Etiket arşivi: Orta Asya

At ve eşek eti yemek haram değildir

Hayır mahzuru yok, eşek eti yemek dahi haram değil mekruh. Mekruh olmasının sebebi de günlük hayatta ve harp esnasında kritik ehemmiyete sahip olması. Hep elde at ve eşek bulunmasının müslümanları güçlü yapmasıydı. Bu nedenle mekruh dediler yenilmesine ama yine de haram denilmedi.

Orta asyada müslüman türklerde at yeniyor çünkü orada aşırıya gitmediler, buralarda fetvada aşırıya gidildi, haram gibi kabullenilir oldu.

At da eşek de inek kadar koyun kadar temiz hayvanlar, etleri de temiz ve dahi artık harp vasıtası ve günlük hayatın vazgeçilmez parçası değiller yani yemek mekruh bile değil, sütleri de haram değil.

Zebra yenir mi, bazı geyik türleri eşekten iri, neredeyse at kadar, yenir mi, onlar yenirse eşek ya da at neden yenmez?

Biyolojik olarak, temizlik olarak bakılınca aralarında bir fark var mı? At ya da eşek eti yediği için ölen oluyor mu? Dermansız bir hastalığın sebebi at ya da eşek eti yemek olarak mı tespit edilmiş ?

Şu anda Türkiyenin ya da dünyanın herhangi bir yanında bir kişi at ya da eşek çiftliği kursa, bunları eti ve sütü için besleyip çoğaltsa ve satsa kimse ona mani olamaz ve “haram iş yapıyorsun” diyemez. Ondan ürün alarak yiyenlere de kimse “haram yiyorsun” diyemez

Devlet sistemi, bu gibi müteşebbislere mani olamaz. Ben devletin başında resmen olsam, hemen at ve eşek çiftliklerinin yaygınlaşmasını sağlarım. Domuz çiftliklerine verilen devlet teşviklerini hemen kaldırır ve o destekleri de at, eşek, zebra, geyik çiftliklerine veririm.

Bu hususta şu da bilinmeli ki dört mezhepte de “haram” diyenler değil “helal” diyenler çoğunlukta.

Hanefi mezhebinde, imam ı azam ın iki büyük talebesi vardı. içtihat makamındaki iki büyük talebeleri olan İmam ebu Yusuf ve İmam Muhammed de haram demedikleri gibi mekruh dahi demediler. Mübah dediler. Bu iki imama “imameyn” denilir ve bir meselede İmam ı azamın içtihadı farklı, imameynin içtihadı farklı ise fetva imameyne göre verilir. Bu kısımları iyice kavrayıp müslümanları her devirde sevk etmek ise “hakiki” müftülerin vazifesidir. Bir de mekruh denildiğinde tenzihen yani helale yakın mekruh mu yoksa tahrimen yani harama yakın mekru mu meselesi var.

At eti için hanefi mezhebinden olup mekruh diyenler tenzihen mekruh demişler yani helale yakın mekruh. Bu hususta mesned/kaynak kabul edilen hadislere bakılınca da hz. peygamberimizin at keserek etini yemeyi harp sırasında men ettiği anlaşılıyor, .sefer/harp sırasında fetvalar başkadır, hazerde yani normal zamanda fetvalar başkadır

Eşek yenir mi kısmında ise herkes daha da bir geri tutmuş kendisini ve hala öyle yapıyo. Bu da ilim adamlarının yapmaması gereken bir şey. Elbette Allahtan korkulacak ve fetva vermede istekli olunmayacak ama onlar vebal endişesiyle fazlasıyla geri durduklarında işler bu kadar karışıyor ve asırlarca doğru fetva ve amel üzerinde ittifak edilemiyor.

Eşek eti de helal ve dahi eşekle atın cinsi birleşmesinden oluşan katırların etini yemek de helal. Çünkü, ikisi de yenmesi helal olan hayvanın cinsi birleşmesinden oluşan hayvanın eti de helaldir.

Şurası da bilinmeli ki pek çok alim evcil at ve eşeklerin etlerinin yenilmesini yasakladı. Baştan yazdığım gibi, müslümanların hayatındaki dengeler hesap edilerek böyle fetvalar verildi ve bir de zaten peygamberimiz (sav) harp sırasında bile evcil olmayan at ve eşeklerin yenmesini yasaklamadı.

On yıldan fazladır aynı hususları anlatıyorum. Müzik konusunda da bizi men eden onca hadis i şerifler ve bunlara dayanarak fetva vermiş alimler var lakin o hadis i şerifler, kadınların hatta yarı çıplak kadınların söylediği, yanında içkilerin içildiği, sözlerinde küfürler hakaretler ya da dinen sakıncalı kısımlar bulunan müzikleri yasakladı.

Koca koca ehl-i sünnet alimlerinden hatta hakiki mürşidi kamillerden, bunları göz önünde bulundurarak, “sınırları gözetilerek müzik çalmaya ya da dinlemeye” helal diyenler çok oldu. Müziğin her türlüsü her şartta haram olmadığı gibi, at ve eşeklerin etlerini yemekten ve sütlerini içmekten de her şartta men edilmedik. Hanefi mezhebinde olanlar için evcil ya da vahşi, tabitta ya da çiflikte yetişmiş at ve eşeklerin etlerini yemek de sütlerini içmek de serbest.

Diğer üç mezhebe gelince… Artık bu hususta da gerçekçi olmak ve ameldeki bu üç hak mezhebin de artık unutulan, yok olan mezheplerden olup olmadıklarını seviyeli şekilde tartışmak lazım.

Zira bu mezheplerin hakiki müçtehid olan imamlarının peşinden giden hakiki alimler asırlardır yok. Maliki ve Hanbeli olanları geçtim, günümüzde Şafii mezhebine tabi olanlar bile bir çıkmazın içindeler, açıkça gözler önündeki bocalıyorlar. Çünkü tabi oldukları o hak mezhebe tabi olmuş hakiki mezhep içi imamlara, fetva makamında müftülere ihtiyaçları varsa da dünya genelinde tarama yapılsa bile söz konusu alimlerin “hakiki” olanından yok. Kendisinin ne kadar eksik vaziyette olduğunu bilse de o makamda imiş gibi gösterenleri var ama onların ise kendilerien bile faydaları yok.

Bu üç mezhebin içtihatlarından kaynaklara/kayıtlara geçen ve elde olan kısmı da bu mezhepleri ayakta tutmaya, var saymaya yetiyor mu, bunlar tartışılmalı.

Elde mevcut muteber kaynaklara göre, Şafii, Hanbeli ve Malikiler için de at eti yemek ya da sütünü içmek mübahtır. Mübah yani o işi/şeyi yapmaya izin verilir, yaparsan sevabı da yok günahı/azabı da yok demektir. Daha açık şekli ile at eti yemenin sevabı da yok, günahı da yok demektir.

Netice olarak, asırlardır dünyanın dört bir yanındaki müslümanlar at, eşek, katır, zebra ve daha pek çok hayvanı yemekten geri durdular, endişelendiler. Oysa bunların yenilmesinde mahzur olmadığına dair mezhep imamları gerekli fetvaları çoktan vermişlerdi ve kayıtlara da geçmişti. Asırlar boyunca bu hususlardaki “hatalı” geri duruş ve “aşırıya kaçma” hallleri, müslümanlara fayda değil, zarar verdi. Pek çok zor/elverişsiz coğrafyada bile at, eşek, katır, zebra ve benzeri hayvanların çiflikleri tesis edilebilirdi, pek çok “zor, yarı kurak” devirlerde bu davranış hayati faydalar sağlayabilirdi. Önümüzde yine zor ve yarı kurak ya da tamamen kurak devirler, coğrafyalar olacak. Bu hususların şimdiden sonra bile doğru anlaşılması çok faydalar sağlayacak.

Bence bu hususta da İblis’in çok “sinsi” oyunları olmuş. Alimlere de çok musallat olunmasını sağlamış, onların vesveselere düşmesini sağlamış. Elinden geleni ardına komamış ve bunca tertemiz, yenilebilir, sağlıklı, eti-sütü faydalı hayvanlar varken bütün dünyanın o pislik ve hastalık kaynağı domuz çiftlikleri ile dolmasını sağlamış.

Bu gün dünya insanlarının başına bela olup duran pek çok fiziki ve ruhi hastalığın kaynağı hep domuzlar ve dolayısıyla domuz çiftlikleri.

Bu kadar temiz hayvanlar varken insanların domuz yemesi için çok sinsi oyunların hem İblis hem deccal tarafından eş zamanlı olarak oynanadığı anlaşılabiliyor. Lakin dünya insanlığının hemen üzerine düşmesi gereken başka sarsıcı gerçekler de var. Dünyada, son zamanlarda genleri ile oynanarak türetilmiş inek ve koyun cinsleri var.

Söz konusu inek ve koyun türlerine türlü isimler konulmuş ve İblis ile deccalin kontrolünde olan batı aleminden doğu alemine doğru bu cinsler büyük bir hızla yayılmış ve hala daha fazla oranda yayılmaları sağlanıyor.

Devletlerin kontrolünü ele geçirmiş masonlar üzerinden de güya bilimsel kararlar ve tıbba uygun, akla ve mantığa uygun kararlar gibi gösterilerek ayrıca oyunlar oynanıyor. Bu sayede de söz konusu sonradan türetilmiş cinslerin hızla yayılması sağlandı, sağlanıyor.

Oysa söz konusu sonradan türetilmiş cinslerde, genetik kodlara sinsice müdahale edilmiş. Bunlara domuz genleri dahi katılmış.

Bir yandan domuzlar gibi pisliğe, kendi gübresine dayanıklı olsunlar, sürekli hastalanmasınlar ve kayıplar azalsın istenmiş ama bir yandan da hala domuz yediremedikleri ve domuz yediremedikleri için insanlıktan çıkartamadıkları insan topluluklarını hedef almışlar

Eş zamanlı olarak bu hayvanlar üzerinden, bunların etlerini yiyen ve sütlerini içen insanların da sağlıklarını bozmaya kastetmişler.

Söz konusu sonradan türetilmiş cinslerden olan hayvanlara da hayatları boyunca türlü türlü sözde aşılar vuruluyor.

Bu sözde aşıların, hayvanların sağlığı için olduğu söyleniyor ama bu hususta mason, yahudi, satanist kontrolünden çıkartılmış, hainlerin elinden alınmış bir devlet idaresinin “hakkaniyetli” bir çalışma yapması gerekiyor.

Bu cinslerden olan hayvanlarla tam olarak neler hedeflenmiş, ne seviyeye kadar kastedilmiş.

Sözde aşılar da üzerine gelince o hayvanların bünyelerinde, etlerinde, genlerinde neler oluyor.

Bunları yiyenlerin, ya da bunlardan sağılan sütleri içenlerin ya da söz konusu sütlerden imal edilen süt ürünlerini tüketenlerin vücutlarında neler oluyor.

Bunların bir an bile kaybedilmeden soruşturulması, araştırılması gerekiyor ki her köşe başının hastahane, her evin hasta dolu olduğu şu “vahşi” zamanın son bulması sağlansın.

Merada ya da tabiatta serbest şekilde yetişen, istediği kadar hareket edebilen, koşabilen at ve zebranın etinde yüksek protein var. Özellikle çocuklara zebra eti yedirilmesi son derece isabetli bir karar olacak. Bağlanmadan, serbest şekilde ve sağlıklı şartlarda yetiştirilen zebraların etleri, inek etlerinden daha sağlıklı, daha besleyici ve daha çok proteine sahip.

Yine tavşan etinin yaygılaştırılması ve merada ya da tabiatta istediği kadar hareket ederek ve sağlıklı beslenerek yetişmiş tavşanların etlerinin öncelikle çocuklara yedirilmesi de bir kırılma noktası oluşturacak. İnsanlığın sağlığını baştan ayağa düzeltmesine vesilelerden biri olacak. Tavşan etinde de yüksek protein var.

Domuz eti ise şimdiye kadar sayısız kere incelendi de temiz olmadığı, sağlığa zararlı olduğu gözler önüne çıktı. Tıpkı eşcinsellerin AİDS yaydıklarının görmezden gelinmesi gibi, söz konusu mason, yahudi ve satanist idarecilerin elinde olan devletler, domuz etinin sağlığa zararlı olduğunu da görmezden geldiler, geliyorlar. Çünkü hem deccal hem de İblis onlardan böyle davranmalarını istiyor. Çünkü tam kadro olarak insalığın düşmanı olan bir teşkilat bu Ankebut Ağı…

Şu geyiklerin, yüksek protein dolu olan etleri tam bir şifa kaynağı… Yine nispeten yüksek proteinli olan geyik sütü ise ayrıca şifa kaynağı. İstenseydi dünyanın pek çok yerinde geyik çiftlikleri dolardı. Eti ayrı, sütü ayrı, derisi ayrı, boynuzları ayrı değerlendirilirdi. Yaygınlaştıkça fiyatları da düşerdi ve bu da insanlığa yararlı olurdu. Kuzey ülkelerinden, yıllık hasılasının epeyi kısmını geyikten elde eden ülkeler olurdu. Yetiştirip de dünyaya bol bol satarlardı. Bunlara hep kasıtlı olarak mani olunuyor. Böyle şeyler yapılıyormuş, serbestmiş gibi gösterilse de gizli gizli, sinsi sinsi önleri kesiliyor. Yaygınlaşmasına izin verilmiyor.

İblis az önce Asya ülkeleri tarafına koştu, gitti. Yazılarım oralardaki ülkelerde bulunan yüksek sayıda kişi tarafından tercüme ediliyor. Üzerinde tartışılıyor, kararlara tesir ediyor yazdıklarım. Bu hususta yazdıklarımı anlayamasınlar, topluca yanlış anlasınlar, idrakleri kapansın, daralıp bunalıp konuyu bıraksınlar diye İblis onlara kendi elleriyle topluca büyüler yapıyor şu anda… Emrindeki cinlerini sevk ediyor İblis o Asyalı insanların üzerine… Çünkü en çok da Asya tarafından gıda/yiyecek hususunda ayarı bozmuş, insana yakışmayan şeylerin yenilmesini sağlamış o İblis…

Ve insan ne yerse yesin, yediklerinin hem bedenine hem de ruhuna tesiri vardır. Manevi/metafizik tesirleri vardır. Vakti gelince, geniş bir zamanım da olursa yenilenlerin metafizik tesirlerini de açar izah ederim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Her şey kontrolüm altında

Herhangi bir sorun yok, her şey mükemmel şekilde ilerliyor.

Son dönemece hep beraber girmek üzereyiz. Ben dümeni bu dönemece tam manasıyla ve somut şekilde çevirdiğim anda Türkiye merkezli olarak yeni bir dünya düzeninin somut temelleri atılmış olacak. Buna izin vermek istemeyenler de Türkiye merkezli olarak dünyanın dört bir yanını karıştırmak isteyecekler. Ellerinden gelen her şeytanlığı, kötülüğü yapacaklar. Son dönemece girmek üzereyken herkesin bilmesi gereken hususlar var:

– Yeşiller ile Griler arasındaki sorunlar, çatışmalar iyice büyüdü ve şiddetlendi. Bu nedenle, dünya siyasetinde “danışıklı” olarak çevrilen pek çok proje hızla gerçek çatışmaya/mücadeleye döndü, dönüyor

– Bunun haricinde, yeşiller kendi aralarında, griler kendi aralarında da ayrışmış hallerdeler. Grilerden olup Yeşillerle yoluna devam edenler, Yeşillerden olup Grilerle yoluna devam edenler var. Gruplaşmalar çok fazla… Bu da dünya insanlarının görüş alanındaki meselelerde her an her şey olabileceği, ani değişikliklerin sık görülebileceği manasına geliyor. Bu, benim de sık sık ani karar değişikliğine gidebileceğim manasına geliyor.

– Kraliçe Elizabeth suretinde imal edilen biyonik robotun içinde, Yeşillerle yoluna devam eden bir gri var. Bu nedenle de Elizabeth karakterini çok yakında oyundan düşüreceğim. Bunu daha önce haber vermiştim. Kraliçe ile bir türlü anlaşamıyormuş görüntüsünde olan Kraliyet ailesi mensupları arasında, kazananlar klubünde olmaya çoktan karar vermiş, doğru yolu seçmiş olan griler var. Onlarla yakın durmaları dünyadaki pek çok siyasetçiye ve iş adamına faydalı olacaktır. Şu andan itibaren büyük sermaya sahipleri için tamamen güvenli hiçbir liman yok. Kısa sürecek bir doğum sancısının ve büyük hadiselerin ardından, onlar için en güvenli liman Türkiye olacak.

– Israrla karşıma dikilen ülkelerin/liderlerin donanmalarının en seçkin gemilerini bile yüzlerce, binlerce kilometre öteden patlatabildiğimiz doğrudur. Yangınlar çıkartabildiğimiz, elektronik ve mekanik kontrol sistemlerini bozabildiğimiz, içindeki mühimmatı bozabildiğimiz doğrudur. Gemilerin kaptanları başta olmak üzere personellerini zihin kontrolüne alabildiğimiz, öldürebildiğimiz doğrudur. Daha önce kısaca yazıp geçmiştim ki istersek bize ısrarla düşmanlık yapan ülkelerin nükleer bombalarını bile uzaktan patlatabiliriz.

– Biden’ın çok çok az vakti kaldı. Türkiye üzerinden çevrilen göçmen/insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı işlerinde Biden’ın çok büyük payı var ve bu işler baltalandıkça Biden, Kamala, Austin başta olmak üzere o malum çete ve dolayısıyle Yeşiller daha çok zora giriyor.

– Putin, çok yoğun çarpılmaktan ötürü önünü bile göremez halleri sık ve uzun süreli yaşıyor. Putin karakteri de aslında çoktan oyundan düştü. Onu da orada uzun süre tutamayacaklar. Biden’ın ardından kısa sürede Putin de tarih olacak. Yeşiller dünyanın her yerinde kaybedecekler. Biden, Putin ve Şi’nin danışıklı dövüşen biyonik robotlar olduğunu duymamış, öğrenmemiş belki de tek bir dünya insanı kalmayacak.

– “Çin merkezli yeni bir Ankebut ağı” projesi kapsamında daha çok Yeşiller tarafından ve hormonlu/dengesiz şekilde büyütülen Çin’i çoktan kendi kabuğuna çekilmiş bir Çin’e dönüştürmüştük. Afganistan/Taliban planlarından tutun da Afrika planlarına, dünyanın dört bir yanındaki kara para işlerine ve siyasi oyunlarına kadar bozduk. Çin, önce büyük holdinglerden zorla yüzlerce milyar dolar toplayarak krizi aşmayı denedi. Olmadı, olmayacağını, Çin’in bu mali krizden çıkamayacağını ve parçalara ayrılacağını söylemiştim. Şimdi de kendi insanlarını nakite çevirmek için sahte pandeminin ayarını iyice kaçırıyor. Bu da tutmayacak, bu çıldırmışçasına çırpınışı ve zulmü arşa vardırması da Çin’i kurtaramayacak. Yeşillerin kontrolündeki Çin de hak ettiği hallere düşecek. Bütün dünya, Çin’in içinin nasıl da kof, nasıl da çürük olduğunu görecek. Dünya insanlığının danışıklı dövüşen siyasetçiler, ayrca basın ve medya üzerinden Çin hususunda nasıl da kandırıldığı görülecek. Ankebut Ağı’nın kurmak istediği “yeni dünya düzeni” her kısmıyla çökecek.

– İran, Mısır ve benzeri ülkelerin ise hiç şansları yok. Güney Azerbaycan, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Çeçenistan, Dağıstan, Karaçay, Adige, Kırım ve çevresi ve Irak hep Türkiye’ye bağlanacaklar. Bu olurken kimseye zulüm, katliam, haksızlık yapılmayacak. Denizden ve karadan Türk devletleriyle bağımız/yolumuz olacak. Yeşiller orta Asya’da da kaybetmeye devam edecekler. Bütün bunlar çok çok kısa sürede olacak. Bu koca Türk diyarının her bir yanında aynı anlarda birbirinden büyük onlarca dev proje yapılmaya başlanacak. Bunlar, dünyanın geri kalanının sadece şaşkınlıkla izleyip tartıştığı projeler olacak.

Geçen 15 gün içinde benimle birlikte hareket eden tarafların sayısı ve gücü hızla arttı. Daha sahaya inmeden, inme ihtimalimle bile çok büyük gelişmelere, bazı yerlerde ise çok büyük durgunluğa, krizlere sebep oldum.

Türkiye’deki taraflar arasından, kazananlar klubünden olmak isteyen taraflar da artık net, dik durmalılar. Söz konusu hususlarda, durduğum gibi durmalılar. Kırmızı çizgilerime yüksek hassasiyet göstermeliler. En başta da Türkiye üzerinden yeşillerin çevirdiği insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı işlerine yani göçmen politikasına karşı çok sert tepki göstermeliler. Biden’ı ve çetesini, Putin’i ve çetesini açıkça, en net cümlelerle karşısına alamamış ve tavrını sergilememiş hiç bir tarafı dikkate almayacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi