Etiket arşivi: Merkür

İnsan içine çıkamayacaklar ve ölenleri de lanetle anılacaklar

NASA’dakiler, insan içine çıkamayacaklar hatta ölenleri arkalarından lanetle anılacaklar.

Siz, “Hubble Uzay Teleskopu ile asla Merkür gözlenmeyecek” talimatının neden verildiğini biliyor musunuz?

Atmosferi olmayan ve olağanüstü sıcaklık olan Merkür’den yayılan ışınlar Hubble Uzay Teleskobunun merceklerine, sistemlerine zarar verirmiş.

Koca bir yalan bu… Merkür’ün atmosferi var. Yeterli seviyede ve yeterli özelliklerde bir atmosferi var. Güneşe o kadar yakın olmasını sorun olmaktan çıkartan özelliklerde bir atmosfer bu… Merkür’ün yeryüzünde hayat, yerleşme alanları, şehirler, binalar, denizler, okyanuslar var.

Ayrıca yerin altında oluşturulmuş kocaman şehirleri de var. Hep anlattığım gibi öyle yer altı şehirlerinde/üslerinde suni güneş ışınları, suni ısıtma, suni aydınlatma, suni nemlendirme, suni rüzgar da var. Hatta o şehirlerde suni göller, büyük su kaynakları da var ve ziraat da yapılıyor.

Bizim dünyamızda yer altındaki dev uzaylı üslerinde ya da şehirlerinde de benzer haller olduğunu hep anlattım ve son zamanlarda bunlar bazı filmlere senaryo oldu.

Oralarda yaşayanlar kendilerini yeryüzünde yaşar zan ediyorlar. Merkür’de yerin altındaki şehirlerde yaşamak üstünden yaşamaktan daha konforlu.

Yeryüzündeki tesisler çoğunlukla iş/çalışma maksadıyla bina edilmiş yerler. Merkür insanları yerin altındaki şehirlerde yaşıyorlar ve çalışmak için yeryüzüne çıkıyorlar.

Yeryüzünde hava kirliği hakim, iklim kurak, ağaçlar çok az, bitki örtüsü çoğunlukla çalılık tarzında ve sarı rengin tonlarında… Merkür tam bir sürgün yeri ve Merkür’ün tarihi çok sarsıcı.

Ayrıca Merkür’ün içinde kocaman bir çekirdek tabakası bulunduğu iddiası da doğru değil. Evet, çekirdeği dünyamızın sistemine nispeten büyük ama abartıldığı kadar da büyük değil. Bu yalanı da yayarak, zihinlerde Merkür’ün bu nedenle de hayat olmayan bir gezegen olarak kabul görmesini sağlıyorlar.

Merkür’de yeryüzünde fazlaca hayvan çeşitliliği yok. Çoğunlukla sürüngen canlılar var. Yer altı şehirlerinde ise kediler, köpekler, atlar ve çok fazla hayvan çeşidi var. Balık bile yetiştiriyorlar. Hayvan çeşitlerinin çoğunu dünyamızdan çaldılar. Orada dünyamızdaki Alabalıklardan bulmak bile mümkün.

Merkürlüler geçmişte bizdeki Nuh tufanı benzeri bir felaket yaşadılar ve yok oldular. Bir süre sonra yeniden orada hayat başladı.

Merkür insanları dinsiz, ahlaksız, acımasız ve sefil bir hale gelince Pompei halkı gibi, Nuh kavmi gibi feci şekilde yok edildiler. Allah, bu helak oluşa Yeşiller ve Grileri (Ye’cüc ve Me’cüc) vesile etti. Merkür’deki azgın Merkürlüleri yok eden Ye’cüc ve Me’cüc Merkür’e yerleşti.

Oğuz Kağan olarak da bildiğimiz Hazret-i Zülkarneyn Merkür’e yerleşen ve çok yüksek teknolojisi olan Ye’cüc ve Me’cüc’ü daha yüksek bir teknoloji ile vurdu, ezdi geçti. Bu sırada çıkan çatışmalarda Merkür gezegeni de çok büyük darbeler aldı.

Daha sonra hazret-i Süleyman devrinde, dünyamızda ve etrafımızda sıkıntı çıkartan melez bir tür Merkür’e sürgüne gönderildi. Şimdiki Merkürlüler, bu şekilde sürgüne giden bir tür.

Baş belası olan bu melez insan türüne Hazret-i Süleyman meydan vermedi. Onları Merkür’e gönderirken de “Buradan istediğinizi de alıp götürün. Oraya yerleşin, buraya sıkıntı çıkartmayın.” dedi.

Hep söylediğim gibi… Hz. Süleyman zamanında dünyamızdaki bilim ve teknoloji, mümkün olabilecek en üst seviyeye ulaşmıştı ve bu, başka bir dünyadan nakille de olmamıştı. O zaman bu baş belası melez tür, yanlarına ihtiyaç duyacakları her şeyleri alıp gitti. Orayı tekrardan imar etmeye başladılar.

UFO’ları ile gidebildikleri kadar çok gezegene giderek hepsinden bir şeyler çaldılar ve Merkür’e getirdiler. Hala da neye ihtiyaçları varsa çeşitli gezegenlerden çalıyorlar.

Çok ileri bilim ve teknoloji sebebiyle dünyamız da kendini imha eden dünyalar arasında olmasın endişesiyle, Hz. Süleyman devrinde devlet gücüyle bilim ve teknoloji yok edildi ama Merkürlülerde öyle olmadı. Şu anda onlarda hala çok yüksek bilim ve teknoloji var. Obruklarımızı, maden sularımızı ve içilebilir sularımızı da çalmaya devam ediyorlar.

Başka gezegenlerin insanlarına hiç acımayan ve çok vahşice davranan, insanlıktan ve İslam’dan nasibi olmayan Merkürlüler, birbirlerine karşı da son derece acımasızlar. Orada da zengin ve güçlü ama sayıca az bir kitle, kalanlarına tahakküm ediyor..

Tekrar gelelim Hubble Uzay Teleskobuna…

“1990’da yörüngeye yerleştirildikten sonra bilimadamları ana aynanın teleskobun çalışmalarını kısıtlayacak şekilde yanlış yerleştirildiğini tespit etti. 1993 yılında bir uzay mekiği yolculuğunda bu sorun giderildi. ” denir ama inanmayın. Hubble yörüngesine oturduğu gibi mükemmel şekilde çalıştı. Her yerden çok net görüntüler çekti ve NASA’dakiler şok üstüne şoklar yaşadılar.

Güneş sistemimizde bile her yer yerde hayat olduğunu, farklı farklı insan türleri olduğunu, bunların çoğunun bizden ileri bilim ve teknoloji seviyesinde yaşadıklarını gördüler.

Özünde insan düşmanı, özünde Satanist olan ve en tepede İblis tarafından yönetilen Ankebut Ağı, kontrolündeki NASA’nın (ki logoları bile Satanist manalar taşır), elde ettiği bilgileri ve görüntüleri dünya insanlığına duyurmasına izin vermedi. Onlar da üç sene boyunca bu numarayı oynadılar. Hala da numaralarını oynuyorlar ve dünya insanlığını ayakta uyutuyorlar.

Bir yandan da çeşitli gezegenleri çok net olarak görüntüleyince, oralardaki inşaat tekniklerini, yüksek teknolojili araçları hayranlıkla gördüler. Onların üzerine beyin fırtınaları yaparak dünyamızda teknikler, teknolojiler geliştirdiler.

Sadece bu Merkür meselesinde bile yazılacak, anlatılacak derya kadar mevzu var. Zamanı geldikçe anlatacağım. Çok hızlı gidiyoruz ve bu kadarı bile çok kişilere ağır geliyor ve bu kadarı bile dünyanın denge çubuklarını yerinden oynatacakmış gibi zorluyor.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Bir düşünelim…

90’ların başından bu yana dünyamızda gayet işe yarar teknoloji seviyesi var. Uzay çalışmalarına ise hiç ara verilmedi ve devletler bu sahada birbirleriyle yarıştılar. Ya neticesi?

Hala hangi soruyu sorsanız, net bir cevabı yok. Yaklaşık yarım asırdır bir daha Ay’a gitmediler. Gidecek gibi de durmuyorlar. Sürekli projeler ilan edip insanlığı ayakta uyutmaya devam ediyorlar. Venüs’e, Merkür’e, Mars’a kaç uzay aracı gönderdiler. İsteseler şimdi daha iyilerini de gönderirler. Pekiyi, bu güne kadar gidenlerle ne öğrendiler, neler görüntülediler ve bize neler anlatıp öğrettiler? Bir sürü tartışmalı bilgi… Net görüntüler de yok. Sadece bu konu günlerce, aylarca açılarak tartışılabilir.

Ne kadar tartışılırsa tartışılsın, tartışılamaz kesinlikte önümüzde duran bir gerçek var: Dünyada Yahudilerin tesis ettiği Satanist bir sistem var. Bu sistem dünya insanlığını uzaylılar konusunda en başından beri hep kandırdı. Onlarca sene boyunca ise uzaylıların varlığına inanmak delilik gibi gösterildi. İlla inanacaklar ise onları küçük yeşil ve şekilsiz canlılar olarak kabullenmeliydi. O kadar büyük bir baskı ortamı oluşturdular basınla, medyayla, akademi camiasıyla… Çünkü başka dünyalarda da insan türleri olduğunu, oralarda da insanların müslim ya da gayr-i müslim olduklarını çoktan gördüler, anladılar. İnsanlık bu gerçeği görüp kabullendiği anda bu insanlık düşmanı ve Şeytan’a tapınan Satanistlerin hükmü bitecekti.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Adını canavar koymuşlar, bilseler öyle demezler.

Bir gün gök adamızın ve dolayısı ile güneş sistemimiz ile dünyamızın bir kara deliğe gireceğini ve o gün her şeyin sonunun geleceğini düşünenler, bunun endişesini duyanlar var ama bilmiyorlar ki bizim dünyamız bir kara delikten çoktan geçti.

Dünyamızdan binlerce kat büyük bir yapay gezegen yaparak ve dünyamızı da o yapay gezegenin etrafında bir yörüngeye alarak buraya, bulunduğumuz güneş sistemine getirenler, başka bir gök adadan getirdiler. Milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki gök adadan (galaksiden) buraya kısa sürede gelebildilerse bu, şu haberde canavar denilen kara delik gibi bir kara delik sayesinde oldu.

Evet, kara delikler hiç de zan edildiği gibi şeyler değil. Kara deliğe girenler yok olmuyorlar, imha olmuyorlar, uzaktaki başka gök adalara saniyeler içinde çıkıyorlar. Sadece dünyamız değil, Mars, Merkür, Satürn, Jüpiter ve güneş sistemimizdeki bütün gezegenler ve uyduları, başka başka yerlerden toplandılar, kara deliklerden geçirilerek buraya getirildiler. Hatta dünyamızın uydusu olan Ay da bir kara delik sayesinde uzak bir galaksiden getirildi ve yapay bir güneş sistemi oluşturuldu.

Dünyamıza yüzlerce farklı uzaylı insan türü geliyor. Bunlardan bir kısmı başka gök adalardan geliyorlar ve o kadar uzak mesafeleri kara delikler sayesinde saniyeler içinde alıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Havamız Merkürlülere iyi gelmiyor

Merkürlüler, bizim dünyamızın atmosferinde rahatça nefes alamıyorlar. Dünyamızdaki basınç, radyasyon ve ısı miktarı onları hiç rahatsız etmiyor, onlara da uyuyor ama dünyamızdaki hava onlara uymuyor. Havadaki gazların oranı, hususiyle de oksijenin oranı onları çok zorluyor.

Astronot kıyafeti giymiyorlar, kask takmıyorlar ama bu sorunu çözmek için boyunlarına bir cihaz takıyorlar. Bu cihaz, bizim atmosferimizdeki havayı soluduklarında, boğazlarından geçerken bir işlem yapıyor ve onların bedenine uygun hale getiriyor. Böylelikle dünyamızda hiç zorlanmadan nefes alabiliyorlar.

Bu sorun bizim için de geçerli. Biz Merkür’e gidecek olsak, biz de orada sorun yaşayacağız. Merkür’ün havasındaki oksijen oranı bize yetersiz gelecek. Bizdeki oksijen oranı da onlara çok yüksek/fazla geliyor.

Bu gördüğünüz gerçek değil ama gerçek

Gerçek fotoğraf değil ama gerçekten var olan bir canlının resmedilmesi… Dünyamızın insanı ile başka bir dünyanın insanının melezi. Dünyamızın insanı ile başka başka dünyaların insanları arasında melez insanlar üretilmesi, en az 20 bin senedir yaşanan bir gerçek.

Bizim dünyamızda çok yüksek bilim ve teknoloji olduğu zamanlarda (Hz. Nuh, Hz. Zülkarneyn, Hz. Süleyman devirlerinde), dünyamızın insanları kendi iradeleri ile uzaydaki yüksek sayıda gezegene gittiler. Bunların bazıları geri dönmediler, hayatlarına orada devam ettiler. Bunun haricinde 20 bin seneden fazla süredir, yüksek bilim ve teknoloji seviyesine ulaşmış bazı başka insan türleri dünyamıza gelip insanlar kaçırdılar. İnsanlarımızı kendi gezegenlerinde incelediler ve sonra melez türler ürettiler.

Merkürlüler de bizim takvimimizle 16. asırdan beri bunu yapıyorlar. O tarihlerden beri Merkür’de Dünyalı-Merkürlü melezi insanlar var. Sayıca çok azlar, çünkü bunlar asırlardır Merkür insanı tarafından kabul görmediler. Dışlandılar, ayıplandırlar, hor görüldüler. Bunlar Merkür’ün yönetimi/idaresi tarafından kontrol altında yaşatılıyorlar. Merkür insanlarının arasına karışmalarına izin verilen çok az sayıda melez var. Zamanla bu melezler ile Merkürlüler de cinsi münasebette bulunmuşlar ve onların da çocukları olmuş.

Yukarıda canlandırması görülen melez tür Merkür’deki melezlerden değil. Merkür’dekilerin görünümü bundan biraz daha farklı… Merkür melezlerinin cilt tipi ve rengi bize benziyor, bizim gibi saçları/tüyleri var ama Merkürlüler gibi çok kısa boylu, çok iri gözlü, küçük ağızlılar. Parmakları da onlar gibi… Söz konusu melezler hem dünyamızda hem Merkür’de zorlanmadan nefes alacak kabiliyetteler. Bilinen hiçbir rahatsızlıkları, doğum kusurları da yok.

Mehmet Fahri Sertkaya

Merkürlüler şu ana dek hiçbir gezegeni işgal etmediler zaten istemiyorlar.

Merkürlüler şu ana kadar hiçbir gezegeni işgal etmediler, etmek de istemiyorlar.

Lakin dünyamız dahil pek çok gezegenden çok sayıda kişiyi kaçırdılar. Bunlardan bazılarını bir süre sonra aldıkları yerlere geri götürüp bıraktılar.

Dünyamızdan, daha çok kadınları kaçırdılar. Onları özel merkezlerinde tuttular. Üzerlerinde türlü deneyler yaptılar. Bizim, onlardan farklı olan bedenimizin bütün sırlarını çözmek istediler. Kadınları kendilerinden hamile bıraktılar. Dünya insanı ile Merkür insanı arasında melez bir tür meydana getirdiler ve meydana gelen bu melez bebekleri de uzun süre incelediler. Bütün bunları yaparken kadınları aylarca uyku halinde tuttular, hiç uyandırmadılar. Geri getirmemeye karar verdikleri birkaç kadını uyandırdılar ve onları da öldürmediler, iyi davrandılar, ikna ettiler.

Geri getirdikleri kişiler, zaten arada geçen süreyi uyku halinde geçirdiler. Bir şey görmediler, duymadılar. Bunların hafızaları ile yine de oynandı ve arada geçen sürede ne yaşadıkları sorulduğunda anlatacakları bir hikayeleri oldu. “Çok iyi bilmiyorum, çok iyi hatırlamıyorum ama başıma şunlar geldi, şuralarda şunları yaşadım” gibi cümleler kurabilecekleri hale getirildiler ama bilmiyorlar ki o hatıraları gerçek değil, yaşanmış değil.

Epeyi zamandır bizim dünyamızdaki teknoloji ile de insanların hafızaları kısmen ya da tamamen silinebiliyor. Gerçek olmayan hatıralar (sesler, görüntüler, hisler, duyular) gerçekten yaşanmış gibi insanların hafızasına yüklenebiliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya