Ben en baştan itibaren size ne demiştim? Niye kaldırdınız Ahmet Şimşirgil kitaplarını? Haydi satın da görelim ey münafıklar?

Bilmiyor muydunuz Şimşirgil’in nasıl bir münafık, yalancı ve intihalci olduğunu? Dinimizi alet ederek AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüne çalıştığını?

Diyelim ki bilmiyordunuz, ben size aylarca anlattım, ispat ettim de neden anında icabını yapmak yerine inatla kitaplarını sattınız?

Madem öyle şimdi niye kaldırdınız? Ve şimdi kaldırdınız da sorun çözüldü mü? Cümle alem gördü, bildi insanlıktan çıkmış münafıklar olduğunuzu. İtikad bozulsa umursamadığınızı, intihal yapılsa hiç umursamadığınızı ama insan, müslüman ve Süleymanlı rolü oynadığınızı.

Şeytan sizin gibilerin şerrinden sakınıp geri duruyordur, ahlaksız sefil mahluklar sizi.

Yine inanmayacaksınız ama yine yazıyorum, iyice okuyun:

Sizi de oralarda tutmayacağım ve oradan alınıp adliyelere teslim edileceksiniz. Çünkü bütün bağlantılarınızı, ihanetlerinizi, vatana ihanet eden gruplara yardım ve yataklık ettiğinizi somut şekilde ispat edebiliyorum. Şimşirgil çok kuvvetle muhtemel asılacak ama sizler de hiç değilse müebbet hapis cezaları alırsınız.

“Düş yakamdan artık.”

Sahtekar Ahmet Şimşirgil çok sıkışınca, ismini vermek istemediğim ak saçlı bir ihtiyarın karşısında benim hakkımda şunları söyledi:

“Yahu arkadaş bıktım bundan (MFS’den)… Sana ne, senin malını mı çaldık… Her şeyi de biliyor. Nereden biliyorsun sen intihal (eser hırsızlığı) yaptığım o kitabı, o kitaptaki o yazıyı… Oradan alıp oraya koyduğumu… Açık bulacak ya, uğraşacak ya benimle. Düş yakamdan artık ya düş.”

Telefonunun dinlenildiğinden haberi bile yoktu…

Bir defasında da elinde cep telefonunu aldı, Akademi Dergisi Telegram grubunu açıp kendisi hakkında yazdıklarımı okurken sesli sesli şunları söyledi:

“Dur ya dur, yeter be yeter. Oradan vuruyorsun, buradan vuruyorsun. Her şeyi mahvettin. Oradan geliri kestin, buradan geliri kestin. Biz yaşamaylım mı, ölelim mi? Biz de kazanalım ne var. Adamlar yazmışlar, ölmüşler işte.. Biz de kullandık, ne var bunda…”

“Anlaşıldı, bu adamın (mfs’nin) yüzünden kitaplarımı basmıyorlar. Ben bu adamdan nasıl kurtulacağım ya… O kadar hain var, bula bula beni mi buldun.”

Duyduğuma göre Timaş yayınevi çok pişman olmuş.

Ben Şimşirgil’in nasıl bir sahtekar olduğunu somut delilleri ile paylaştım, duyurdum. Hem Çamlıca Kitap’taki münafıkların hem de Timaş’taki münafıkların umurunda bile olmadı. Timaş’ın resmi Twitter hesabına da son derece medeni surette ve somut ispatlarla destekleyerek yazmış, onları haberdar etmiştim. Umursamamışlardı. O derece ahlaksızlardı.

Sonra Timaş’ın da ne derece ayardan çıkmış ve umursamaz halde olduğunu bir paylaşımla herkese duyurmuştum. Her zaman olduğu gibi muhterem büyüğümüz hemen ardımdan yine beni destekleyen hamleler yapmıştı. Timaş yayınlarından çıkan kitapların müesseselerimize girmesini yasaklamıştı. Duydum ki Şimşirgil gibi sahtekarlığı, intihalciliği somut surette gözler önünde olan birini inadına savunmanın Timaş’a bedeli ağır olmuş. Cemaatimizin mensupları, büyüğümüzün emri gereği Timaş’ı silince, Timaş büyük gelir kaybı yaşamış.

Timaş’ın yasaklandığı sırada aynı anda Kadir Mısıroğlu’nun Sebil Yayınevi’nin, ayrıca Osmanlı Yayınevinin, Nesil’in kitapları da cemaatimizin mensupların yasaklanmıştı. Bu “dibi görmüş” yayınevlerinden neşredilen kitapların müesseselerimize girmesi yasaklanmıştı.

Bütün bu yaşananlardan sonra Çamlıca Kitap’ın başındaki AKPKK yandaşı hainler de “mecburen” Ahmet Şimşirgil kitaplarını satıştan kaldırdılar. Bir yol bulsalardı, umurlarında değildi, utanmadan senelerce daha satarlardı. Zatan Mustafa Armağan ve Kadir Mısıroğlu kitaplarını da satıyorlardı ama Akademi Dergisi daha önceki yıllarda bunların kitaplarının Çamlıca Kitap’tan satışına mani olacak hizmetler yapmıştı ve satıştan kaldırılmıştı. Yani yine mecburiyetten kaldırmışlardı, o münafıklara kalsa şimdi bile hiç utanıp sıkılmadan satarlar. Vatanı bile satarlar, saniye sıkılmazlar ki zaten sattılar, satıyorlar. Basın/yayın yolu ile türlü ihanetlere yardım ettiler. Suçları sabit ve ağır ceza mahkemelerinde yargılanacaklar.

Ahmet Şimşirgil’in köşe yazıları da çoğunlukla intihal ürünü… Yani başkalarının yazılarından çalmak suretiyle yazılmış yazılar.

Çok beğenilmiş “onlarca” Ahmet Şimşirgil yazısı, benim yazılarımdan modifiye araklama… Yani bire bir almıyor, kendi cümleleri ile tekrar aynı şeyleri yazıyor. Başına, ortasına, sonuna biraz ekleme-çıkartma uyguluyor. Nadiren de birkaç kaynağa bakıp konuyu/yazıyı genişletiyor ve oldu size köşe yazısı. Bunları, çoktan Yahudilerin/Siyonistlerin kontrolüne geçmiş Türkiye Gazetesindeki köşesinden bile yayınlıyor.

Bu gözle inceleyenler göreceklerdir ki Şimşirgil’in pek çok yazısı ile Akademi Dergisi’nin pek çok yayını aynı şeyleri anlatıyor ve Akademi Dergisi’nden birkaç gün ya da en fazla birkaç hafta sonra Şimşirgil de aynı şeyleri yazmış.

Mehmet Fahri Sertkaya