İlk defa cezaevine 2014 yılında girmiştim.

Kartal H Tipi Kapalı cezaevine… Adnan Oktar suç örgütü, masonlarla, AKPKK ile, FETÖ ile ve gizli Yahudilerle her işini keyfine göre yaptırıyordu. Adalet sistemiyle istedikleri gibi oynuyorlardı. Bir yazıdan on dava açılıyordu ve sonunda kendimi içeride bulmuştum.

Giriş kısmında infaz memurları “Bak üzerinde uyuşturucu falan varsa, çıkart ver, bizi uğraştırma” demişlerdi. Ben de “Ben ömrümde sigara bile içmemiş adamım. Uyuşturucu nedir bilmem” demiştim. Baştan ayağa bir süzdüler, kendilerince ölçüp tarttılar beni ve artık nasıl bir güven verdiysem, adamlar beni bir karanlık odaya aldılar, yalandan elle bir üst araması yaptılar. Ayakkabılarım hariç hiçbir şeyi çıkarttırmadılar. Çoraplarım bile duruyordu. Koridordaki kameralar da sürekli olarak memurları çekiyordu galiba, kasten ağırdan aldılar işlerini ve sonra beni çıkarttılar odadan. “Memurların yüzü endişeliydi, burada bir şey döndü ama bakalım ne döndü” demiştim içimden…

Sonra koğuşa gönderdiler beni. Geçti birkaç gün, iyice tanıştık koğuş arkadaşlarıyla ve söz birden içeri nasıl alındığıma geldi. Anlattım, “İşte böyle oldu” dedim. Etrafımda beş altı mahkum arkadaş ve hepsinin yüzleri asıldı. Ben de “Ne oldu, neden sarsıldınız” bakışıyla bakarken içlerinden biri “Yani seni çıplak aramadılar mı?” dedi. “Çıplak mı arıyorlar?” dedim. Diğeri “Gerçekten çıplak aramadılar mı?” dedi. “Hayır ama ben anlamıştım bir şeyler döndüğünü” dedim ve anca orada anlamıştım neyin ne olduğunu…

Sonra da “Beni Allah korumuş, çıplak arama yapsalardı çok kötü olurdum” demiştim kendi kendime… Bu insanlık dışı uygulama Türkiye’de hep vardı ve hala var. Sadece kadınlara da yapılmıyor.


“Makatlarına kadar arasınlar”

Sonra biraz zaman geçti ve şu çılgın şantajcı savcı Mehmet Selim Kiraz makamında vurulunca ve vuranların içeriye avukat gibi görünerek girdikleri anlaşılınca, avukatlara da adliyelere girişte arama yapılması kararı alınmıştı.

Ortalığı yıkmışlardı o avukatlar ve o zaman Facebook’ta ve bloglarda yayınlarıma devam ederken “Çok doğru bir uygulama. Hatta avukatlar makatlarına kadar arasınlar. Şimdi mi hukukçu olduklarını anladılar. Bu ülkede cezaevlerinde ve orduda insanları makatlarına kadar arıyorlar. Avukatlar bir üst aramasından bu derece rahatsız oldular ve şu yaygaraya bir bakın. Onlar insan da askerlerimiz, cezaevlerindeki vatandaşlarımız insan değiller mi?” mealinde sert yayınlar yapmıştım.

Askerlik muayenesinde asker adaylarını çırılçıplak aramaya izin veren bir madde vardı ve AKPKK o maddeyi kısa süre sonra kaldırdı. Lakin cezaevlerinde rezillik hız kesmeden devam etti ve ediyor. Bunu ifşa edenlere değil, bunu yapanlara ve yaptığı/yaptırdığı halde inkar edenlere soruşturma başlatılması gerekiyor.

“Soyun. Üstünde ne varsa çıkart. Sadece boxer’ın kalsın”

Sonra 2018’in sonunda yine keyfi/hukuksuz şekilde Ümraniye H Tipi Kapalı Toplama Kampına konuldum.

Bahçe kapısından girip binanın ta arka kapısına geliniyor ve yana sürülerek açılan demir büyük bir kapı açılınca içeriye/binaya giriliyor. İnsan ilk anda “Burası ne böyle, tarihi eser olmuş adeta” diyor.

Hemen karşınızda bir X-RAY cihazı, yanında bir elektronik tartı, hemen solda küçücük ve camlı bir oda… Odada bir hastahane sedyesi ve yanındaki tarihi eser gibi duran metal/saç masanın üzerinde plastik eldivenler.

Her geleni o odaya alıyorlar ve “Soyun. Üstünde ne varsa çıkart. Sadece boxer’ın kalsın” diyorlar. Kafalarına göre takılıyorlar. İstediklerini sadece iç çamaşırı kalacak kadar soyuyorlar ve “Kendi etrafında dön” diyorlar. Daha ileri gitmiyorlar.

Kimisine bu anda “Çök kalk” diyorlar. Kimisine ise istedikleri kadar ileri gidiyorlar. Eldivenler de bunun için orada zaten… Bunu o kısımda Jandarma yapıyor ve infaz memurları karışmıyorlar. Şükür ki ben oradan iki kere geçtiğim halde başıma bir “kaza” gelmemişti

“Bu, insanlık değil. Ne kadar adice bir muamele”

Lakin…

Mahkumların açık görüş hakları oluyor. Ziyaretçileri geliyor ve bir masada oturup yiyip içip hasret giderebiliyorlar.

Bu açık görüşlerde süre bitince koğuşuna götürülmekte olan mahkumlardan da kafalarına göre bazılarını seçiyorlar. Aynı şeyi yapıyorlar. Götürüyorlar odaya ve “Soyun” diyorlar.

Üstünde hiçbir şey kalmıyor bu mahkumların ve sonra incecik bir ameliyat pelerini gibi bir şey giydiriyorlar. Sonra “Çök kalk” yaptırıyorlar. Sonra isterlerse kafalarına göre daha da ileri gidebiliyorlar.

Bitmedi…

Ziyaretçilerden şüpheli gördükleri kişileri de bütün sınırları aşacak şekilde arayabiliyorlar. Ziyaretçi, mahkumun hanımı olsun, fark etmez. Kadın infaz memurları onları da arıyor.

Şükür ki benim hiç ziyaretçim de gelmedi ve “Bu, insanlık değil. Ne kadar adice bir muamele” dediğim bu türlü uygulamalara muhatap olmadım. Bu tür aramalara tabi tutulan mahkumlar açık görüşten koğuşa daha geç dönüyorlardı ve koğuşa girdiklerinde bir de mahkumların alay konusu oluyorlardı.

Bütün bunlar, bütün Türkiye genelinde yapılıyor, idari ve adli yetkililerin hepsi bunları biliyor.

Şu şartlarda bir de “yalan beyanda bulunmak” ve “Suçu ve suçluyu korumak” suçlarını da suçlarına ekliyorlar. Adalet geri geldiğinde bu yetkililerin hepsi cezalarını alacaklar. Şimdi Gergerlioğlu’na kaçak sarayın ve sahte diplomalı gayr-i meşru cumhurbaşkanının talimatıyla soruşturma başlatanlar da…

Mehmet Fahri Sertkaya