuza kadar yaşar. Bedenin derinliklerine bakıldığında ise atomlardan oluştuğu görülür.

Ölüm dediğimiz şey yaşandığında ruh bedenden melekler tarafından çıkartılır ve bedende değişmeler başlar. Soğur, rengi değişir ve sonra çürüme başlar. Çürüyüp yok olduğunu düşündüğümüz beden aslında tam manasıyla yok olmaz. Atomlarına ayrılır ki işin sırrı da burada, atomda…

Ölen bir insanın ruhu bedeninden ayrılınca bedeni çürümeye yani atomlarına ayrılıp gayb olmaya başlar. Gayb, gözümüzle göremediğimiz, elimizle temas edemediğimiz, kulağımızla duyamadığımız, burnumuzla koklayamadığımız, dilimizle tadamadığımız yani duyu organlarımızla varlığını bilemediğimiz/ölçemediğimiz şeylerdir. Atomlar gayb olurlar, bu vesileyle madde/cisim gözden kaybolur ama bu, gerçek ve tam bir yok oluş değildir.

Bu gayb olma hali sadece insan bedeni için geçerli değildir. Madde/cisim olan her şey için geçerlidir. Ağaç, elma, toprak, su, hava, hayvanlar, bitkiler, gezegenler, uzay ve daha üstündeki katlar cismani/maddi alemlerden olduklarından atomlarla bir araya gelmiş, var edilmiş şeylerdir. Kıyamet de bu şekilde kopar. Cisim/madde olan her şey bir anda gayb olur yani atomlarına ayrılır.

Close up of colorful atomic particle background science 3D illustration

Hz. peygamberimize (s.a.v.) kıyamet koparken koca dağların halinin ne olacağını sordular. Bu hususta Ta-Ha suresi 105. ayet-i kerimesi nazil oldu ve kıyamet koparken dağların nasıl yok olacağı haber verildi. Bu ayet-i kerimeye “toz duman haline gelecekler” manasını veren alimler de oldu, “Rabbin o dağları kökünden savuracak” manasını veren alimler de oldu. Konuyu özetle anlatacağım için bu gibi kısımlara, detaylara şimdi girmeyeceğim ama bu ayet-i kerimeyi zamanın uleması/alimleri atomu bilmediği için tam tefsir edemeyerek “Rabbin o dağları kökünden savuracak, ufalayıp dağıtacak, un-ufacık edecek” manalarını verdiler. Atom diyemediler ama çok yaklaştılar.

Kıyamet denilen hadise yaşanırken bütün insanlar, cinler ve madde olan her şey atomlarına ayrılacak. Bir anda gayb olacaklar. Yok olacaklar. İkinci sura üflendiğinde ise atomlarına ayrılmış her şey bir anda var olacak. Sadece insanların bedenleri değil, gezegenler/alemler, üzerlerindeki okyanuslar ve denizler… Kıtalar, ormanlar, her türlü eşya yeniden atomları birleştirilerek var edilecek. Kıyamet, yeniden diriliş gerçekleşecek. Lakin birinci sura üflendiği anda nerede ne varsa, yani atomlarına ayrılma sırasında ne nerede ne halde ise, bütün onlar aynı yerlerinde ve aynı hallerinde var edilecekler. İstisnası ise insanlar ve cinler…

Onlar, üzerinde yaşadıkları ve öldükleri gezegenlerinde yeniden diriltilmeyecekler. Tam manasıyla idrak edemeyeceğimiz bir alemde, devasa bir sahada bir araya getirilecekler. Mahşer meydanında…

Birinci surla birlikte, atomlara ayrılma, ikinci surla birlikte, atomların yeniden bir araya getirilmesi suretiyle yeniden vücut bulma, var olma halleri yaşanacak ama cinlerin de insanların da ruhları madde/cisim olmadıkları için atomlarına da ayrılamazlar ve olmayan atomları da birleşmez.

Ruhlar ahiret alemine geçecekler ki şimdi en temel seviyede o kısımları da izah etmeye çalışacağım.

Bir top düşünün ki içinde bir top daha var.

İçteki topun içinde de başka top olduğunu, onun içinde başka top olduğunu, o topun içinde de başka top olduğunu, iç içe toplar olduğunu hayal edin.

En merkezde de küçücük bir top olduğunu düşünün. İşte benzetmek gerekirse uzay dediğimiz alan o küçücük top. Şu andaki teknolojimizle uzayın başını sonunu bulamadık ve tahmin bile edemedik. Trilyonlarca gökada ve her gök adada trilyonlarca yıldız/güneş sistemi, her güneş sisteminde bir ya da birkaç gezegen olduğunu kuvvetle muhtemel olarak bilir olduk. Bunu kabullendik. Belki bunun da çok ama çok ötesinde sayılar vardır da bilemedik ve tahmin bile edemedik. Hatalı bir tabirle sonsuz uzay boşluğu da denildi ama uzay aslında sınırları olan bir alem, sonsuz/sınırsız değil ve alemler arasındaki en küçük alem…

Uzay dediğimiz en merkezdeki topu içinde tutan başka bir top yani alem de var. İşte orası birinci kat sema… Bütün alemler küre şeklinde ve uzay dediğimiz alan birinci kat semanın içinde. Bu kadar büyük bir uzay, birinci kat semanın büyüklüğünün yanında Arap yarımadasındaki bir yüzük misali küçücük kalıyor.

En merkezdeki toptan, en üstteki topa doğru giderken üst üste yedi kat sema var. İkinci kat semanın yanında birinci kat sema da Arap yarımadasındaki bir yüzük kadar küçücük kalıyor. Her sema katı, üstündeki sema katına nispetle bu derece küçük kalıyor. Yani kainatın/evrenin katları/tabakaları üst üste, birbirini kuşatmış şekilde, küre şeklinde ve her biri, içinde tuttuğu alemden akıl almaz derecede daha büyük. Öyle ise uzayı tahmin bile edememiş olan bizler, yedinci katın büyüklüğü hakkında ne diyebiliriz.

Dahası da var…
Yedi kat semanın üzerinde de ayrıca beş kat daha sema var. Yani benzeterek anlatırsak iç içe geçmiş on üç top var. Biri uzay dediğimiz en merkezdeki top ki o birinci kat semadan sayılıyor ve ayrıca bir sema katı olarak görülmüyor. On üç kat içinde yedi kat sema kısmı farklı maksatlarla var ama onun üstündeki beş kat sema katı ise farklı maksatlarla var.

Yedi katın üstündeki beş kattan en içte olanı, yani sekizinci kat diyeceğimiz kat Alem-i kürsidir. Onun üstünde ise Arş-ı Ala dediğimiz bir devasa kat var. İşte cennet ve cehennem orada bulunuyor. Uzaydaki hangi gezegende olursa olsun ölen insan ve cinlerin ruhları dokuzuncu kattaki Arş-ı Ala’ya melekler tarafından götürülüyor. Buraya ışık hızıyla bile trilyonlarca senede gidilemez ama ruh, meleklerin hızında götürülüyor.

Ölümle birlikte kabir alemine geçiliyor. Cesetler kabirlere konuluyor ama ruh bu kadar yüksek bir kata, Arş-ı Ala’ya çıkartılıyor. Cennet orada… Cehennem orada… İlliyyun orada… Siccin orada…

Azap çekecek ve cehenneme konulacak olan ruhlar, kıyamet kopup da hesaplar görülene, mahkeme-i kübra bitene kadar Siccin denilen yere konuluyorlar ve kıyamete kadar da durmaksızın azap çekiyorlar. Bu sırada kabirleri ile bağları da kopmuyor ve kabirlerine gelen kişileri görebiliyor ve duyabiliyorlar.

Azap çekmeyecek ve mükafat görecek olan ruhlar ise kıyamet kopana kadar İlliyyun denilen yere konuluyorlar ve bu sırada dünyadaki kabirlerine gelenleri görüyorlar ve konuşanları da duyuyorlar.

Birinci sura üflenince sadece dünyamızda ya da güneş sistemimizde ya da gök adamızda ya da uzayda değil, bu yedi kat semanın tamamında yani en merkezden dışarı doğru sekiz topta her şey gayb oluyor. Buralarda her kim varsa can veriyorlar, ölüyorlar, bedenleri atomlarına ayrılıp gayb oluyor ama ruhları madde olmadığı için yok olmuyor.

Sonra ikinci sur üflenince sadece bizim dünyamız ya da sadece bizim güneş sistemimiz ya da sadece bizim gökadamız değil, bu yedi kat sema içindeki cisim olan her şey atomları birleştirilerek geri getiriliyor. Lakin dinden mükellef olan akıl sahibi insanlarla cinler hariç… Onlar mahşer yerinde toplanıyorlar ama bu gezegenler/alemler, birinci sura üflenmeden önceki hallerine geri dönüyorlar.

Misal verirsek, dünyamız atomlara ayrışma başladığında her ne haldeyse, o halde tekrar geri geliyor, var oluyor. Nil nehri mi vardı, yine var ve yine aynı yöne akıyor. Kıtalar mı vardı, yine var ve yine aynı şekillerde ve büyüklüklerde duruyorlar. Dağlar, tepeler mi vardı, yine aynı şekilde ve aynı yerlerde var oluyorlar. Ormanlar, okyanuslar, denizler mi vardı, yine hepsi aynı yerlerinde ve şekillerinde var oluyorlar. Amazon ormanları ismini verdiğimiz ormanda bir maymun ya da bir kuş ya da bir karınca ya da bir solucan mı vardı, hep aynı yerlerinde var oluyorlar ama insanlar ve cinler yoklar. Onlara da atomları birleştirilerek bedenleri geri veriliyor, ruhları ile bedenleri yine bir araya geliyor, öldükten sonra dirilme denilen şey bu şekilde yaşanıyor ama onlar hesap vermeye mahşer yerine götürülüyorlar. Daha önce yaşadıkları gezegenlere değil…

Sonra…

Hesap görülüyor, öyle bir adaletli terazi var ki herkes herkesten hakkını alıyor. Cennetlik olanlar bu defa İlliyyuna değil de cennete konuluyorlar. Cehennemlik olanlar bu defa Siccine değil de cehenneme konuluyorlar. Bu arada yedi kat içinde de zaman işliyor. Allah bilir ne kadar süre geçiyor ama sonra Allah bu gezegenlere/alemlere yeni Ademler ve Havvalar gönderiyor. Bunlar, daha önce hiç dünya hayatı yaşamamış yeni Ademler ve Havvalar…

Sonra bunların da nesilleri çoğalıyor, belki yüz bin sene, belki beş yüz bin sene, belki de bir milyon sene… Allah’ın takdir ettiği kadar bir süre dünya hayatları/nesilleri devam ediyor, sonra bunların da kıyametleri kopuyor. Bunlar da nereyi hak etmişlerse oraya konuluyorlar.

Bu, bu güne kadar milyonlarca kez tekrar etmiş. Milyonlarca kere kıyamet kopmuş. Her seferinde yeni Ademler ve Havvalar gönderilmiş ve yeni cin soyları da gönderilmiş. Sadece bizim dünyamıza değil, üzerinde hayat bulunacak bütün dünyalara ayrı Adem ve Havvalar hemen hemen aynı anlarda gönderilmiş. Yani şu anda kat trilyonlarca gezegende hayat var. İnsan türünden ve dinden mükellef, akıl sahibi canlılar var ve insanın olduğu her gezegende ayrı ayrı cin türleri de var.

Kur’an ayetlerinde “Ey insanlar ve cinler!” diye hitap edildiğinde, kat trilyonlarca alemdeki bütün insan ve cin türlerine hitap ediliyor. Ve bütün bunlar aslında bir şey için var: imtihan…

Her kopan kıyametten sonra, belli bir süre geçiyor ve Allah istediği aleme/gezegene istediği Adem ve Havvayı gönderiyor. Lakin… Kıyamet son defasında kopmadan önce, o gezegende çok yüksek teknoloji varsa ne oluyor?

Çok güzel oluyor…

Kıyamet yaşanıyorken atomlara ayrışma kısmına gelindiğinde, dünya üzerinde tamamen erimemiş, bozulmamış, çürümemiş cihazlar, aletler, binalar, tüneller, çeşit çeşit köprüler, yollar, uçaklar, uçan daireler, toprak altında hayvan kemikleri/fosilleri varsa, onlar da ikinci sur üflendiğinde aynı şekilde geri geliyorlar. O insansız ve cinsiz gezegene yeni insan ve cin soyunu başlatacak Adem ve Havvalar gönderilmeden önce geçen uzun sürede de bu kalanlar bozulmamış, çürümemiş ve erimemişse, gelen Adem ve Havvalar bunların da mevcut olduğu bir dünyaya geliyorlar.

İşte bizim dünyamızda son seferinde bu, böyle oldu… Adem babamız ve Havva validemiz cennetten dünyamıza gönderildiklerinde dünyamızda, şu çağımızda olandan bile çok daha ileri bilim ve teknolojiyle yapılmış adeta her şey vardı. Adem aleyhisselam da zaten ilk insan olmanın haricinde, Allah tarafından kendisine her şeyin öğretildiği ilk peygamber olduğu için, bu teknolojik artıkları işler hale getirmeyi meseleden bile saymadı. Zaten içinden çıkartıldıkları cennette, bu dünyada gördüklerinin hepsinin benzerleri vardı ve öyle muazzam bir cennetten çıkıp gelen biri için buradaki en ileri teknoloji bile basit kalırdı.

Evrimcilerin safsatalarının aksine, ilk insan ve ilk peygamber olan Adem aleyhisselam gerçekte işte böyle bir hayat yaşadı. Venüs’e ya da diğer gezegenlere gidip gelinirken bu teknoloji ile imal edilmiş türlü uzay araçları da kullanıldı.

Kaç kere kıyamet koptu…

Yıllar önce bulduğum bir dar vakitte, bana sorulan soruya cevap verirken sesli mesajlar atarak vermiştim.

O mesajları bir araya getirerek de bu videoyu dar vakitte hazırlamıştım. Daha önce denk gelmeyenler, şimdi dinlemeliler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir Yorum Yazın