Karadeniz ile Hazar denizini birbirine bağlayacak projemi, önceki Putin çok beğenmiş ve bu konuda pek çok hamle de yapmıştı. Bu konuda çevre ülkelerle görüşmelere başlamış ve projeyi “Avrasya kanalı” diyerek dünyaya da duyurmuştu. Yaşananların bir kısmını geçtiğimiz yıllarda Akademi Dergisi Telegram kanalında yazmış, yayınlamıştım. Hatta bu yazılardan birini yazmamdan sadece birkaç saat sonra, hiç beklenmedik bir anda Nazarbayev istifaya da zorlanmıştı.
Takipçim olmayan, nelere sebep olduğumu bilmeyen kesimler, Nazarbayev’in neden ansızın istifa ettiğini mantıklı şekilde yorumlayamamışlardı. Bu gün oldu, hala bu istifayı makul şekilde izah edebilen, yazabilen de çıkmadı.
Bunlar bir yana, yeni Putin’le yol alınamayacağı, Rusya’nın da eski Rusya olmadığı, bu kanal projesinde zamanın aleyhe işlediği gözler önünde.
O halde iki denizi birbirine bağlayacak kanal için önceki çizdiğim ve kabul görmüş güzergahı iptal ederek, şu çizdiğim güzergah tercih edilebilir. Yepyeni dengeler, ittifaklar kurulabilir. Bu kanal projesi de Türkiye’ye ve müttefiklerine trilyonlarca dolar kazandırabilir.
Türkiye, dünya üzerindeki farklı güç unsurlarını bu projesiyle de bir araya getirebilir. Hiç maddi kaynak ayırmadan, özel bir anlaşma ile bu kanalı kısa sürede açtırabilir. Azerbaycan tarafı da bu projeye mani olmayacak ve bu proje sayesinde çok kazanacaktır.
Türk koridoru kurmaya, yeni bir dünya düzenini kuran ülkeler arasında en başlarda yer almaya, Çin’in ve Rusya’nın Türk dünyası üzerindeki sömürgeci planlarını bozmaya çalıştığımız şu zamanda, bu kanal projesiyle askeri, siyasi ve mali üstünlük elde edebiliriz.
Türkiye gerekli dik duruşu sergilerse, Rusya, Çin ya da başkaları, bu projeye mani olamayacaktır. Kara paralarını iyice kestiğim, idari kadrosunu dünyaya rezil oldukları hale getirdiğim, siyasi ve mali krizlerini derinleştirdiğim, gözünü korkuttuğum Rusya, bu kanalın bir benzerini, işgal altında tuttuğu devletlerin topraklarından (Kafkasya’dan) geçirerek yapmak istese bile, bunun için gerekli olan mali ve siyasi gücü, birlik ve beraberliği bulamayacaktır. Rusya’nın, önümüzdeki süreçte daha büyük krizlere gireceği, şimdiden kesinleşmiş bir gerçek.
İran’ın işgali altındaki güney Azerbaycan’ın (Kuzey İran da deniyor), gönül rızası ile Azerbaycan’a bağlanması sürecini bu kanal projesi sayesinde de hızlandırabiliriz ve kolaylaştırabiliriz.
Zaten sonraki süreçte, güney Azerbaycan toprakları üzerinden Hazar denizini Basra körfezine bağlayan bir kanal daha açmalıyız. Bunlar, günümüz teknolojisi/imkanlarıyla çok zorlanmadan yapılabilecek işler. Daha önce de ifade ettiğim gibi, derhal bir denizcilik bakanlığı kurmalıyız.
Türkiye, bu gibi projelerde var olmak, yer almak isteyen ülkelerle ve holdinglerle görüşmelere hiç zaman kaybetmeden başlamalıdır.
Karadenizle Hazar denizi arasında açılacak olan kanalda da tıpkı İstanbul boğazında olduğu gibi kuvvetli su akıntısı oluşturmak mümkün olabilecek mi…
İstanbul Boğazındaki akıntıdan elektrik üretecek sistemin bir benzeri bu kanalda da yapılabilecek mi…
Bu kanal projesiyle, balıkçılıkta çok kötü hale gelmiş olan Türkiye’nin denizlerinde yeniden bol ve çeşitli balık bulunabilecek mi…
İstanbul ve Çanakkale boğazlarının önemi ve değeri ne kadar daha artacak…
Dünya üzerindeki nakliye sisteminde/ağında ne gibi büyük değişmeler olacak…
Türkiye’nin Asya ve Avrupa arasındaki ticarette büyük ve güvenilir bir köprü vazifesi görmesi sağlanabilecek mi…
Bu kanal, Hazar denizindeki biyolojik çeşitliliğe ve Türk devletlerine ne gibi faydalar sağlayacak…
Ve benzeri hususlarda, dünyanın en iyi uzmanları hemen çalıştırılmaya başlanmalıdır.


Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya
..