Cemil Kaplan yürüyen bir kibir abidesiydi…

Şeytani gülümsemeleri yüzünde sık sık görülürdü, herkese tepeden bakar, kimseyi adamdan saymaz ve çok asabi, geçimsiz, taş kalpli biriydi.

Sözde hizmet hayatı boyunca bu davaya her türlü zararları verdi. Çok sayıda samimi kişinin ayakların kaydırdı. Bu yoldan uzaklaşmalarını sağladı. Çok sayıda talebeye ve hocaefendilere ve hocahanımlara da zulüm etti. Haklarını aldı.

İleri seviye bir dolandırıcı ve hırsızdı. Her şeyi kitabını uydururdu. Yurdun alış veriş yaptığı ya da hizmet aldığı müesseselerden, kendisi gibi dolandırıcıların kontrolünde olanları ile anlaşırdı. Şu hizmet yolunda çok zor şartlarda bir araya getirilen paralardan çalabildiği kadarını hep çalardı.

Kursa parasıyla erzak alınacak olsa onların adediyle ve kalitesiyle de oynar ve aradaki farktan doğan parayı da zimmetine geçirirdi. Yurt inşaatı için bir iş makinesi getirtecek olsa onun ücreti ile bile oynar, arka plandan anlaşır ve bu yolla da zimmetine para geçirirdi.

Alçağın, hırsızın, münafığın önde gidenlerindendi ama iş lafa geldi mi mangalda kül bırakmazdı. Herkesten samimi, merkeze herkesten daha bağlı ve itaatkar görünürdü. Bu numarayı oynarken bile aslında merkeze bağlı olanların yollarını kapatırdı.

“Ya arkadaş, merkez size bu dergiyi takip edin dedi mi? Demedi… O halde size ne oluyor da takip ediyorsunuz” tarzında çıkışlar yapar ve ihvanımızın Akademi Dergisinden istifade etmesine mani olmak isterdi. Akademi Dergisi’nin adını anmak istemezdi. Bütün münafıkların, yalancıların, iki yüzlü sahtekarların, himmet/zekat paralarını bile çalacak kadar düşen adilerin olduğu gibi o da iliklerine kadar Akademi Dergisi düşmanıydı.

Zaten hastaydı, sağlığı iyi değildi. Sinyallere de maruz kalınca daha kötü oldu ve bunca alçaklığının, hırsızlığının, ihanetlerinin hesabını vermeye gitti. Çukuru derin, azabı elim olsun.

Darısı yolumuz içindeki binlerce münafık sözde hocaefendilerin ve sözde hocahanımların başlarına…

Mehmet Fahri Sertkaya