Etiket arşivi: Topraksız Tarım

Anlatılmayan topraksız tarım gerçekleri

Topraksız tarımla yetiştirilen bitkilerin raf ömürleri daha uzun. Çünkü yetişme sürecinde doğallıktan uzak olan bu bitkilerin çürüme süreci de normalin dışına çıkıyor. Doğal şartlarda yetişmiş bitkiler gibi bir hızda çürümüyorlar. Bu, bol miktarda konserve ve hazır gıda yiyen insanların, bu ürünlerdeki koruyucuların beden yapılarını değiştirmesi sonucu mezarda cesetlerinin geç çürümesine benziyor. Su doğal değil. Gübre denilen sıvı katkılar da doğal değil. Işıklar da doğal değil. Sıvı gübrenin içine, bitkiler daha gür, yeşil ve dayanıklı olsun diye katkılar da katılıyor.

Topraksız tarım için açılan seraların yaklaşık olarak onda dokuzu zarar ediyor, bu işi beceremiyor, bir anda ürünlerin büyük kısmı bozuluyor ve kapatılıyor. Elektrik ya da su sistemindeki arızaların bedeli çok ağır oluyor. Bitkiler 24 saatlik bir sorunda bile kurtarılamaz hale geliyorlar.

Topraksız tarım, ek iş olarak yapılabilecek bir iş değil. Eğitimleri alınmadan, üstüne düşülmeden, basit imkanlarla yapılabilecek bir şey değil.

Topraksız tarımda haşere olmadığı iddiası doğru değil. Topraktan gelen haşereler olmuyor ama havadan gelen haşereler olabiliyor.

Topraksız sistemde bir bitkide herhangi bir hastalık ya da virüs olduğunda, bütün bitkiler aynı anda hasta oluyorlar. Bu nedenle sürekli olarak sorunlu/hasta bitkilerin taranması, fark edilip sistemden çıkartılması gerekiyor.

Topraksız tarımda küçük işletmelerin kullandığı basit ve ucuz plastik malzemeler zehir saçıyorlar. Daha büyük işletmelerin tercih ettiği daha kaliteli ve pahalı plastik malzemeler de biraz daha az oranda olsa da zehir saçıyorlar.

En profesyonel şekilde üretildiğinde bile, topraksız tarımla üretilen bitkiler yeterli besleyiciliğe sahip olmuyorlar.

Topraksız tarım yapanların büyük çoğunluğu, suya katacakları kimyevi sıvıların miktarlarını tam olarak tutturamıyorlar.

Damacana şişelere, plastik ambalaj ve poşetlere, zararlı gıda katkı maddelerine karşı nasıl mücadele veriliyorsa, topraksız tarıma karşı da aynı şekilde mücadele verilmeli ve topraksız tarım devlet tarafından tereddütsüz şekilde ve tek hamlede yasaklanmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Topraksız tarımın da geleceği yok

Ankebut Ağı dünyayı o kadar şeytani bir çarka çevirdi ki gerçekleri araştırıp bulmak kaf dağının nerede olduğunu bulmak kadar zor oldu.

Bilginin yayılması/paylaşılması bu kadar hızlandı, bilgiye ulaşmak bu kadar kolaylaştı ama kolayca bilgiye ulaşılmasına mani olamayan Ankebut Ağı şeytani hedeflerine ulaşmak yolunda, insanlığa düşmanlık etmek yolunda hiç pes etmedi.

Bilgilerin yayıldığı ana kaynakları, ansiklopedileri, basın ve medya kuruluşlarını, devletlerin eğitim sistemlerini, en çok da interneti (www ağını), önde gelen sosyal ağları ve video platformlarını elinde tutmak suretiyle insanlığı kandırmak, aldatmak, dolandırmak, kasten ruhi ve bedeni hastalıklara sürüklemek, dinen ve ahlaken çökertmek ve dünyayı cehenneme çevirmek gayretine devam etti, ediyor.

Bir yandan şu koca dünyada ziraate elverişli topraklar büyük bir hızla kuraklaştırılırken, bir yanda da dünya insanlığı topraksız tarıma sevk ediliyor. “Dünya neden bu kadar hızla kuraklaşıyor, sebepleri neler, nasıl tedbirler almalıyız. Bu gidiş insanlığın sonunu getirir. Elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.” denileceğine, zihinler adeta kodlanıyor ve bu kısım arka plana atılarak “Öyleyse biz de topraksız tarım yaparız.” anlayışı yayılıyor.

Hem de öyle bir havayla bu sahaya sevk var ki, topraksız tarıma teşebbüs eden on kişiden dokuzunun kısa sürede pes ettiği bilgisine ulaşmak bile çok zor iş.

Evet, topraksız tarım konusunda toz pembe rüzgarlar estiriliyor ama gerçek hiç öyle değil. Evvela, bu teknik iddia edildiği gibi sağlıklı değil. Seralarda, yeterince havalandırılmayan ve oksijen almayan kapalı yerlerde, plastik malzemelerin içinde akan suyun içinde bitkiler yetiştirmek hiç sağlıklı değil.

Yeterli havalandırmanın olmayışı başlı başına bir sorun ama plastik malzemelerden de o bitkilere vücuda zarar veren kimyevi maddeler sızıyorlar. İçinde bitkilerin büyüdüğü o sulara katılan ve “gübre” ya da “besin çözeltisi” de denilen kimyevi maddeler de sağlıklı değiller. Onlar katıldıktan sonra o su, içinde bulunduğu plastik maddelerle etkileşimini de artırıyor. Suyun, dolayısıyla bitkinin ve insanın zehirlenme, zarar görme oranı da artıyor.

Bu şekilde yetişen bitkilerin besin değeri de iyi şartlarda ve toprakta yapılan tarımla elde edilen bitkilere göre çok düşük. Görüntü aldatıyor, topraksız tarım insanlığı zehirliyor ve devletler topraksız tarıma çoktan mani olmalıyken, bu yapılmıyor.

Bunca sene plastik bardaklar, tabaklar, çatallar, poşetler, ambalajlar insanı, toprağı, bitkiyi, hayvanatı, denizleri zehirlerken hiçbir şey yapılmadığı gibi. İnsanlığın kanser olması onlarca sene boyunca izlenip geçilmedi, üstüne bir de daha fazla kişi, daha kısa sürede kanser olsun diye devletlerin gücü bile sinsice kullanıldı. Bu gün vahim ki ne vahim bir manzarayla karşı karşıyayız. Her yer kanser hastalarıyla dolu, görülme sıklığı hala hızla artıyor ama alınan tedbirler hala düşük seviyede.

Onlarca sene Ankebut Ağı, kanser tedavisi iddiasıyla, zaten kasten kanser ettiği dünya insalığından ayrıca acımasızca para vurdu, vuruyor.

Birilerinin artık bu kanlı, acımasız, şeytani, insanlık düşmanı çarkı durdurması gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya