Web Analytics

Ajanlar evlenmezler ve İslam büyükleri evliliği asla terk etmezler…

Genelde nasıl geçim temin ettiklerini de doğru düzgün izah edemezler. Akrabalık bağları da sıfıra yakındır.. Yalnız ve garip görünürler. İlla evlenmek zorunda kalanları da çocuk yapmazlar… Bir de Hıristiyan din adamlarının ruhban sınıfına mensup olanlara inançları gereği evlenmek yasaktır. Gizli kardinaller yani başka dinin (mesela islam’ın) içine sızıp o dinin büyüğü konumuna gelen kardinaller de evlenmezler…

Oysa peygamberimiz (s.a.v.) “Sizin ölenlerinizin en şerlileri evlenmeye imkan bulduğu halde evlenmeden ölenlerinizdir” buyurmuştur. Bunu aktaran sahabe “Vallahi ben bunu Rasulullahtan seksen yaşımda iken duysaydım ve o vakte kadar evlenmemiş olsaydım, evlenir öyle ölürdüm” demiştir…

Bu dünyaya gelen yüz yirmi dört bin veya iki yüz yirmi dört bin peygamberden sadece ama sadece İsa aleyhisselam evlenmemiştir. O da genç yaşında diri olarak semaya kaldırıldığındandır. Ahir zamanda yeniden yeryüzüne gönderildiğinde o da evlenecek ve evlenmemiş bir peygamber kalmayacaktır.
Bu ümmetin içinde her devirde bir tane gelen ve müceddid denilen büyük veliler de istisnasız hep evlenmişlerdir…

O halde bir İslam büyüğü bilinecek kimsenin sadece ama sadece fiziki bir özürünün olması onun evlenmemesine mazarettir. Dava için çok büyük sıkıntılar çekiyor olmak buna mazaret olsaydı peygamberler evlenmezlerdi… Açıp bakalım peygamberler tarihini ve görelim nasıl çileli hayatlarına rağmen evliliği terk etmediklerini…

Mehmet Fahri Sertkaya

Adolf Hitler gizlice Müslüman olmuştu ve bu yüzden mağlup olmuştu

Yazar: Unknown

Hitler’i iktidara Siyonistler getirmiş, ordusunu, hava kuvvetlerini bile Siyonistler kurmuştu. Ama o sonradan gizlice Müslüman oldu ve Müslümanların menfaatine, Siyonistlerin aleyhine mücadele etti. Sonu da Siyonistlerin elinden oldu.

Dönemin Kudüs Müftüsü olan ve Hitler ile yakından tanışan Emin el Hüseyni, Hitler’in Müslüman olduğunu söyleyenlerden, buna şehadet edenlerden biridir.

Silsile-i Saadatın 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Tunahan kuddise sirruhu da, Hitler’in gizlice Müslüman olduğunu ifade edenler arasındadır. Süleyman Efendi, yetiştirdiği yakın talebelerine bu bilgiyi aktarmıştır. Kendisinin yetiştirdiği talebelerinden Hasan Arıkan Hocaefendi de bir sohbetlerinde bu bilgiyi şu şekilde aktarmıştır:

➥ Hazreti Üstazımız Sultan Abdülhamit Hazretleri için; ”Dünyada ve ahirette onun müdafaasını ben yapacağım.” buyurmuş. 
Hakkında çok iftiralarda bulundular ama güneş balçıkla sıvanmaz, artık gerçekler konuşulur oldu, anlatılır oldu. Kızıl sultan değil Ulu Hakan’dır. Asrındaki devlet adamları Sultan Abdülhamit’i takdir ediyorlar. İngiliz hariciye vekili düşmanı olduğu halde; 
➥ ”Hasmımdı ama onun vefatıyla diplomasi mesleği zevkini kaybetti” diyor. 
Alman kralı II Kaiser Wilhem’e yakınları; ”Görüştüğünüz devlet adamları hakkındaki kanaatiniz nedir?” diye sorduklarında diyor ki: 
➥ ”Fransız kralı ile görüştüm kendimden aşağı buldum. Japon imparatoru ile görüştüm basit buldum. İngiliz kralı ile görüştüm kendi ayarımda buldum. Ne zaman ki Osmanlı sultanı Abdülhamit Han ile görüştüm; heybeti, zekâsı ve nezaketi karşısında beni bir titreme aldı.” diyor. 

Kaiser Wilhem iman etmiş gizliden. Ben bunu hz. Üstazımızdan duydum. Ve döndüğü zaman Berlin’de de bir cami yaptırıyor. Hitler de imanlı insanlarmış. Hz Üstazımız: 

➥ ”Sizin kardeşinizdir.” demişti. Gizlice Müslüman olmuş. Mağlup olmasının sebebi de 2. cihan harbinin İslam’a faydası oldu. Yani Hitlerin faydası oldu. Pakistan, Hindistan vs. Müslüman memleketler bu harp vesilesi ile istiklale kavuştu. Gittiği yerlerde Müslümanlara zararı olmamış. Mağlup olmasının bir sebebi de, İngiliz casusları, Hitler cephede namaz kılarken gizlice fotoğrafını çekmişler, Alman general ve padişahlarına fotoğrafı dağıtmışlar, Paşaların Hitlere bağlılığı gevşeyiveriyor. İşte sizin itaat ettiğiniz Müslümandır falan diye.. 

Hitler çok ateşli konuşurmuş, sert hatipmiş. Alman orduları Lenin Gard’a yaklaşmış, üç gün art arda radyoda söylüyor: 

➥ ”Cenab-ı Hak kendine isyan edenleri te’dip, onlara su’i azap ile tağzip için her asırda bir şahsiyeti gönderir. Bu asırda da Cenab-ı Hak kendine isyan edenleri te’dip, onlara su’i azab ile tağzib için beni gönderdi” diyor. 

Üç gün arkası arkasına radyoda beyanat veriyor. Bu bir ayet mealidir. Cenab-ı Hak Araf suresinin 167. ayeti celilisinde: 

➥ ”Rabbin ilan ediyor ki; kıyamete kadar isyan edenleri te’dip, onlara sûi azap ile tağzip için bir şahsiyeti gönderir.” Ayet bu, Hitler ayet okuyorum demiyor.

****
➥ “Allah, her devirde, yoldan çıkmış milletleri cezalandıracak birini gönderir. Bu devirde o kişi benim.”

| Adolf Hitler

Akademi Dergisi

El Ezher’e Masonluğu sokan, İngiliz ajanı bir sahte İslam alimi; Muhammed Abduh kimdir?

El Ezher’e Masonluğu sokan, İngiliz ajanı bir sahte İslam alimi; Muhammed Abduh…

Muhammed Abduh, 1849 yılında Mısır’da doğdu. İlk tahsiline Tanta’da başladı. Bir müddet sonra medreseyi terk ederek köyüne döndü ve ziraatle meşgul oldu. 1866 yılında Kahire’ye giderek Cami-ül Ezher Üniversitesine girdi. 1905’de İskenderiyye’de öldü.

Cemaleddin Efgâni’nin en meşhur talebesidir. Nakli, aklın gerisinde bıraktı. Kendi görüşlerini oluşturmada müsteşriklerden faydalandı. Mısır’da el-Ahran gazetesinde yazıları yayınlanmaya başladı. Bu gazete Arap milliyetçiliğini ön plana çıkarıyor ve Osmanlı aleyhinde neşriyatlarda bulunuyordu. 1881 yılında Arabî İsyanına destek verdiği için önce hapsedildi, 1882’de Mısır’dan çıkarıldı. Beyrut’a gitti, fakat Ehl-i Sünnet âlimleri fırsat vermediği için fikirlerini yayamadı. 
Cemaleddin Efgânî’nin daveti ile Paris’e giden Abduh hocası ile birlikte Ürvetü’l Vüska’yı çıkarmaya başladı. 1885’de Beyrut’a döndü ve Tevhid Risalesi’ni yazdı. Affedilen Abduh, Mısır’a geçti. Zararlı fikirleri bilindiği için evvela mahkeme heyetinde memuriyet verildi. Lakin sonra İngilizlerin desteğiyle Ezher Üniversitesi İdare Heyetine girdi. Sonra üniversitede etkisi artınca üniversite kısmındaki dersleri kaldırarak eğitimdeki kaliteyi düşürdü.

Muhammed Abduh, hocası Cemaleddin Efgânî gibi mason olmayı tercih etmiş, hatta Mısır’da müstakil bir mason locası kurmuştur. Beyrut Mason Locası Başkanı: 
➥ ”Mısır’da Cemalettin Efgani’den sonra Mason Locası başkanı olan İmam Abduh Masonluk ruhunu yayarak çok hizmet etti” demiştir.

İngiltere’nin Sömürge Valisi Lord Cromer şöyle diyor: 
➥ ”Kuşkusuz İslami reformist hareketinin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaad ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine layıktırlar.” (1)

Corci Zeydan, Muhammed Abduh’dan şöyle bahsetmişir: 
➥ ”Öncekilerin sözlerine bağlanmamış, onların koyduğu kaidelere değer vermemiştir.”

Muhammed Abduh’un yazmış olduğu Tefsir-ü Cüz-i Amme, Osmanlı Devleti tarafından yasaklanmıştı. Abduh, 1872 yılında ilk defa İstanbul’a gelmiş, lakin 3 gün içerisinde geri çıkarılmıştı. Daha sonra yine İstanbul’a gelen Abduh’a, Sultan İkinci Abdülhamit Hân şöyle demiştir: 
➥ ”Bizde müftüleri halife tayin eder. Siz Mısır müftüsü olduğunuzu söylüyorsunuz. Biz sizi müftü tayin etmedik. Sizi kim müftü tayin etti? İngiltere mi?”

Muhammed Abduh, Bahaîliğin kurucusu Bahâullah’ın oğlu Abdulbahâ ile görüşmüş ve hatta talebesi Reşid Rıza’nın anlattığına göre onun etkisinde kalmıştır. Ayrıca Bahaîliğin etkisi, Abduh’un Tevhid Risalesinde geçen ”Terakkiperver Vahiy” anlayışında görülmektedir.

Muhammed Abduh, Glodstanca’ya şöyle mektup yazar: 
➥ ”İster âlim olsun, ister cahil, ister asker, isterse sivil olsun, bütün Mısırlılar Türklerden nefret ve onların rezil hatıralarından istikrah eder.” Hocası Cemaleddin Efgânî’nin Osmanlı’ya gelip insanlara Türkçülük aşılaması, Araplara karşı kışkırtması ve kendisinin de Arap milliyetçiliğini körüklemesi oldukça düşündürücüdür.

1890 senesinde Muhammed Abduh’a talebe olmuş ve Çumra’da vaizlik yapan fötr şapkalı Tahsin Hoca ile Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri arasında şöyle bir konuşma cereyan etmiştir:

Süleyman Efendi (k.s.): ”Nerede okudunuz?”

Tahsin Hoca: ”Cami-ül Ezher’de okudum, efendim.”

Süleyman Efendi (k.s.): ”Hocanız kimdi?”

Tahsin Hoca: ”Muhammed Abduh, efendim.”

Süleyman Efendi (k.s.): ”Hocanızın akidesini biliyor muydunuz?”

Tahsin Hoca: ”Maalesef Masondu, efendim.”

Süleyman Efendi (k.s.): ”Peki diğer hocaların yüzde kaçı masondu?”

Tahsin Hoca: ”Yüzde doksan dokuzu efendim.” (2)

Yine Glodstanca’ya yazdığı mektupta şöyle der: ”Dinin kafasını dinin kılıncından gayrisi ile kesmeyin.”

Muhammed Abduh, resim ve heykele izin verir. (el- Fetava) Muhammed Abduh, akıl ile anlaşılamayan şeyleri, melek, şeytan ve cin gibi unsurları inkâr etmiştir. Hâlbuki Allah-ü Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de: 
➥ ”Hani meleklere, ‘Âdem’e secde edin’ demiştik de, İblis’ten mâada bütün melekler hemen secde etmişlerdi. İblis secdeden kaçındı, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” (3)

Yine başka bir ayet-i kerimede: ”Ey ins ve cin toplulukları! İçinizden size benim ayetlerimi anlatan ve bugününüzün gelip çatacağını haber veren peygamberler gelmedi mi?” (4)

Yine Musa (a.s.)’ın asası ile Kızıldeniz’i yarmasını med-cezir olarak yorumlamıştır. ”Bir şeyin Kur’an’da bulunması, onun sahih olmasını iktiza etmez.” diyor. Yani –hâşâ- Hz. Kur’an’ın doğruluğunu sorguluyor. Fil Sûresindeki siccin taşlarını mikrop olarak te’vil ediyor. Bunun cevabını uzunca, Yaşar Nuri Öztürk bölümünde verdik.

Muhammed Abduh’un bunca ifsadına karşılık Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi şöyle diyor: 
➥ ”Şeyh Muhammed Abduh’a nispet edilen ıslahi kalkınmaya gelince hulasası şudur: Abduh, Ezher’i, dini üzerinde donup kaldığı için harekete geçirmiş ve Ezherlilerin çoğunu hatvelerce dinsizliğe yaklaştırmış; amma dinsizleri bir adım bile dine yaklaştırmamıştır. Şeyhi Cemaleddin Efgânî vasıtasıyla Ezher’e masonluğu sokan odur. Nitekim Mısır’da açılıp saçılmaya terviç hususunda Kasım Emin’i teşci eden de odur.” Mustafa Sabri Efendi yine şöyle demiştir: 
➥ ”Bunda şaşılacak bir cihet yok! Çünkü şeyh donuk ulemadan değildir. Üstelik müctehiddir! Şeriat kanunu ile Fransız kanununu bir araya getirerek ikisi ile de amel etmeye, ona ictihadı müsaade etmiştir! Lakin bir İslam müftülüğünde Allah’ın indirdiği kitap ile fetva veren, isti’naf mahkemesinde Allah’ın indirmediği ile hükmeden şeyh Muhammed Abduh’un, İslam’da Ebu Hanife en-Nu’man’ın haiz olduğu gibi ictihat rütbesini haiz bir imam olması, din ve ilim namına, fazilet, adalet ve emanet namına zulümdür, haramdır. Ebu Hanife ki, hapishanede ölmüş, verâ ve takvası Abbasi Halifesi Cafer-i Mansur zamanında şer’i kadılığı kabule müsaade etmemiştir.” (5)

Muhammed Abduh ve taifesi yüzünden yüce dinimiz, yabancılara eğlence konusu olmuş ve Batılılar İslam’ı bilgisiz ve cahil kişilerden öğrenmişlerdir. Yalnız bunun vebali dahi onların boyunlarına yeter.

(1) M. Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslam Dünyasına Girişi

(2) Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Bidatleri Tenkid, Heyet, s. 210, Bedir Yayınevi

(3) Sûre-i Bakara/34

(4) Sûre-i Enam/ 130

(5) Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mevkifü’l Aklî ve’l İlmî
Akademi Dergisi 

Said Nursi kendisinin Abdülhamid Han tarafından Tımarhaneye attırıldığını doğruluyor.

“Kırk sene evvel ehl-i siyaset, bana bir cinnet-i muvakkate isnadıyla tımarhaneye sevkettiler. Ben onlara dedim: Sizin akıllılık dediğinizin çoğunu ben akılsızlık biliyorum, o çeşit akıldan istifa ediyorum “
Şualar | On Üçüncü Şuâ | 303

“… nihayet rakiplerimin ifsadatıyla, merhum sultan hamid’in emriyle tımarhaneye kadar sürüklendim.”
Şualar | On Dördüncü Şuâ | 426