Web Analytics

Nohut hakkında acil kamu spotu

Nohutun insanlar tarafından neden yenilmemesi gerektiğini halk dilinde anlatan kamu spotları Türkiye’de hiç vakit kaybedilmeden yayınlanmalı. 

Nohut Anadolu’da binlerce yıldır yetişen, yetiştirilen ve Anadolu’dan dünyanın muhtelif bölgelerine yayıldığı değerlendirilen bir bitki. Lakin geçmiş bin yıllarda hatta geçmiş asırlarda insanların çoğu nohutu yemediler, hayvanlarına yedirdiler. Tıpkı yulaf gibi…

Nohut aslında hayvanların yemesi için uygun olan vahşi bir bitki türü. İçinde çok değişik zehirli bir yapısı mevcut. Nohut aslında yumuşaması için değil, söz konusu zehirlerini salması/bırakması için suda bekletilir ve suyu ile yemek de yapılmaz, dökülür. Bu işlem zehrini bir miktar azaltır. Bir miktarı da pişerken azalır. Yine de içindeki zehri tamamen yok olmaz.

İnsanların epeyi bir kısmının nohut yedikten sonra şişkinlik yaşaması, derin düşünceli bir hale girmesi, fazlasıyla sakinleşmesi hatta uyuşması sebepsiz değil. En çok da nohut yiyen çocukların halleri hiç normal değil. Uydurma bilim psikiyatri, muhtemelen bu bilimsel gerçeği de bilmeyerek ya da görmezden gelerek, çok çok yüksek sayıda çocuğa onlarca farklı hastalık teşhisinde bulunmuştur, bulunuyordur ve daha çocuk yaşlarda bile onların hayatlarını mahvediyordur. Daha çok çocuklarda olmak üzere, insanlarda görülen bazı davranış bozukluklarının arka planı, nohutun muhteviyatındaki zehirli kısımla da bağlantılı/ilgili. Nohut yiyen insanlarda hormon dengesi hızla değişmeye başlar. İnsandan insana değişmekle beraber, nohut yiyen hemen her insanda, hormon dengesinin değişmesi neticesinde az ya da çok düşünce ve davranış değişiklikleri olur. Evet, nohut yenildiğinde insanların beyin faaliyetleri de az ya da çok normalin dışına çıkar. 

Protein oranının yüksek olması, doyurucu olması, ucuza temin edilebilmesi gibi nedenlerle insanlara sürekli tavsiye edilen nohutun besin değerleri aslında insanlar için değil, çok odacıklı mide yapısına sahip ve geviş getiren hayvanlar için uygun. Bu hayvanlara bile seyrek ve az miktarda yedirilmeli. Hiç yedirilmemesi ise en doğru tercih olur. Çünkü meselenin bir başka yönü daha var. Günümüzdeki nohutlar ile geçmiştekiler aynı değiller. Günümüzdeki çoğu nohut cinsleri üzerinde genetik müdahaleler olduğu da çok açık. 

Gıda güvenliği, Milli Güvenlik Kurulunda sürekli gündem olması gereken bir güvenlik meselesi. Son on yıllarda Türkiye’de insanlar yulafa ve insan fıtratına uygun olmayan başka bitkilere de yönlendirildi. Bu konuda, Londra merkezli insanlık düşmanı sistem tarafından yönlendirildikleri bilinen gıda firmalarının da akademisyenlerin de yayıncı kuruluşların ve şahısların da çok yoğun yönlendirmeleri oldu, oluyor. Buna rağmen insanlar yulaf yemekte pek istekli olmuyorlar. Çünkü tabii yapımız, hususiyetlerimiz bile bu türlü bitkilerin iyi gelmeyeceğini bize bir şekilde hissettiriyor, uzak durmaya sevk ediyor. Yulaf da hep hayvan yemi olarak yetiştirildi ve böyle yapılması isabetli idi. 

Türkiye’de, Ankebut Ağının mensubu olmayan, insanlığa karşı düşmanca duygular beslemeyen, satanistleşmemiş, masonlukla bağı olmayan hakiki bilim adamları derhal bu konularda bilimsel çalışmalar yapmalılar. Neticelerini hiç gecikmeden insanlarımıza duyurmalılar. Sonuçlar kamu spotu olarak ve halk dilinde kısaca anlatılmalı. İnsanlarımızın nohut, yulaf ve “insanların yemesi için uygun olmayan” benzeri diğer bitkilerden uzak durması sağlanmalı. Ankebut Ağı, bilimsel olarak “sorunlu” olduğu çoktan meydana çıkartılmış olan türlü bitkilerin, dünyanın muhtelif yerlerinde yenilmesi için sinsi oyunlar çeviriyor. Bu gibi sorunlar sadece bir Türklerin sorunu değil ve dünya üzerine organize bir faaliyetle, organize yönlendirmelerle bu işler çevriliyor. Başka ülkelerde başka “sorunlu” bitkileri yiyen insan toplulukları da farkında olmadan zihni, ruhi bir yönlendirmeye maruz kalıyorlar. Araplar, Hindistanlılar, İranlılar ve Afganlar da nohuttan öncelikle uzak durması gereken topluluklar. “Nohutun yaygın ve sık olarak yenildiği coğrafyalarda insan toplululuklarının ortak davranış tarzları, genetik ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere bütün tıbbi sorunlarına dair bilimsel tetkikler, analizler. Ayrıca bu sorunların mali, siyasi ve askeri dengelere tesiri” başlığı ile çalışmalar yapılması, insanlığın en öncelikli meselelerinden biri olmalı.

Ben bu konuların uzmanı değilim. Bilgim, idrak seviyem ve kabiliyetlerim dahilinde, sınırlı seviyede bu konuya dikkatleri çektim. Bu hususta söylenmesi gereken daha fazla sarsıcı gerçeği de hiç kimseden çekinmeden hakiki bilim adamları söylemeli. Hem de hiç vakit kaybetmeden…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

İşte saha…

İran’da çıkan karışıklıklarla eş zamanlı olarak elektrikli araçların, kamyonların, TIR’ların tanıtımlarının artması, hep birbirleriyle bağlantılı. Hatta elektrikli araçlar için pil imal edileceğine dair haberlerin artması ve de 10 dakika şarjla yüzlerce kilometre yol gitmeye yarayacak pil teknolojisinin geliştirildiğinin duyurulması da hep birbirleriyle bağlantılı. Koç ailesi, tepeden aldıkları talimatlarla elektrikli araçlar için pil imal etme işine giriyor. Tayyip de zaten aynı yerden aldığı talimatlarla bu işlere giriyor. Bunlar ve benzerleri, İran’da karışıklıkların arttığı şu günlerde üst üste “müjdeli” haberlerini duyurdular, yayınlattılar.

Dünya üzerinde aslında petrol ve gaz tedarik sorunu yok. Elektrik ve doğal gaz faturalarının bu kadar şişirilmiş halde gelmesine sebep olacak sorunlar henüz yok. Bu kriz de suni bir kriz. Aldatmalarla, yalanlarla, milletler arası dolandırıcılık yapan bir avuç mason tarafından kasıtlı olarak oluşturuldu. Bunu yapmalarında pek çok maksat var ama bir maksatları da elektrikli araçları yaymak, çok satmak.

Aslında uzun zamandır buna hazırlanıyorlardı, son zamanlarda ben elektrikli araçların aslında sorunlu araçlar olduklarını, anlatıldıkları gibi olmadıklarını, hala vahim seviyede pil sorunlarının devam ettiğini, yakın geleceğin araçlarının elektrikli/pilli araçlar olmayacaklarını v.s. anlattıkça işleri bozuldu. Sahayı istedikleri gibi kontrol edip yönlendiremediler ve hep zarar ettiler, ediyorlar. Şu andaki teknoloji seviyesiyle yapılmış elektrikli araçları satın almak, bir çeşit nitelikli dolandırıcılık faaliyetinden mağdur olmak demektir. Ankebut Ağının seve seve yaptığı şey de zaten dünya insanlığını her türlü zarara uğratan faaliyetlerdir. Gerçek hukuk devletlerinin, şu andaki pilleriyle ve sistemleriyle elektrikli araçların satışına izin vermesi mümkün değildir.

Zamanı geldikçe meseleleri daha da açar anlatırım. İyice bilinmeli ki Güney Azerbaycan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin bundan böyle batı dünyasına, İsrail’e ve yine Ankebut Ağına bağlı olan malum Asya ülkelerine peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğim. Putin’in, Tayyip’in, Paşinyan’ın, Aliyev’in bu bölgede Ankebut Ağının menfaatine olacak şekilde işler çevirmelerine izin vermeyeceğim. Bölge halkını daha fazla acılara, zulümlere sürükleyecek olan ve gerçekte olduklarından çok farklı şekilde insanlığa anlatılan projelere izin vermeyeceğim.

Trilyonlarca dolarlık şirketleri batırmam gerekiyorsa hatta ABD, Rusya ve Çin’i aynı anda parçalara ayırmam gerekiyorsa bile bunu yaparım ama söz konusu planların uygulanmasına izin vermeyeceğim.

Şimdi herkes aklını başına alsın, gerçekleşmeyecek planlar peşinde koşmaktan vazgeçsin, Güney Azerbaycan’dan da elini çeksin ve orayı Türkiye’ye dahil edeceğim. Bu hamlemin içinde ayrıca oyunlar kurmak isteyenlere de izin vermeyeceğim. Çatışmak ya da uzlaşmak isteyenler için işte saha…

isteyenle çatışacağız, isteyenle de karşılıklı olarak tansiyonu düşüreceğiz.

| Mfs – Plan bozan – Akademi Dergisi

George Soros!

Boşuna uğraşıyor ve faydasız yere kan döküyorsun.

Senin o kanlı ellerin Türk/İslam dünyasının üzerinde gezdikçe, en çok da Türkiye ve Türkistan (Türk dünyası) üzerinde gezdikçe, her seferinde iki elini birden kıracağım.

Bu eli de ben aldım, sen kaybettin. Senin gibiler kaybettiler. Hak ettiğim üzere ben Güney Azerbaycan’ı alıyorum. Pislik çıkartmayın. Mağlubiyetinizi kabullenin ve geri çekilin. Çekilmezseniz de siz bilirsiniz.

Eskiden kaoslar size yarardı, şimdi bize yarıyor. Dökülecek kandan, yanacak candan ben mesul olmam. O halde ben öfkelenirim ve dünyanın dört bir yanında size bunun bedelini ödetirim.

Pislik çıkartmak kararındaysanız, Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Çin, ABD ve Rusya’nın paramparça olmasına, buralardaki meşru ve gayr-i meşru bütün işlerinizin bir anda bozulmasına hemen hazırlanın. Belki de dünya, bu kadar çok liderin peş peşe devrildiğini ve bu kadar çok ülkenin peş peşe parçalandığını daha önce hiç görmemiştir.

| Mfs – Bilek kıran – Akademi Dergisi

Silaha silahla karışılık verilecek

İran genelinde sivil halka kurşun sıkılmasına, yaralanmaların ve ölümlerin olmasına asla kayıtsız kalmayız. Bu hususta söylenecekleri önceden söyledim. İş buraya gelirse ki geldi, bizler de silah kullanacağız. O halkı da örgütleyeceğiz, silahlandıracağız, mühimmat ve daha ihtiyaç duyulan diğer malzemeleri de sağlayacağız. Mülki, idari ve askeri amirleri göstere göstere vuracağız.

Bölge halkı da bilmeli ki şu Müslüman ve molla numarası oynayan gizli Hristiyanların ve Yahudilerin kontrolündeki İran’da… Devlet gücünün her türlü kara para işlerine alet edildiği ve can, mal, ırz emniyetinin bulunmadığı İran’da… İdarecilerin, halkın düşmanlarına, en çok da İngiltere ve ABD’ye çalıştığı İran’da… Yer altı ve yer üstü zenginliklerinin batı dünyasına aktarıldığı şu İran’da… Tam bir kara para cumhuriyetine dönüştürülmüş haldeki şu İran’da… Şu anda yaşanan şey bir vatan, millet müdafaasıdır. İnsanlık namına bir mücadeledir. Böyle bir anda kuvvet kullanılmayacak daha nerede kullanılacak. Böyle bir idarenin emirlerine itaat eden, böyle onurlu ve insanca bir mücadele veren halkın karşısına geçen, yetmeyip bir de silah kullanan bütün askerlerin, polislerin ve bunların amirlerinin vurulması caizdir hatta vaciptir. Orada hiç kimse, böylesine bir idareden yana olanlara karşı kuvvet kullanmaktan çekinmeyecek. Biz de dağlar gibi öfkemizle orada olacağız.

Güney Azerbaycan halkı yalnız değildir. Türkiye maddi ve manevi her türlü imkanlarıyla yanlarındadır. Başkalarının yaptığı gibi sözde “Barış gücü” oyunları oynamaya kalkacak kadar da yüreksiz, güçsüz değiliz.
Bu halkın her türlü ihtiyaçlarını karşılarken de gizli saklı işler çevirmeyeceğiz. Müdahalemiz zaten hukuka, insan haklarına uygun olan zaruri bir müdahaledir ve bunu yapacağız. Kim, hangi taraf, hangi devlet bu davranışımıza bir karşılık verebilecekmiş, ses/tepki versinler de ben onları bir göreyim…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Çölleri yeşillendirmenin “temel” tekniği

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Vaktim dar ama yettiği kadar sorularına cevaplar vereceğim ve sana çölleri nasıl yeşillendireceğinin “temel” kısmını anlatacağım.

Sonra da yazışmayı tek taraflı olarak Telegram’daki resmi Akademi Dergisi hesabına yönlendireceğim.

Dün de öyle yaptım ama en çok da bu proje yazışmaları sansürleniyor. Üstelik dünyanın iyileşmesini, güzelleşmesini, geçimin kolaylaşmasını, insanlığın maddi ve manevi refaha ulaşmasını en çok da o İblis istemiyor. Bu nedenle de durmaksızın insanlardan ve cinlerden olan büyücülerine bu konularda büyüler yaptırıyor.

Yağmur misali büyüler yağıyor insanlığın üzerine, bu gibi konular açıkça, en anlaşılır şekilde anlatılsa bile anlamasınlar diye… Anlamışlarsa, düşünceleri yönlendirilsin, kararları bozulsun, yine de bu işlerden uzak dursunlar diye.

Ben dünkü kısma bir şekilde ulaşamamış olanlar da vardır diye, o kısmı özet geçeceğim şimdi. Bu hususları sana anlatırken temsili resimler bulup atacağım. O resimlere sadece en genel görüntüyü anlamak maksadıyla bak. Resimdeki tekniklerle, malzemelerle ilgilenme.

Bu herkesin bildiği gördüğü bir uydu teknolojisi

Bu uyduda çok gelişmiş bir yansıtma özelliği var. Ta yeryüzünden gönderilen dalgalar/sinyaller bunun özel malzemelerden yapılmış kanatlarına çarpıyorlar, sonra kanatlara çarpan sinyaller tekrar yeryüzünün başka noktalarına iletiliyor, yayılıyor.

Yerde o konumda bulunan cihazlar ve araçlar da bu sinyalleri işleyip kullanıyorlar. Dünyada bu uyduları yapan adamlara gidilecek ve “Biz, güneş ışınlarını deniz sularını ısıtmakta kullanacağız. Lakin en yüksek verimle çalışacak, en yüksek sıcaklık dereceleri elde etmemize yarayacak güneş ocaklarına ihtiyacımız var.” denilecek.

Güneş ocağı denilen şeyler de temel olarak şu görüntüde olan şeyler uydu/çanak antenlere benziyorlar, hatta çoğu kişi güneş ocaklarını, eski çanak antenlerini kullanarak yapıyor. Bazısı üzerine alüminyum bant çekiyor, bazısı alüminyum folyo kaplaması yapıyor, bazı kişiler ise tabelacıların kullandığı özel bir tabela malzemesi kullanıyor. imkanı olanlar ise bazı metalleri altıgen olarak kesiyor, bunları çanak anten üzerinde birleştiriyor ve en yüksek verimi alabiliyor. Bu kadar amatör imkanlarla yapılan güneş ocakları bile yer yer bin derecenin üzerinde ısı üretebiliyorlar. Söz konusu işin uzmanı kişilere gidilirse, güneş ocağının en alasını hemen yapabilirler. Zaten bu işlerin yani ışık ve ısı enerjileri ile çalışmanın uzmanı olan kişiler ve en doğru malzemeleri de zaten biliyorlar. Gerekiyorsa altın kaplama da kullanacaklar ama muazzam derecede ısı üreten güneş ocaklarını hemen yapabilecekler.

Bir prototipini iki günde yapar, denerler, olması gereken özelliklerde bir güneş ocağını ise en fazla bir aya hazır ederler. Onlar güneş ocağını yaparken, sen bir yandan da diğer kısımları hazırlatacaksın.

Bu güneş ocakları güneş ışınlarını denizde az açıkta ya da sahilde/karada bir yerde yapılan büyük su tanklarına yöneltecekler. Zaten yılın büyük kısmında yoğun güneş gören sahil şeridi yerlerde çalışacaksın ya da zaten çöl olan ve yanında deniz/sahil de bulunan yerde çalışacaksın ya da akarsuyun miktarının yeterli olduğu, kesintisiz aktığı yerlerde de çalışabilirsin. Mesela Mısır’da Nİl nehrinin kenarında çalışabilirsin. Ya da hem Mısır’da hem Suudi Arabistan’da Kızıldeniz’in kenarında çalışabilirsin. Suriye’de, Lübnan’da, Türkiye’de ise Akdeniz sahillerinde çalışabilirsin.

Güneş ocakları dev su tanklarını bin derecenin bile üzerinde ısıtacak, içindeki deniz suyu da aşırı sıcaklıklara yükselecek ve sürekli buharlaşacak, buharlaştıkça kazanlarda su azalacak, su azaldıkça denizden takviye edilecek.

Yüksek sıcaklığa ve basınca sahip olan buharları bir boru ile kazandan tahliye edeceksin. Boru içinde giden buhar, az ileride türbin odasına girecek, oda içindeki türbinleri çevirerek yoluna devam edip boru içinde ilerlemeye devam edecek.

Türbinler sürekli döndüğü için, türbinlere bağlı olan büyük jeneratörler de sürekli dönecekler ve sürekli elektrik üretilecek. Yoluna devam eden buhar ise soğuk bir yüzeye çarptırılacak ve sıvı suya dönüştürülecek.

Sıcak su buharı mikrop taşımaz, aniden soğuk yüzeye çarparsa da su damlacıklarına dönüşür. İhtiyaç duyacağın soğuk yüzey için de boruları kullanacaksın, kasıtlı olarak boruları uzatacaksın, gerekiyorsa onlarca kilometre boyunca bu borular denizin içinde ilerleyecekler. Borunun içindeki buhar da ilerledikçe soğuyacak, soğudukça suya dönüşecek. Sonunda bu boru sisteminin son kısmından bol bol su akarak çıkacak, çıkan su saf su ayarında olduğu için dünyanın en temiz su kaynağına sahip olacaksın. İnsan ve hayvan sağlığı için içilecek sularda bazı mineraller olmalı ve saf su içilmemeli. Bu nedenle bu sudan insanların ve hayvanların içeceği kısmına oranını tutturarak toz karbonat katacak ve karıştıracaksın. Aynı anda hem çok bol miktarda içilebilir ve ziraatta kullanılabilir su elde edeceksin hem de yüksek güçte elektrik enerjisi üreteceksin.

Zaten şehirlerde elektrik enerjisinin en yüksek oranda kullanıldığı zamanlar gündüzler ve geceleri çalışan sanayi tesisi de az, gece boyunca elektrik kullanan hane sayısı da az.

Asıl elektrik gündüzleri lazım ve bu elektriği yakınındaki şehrin ya da şehirlerin gündüzleri takviye edilmesi için satacaksın. Sistemi biraz geliştirirsen geceleri de kesintisiz şekilde su ve elektrik üretecek hale getirmek mümkün oluyor.

Şimdi…

Gece cevaplamaya vakit bulamadığım kısma gelelim. Böyle bir sistem kısa sürede, az emekle ve nispeten az parayla nasıl yapılabilir? Önce deniz kenarında olan ve çalışacağın bölgeyi seçeceksin. Sahil kısmı yeterli düzlüğe ve sağlamlığa sahip değilse hafiften bir düzelteceksin.

Şu gördüğün, daha çok orduların kullandığı tak-sök bir köprü… Kamyon kasaları gibi görünen, kullanma yerine getirilince açılan, sonra birbirlerine kolayca bağlanan ve bu şekilde köprü vazifesi gören bir sistem.

Senin buna benzer ama bundan basit, bundan ucuz bir sisteme ihtiyacın var. Birbirine bağlaya bağlaya sahilden açığa doğru göndereceksin. Bir ucu hep sahilde sağlamca bağlanmış şekilde duracak. Bunları istersen o sahil bölgesinde yap ve denize bırak, istersen başka yerde yap ve oraya da denizden getirip bırak, sana kalmış. Çalışacağın bölgenin şartlarına, sermayene ve bu işe ne seviyede girdiğine de bağlı bunlar…

Bu sök tak köprülerin her bir parçasının üzerine, ona uygun boylarda birer tane su kazanı/deposu koyacaksın.

Anlaşılması için şu temsili resmi atıyorum. Kullanacağın su deposu çok yüksek sıcaklıklara dayanacak. Yüksek basınca dayanacak. Ayrıca ısı yalıtmalı yaparsan ve ısıyı, havaya/rüzgara ve ayrıca üstünde durduğu köprü parçasına yani platforma geçirmezse, yüksek verim elde edeceksin. Aynı süre içinde daha fazla su ve elektrik üretebileceksin.

Bu depoların her birinin üzerinde bir tane buhar çıkış borusu olacak. Sonra sistem kurup buhar çıkışlarının hepsini ortak bir boru hattına bağlayacak ve buharın karaya doğru ilerlemesini sağlayacaksın.

Bu sisteme istersen 20, istersen 40, istersen 60 köprü parçası ve depo bağla, istersen zamanla peşine ekle ve uzat, sistem tek parça ile bile başlamaya müsait, yüzlerce parçayı peş peşe bağlamaya da müsait.

Tak-sök köprü parçalarının her birinin iki yanına iki güçlü güneş ocağı da takıyorsun. Bunlar, güneş enerjisini sürekli olarak depolara yönlendiriyorlar ve yüksek ısı elde edilmesini sağlıyorlar. Buhar da karaya doğru gidiyor ve karada bu sistemin bağlı olduğu yerde yine tak-sök bir türbin odası, devamında bir jenaratör odası olacak. Buhar türbini ve jeneratörü çevirecek. Aynı anlarda hem su hem elektrik hem de sağlığa çok faydalı deniz tuzu üretilecek.

Deniz suyunu soğutmak için, türbinden çıktıktan sonra yeniden denize doğru borularla yönlendireceksin. Bulunduğu sahil bölgesinde bir sağa, bir sola S’ler yapa yapa borular toplamda gerekirse on kilometre bile uzasın, sonunda boru hattı S’ler yaparak dolaşıp karaya yine çıksın, işte oradan bol miktarda temiz suyu da alabileceksin. Peş peşe bağlayıp denize doğru gönderdiğin bu köprü sistemi, sert rüzgarlarda ve dalgalanmalarda sorun yaşamasın diye.

Özel kalıplarla dökülen, çok büyükçe ve ağır olan, sahilleri düzenlemede ve dolgu yapmakta da kullanılan şu betonlardan kullanacaksın. Bunların bir ucuna çok sağlam çelik halat bağlayacaksın ve denizin dibine yavaşça bırakacaksın. Diğer ucunu da tak-sök köprünün iki yanına, hesaplanan noktalara bağlayacaksın. Yeterli sayıda taş bağladığında bu köprüye hiç bir şey olmaz. Üstelik, bir gün başka bir yerde çalışman ve çalıştığın bölgeyi terk etmen gerekebilir. Bu nedenle zaten türbin ve jeneratör odalarını da tak-sök tekniklerle kurdun. Hem karadaki bir iki kısmı hem deniz üzerindeki kısmı alıp istediğin yere hem karadan hem denizden götürebilirsin. Tesis etme maliyeti en düşük olan, kullanma maliyeti en düşük olan, en kısa sürede tesis edilebilen, istenilen büyüklükte tesis edilebilen ya da istenilenden daha küçük başlanarak sonra kısım kısım, imkanlar genişledikçe genişletilebilen sistem bu, en mantıklı sistem şu anda bu ve buna benzer sistemler…

İfade edeyim, soğutma kısmında kullanılacak borular da denizin zeminine oturtulacak, icap eden yerlerde beton ağırlıklar bağlanacak, sonra bunlar tak-sök sistem olacağı için kolayca ve kısa sürede toplanıp götürülebilecek milyar dolarlara ihtiyaç kaldı mı?

Afrika’nın zor şartlardaki devletleri hatta bazı firmaları bile bunu yapamazlar mı?

Hani tamamına yakını Ankebut ağı projesi olan sözde insani yardım teşkilatları başta İHH, Kızılay, Kızılhaç ve BM bünyasindeki diğerleri…

Oraya buraya su kuyusu açtıkları iddiasıyla paralar toplayıp da masonlara aktarmayı keserlerse ve o paralarla bu işleri yapmak isterlerse öyle çok ileri seviyede bilim adamlarına ve mühendislere de ihtiyaç duymadan çok kısa süreler içerisinde yapabilirler.

O bölge normale dönmüş ve ihtiyaç duyulan başka bölge varsa, söküp oraya götürebilirler. Ya da bazı büyük işletmeler bu teknikle kendi elektriklerini ve sularını devamlı olarak üretebilirler. Ya da sorunun cevabı olarak denilmeli ki bu sistem çalışıyorsa ki sorunsuz çalışıyor.

O halde artık dünyada hiçbir yer çöl kalmaz. Misal vererek anlatayım;

Suudi Amerikalılar, artık kendi özlerine dönerler ve satanist Ankebut Ağından çıkarlarsa Kızıldeniz’e, sadece birkaç ay içinde, bu sistemden yüzlerce indirirler, yüzlerce farklı noktadan su ve elektrik üretilir.

Bununla beraber hemen karadan içeri yani çöl bölgeye doğru ilerlenir. Önce sahil şeridi devamlı temiz su ile sulanır ve yeşillenir. Zaman geçikte kısım kısım proje genişletilir içeri doğru gidilir ya da şu var, Kızıldeniz’den içeri doğru suni kanallar açılır ya da büyük boru hatları çekilir, deniz suyu ülkenin iç noktalarına kadar taşınır. Borular zaten çölün üstünde, doğrudan güneş görür halde olur. Bu kısımdan geçerken bile epeyi ısınırlar ve içlerindeki deniz suyu da ısınır.

İç bölgedeki sisteme ulaşana kadar serin değil, ısınmış bir su elde edilir ve zamandan tasarruf edilmiş olur. İç bölgedeki sistem de yeterli güneş ocakları kullanır, kazanları hep ısıtır ve buhar elde eder. Buhar da hem hareket enerjisi, hem elektrik enerjisi hem de temiz su demektir, bu da oraları kısa sürede yeşillendirmek demektir. Lakin… daha daha ince/faydalı teknikler de mümkün ve bunlar da kullanılabilr. Öyle güneşin yakıcılığı altında kalmış toprağı sürekli sulayarak bitki yetiştirmeye kalkmak da mantıklı değil. Farklı tekniklerle bu kısım daha da hızlandırılabilir, kolaylaştırılabilir, ucuzlaştırılabilir.

Bu kadar sistemi yapmışken, uzaylı ya da dünyalı bazı taraflardan, yüksek teknoloji ile ekinleri yakan, toprağı bile yakanlara karşı tedbirler de alınır. Faraday kafesi denilen sistem akla gelebilir ve bunun da yapılması doğru bulunabilir. Lakin söz konusu tarafların, elektromayetik tekniklerle ve bazı sinyal yayıcı cihazlarla yaptıkları saldırıları, yine karşı enerji göndererek durduran hatta saldırganların araç ve cihazlarını bozan araçlar ve cihazlar da kullanmak mümkün. Bu ikinci ihtimal hem en sağlamı, en ucuzu, en kolayı, en kullanışlı olanı ve sorunu temelden çözeni…

Bir de meselenin “Acilen hangi bitkiler yetiştirilmeli” kısmı var ki onu da sen sormadın ama müsait olunca anlatasım var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi