Etiket arşivi: Uzaylılar

Kukla kadın

Sadece 226 gram olarak dünyaya geldi. Boyu ise sadece 17 cm. idi.

1864 yılında Meksika’da dünyaya gelen ve Zarate ismi verilen bu kadın, hala “Dünyanın gelmiş geçmiş en küçük insanı” unvanını taşıyor. 17 yaşında iken 2,1 kg ağırlığındaydı.

Başka gezegenlerin insanlarının 10-20 cm. arası boylarda olması ihtimalini sıfır gören kapalı kutu misali takipçilerimizin gözlerine şifa olsun diye paylaşıyoruz. Siz de paylaşın ki dimağlar açılsın, fikirler, ufuklar açılsın…

Arşiv-2014

Mehmet Fahri Sertkaya

Sadece Satürn’ün uydularına bakılsa onlarca gezegende hayat var…

Titan the biggest moon of saturn

Sadece Satürn’ün uydularından bile bakılsa, onlarca farklı yerde hayat var. Bunların bir kısmı, başka yerlerden gelip yerleşenler, bir kısmı uzun yolculuklar için kendilerine askeri üs kuranlar… Oralara sonradan gelip yerleşenlerin dünyamızdan yüzlerce kat büyük ve yapay uzay araçları var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şu sağdaki uzaylıyı gördüm rüyamda

Ha bir de şu sağdaki uzaylıyı gördüm rüyamda. 1961’de KGB’nin çektiği gerçek video görüntüleri sızmıştı, seneler önce paylaşmıştım. Hemen anlamıştım edep ve yüksek ahlak vardı yüzünde.

Rüya bu ya, meğer bu uzaylı insan türü Merihliler yani Marslılarmış. Onların şekli böyle imiş. Bu da Merihli imiş 61’den çok önce yakalanmış. Hz. Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin sohbetlerini dinlemeye gelmişler, arıza yapınca Sovyet Birliği sınırları içinde kaza yapmışlar ve arkadaşları vefat etmiş. Bu ise kurtulmuş. O günden bu yana saklamışlar bunu… Bilgi almak istemişler diye gördüm. Bu de vermemiş galiba. Yaşı da çokmuş bunun, 150 olabilir. Zaten rüya bu ya onlar 250 yaşına kadar yaşarlamış diye biliyordum rüyamda.

Boş adam değilmiş, doktor mu neymiş. Ya da bilim adamı falan olabilir. Onların okumuşlarından biri yani… Ara ara Hz.Üstazımız buna uğruyormuş, üzülme diyormuş, teselli ediyormuş da bunun hali yine de kötü imiş. Çok sarsılmış, yalnızmış, en son dışarıyı otuz sene önce görmüş, nerede olduğunu bile bilmiyormuş. Karnını açmışlar, iç organlarını inceleyip kapatmışlar. Daha gördüm de bir şeyler, gelmedi şimdi aklıma.

80 milyondan fazla insan yatıyormuş orada… Seneler önce gitmişken yetkilisini bulup sormuştum. “Ohoo” diye söze başlayınca, “Sen ne yaptın birader, olur mu o kadar” diyecek zan ettim ama adam demesin mi “Ohoo, ne seksen milyonu? Kaç asırlık bu mezarlık, biliyor musun sen? Şu şu şu koca mahalleler var ya, bir zamana kadar bu mezarlığın bünyesindeydi. Oraların altı hep mezarlık. Bu kalan yeri bile ne kadar büyük ve yoğun talebi/trafiği görüyorsun. Burada seksen milyondan fazlası vardır, azı yoktur” demesin mi…

Sonradan öğrendim, meğer orada Çanakkale harbinin şehitlerinden bile çok sayıda varmış. Harpte yaralananların bir kısmı gemilerle İstanbul’a getiriliyormuş. Onlardan bir kısmı şehit olunca bu Karacaahmet Kabristanı’na defin olunuyormuş.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu film aslında Ye’cüc ile Me’cüc’ü konu edinmiş: Dünyalar Savaşı (War of the worlds)

Dünyalar Savaşı, Ye’cüc ile Me’cüc, biyolojik silahlar (War of the worlds)

Bu film Ye’cüc ve Me’cüc’ü anlatıyor.

Filmin varlığından dün haberdar oldum ve dün izledim. Popüler kültürden çok uzak, film izlemeye de pek vakit bulamamış ve bulamayan biri olduğum için sık sık böyle 10-20 sene geriden geldiğim oluyor.


Sıradan izleyici anlamayacaktır ama Dünyalar Savaşı (War Of The Worlds) isimli bu filmde yapımcılar dini mesajlar vermişler. İddia doğru mudur bilmem, bu filmin, bütün zamanların en başarılı bilim kurgularından biri seçilmiş olduğu söyleniyor. Öyle söyleniyor olsa da, filmde aslında bilim kurgu yok. Dini kurgu var.

Binlerce yıldır inanılan dini meselelerin, yüksek teknolojinin yaşandığı şu günümüzün teknolojisi ile zihinlerde yoğrularak sahneye aktarılması var. Öyle ki, 2001 yılında bütün dünya basınında çok tartışılan ve sık sık haber olan e-bomba teknolojisi de senaristlere ilham vermiş ve atıldığı yerde can kaybına, yıkıma sebep olmadan bütün elektrikli ve elektronik teçhizatı yakmasından ilham alınarak 2005’te çekilen bu filme yansıtılmış. Malumunuz, bu bombaların atıldığı yerdeki teçhizatların elektronik devrelerinin yeniden yapılması ve varsa bobinlerin yeniden sarılması gerekiyor ki, filmin en başında dikkat çeken saldırı şekli de bu… Bu da gösteriyor ki filmin bu kısmı bile bir bilim kurgu değil, tam tersine olarak geriden/gecikmeli konu edilen bir gerçek teknolojik gelişme… Oysa bu filmi yazan ve çeken ekip bu kadar tecrübesiz ve vurdumduymaz değil.


Filmin en sonundaki konuşmadan anlaşılıyor ki, o gelenler Ye’cüc ve Me’cüc… İnsanlık, karşılarında çaresiz kaldığında, onları durduran da mikroorganizmalar, kurtçuklar ki tam da hadis-i şerifte anlatıldığı gibi… Ye’cüc ve Me’cüc hakkındaki sahih hadiste o kurtçuklara “hegaf” deniyor. Saldırgan olan ve dünyayı kana bulayacak, milyarlarca insanı öldürecek olan Ye’cüc ve Me’cüc’ün burunlarından girip onları öldürecekleri haber verilmiş. Belki de bir biyolojik silah türünden bahsediliyordur. O hadis ve izahı şurada mevcut. Tıklayın..


O hadiste anlatıldığı gibi, filmde de saldırgan varlıklar, dünyanın tamamını perişan ediyorlar. Yahudilerdeki ve Hristiyanlardaki Gok ve Magok’u baz almışlarsa bile, İslam’ın bu husustaki anlatımlarına da çok uymuş.


Filmin en başında, gelenler uzaylı olmasına rağmen, neden yer altından çıktıklarına anlam verilemiyor ki bu da filmi yapanların Ye’cüc ve Me’cüc ya da onların tabiri ile Gok ve Magok hakkındaki bilgilere sadık kalma isteğinden olmuş. Çünkü insanların büyük bir kısmı bunların, ahir zamanda yer altından çıkacaklarına inanıyor.


Müslümanların çoğu da, geçmişte yüksek bilim ve teknoloji olmadığı için olsa gerek, Ye’cüc ve Me’cüc hakkındaki hadisleri bu şekilde yorumlamışlar, hadislerdeki anlaşılamaz kısımlara takılıp, bunların yer altında olabileceğine inanmışlar. Bir de, izleyiciye abartılı gelecek olsa da “Aslında onlar çoktan yer altındaydılar. Milyonlarca sene önce gelmişlerdi” deniyor filmde… Ye’cüc ve Me’cüc’ün daha önce Hz. Zülkarneyn zamanında da dünyamıza gelip harp etmiş olduklarına gönderme yapılıyor. Malumunuz, bir daha dünyaya gelip saldıramasınlar diye onlara set çeken kişi Hz. Zülkarneyn’dir.


Filmin sonuna doğru aksiyon ve heyecan yüksek iken, hızlı gelişen, çok kısa süren ve beklenmedik bir son oluyor. Dünya devletleri ittifak ederek bu üç ayaklı makinelere ve içine girip onları yöneten uzaylılara çok ileri teknoloji ile çare bulmuyorlar da enteresan şekilde bunların hakkından tabiattaki bir mikroorganizmanın geldiği anlatılıyor.


Filmin senaristleri de, yapımcıları da bilindik kişiler. Steven Spielberg’ün de, Tom Cruise’un da bir takım dini tarikatlara mensup olduğu herkesçe biliniyor. Bu kadar emek vermişler ve masraf etmişlerken, şu filme çok daha fazla renk katabileceklerine, izleyicinin beklediği/istediği şeyleri artırabileceklerine şüphe yok ama katmamışlar/yapmamışlar. İzleyicilerin çoğunda kabul görmeyecek bir final yapmışlar. Daha önceki bazı filmlerinde yaptıkları gibi, Hristiyan ve Yahudi dini metinlerine bu filmlerinde de sadık kalmak istemişler ve izleyicide oluşacak bu hoşnutsuzluğu bile göze alıp göğüslemişler.


Biz Müslümanlar da inanıyoruz ki, bu filmde anlatılanların hepsi sahih hadislerde yaklaşık 14 asır önce anlatıldı. Ahir zamanı anlatan bazı hadislerde bahsedilen Melhame-i kübra ya da diğer deyişle Armagedon savaşı bir dünya savaşı olacak. Bu savaş üçüncü ve son dünya savaşı olacak ve sonrasında bir daha dünya savaşı yaşanmayacak ama bir dünyalar savaşı yaşanacak. İşte o dünyalar savaşı Ye’cüc ve Me’cüc ile yapılacak olan ve filmde konu edilen savaş olacak.


Melhame-i kübrada son ve çatışmalı/kanlı kısma geldi dünyamız/neslimiz ama büyük ihtimalle bizim nesilden olanlar söz konusu dünyalar savaşını göremeyecekler. Çünkü bahsedilen o savaş çıktığında, bu filmi çekenlerin beklentilerinin tam aksine olarak, Melhame-i Kübrayı Müslümanlar kazanmış, ardından da yeni dünya düzenini Müslümanlar kurmuş, dünya genelinde İslam idaresi hakim olmuş olacak ki bütün bunların gerçekleşmesi en azından bir insan ömrü daha sürer. Daha önce, farklı açılardan bu hususları izah eden onlarca yazı yazmıştım, onlara da bakabilirsiniz. 

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi