Etiket arşivi: MFS

Avatar filmi de bilimkurgu değil

İzlenecek bir yanı yokmuş. Defalarca dondurup başka şeylerle meşgul oldum, sonra yeniden zorladım kendimi, izlemeliyim diye… Yine de mümkün olmadı, kapattım.

Ahlaksızca hazırlanmış, dişiliğin, erkekliğin ön plana çıkartıldığı, çok sıradışı sinema tekniklerinin kullanılmadığı, senaryosu gülünesi tezatlarla, canlandırmaları basit zekanın ürünü sahnelerle dolu bir film…

Bizi alakadar eder bir yönü var

O da bu Avatar filminin bilimkurgu kategorisinde bir film olmayışı..

Sarsıcı ama gerçek…

18 bin alem içinde böyle bir uzaylı insan türü gerçekten var. Bir gezegende, bu Avatar filminde canlandırılmış/resmedilmiş dış görünüşe sahip insan türü yaşıyordu. “Yaşıyordu” diyorum, çünkü artık yaşadıkları gezegenin üstünde hayat sahibi kimse kalmadı. O gezegen varlıkta duruyor ama üstünde hiçbir canlı yaşayamıyor. Başka bir gezegendeki başka bir insan türü, o gezegene saldırdı ve üstündeki hayatı yok etti.

Lakin aralarından bir kısmı son anlarda kaçıp başka başka gezegenlere gittiler. Bir kısmı bizim gezegenimize de geldi.

Gerçek hayatta da filmde canlandırıldığı gibi bizden çok uzun boylu ve iriler. Gerçek hayatta da ciltleri filmde canlandırılan renkte…

Gerçekte de vücut biçimleri bu kadar insansı, yüzleri bu kadar insansı ve bizim türümüzün yüz şekline bu kadar benziyor. Gerçek hayatta da bu insan türünün saçları/tüyleri var. Saçlarını aynı filmdeki gibi hep uzun tutuyorlar. (Pek çok başka türde hiç saç, tüy yok). Gerçek hayatta da bu türün kuyrukları var. Kuyrukları da aynı filmde canlandırıldığı gibi… Şu Avatar filmini çekenlerden çok daha fazla “insan”lar. İnsanı insan yapan meziyetlerini kaybetmemişler. Kadınları da erkekleri de gayet medeni şekilde giyiniyorlar.

Kulakları da tam Avatar filminde canlandırıldığı gibi… Birebir aynı… Lakin filmi yapanların, bildikleri halde Avatar filminde bahsetmedikleri gerçekler de var. Gizledikleri gerçeklerden biri de şu ki bu insan türü hem suda hem karada yaşayabiliyor. Karada tıpkı bizim gibi nefes alan bu tür, suya girip saatlerce, günlerce, haftalarca hiç zorlanmadan suda da kalabiliyor.

Balıkların kafalarının arkasında solungaç solunumu için “solungaç kapağı” olduğu gibi, bu insan türünün kulak kepçelerinin hemen arkasında da solungaç kapağı var. Filmde gözler de gerçeğe sadık kalınarak canlandırılmış. Bizde gözbebeğinin çevresi beyaz iken onlarda gerçekten sarı. Hem de sarı rengin tonuna kadar, gerçeğe tam sadık kalınarak bir canlandırma yapılmış.

Nedense burun kısmını gerçeğe sadık kalmayarak yapmışlar. Burunlarını abartmışlar, gerçekte o kadar geniş ve şekilsiz durmuyor.

Bu türün bebekleri de gerçekten bu görüntüde… Bu canlandırmada fark edilen hata, kuyrukta… Bunların bebekleri de kuyruklu doğuyor ama çok küçük kuyruk oluyor. Kuyrukları daha sonra büyüyor. Bu türde doğum yumurtlama ile oluyor. Bebekler katı çepere sahip yumurtanın içinde doğuyorlar, bir süre yumurtada kalıyorlar, sonra kendileri kırıp çıkıyorlar. Kadınları erkeklerden daha narin, daha kısa ve ilk bakışta fark edilecek bir kadınsı duruşa sahipler. Kadınlarında bizim türümüzün kadınları gibi göğüsler de var. Erkeklerinde bizim türümüzün erkekleri gibi sakal ve bıyık da var.

Bunlar, Müslüman olmamışlar ama çok zararlı, saldırgan, vahşi de değiller. Dünyamızda gizlendikleri yeri tespit edip inceleme hatta ele geçirme operasyonları yapan bazı devletlerin personelini öldürmekten ise geri durmadılar. Kendilerini tehlikede gördüklerinde şiddet sergiliyorlar.

Resmi kayıtlara geçen bir vak’ada, bunlardan bir tanesi su içinde iken ağ atılmak sureti ile ele geçirilmek istendi. Yaklaşık 20 Sovyetler Birliği su altı askeri bunlardan birini su içinde sıkıştırdı, ağ attılar, tam yakaladıklarını düşünürlerken av oldular.

Ağa takılan bu başka gezegenin insanı, ağı atan yirmi kişiden üçünü öldürdü, ağı koparttı/kesti ve kaçtı.

Üç Rus askerini, üçünü aynı anda çok derine çekerek ve vurgun yemelerini sağlayarak öldürdü.

Bu başka insan türü, bizim dünyamıza gelince, Kızgızistan sınırları içindeki Issık gölünün altına ve çevresine yerleşti.

Issık gölü, Kırgızistan’ın kuzey doğusunda, Kazakistan sınırına yakın bir bölgede, kuzeyinde Küngöy Ala dağları ve güneyinde Teskey Ala dağları arasındaki tektonik çukurda yerleşmiş, ortalama deniz seviyesinden 1606 m yükseklikte bir göldür. Güney Amerika’daki Titicaca gölünden sonra dünyanın ikinci en büyük dağ gölüdür.

Karla kaplı dağlarla çevrelenmiş olmasına rağmen, gölün suları hiçbir zaman donmaz; bundan dolayı gölün adı “ısı veya sıcak, ılık göl” anlamına gelen Kırgız Türkçesi’nde “Isık Köl”dür. Kırgız Türkleri bu göl için “Kırgızistan’ın bermeti (incisi)” diye adlandırmışlardır.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Çekilmek istiyor

Organ işinin merkezindeki isimlerden biri olup organ işi yapılan bazı özel hastahanelerde Tayyip Erdoğan’la ortak olan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sistemle arasını açıyor.

Endişeli, gidişatı, sonunu iyi görmüyor. Sistemin, kendisini en ufak bir krizde satacağını, meydanda bırakacağını biliyor. Geri çekilmek, parasını/payını alıp sistemden çıkmak istiyor.

Sistem ise buna izin vermiyor. Bu defa yer yer çatışmalar yaşıyorlar. Şu anda Mehmet Haberal ile arası çok bozuk. Çok sert tartışıyorlar. Haberal, Fahrettin’i bir şekilde punduna uydurup öldürmek ya da öldüremese bile başına bir dünya dert/bela yıkmak istiyor.

Sistemde Fahrettin benzeri başka kişiler de var. Onlar da en kısa zamanda sistemden çıkmakta kararlılar ama izin verilmiyor.

Fahrettin, sistemden çıkıp yurt dışına gitmeyi planlıyordu. YİT, onun, içinde kaldığı mevcut şartlar dahilinde de kaçacağına ve zorda kalırsa konuşup itirafçı olacağına kesin gözü ile bakıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Hakan Çalışkan’ın otopsi raporu hükümsüzdür, çünkü düzmece idi. Üsttekiler tarafından çok büyük baskılar yapıldı ve merhumun cesedi üzerinde yapılan incelemeler neticesinde elde edilen pek çok bulgu gizlendi, rapora geçmedi. Bununla birlikte, gerçekte olmayan şeyler varmış/yaşanmış gibi rapora geçildi. Şehit Hakan müdürün elinde barut izi yoktu ama “Barut izi vardır” denildi. Oysa silahı kendi kullanmadı, intihar etmedi, elinde barut izi hiç olmadı. Hatta kendi silahı ile de vurulmadı. Bunları ispat etmek, şu aşamada/vakitte bile çok basit. Kafasına giren ve ölümüne sebep olan kurşunun kendi silahından çıkmadığı hemen şimdi bile kolayca ispat edilebilir. Ölümüne sebep olan kurşunun üzerinde sonradan oynama yapıldığı, izlerin oynandığı ve o kurşunun kendi silahından çıkmadığı şimdi bile kesin surette ispat edilebilir. Bir de konunun basın/medyaya yansıması ile büyük kamuoyu baskısı oluşur ve arkası iplik söküğü misali gelir.

Bu cinayet işinde gizli Yahudi, gizli Mason, vatan haini, insanlık düşmanı uyuşturucu baronu Süleyman Soylu, Ekrem Gülen isimli şahsı kullandı. İçişleri Bakanı Süleyman Soysuz’un imzası ile onaylanan 26.10.2016 tarihli kararname ile Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Dairesi Başkanı olarak atanan Ekrem Gülen, devletin adamı olmaktan ziyade Soysuz’un ve uyuşturucu sisteminin adamı. Soysuz’un uyuşturucu işindeki bütün pis işlerini biliyor ve her sıkıntısında Soysuz için araya giren bir adamı. Ekrem Gülen’in, cinayet öncesinde araya girdiğini herkes biliyor ama çok baskı yaptığını, yetmeyip merhumu tehdit ettiğini herkes bilmiyor. Ya Hakan müdürü şehit eden üç katilin Ekrem Gülen’in adamları olduğunu, bu katilleri onun ayarladığını ve katillerin Silivri Emniyet Müdürlüğü personeli olduğunu kaç kişi biliyor?

YİT biliyor ve hatta YİT Ekrem Gülen’in gizli Yahudi ve Mason olduğunu da biliyor. Zaten böyle olduğu için bu katiller dikkat çekmeden içeri girebildiler ve çıkabildiler ve bu işin üstü örtülebildi. Ekrem Gülen uyuşturucu işinde sokak takımından olanları kolladığı ve Soylu’ya çalıştığı için pay da alıyor. Uyuşturucu satıcısı olduğu için Emniyet personeli tarafından alınanların bırakılmasını bile sağladı.

Böyle insanlık dışı ve haince bir ihanet çarkı kurarak, vatanına ve milletine asilce hizmet eden bir vatan evladını katlettiler. Bunlar güvenlik kamerası görüntüleri ile de oynadılar. Zorlanabilirler ama çok uzman personel bunu şu aşamada bile kesinlikle ispat edebilir.

Asıl tehlike Süleymancılar değil, Masonlar

Milletimizi zehirleyen uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayan ve bu nedenle makamında şehit edilen Silivri eski Emniyet müdürü Hakan Çalışkan’ın katletilmesinde etkin rol oynayan Ekrem Gülen bir gizli Yahudi ve Mason.

Ekrem’in Süleyman Soylu’ya kirli işlerinde yardımcı olmasının arka planında aslında uyuşturucu dahil kirli işlerden pay almasından ziyade yani menfaat temininden ziyade, kendisinin de Soysuz gibi gizli Yahudi ve Mason oluşu var. Şeytan’ın Konseyi ve daha üstündeki 13’ler Meclisi ve daha üstündeki 3 Kabbalist, dünyayı ahtapotun kolları misali sarmış teşkilatlarını Masonluk teşkilatı sayesinde kontrolde tutabiliyor, organize ediyor ve kullanıyor. Masonluğun beli kırıldığında, dünyanın bu pisliklerden temizlenmesi yolunda çok büyük bir adım atılmış olacak.

Kemal Gülen, Türkiye’deki Masonların üstad-ı azamı ile bağlantılı ve emirleri daha ziyade ondan alan birisi… Bu üstad-ı azam, Soysuz’u bile takmayan, onun amiri yerinde olan ve uyuşturucu işlerinin içinde olan bir vatan haini.

Bunların karşısında Divan-ı Salihin ve yolumuz/teşkilatımız var. Divan-ı Salihin’in kararları icabı yine bu meselede de isimler ve detaylar vermeyeceğim. Çünkü imtihan dünyası dediğimiz bu alemde Müslümanların gayret etmesi, cihad etmesi, kazanması, muzaffer olması, Allah’ın rızasına kavuşması isteniyor. Sahada gayret edenlerin sayısı da artıyor, gayret etmekte olanların vasfı, gayreti de ayrıca artıyor. Bu da büyüklerimizi sevindiriyor ve o kutlu güne çok yaklaşılıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Katili Süleyman Soysuz’dur.

Katili Süleyman Soysuz’dur.
Şehit Hakan Çalışkan’ın itibarı iade edilmelidir.

Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan intihar etmedi. Öldürüldü. İnfaz emrini, vatan haini, insanlıktan çıkmış muzır varlık ve uyuşturucu baronu, gizli Yahudi ve Mason Süleyman Soylu verdi. Basına yansıyan hikaye herkesin malumu ama doğru değil. Uyuşturucu sattığı için yakalanan kişi, Süleyman Soysuz’un oğlunun arkadaşı falan değildi. Bildiğimiz piyasadaki uyuşturucu satıcılarından biri idi. Soysuz’un, uyuşturucu işinde, sisteminin alt birimlerinde çalıştırdığı biri idi.

Hakan müdür baskılara boyun eğmedi. Torbacı seviyesinin bir üstünde olan uyuşturucu satıcısı o şahsı, bütün baskılara rağmen serbest bırakmadı. Kanunlara uydu, Soysuz hakkında da tutanak tuttu. Hakan müdürü “Soylu hakkında tutanak tutma ve işlem yapma” diyerek çokça tehdit ettiler ve korkutmak istediler. İnançlı ve vatanına bağlı bir Müslüman olan şehit Hakan Çalışkan, tehditlere boyun eğmedi. Vazifesini hakkı ile ifa etmek istedi. Ailesini mevzu ederek dahi tehdit ettiler. Çok uğraştılar. “Şahıs Bakanın yakını ve serbest bırakılması isteniyor” talimatını dahi kale almaması, araya konan amirleri kale almaması yetmezmiş gibi bir de bütün baskılara rağmen Soysuz hakkında tutanak tutması, Soysuz’u çıldırttı ve merhumu katlettiler.

Asıl katil Süleyman Soysuz ama tetikçiler üç kişiydiler. Merhum müdürün odasına girdiler, kısa süre içinde, susturuculu bir tabanca ile, yakın mesafeden kafasına tek kurşun sıktılar. Ortamı ayarladılar, intihar sürü verdiler ve çıktılar. Bu, Soysuz pisliğin ne tek cinayeti idi ne de ilk…

Şu cinayetin üzerine ciddiyetle giden her ama her savcı, daha ilk bir iki saat içinde “Bu bir intihar değil, bu bir cinayet” der. Aksini söyleyen de ya bu hainlere çalışıyordur ya da bunlar tarafından korkutulmuş ve susturulmuştur.

İntihar görünümlü bir cinayetle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan öldürülmeden önce Süleyman Soylu, beraberce memleket genelinde uyuşturucu işi yaptığı vatan haini Tayyip Erdoğan’dan “olur” aldı. Şehit edilen namuslu, dürüst ve imanlı Hakan müdür, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ortadan kaldırıldlı. “Sen bu düzene çomak sokabilir misin, niye laf dinlemiyorsun, seni uyarmıştık” tarzı ile işlenen bir cinayet bu…

Çok yakında diğer bütün dosyalarla birlikte bu vak’anın gerçek yüzü de patlak verecek ve bütün Türkiye bunların nasıl da insanlıktan çıkmış muzır/pislik herifler olduğunu görecek.

Bu gölgesinden korkan hainlerin hepsi asılacak. Birkaç ay daha ömrü olan herkes Erdoğan’ın, Numan’ın, Soysuz’un, Devitoğlu’nun, hepsinin asıldığını görecek.

Vazifesini Müslümanca, dürüst ve vatansever surette yaptığı için, son anlarında “Süleyman Soylu’nun selamı var.” ve “Ders olsun” denilerek öldürülen evlatları var bu milletin… Unutma, hesap sor!

Şehit Hakan Çalışkan kardeşimizin ruhaniyeti de ordumuzun “ölümsüzler” dediğimiz kısmında, bizimle birlikte Ankebut Operasyonunun içinde ey Soysuz! O kadar seviniyor ki sevinci kelimelerle tarif edilemez.

Masasından kalkıp “Siz kimsiniz ulan!” demiş, koymuş postasını yiğidim ama üç kişilermiş itlerin ve onlar silahı ilk çekenlermiş. Oturtmuşlar yine koltuğuna “Seni uyarmıştık, dinlemedin. Bu işin sonu zaten belli.” diyerek…

“Soylu’nun selamı var. Sen kimsin bu çarka çomak sokmaya kalkıyorsun? Ders olsun herkese” demişler ve başının yanından susturuculu silahla vurmuşlar da şehitler kervanına dahil etmişler.

Ailesi ve yakın akrabaları ile çevresi çoktan haberdar oldu bu gerçeklerden… Yiğidimizin itibarı da iade olunacak, ardından “kahraman” denilecek ve “aziz şehit” denilecek de ey Soysuz, sizin ardınızdan ne denilecek?

Mehmet Fahri Sertkaya

Soyuma çekmişim Tayyip!

Soyuma çekmişim Tayyip!

Hakkımda hazırlanıp da masana konan dosyanın içeriğini öğrenemedik ama anlaşılan o ki beni çokça merak ediyorsun. Galiba çok merak ettin, incelettin, dosyayı da günlerce masandan kaldırmayıp bakıp durdun ama hiçbir açık bulamayıp o dosyayı kaldırıp attın. Soyuma çekmişim Tayyip! Buhara’dan, ilim/irfan/hikmet diyarından kalkıp Anadoluya gelen, buraları Türkleştiren ve Müslümanlaştıran ilk kuşak Türklerin/Erenlerin soyundan geliyorum. Atalarım, buralar Rum diyarı iken, Hazar Denizinin üstünden dolaşarak ve Çeçenistan’a uğrayarak Anadoluya gelmişler.

Silsile-i saadatın o zamanki mürşid-i kamili olan zatın emri ile hareket etmişler. Hem o mürşid-i kamilin soyundan kişlerdi bunlar ve hem de ona çok sağlam bağlıydılar. Sonra bu soyumda birkaç mürşid-i kamil ve sayısız veli çıkmış. Afyon’da, köyümüzde kabr-i şerifi bulunan Karacaahmed Sultan hazretleri dedelerimden sadece biridir. Anlayacağın, şaşırtıcı bir şey yapmıyorum. Soyumdakilerin her devirde yaptığını yapıyorum. Zulme, haksızlığa, vahşete, insanların perişan hale getirilip dünya ve ahiret saadetinin yıkılmasına/çalınmasına isyan ediyorum. Hakikati bağırıyorum. Adalet, kurtuluş ve nizam-ı alem yolunda mücadele ediyorum. Bu devrin hakiki mürşidi kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin kalbinde yerim olduğuna da, üstümde himmetlerinin olduğuna da inanıyorum. Atalarım hep dinine, devletine, vatanına bağlı, yüksek ilim ve ahlak sahibi, insanların kurtuluşu için çırpınan, nizam-ı alem yolunda cihat ile yaşayan örnek insanlardı. Bunlar, Anadolu insanına ilim, ahlak, hikmet öğrettiler ve mücadele gücü verdiler. Her daim Müslümanların birlik ve beraberlik halinde olmasında büyük rol oynadılar. Zor zamanlarda hep sahne onlarındı Tayyip! Bu davranışlarıyla Müslümanlığın ve Türklüğün Anadolu’da en ücra köşelere kadar yayılmasını ve benimsenmesini sağladılar. Yoluma/davama ve soyuma bir baksan Tayyip, Hoca Ahmet Yesevi’lere, Ali Ramiteni hazretlerine kadar çıkarsın ki Ali Ramiteni ks bizim silsilemizdedir. Hani demiştim ya “Ben de piyonum. Buz dağının görünen yüzüyüm” diye? İşte görünmeyen yüzünde bunlardan yüzbinlerce var. Ve bu yüzden “Teşklatımızın yarısı yer altında. İktiza ettiğinde kalkıp operasyonlara katılıyorlar, sonra yine yatıyorlar” demiştim.

Soyumdakilerin duaları, hz üstazımın himmetleri olduktan sonra ve bu kadar büyük bir teşkilat da olduktan sonra, bence beyhude yere uğraşma. Yerle göğü üstüme birleştirsen bile ben oradan da çıkarım ama senin öyle bir şey yapacak vasfın, gücün, zamanın da yok. Şimdiden bitiksin. Allah’tan bir dileğim var: Senin gibi büyük bir münafık, hain ve sadistin ipini ellerimle çekmek.

Mehmet Fahri Sertkaya