Bu gün niye yazılar yazmadım diye bakanlar, soranlar var. Ne yazayım? Zaten her şeyi baştan yazdım. Hatta bundan sonra neler olacağını da yazdım. On yıldan fazladır bu günleri bekliyorum. Bırakın da biraz tadını çıkartayım.
Dinimizi, tarihimizi, değerlerimizi alet ederek soygun, peşkeş, zulüm, cinayet, katliam, yalan, dolan, talan, fitne, fesat, ihanet, ibnelik, namussuzluk yapılırsa, bütün bu pisliklerin önü açılırsa, bunu bu şekilde yapanlara dinimiz alet edilerek destek çıkılırsa, bu şekilde gidilen yolun sonunun çok karanlık olduğunu on yıldır yazıyorum. Kaç kere isyan ettim, “Bunu böyle yapanlara lanet var” dedim. “Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir” dedim. “Mühlet bitince neye uğradığınızı şaşırırsınız.” dedim. “Hayvanlar bile sizden daha faziletliler” dedim. “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum.” dedim. Sesimi dağ başında yalnız kalan çobanlara bile duyurdum. Ne oldu? Hiç kimse dönmedi bu sonu felaket olan yoldan…
Ne olacaktı? Bu kadar rezilliğin, bu kadar münafıklığın, bu kadar günahın, bu kadar namussuzluğun, bu kadar zulmün/adaletsizliğin, bu kadar mel’unluğun cezasının bir kısmı bu dünyada verilmeyecek miydi? Bu kadar iyi insanın ahı tutmayacak mıydı?
Haydi, hep beraber göreceğiz. Bunlar bir şey değil, Türkiye’deki milyonlarca kişi ölümlerden ölüm beğenecekler. “Ey ölüm neredesin” diye diye krizlere girecekler. Lakin canları tatlı, akılları başlarında, ölümden sonrasının var olduğunu kesinlikle biliyorlar, öyle hemen intihar da edemeyecekler. Sonra feci feci musibetlerle ölecekler ve cehenneme girecekler. Bir daha hiç çıkmamak üzere girecekler. Orada da kendilerine has bir yerleri olacak. Sıradan cehennemliklerden olmayacaklar. “Sen misin bu kadar hırsızlığa, adiliğe, rezilliğe, yalana, namussuzluğa, soyguna bir de Allah’ın ayetlerini ve resulünün hadislerini alet ederek destek çıkan? Haydi söyle, neden böyle yaptın?” diyecekler, verecekler alevi… Sonra yine, sonra yine, sonra yine ve son yok. Sonsuz azap devam edecek.
Allah, yoldan çıkıp sapıtan kavimlere cezalarını verecekken önce açlık, yokluk, yoksulluk ile veriyor. Bu ilk cezalandırma kısmında, açlığın da tesiriyle nefsini yenecekler ve istikamete girecekler varsa, giriyorlar. Bu şekilde bu ceza, şefkat tokatı oluyor. Onlar için rahmet vesilesi oluyor. Bu açlık, kıtlık zamanı, aynı zamanda ayar almayacak diğer kullara da son bir ikaz oluyor. Sonra, açlığın, yokluğun devamında kurtulmayı beklerlerken musibetler üst üste geliyor. Topluca ibret-i alem oluyorlar. Büyük çoğunluğunun mezarları bile olmuyor. Dünya tarihi bunun çok çok yüksek sayıdaki misalleri ile dolu…
Mehmet Fahri Sertkaya