Etiket arşivi: Mehmet Fahri Sertkaya

Sihir ve büyü nedeniyle, dünyada her gün binlerce kişi cinayet işliyor ya da intihar ediyor…

Sihir ve büyü nedeniyle, dünyada her gün binlerce kişi cinayet işliyor ya da intihar ediyor.

Cinler insanların ruh sağlığını nasıl bozabiliyor (2/3) 

Cinler insanların ruh sağlığını nasıl bozabiliyor (3/3) 

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Emre Dorman Sabetaycı mı, beni neden engelledi?

Haftalar önce bir gün, Emre Dorman’ın profilinde ”Emre Dorman! Sen de Sabetaycı bir gizli Yahudi misin? Caner Taslaman ile bir akrabalığın ya da bilinmeyen bir bağlantın var mı?” mealinde, son derece medeni tarzda bir yorumum/sorum olmuştu. 

O vakit engelledi de, yoğunluktan ben mi fark edemedim, yoksa birkaç gün önce bu şebekeyi tam anlamı ile alemin gözleri önüne serip Caner Taslaman’ı bile aciz düşürdüğüm vakit mi kızıp ya da belki de panikleyip engelledi, düşündüm, taşındım, bilemedim. 

Ne vakit engellemiş olursa olsun, asıl mesele, neden engellediği… Küfür, hakaret, tehdit mi ettim… Saldırgan ve kırıcı bir üslup mu sergiledim… Cevap alamadığım halde, devamında da baskıcı ve kırıcı bir üslubum olmadı. ‘Hayır. O nereden çıktı? Ben Sabetaycı değilim’ dersin, benim bir bildiğim varsa da, o nedenle bu soruyu sormuşsam, bu cevabının üzerine o kısma geçerim. Engellemenin, bu derece geri durmanın, tuhaf davranmanın gereği nedir. 

‘Engellendi’

Emre’nin bu yaptığı bir yana, Caner Taslaman da tuhaf… Açıkça Sabetaycı olduğunu iddia ettim. Haftalarca görmezden gelmeye çabaladı. Sonunda yayıldı, herkes sordu, bu defa kendini savunmaya kalktı, iddia sahiplerine terbiye sınırları dışında, bayağı kelimelerle saldırdı ama açık, net bir cümle ile “Ben Sabetaycı değilim” diyemedi. 

Bir ata sözü var bilir misiniz? 
– En sağlam zincir bile, en zayıf halkası kadar sağlamdır. 


Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir zamanlar Karadeniz bir göldü. İstanbul Boğazı ve Cebel-i Tarık, yüksek teknoloji ile açılmış yapay boğazlar…

Milyonlarca kere kıyamet koptu!

Milyarlarca yıl önce bile insanlar ve çok yüksek bilim ve teknoloji vardı. Milyonlarca kere yüksek bilim ve teknoloji çağı yaşandı. Daha önceleri de başka başka Ademler yaratıldı. Her Adem neslinin sonu geldi, kıyametleri koptu ve yeni Ademler yaratıldı. İşte bu yüzden melekler, bizim Ademimiz yaratılacak iken mealen “Yine yer yüzünde kan dökecek insanlar mı yaratacaksın? Biz seni biliyor, sana ibadet ediyoruz.’ dediler. İşte bu yüzden Kur’an ayetinde ‘O sizden önceki babalarınızın da rabbidir’ denildi. Atalarınızın denilmedi, babalarınızın denildi.

Bizim Ademimizden bize kadar geçen süre içinde de yüksek teknoloji çağı yaşandı. Nuh’un gemisi, bu gün yapamayacağımız kadar ileri bir teknoloji ile yapılmıştı. En iyi ihtimalle nükleer teknoloji ile çalışıyordu. Belki de yakıt gerektirmeyen mikro dalga iticiler ile…

Hz. Nuh, iman etmeyen o kafir kavmine ”Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl yaratmış?” dedi ve bunu dediği Kur’an ayeti ile sabit. Bunu dedi, çünkü ellerindeki teknoloji uzayın derinliklerini değil, sema katlarını bile gözetlemeye yetiyordu. Artık sema katları bile gayb (görülmeden, ölçülemeden, somut delille ispat edilemeden iman edilmesi gereken şeyler) olmaktan çıkmış, bilim olmuştu. Muhtemelen dünyayı kapsayan o büyük Nuh tufanına da, insanlıktan çıkmış bu kafir kavmin, insanlık dışı şekilde kullandığı yüksek bilim ve teknoloji sebep oldu. Muhtemelen kıyametin kopmasına da çok yüksek bilim ve teknoloji sebep olacak.

Lokman Hekim ölüme çareyi, daha doğru ifade ile vücudun tabii/doğal düzeni gereği yaşlanarak ölüme gitmesini, kendi zamanındaki yüksek teknoloji sayesinde ve bir de sarımsak tohumunu kullanarak buldu. Hazret-i Allah sarımsak tohumunu bir vesile ile yeryüzünden kaldırdı. O gün, bu gün, sarımsağın tohumu yok ama bir başka vesile ile bu gün, Siyonistlerin/Google’un Calico isimli firması da bu yöntemi buldu. Bir gün Hitler karşınıza çıkıverse, hiç şaşırmayın. Çünkü 1940’larda da bu teknoloji birilerinin elinde mevcuttu ve 2001 yılında Hitler’i, İran’daki bir terör zirvesinde gördüğünü iddia eden üst seviyeden batılı bürokratlardan, çok sayıda var.

Hz. Zülkarneyn zamanında da yüksek bilim ve teknoloji vardı. İstanbul boğazı bile o dönemdeki teknoloji ile açılmış bir sun’i boğaz. Karadeniz kocaman bir göldü. Yaklaşık 30 sene önce bu gerçek, ‘adı tam konulmadan’ da olsa, açıkça ”Karadeniz bir gölmüş ve aniden denize dönüşmüş” denilmeden de olsa ispat edildi, belgesellere konu oldu, bulunan doneler duyuruldu, gösterildi ve sonra bu husus gizlendi. Bu gerçeğe hala gereğince temas edilmedi. Sadece sızıntı bilgiler mevcut. Karadeniz’in sularının altında çok sayıda yerleşim alanı ve çok sayıda tatlı su balığı fosili bulundu. Bunu ilk bulduklarında son derece şaşırmışlardı. Yapay boğaz açılınca, geniş yerleşim alanlarını su bastı. Tatlı su balığı türleri yok oldu, Karadeniz bir deniz oldu.

https://ok.ru/video/331800840816

Hazret-i Zülkarneyn zamanında “Dünyalar Savaşı” da yaşandı. Ye’cüc ve Me’cüc iki kafir uzaylı insan türüydü. Hz. Zülkarneyn onlara nasıl bir teknoloji ile ve uzayın neresinde set çektiyse, teknolojimiz bu seviyeye geldi ama hala Kur’an ayetlerinde ve hadislerde kastedilen manayı tam olarak anlayamadık. Hala hadislerde gerçek olduğuna temas edilmiş olan Kaf dağını bile efsane zan ediyoruz.

Ve bu yüksek teknoloji, emrine rüzgar verilen, yani çok gelişmiş hava taşıtlarına sahip olan, bir gecede ordusundan 300 bin askeri bir yerden başka yere hava yolu ile nakledebilen hazret-i Süleyman zamanında, Süleyman peygamber zamanında, bir anda kaldırıldı. Çünkü yine bu teknoloji insanlığın faydasına değil, zararına kullanılıyordu. Hz. Süleyman bu vazifeyi Kur’an’da kendisinden bahsedilen vezir Asaf’a verdi. O nasıl bir ilim/teknoloji ile mevcut bilim ve teknolojiyi bir anda yok etti, bu da sır. Hala hayallerimiz bile yetmiyor. Tahminde bile bulunamıyoruz.
Bir asırdan fazladır dünyamıza gelen ama asla saldırmayan ve işgal etmeyen o akıl almaz teknolojili uzaylı insan türleri, o UFO’larla gelen medeniyetlerin yüksek ahlaklı insanları ile belki de aynı bilim ve teknoloji seviyesinde olacaktık, belki de aramızda binlerce yıllık bilim ve teknoloji farkı olmayacaktı, şayet 3-5 bin sene önce, hazret-i Süleyman zamanında gezegenimizdeki bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı…

Lakin kötüye, insanlığın zararına kullanıldığı ve tarifi imkansız acılara, zulümlere sebep olduğu için o yüksek bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı, bütün kainatın dini anlamda merkezi olan gezegenimiz, varlıkta kalabilecek miydi? Rus bilim adamları, çekinmeden, şeffafça duyurmuştu, uzaydan gelen ve 80 bin yıl önce ümitsizce uzaya gönderilmiş yardım çığlıkları hadisesini. 80 bin yıllık bir mesafedeki ve üzerinde hayat bulunan bir gezegende 80 bin yıl önce çok yüksek teknoloji geliştiğini, bunun gezegen çapında felaketlere neden olduğunu ve bunların yalvarırcasına bir ses tonu ile uzaya mesaj gönderdiklerini… Onların, gezegenleri üzerindeki hayatı, yüksek teknoloji ile kendi kendilerine yok ettikleri gibi, şayet 3-5 bin sene önce ani bir format atılmasaydı, bizim gezegenimiz de o zamanlar yok olacak mıydı?

Aklımızın almayacağı sayıda gök ada (galaksi) var. Artık yüz milyarlarla değil, trilyonlarca gök ada olduğu tahmini yapılıyor. Bunların her birinde ortalama trilyon tane güneş var. Bu güneşlerin ortalama beşte birinde, üzerinde hayat olan en az bir gezegen var. En kötü tahminle, üzerinde hayat olan kat trilyonlarca gezegen var. Bunların hepsinin üzerinde, bütün kainatı yok edecek olan kıyamet sabahına kadar, iman ile küfrün mücadelesi var ve kim bilir bu güne kadar kaç tanesi, kendi ürettikleri teknolojinin kurbanı oldular.

‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’

Karadeniz’e dair yaklaşık 30-40 yıldır yapılan araştırmalardan elde edilen şok edici bilgiler, dünya insanlığına, nedendir bilinmez, şeffafça, tamamıyla aktarılmıyor. 

Hala Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerdeki halkların bile ciddi bir kısmı, Karadeniz’in birkaç bin sene öncesine kadar bir iç göl olduğunu, bir gün gelince aniden denize dönüştüğünü bilmiyor. Sanki birileri, bu gerçeklerin tartışılmasını, öğrenilmesini istemiyor. Oysa bu gerçekler bilimsel olarak ispat edildi. Ülkemizde de 2006’dan bu yana bazı akademisyenler bu gerçekleri dillendirdi ama hala gereğince üzerine düşülmedi. Ve hala bir iç göl iken denize dönüştüğünü bilenler bile, bu dönüşümün çok çok ani bir şekilde olduğunu bilmiyor. 

Oysa çok ciddiye alınması gereken bazı batılı ve özellikle Bulgar araştırmacılar ‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’ şeklinde son derece sarsıcı cümleler bile kurmuşlar. 
Göl ise göldür. Çok ani bir şekilde denize dönüşmüşse, dönüşmüştür. Neden gereğince tartışılmaz ve üzerinde durulmaz? Müslümanların, günümüzde mevcut olan bilim ve teknolojinin olmadığı zamanlardan bu yana, asırlardan bu yana anlattığı ve sözde bilimsellik adına “efsane” denilip geçilen bilgiler gerçek çıkacak diye mi endişe ediliyor. İstanbul boğazının ve cebel-i Tarık boğazının yapay olduğu ve ab-ı hayat içerek kıyamete kadar hayatta kalacak olan Hızır aleyhisselam ile, boğazların yapay olarak açıldığı çağda, bütün dünyaya hakim bir devleti olan hazret-i Zülkarneyn’in, birlikte bu boğazları açtığı meydana çıkacak diye mi bir endişe var?
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bile yer bulmuş ve bu güne kadar efsane denilip geçilmiş bilgiler, gerçek çıkacak diye mi bir endişe var?

Neden?

1975’te bile bilimsel olarak ispat edilmiş bir husus, 2012’nin haberlerinde bile bir ‘teori’ olarak anılıyor. Neden?

Bu gerçek, bu bilimsel ispatlar kabul edilince, dünyada ne gibi bir değişim olacak ve kimler nasıl bir zarar görecek de, birileri bu gerçeğin üzerine gereğince gitmiyor ve gidilmesini istemiyor?

Video kesitini izlediğiniz belgeselin tamamını izleyin!

Bu belgeselde de, üstteki belgeselde konu edilen bulgulara benzer bulgular elde edildiğine temas ediliyor ve Karadeniz’in bir iç göl iken bir anda ani şekilde denize dönüştüğünün kesin delilleri olduğu anlatılıyor. Üstteki belgeselde temas edilmeyen yönlerine ve bulgulara da temas ediliyor. Yaşananı bilimsel olarak izah edemedikleri için, kazılarda geçmişte yapılmış yüzlerce yüksek teknoloji ürünü parça bulunduğu halde ve piramitler göz önünde olduğu halde, geçmişte de yüksek teknoloji olacağına ihtimal bile vermedikler için, bir tufan gerçekleşmiş olduğunu düşünüyorlar ve bu çerçevede yorumluyorlar.  


Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Gerçek paralel devleti ifşa ediyoruz!

BAŞKA BİR GÖZLE BAKACAKSINIZ

Evrimi savunan da Sabetayist, sözde ona cevap veren de Sabetayist. Kanal da Sabetayistlerin…

Gerçek paralel devleti ifşa ediyoruz.

Bundan sonra Türkiye’deki televizyon kanallarına, milletin tepkisine rağmen sık sık bu kanallara çıkartılanlara, bu kanallardaki programlara, dizilere, daha başka bir gözle bakacaksınız. Bundan sonra bu ülkede kimlerin neler çevirdiğini, neler çevirmek istediğini, hepiniz hemen anlayacaksınız.

Sabetayist gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan ve bünyesinde çok sayıda kripto çalıştıran Haber Türk kanalına çıkartılan, yaratılışı savunan Sabetayist Caner Taslaman’ın karşısında, ona inat Darwinizmi savunan Örsan Kunter Öymen de Sabetayist bir gizli Yahudidir.

Babası meşhur CHP’li Örsan Öymen’dir. Kendisi de bu derece vasıfsız haline rağmen bir profesör doktordur ve CHP içinde önemli bir isimdir. Amcası Altan Öymen, Sabetayist Kamal Atatürk marifeti ile Sabetayist kliğin kurduğu Halk Fırkası’nın, bu günkü adı ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir dönem genel başkanlığını yapmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İngiliz derin devletinin, uluslar arası gizli Siyonist teşkilatların, Masonluğun ve en çok da içimizdeki İsrail’in Sabetaycı kliğinin gayretleri ile kurulmuş ve yönetilmiştir. Tarihi boyunca İslam’la ve milli değerlerle mücadele etmiştir. Ülkede ana unsur olan, ezici farkla nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, en temel insan hak ve hürriyetlerinin bile zorbaca, keyfi ve hukuksuz olarak engellendiği ve Kamalizm maskesi giydirilmiş Sabetayist rejimle özdeşleştirilmiş bir sözde partidir. 1923-1950 yılları arasında aralıksız iktidarda kalmış ve 1946’ya kadar tek parti düzeni ile milletimizin milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırılması, dönüştürülmesi yolunda kullanılmıştır.

Azınlık unsurların, Türk ve Müslüman kimliğine bürünerek, hile, ihanet hatta tedhiş ile Türkleri ve Müslümanları kontrol etmek, dünyevi ve uhrevi/itikadi anlamda dönüştürmek, kılık kıyafetine kadar, alfabesine, tarihine kadar değiştirmek/dönüştürmek için kullandığı ve bu kadar keyfiliği, zorbalığı, saçmalığı, gayr-i İslami ve Türk kültürüne ters şeyleri kutsallaştırmak, çağdaşlığın tek yolu göstermek için kullandığı bir sözde partidir. En kısa tarifi ile İçimizdeki İsrail‘in, İçimizdeki Ermenistan‘ın ve Siyonizm’in ortak projesidir.

Bu günkü genel başkanı, Siyonist para spekülatörü George Soros tarafından ve Soros’la paslaşan İçimizdeki İsrail ve Masonluk tarafından, ülkemizin önde gelen kripto Yahudi ve Ermeni patronları tarafından o konuma getirilen gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Soros ile ve İçimizdeki İsrail ile irtibatlı olanın, doğrudan ya da dolaylı yollardan CIA ile irtibatlı olmaması ise imkansızdır. Ondan önceki genel başkan Deniz Baykal da dahil olmak üzere, bu sözde partinin genel başkanlarından Mustafa Kamal Atatürk dahil nerede ise tamamı ve partinin önde gelen etkili isimleri her dönem daha çok kripto Yahudiler, en çok da Sabetaycı Kripto Yahudilerdir. Bazı dönemler, bazı önde gelen isimler ise kripto Ermenilerdir. Şu anda partide Kılıçdaroğlu’nun çevresinde, onun gibi gizli Ermeni ve gizli Hristiyan birçok kişi vardır.

Bu basın ve medyanın, bu sözde partinin, Aladağ yurt yangını meselesini araç edinerek yapmak istediği de; yıkılmak üzere olan düzenlerini kavileştirmek, bu niyetle ülkedeki açık ara en güçlü İslami cemaat olan ve kendilerine en büyük tehdit olarak gördükleri grup olan Süleymancıları bu millete terörist gibi göstermek, karalamak, mümkün olursa yok etmektir. Hatta bir oldu bitti ile, daha önce yaptıkları gibi, tarihleri boyunca yaptıkları gibi hukuksuz ve keyfi şekilde ülkedeki dini özgürlükleri zorbaca, kanunsuzca engelletmektir. Şu anda FETÖ bahanesi ile yapılan operasyonları bile aslında yapan AKPKK değil, bu güç odaklarıdır. Hedef bu bahane ile bütün Müslümanların devlet kurumlarından, sanayiden, ticaretten tasfiye edilmesi, ezilmesi, yok edilmesidir. Bütün cemaat ve tarikatların bitirilmesidir. AKPKK’yi kuranlar da, logosuna yedi kollu Yahudi şamdanı koyanlar da, yönetenler de aynı kliklerdir. Mesela Sabetayist Deniz Baykal’ın çok yakın akrabası olan Sabetayist Bülent Arınç, AKPKK projesinin en kritik isimlerinden biridir.

Unutmadan, Terakki Vakfı okulları, Şişli Terakki okulu, Işık okulları, Işık Üniversitesi hep Sabetayist gizli Yahudilerin, yani bu ülkedeki gerçek paralel devletin eğitim kurumlarıdır. FETÖ’nün eğitim müesseselerinden ilki olan Yamanlar Koleji’ni kuran kripto Yahudi Sezen Aksu’nun babasıdır ve bu adam hala hayatta olmasına rağmen bırakın tutuklanmayı, sorgulama süreci bile geçirmemiştir. Paralel devlet olduğu iddia edilen FETÖ, bu gerçek paralel devletin bir oyunundan başka bir şey değildir.

Basın ve Medya lincine, vekil görünümlü acayip bağlantılı kripto tiplerin art niyetli yönlendirmelerine, açıklamalarına, bunların organize suç kapsamına giren faaliyetlerine aldanmayın, kapılmayın.

Bir sakin olun ve hakkaniyetle neler olduğunu sorgulayın. O Aladağ yurdunda kimse kimseyi kasten yakmadı. Kimse kasten akıl almaz ihmaller zinciri sergilemedi. Hala hiç kimse o yurt dahil Aladağ’da çok sayıda haneyi art arda yakan ve bölgede yeni takılmakta olan EneriSA sayaçlarını bir kez olsun dillendirmedi. O yurttan sonra bile Aladağ’da o EnerjiSA sayaçları nedeni ile başka hanelerin de cayır cayır yanıp kül olduğunu dillendirmedi. Merdiveni bile olmayan ve su bile sıkamayan sözde itfaiyenin, kasten yalan rapor yazan ve raporu gerçekleri yazan Emniyet’in raporu ile çokça çelişen itfaiyenin, başka suçlardan yargılanmakta olan, hukuki açıdan riskli bir yerde duran ve bu yangından dolayı da yargılanmamak için kasten yalanlar söyleyen, “Çocuklar yangın merdiveninin dibine kadar gelmişler, orada yanarak can vermişler” yalanını söyleyen Adana Belediye başkanının, hatta daha en baştan “Asıl suçlu benim. Ben yargılanmalıyım” diyen Aladağ Belediye başkanının, hala yargılanmadığını bilip de Süleymancılara bu linci yapanlar, hem deşifre olacaklar, hem yargılanacaklar. Dünya genelinde, bunların adını duymadıkları yerlerde bile, bunca senedir başarı ile insanlığa hizmet eden ve bunu çokça çileler çekerek, maddi karşılık beklemeden yapan ve gayr-i Müslim milletlerin bile takdir ettiği kişilerdir Süleymancılar…

İzleyin, Süleymancılar, kendilerine bu kadar zamandır ahlaksızca ve kuralsızca ve organize şekilde yapılan basın ve medya lincinin intikamını, hukuki sınırlar içinde çok ama çok sert alacaklar.

Boğazımıza kadar getirdiler. Bu yapılan hak değil, adalet arayışı değil, hak arayışı değil, insanlık dışı ve hukuken suç kapsamında olan bir karalama, sindirme, yok etme operasyonu…

Mehmet Fahri Sertkaya

Sabetaycı gizli Yahudi Caner Taslaman’ı, bu millete inat, kimler, neden televizyon programlarına çıkartıyor

Yazar: Mehmet Fahri Sertkaya (#mfs)

Caner Taslaman, Sabetayist gizli Yahudi…
Pelin Batu, Sabetayist gizli Yahudi…

Okan Kaan Bayülgen, Sabetaycı gizli Yahudi…
Show TV, Sabetaycılar tarafından kurulmuş bir televizyon kanalı…

1 Mart 1991’de Sabetaycı Erol Aksoy, Sabetaycı Dinç Bilgin, Sabetaycı Haldun Simavi ve Sabetaycı Erol Simavi tarafından Fransa’da kurulmuştur. Yayına geçtiği ilk anlardan itibaren, halkın bütün tepkisine rağmen, bu milletin değerlerine savaş açmışçasına bir yayın faaliyeti olmuştur.
Çıplaklığın, küfrün, lanetin, hırsızlığın, kibrin, şımarıklığın, evlilik dışı ilişkilerin, adiliğin, rezilliğin hakim olduğu Amerika yapımı ve Siyonistlerin çektiği filmlerin…

Cinselliğin, kadın bedeninin sanat gibi pazarlanmak istendiği rezil programların, nikah dışı ilişkileri meşrulaştırmaya çalışan her türlü yayının ve ayrıca pop kültürünü, hovardalığı, serseriliği, vurdumduymazlığı, sorumsuzluğu aşılayan her türlü yayının…

Ayrıca, çırılçıplak kadınları kliplerinde oynatan Türk görünümlü Sabetayist sözde sanatçıların kliplerinin günün her saatinde yayınlandığı, adeta bir lağım çukuru vazifesi görmüştür. Bütün bunlar kasten yapılmıştır. İlk dakikadan itibaren medeni bir hukuk devletinde, bir milli güvenlik tehdidi kabul edilip, yargı müdahalesi görmesi gerekecek bir TV kanalıydı. Şu anda Siyonistler ve Sabetayistler, bir dünya devi olmaya doğru hızla koşan Çin’de, ahlaken, fiziken, ruhen, aklen ve toplum çapında “çökertici” faaliyetlerde bulunmak isteseler de Çin devleti, bizim o vakitlerden beri yapamadığımızı yapıyor ve bunlara izin vermiyor. Çin’in bu isabetli uygulamaları da basın ve medyamıza eskiden beri hakim olmuş bu kriptolar tarafından “Çin’deki mantıksız, anlaşılmaz yasaklar” gibi başlıklarla milletimize sunuluyor.

Kanalizasyon çukurunun şu andaki sahibi ise, hakkında gümrük kaçakçılığı, madenlerinde ölümlü kazalara sebep olmak dahil çok sayıda suçlama ve yargılama olan ve Sabetayist Caner Taslaman’ı, Müslümanların itikadını darbeleyip dursun, hadis inkarcılığı hakim olsun, mezhepsizlik fitnesi yayılsın, akılcı sapkın bir İslam inancı hakim olsun diye, sahibi olduğu diğer kanal Haber Türk’te Sabetayist Cansu Canan Özgen’in programına, bu milletten yükselen çığ gibi tepkilere rağmen inatla ve keyifle çıkartan Sabetayist Turgay Ciner’dir.

Sabetayist Adıtürk’ü (sözde Atatürk’ü) deşifre ettik diye bizi sürmanşetinden bütün Türkiye’ye, kasten açık isim ve soy isim vererek hedef gösteren de Gazete Haber Türk paçavrasıdır. Buna rağmen, bin türlü somut delil ve kaynak ile yaptığımız o yayınlardan dolayı yapılan o yargılamadan beraat ettiğimizi yazamayan, haber yapamayan da onlardır.
Pelin Batu’yu yeni duymuş olabilirsiniz. Başlangıç bilgisi için şuraya bakabilirsiniz: 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi