Müsilaj sorununun derhal üstüne gidilmeli

Denizlerimiz ölüyor ve acil müdahale etmemiz gerekiyor. Sözde uzmanları medyaya çıkartıp da olmadık, gerçek dışı izahatlar yaptırmak ve vakit kaybettirmek hemen bırakılmalı.

Marmara denizinde ve Ege denizinde azot ve fosfor gazlarının hangi noktalardan deniz suyuna karıştığını tespit edebilecek, azotun ve fosforun kaynağının peşine düşecek sistemler kullanılmalı.

Bu gaz kaynakları bulunduğunda görülecek ki işin arkasında kasıt var. Yeşillerin yeraltından deniz zeminine kadar döşediği borular var. Bunlardan deniz suyuna sürekli olarak azot ve fosfor gazları veriliyor. Bu da çok hızlı bir şekilde biyolojik plaktonların, mikro organizmaların oluşmasına yani müsilaja sebep oluyor. Bu gaz kaynakları bulunmalı ve imha edilmeli.

Ayrıca dün haber verdiğim deniz dibine yeşiller tarafından konulmuş araçlar da aslında bu gazları yaya yaya suya karıştırmak için kullanılan, yerinde sabit duran ama hareketli parçaları olan araçlar.

Yapılan ölçümler gösteriyor ki Çanakkale 1915 köprüsünün inşaa sahasında, denizin dibinde de bu araçlardan olmalı. Çünkü bölgedeki gazların oranı tabii olmanın çok ötesinde…

Donanmamız var. Denizlerde askeri gemilerimiz var. Denizaltılarımız var. Sonarlarımız var. Görüntüleme cihazlarımız var. Ölçme cihazlarımız var. Her şeyimiz var ve bu araçları ve gaz yayılan noktaları bulmamız mesele bile değil. Üstüne bir de hep bahsettiğimiz lazer silahlarından alırsak ya da yaparsak, o halde elimiz çok daha güçlenecek.

Bir de söz konusu araçların yerleri kolayca değiştirilebiliyor. Bazıları ise toprağın hemen altına hızlıca çekilip gizlenebiliyor. Bu halde en önden yapılacak şey, çok yüksek sayıda personel ve cihazla, çok fazla sayıda noktadan sürekli olarak ölçüm yapmak, bir harita oluşturmak ve gaz kaynağı noktaları tespit etmek olacak.

Denizin üzerinde oluşan müsilaj tabakasının hiç zaman kaybedilmeden ve sürekli olarak toplanması, temizlenmesi de şart. Çünkü yüzeyde biriken müsilaj tabası yer yer on cm’ye kadar kalınlaşıyor. Bu da deniz suyunun sıcaklığının artmasına ya da daha uzun süre sıcak kalmasına sebep oluyor. Ayrıca deniz suyundaki oksijen oranını da düşürüyor. Görüntü kirliliği ve kötü koku hassasiyetiyle müsilajı temizlemeye kalkmak, en son yapılacak olan şey. “Denizlerimiz can çekişiyor. İçindeki canlılar yok ediliyor. Acil/hayati müdahale yapmak zorundayız. Bu müdahaleyi hemen ve kararlılıkla yapmazsak, denizlerimizi kaybedeceğiz” demeli, bu niyetle ve büyük bir seferberlikle denizlerimizi kurtarıcı müdahaleleri yapmalıyız.

Devletimizin bakanlık imkanlarından belediyelere hatta sivil toplum örgütlerine, gönüllülere kadar herkesi seferber etmeliyiz. Bunlar güzelce anlatıldıktan sonra, günlük mazot/yakıt paraları devletimiz tarafından verilince, zaten iş yapamaz halde olan binlerce balıkçımız, tekneleri ve her türlü imkanları ile bu mücadeleye gönüllü olarak katılacaklardır. Türkiye’deki ve dünya genelindeki çevreci dernekler de seferber olacaklardır. Sadece bir ay sonrasında bile bu denizlerimizde gözle görülür bir düzelme olacaktır. Zaten denizin kendi kendini onaran bir sistemi var. Önce bataklığı kurttuğumuzda, yani gaz yayılan kaynakları durdurduğumuzda, ardından temizlemeye geçtiğimizde, bizim ardımızdan deniz de kendini düzeltmeye çabalayacak.

Bir karar vermeliyiz. Ya denizlerimizde canlı hayatı yok etmek isteyenlerin planlarını bozacağız ya da denizlerimizden olacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya