Etiket arşivi: Malezya

Beyhude işler


Malezya Kralı Türkiye’ye en çok da Sabiha Gökçen Hava Limanı için geliyor ama boşa geliyor.

Sabiha Gökçen Hava Limanı da alanın elinde kalır. Zan edildiği gibi kazandırmaz, aksine uzun vadede çok büyük kaybettirir. Hatta bir de resmi/hukuki sıkıntıları bitmek bilmez. Türkiye’de çok kısa süre sonra hava limanları üzerinden hiçbir türlü kara para ve kaçakçılık işleri de yapılamayacak. Bunu da değerlendirmek gerekir.

Sabiha Gökçen Hava Limanı’nı sahiplenmeye, elde tutmaya çalışmak, Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi kapsamında yapılmak istenen ve her türlü kara para işlerinde kullanılmak istenecek limanı elde tutmaya çalışmak kadar beyhude bir iş… Bu türlü planların hepsi baştan bozuluyor, bozulacak. Kasıtlı bir şekilde her yönden dibe vurdurulmuş olan Türkiye, çok çok kısa süre sonra gerçek bir hukuk devleti olacak. Zira hızlıca ve sert bir şekilde dibe vuran şey, ister istemez yukarı zıplar. Haddi aşan bir şey, zıddına döner. Türkiye’deki zulümler, haksızlıklar, hırsızlıklar, peşkeşler, devlet terörü de iyice haddini aştı.

Türkiye’de ve Türkiye ile beraber hareket eden ülkelerde, hava yoluyla yolcu taşımacılığı, en çok da hava yoluyla kargoculuk hızlı bir düşüş yaşayacak. Ankebut Ağı’nın yakın gelecek tahminleri de planları da tutmayacak. Yine İstanbul’un, yine Mfs’nin dediği olacak. Uçaklar ve hava limanları, öncelikli olarak tercih edilmeyen, çokça zaruret olursa tercih edilen, aşırı pahalı sistemler/araçlar olacaklar. O yeni İstanbul hava limanı bile kısa sürede kullanılmaz olacak. Çok sayıda resmi/hukuki sorunları olacak. Dünya genelinde konu edilecek yargılamaların konusu da olacak. Hava limanlarına duyulan ihtiyaç hızla azalırken, bir yandan da zaten teknik yetersizliği, malzemeden ve işçilikten hep çalınmış olması, yerinin yanlış seçilmiş olması, projesindeki vahim kusurlar gibi sebeplerle de kullanılmaz olacak. Önümüzde zaten gıda ve içilebilir su kriziyle birlikte yakıt/enerji ve yedek parça krizi de var. Uçakları olup da uçak yakıtını bulamayanlar ya da fahiş fiyattan bulup satın alamayanlar, yedek parçaları bulamayanlar ya da fahiş fiyattan satın almak zorunda kalanlar da çok olacaklar. İnsanlar da zaten uçak biletlerine fazlaca para ödeyemez olacaklar. Ve neden ödesinler, uçaklardan çok daha ucuza gelen ve uçakların hızına çok yaklaşmış olan ve kaza riski uçaklardan çok çok ama çok daha az olup konforu uçaklardan çok yüksek olan alternatifleri olacak insanların… Hızlıca değişecek bu dünya…

Yeni İstanbul Havalimanı’nın arazisine ve üzerindeki menkul ya da gayr-i menkul her şeye, kamu zararının tazmin edilmesi adına tamamen el konulacaktır. Hatta bu projelerde çalışmış, bir yerinde iş almış bütün şirketlerin bütün varlıklarına ihtiyaten el konulacaktır. Bu işin içindeki herkesin canı yakılacak ve kamu yararı üstün tutulacaktır. Bir süre sonra da el konulan her şey, her kese açık bir açık artırma ile ve peşin paraya satılarak, elde edilen gelir hazineye aktarılacaktır. Değerlendirmek isteyen olursa, yeni İstanbul hava limanının sadece arazisini başka iş sahalarında kullanmaya değerlendirir, başka bir işe yaramaz orası…

Sabiha Gökçen Havalimanına da devlet tarafından tamamen el konulacak, bütün sözleşmeler, anlaşmalar, satışlar, kiralamalar geçersiz/hükümsüz görülecek. Daha yargılamalar devam ediyorken bile sadece askeri maksatlarla kullanılan bir havalimanına dönüştürülecektir. Askeri maksatlarla da uzun süre hava limanı olarak kullanılmasına ihtimal vermiyorum.

Türkiye’nin saçma sapan hukuk sistemi de idari sistemi de bir anda değiştirilecek. Mevcut hukuk sistemine, siyasi sisteme, hain siyasetçilere ve en çok da kara paracı hain masonlara aldanmadan ve güvenmeden, bütün taraflar, Türkiye’de iplerin daha şimdiden kimin elinde olduğunu bilerek, ona göre adımlarını atmalı. Sonra İstanbul kimsenin ne dediğine bakmayacak, yapması gerekeni yapacak. Karşısında bu hususlarda dikleşmeye çalışan taraflara ve ülkelere daha da çok kaybettirecek. Şu Malezya halkı da sözde Krallarından artık kurtulmalı. Başka ülkelerin ve en çok da dünyayı fesada vermiş sistemin perde arkasındaki lideri olan İngiltere Kraliçesinin kara para işlerine, karanlık ve kanlı işlerine taşeronluk yapan bir sözde kral, Müslüman ve kardeş Malezya halkının artık başında durmamalı, duramamalı.

Sabiha Gökçen melesinden bir kriz çıkartarak Türkiye’de olduğu gibi Malezya’da da Ankebut Ağının planlarını ve sistemini bozmak çok kolay iş. Yeter ki Malezya’daki kardeşlerimiz, öncelikle de oradaki etkili ve yetkili kardeşlerimiz bir ses versinler.

Türkiye’de inşaat, ulaşım, enerji, ziraat, hayvancılık, bilişim, iletişim başta olmak üzere her sahaya/sektöre bundan sonra İstanbul yön veriyor, verecek. Hiçbir taraf, çoktan hükmünü kaybetmiş limon kolonyası misali olmuş o İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in olmadık planlarına piyon olmasın. Krallar da olmasınlar, veliahtlar da olmasınlar, subaylar da iş adamları da olmasınlar. Zira İstanbul, kraliçeye piyon olmaya devam edenleri grup grup ve hızla oyundan düşürmeye devam edecek. Bu beyhude işler bırakılmalı, ABD’yi tam olarak karıştırdığımızda kimlerin işleri devam edecek, alacağımızı iddia ettiğim topraklarımızı sıra sıra alırken kimlerin işleri devam edecek, şimdiden İstanbul ile bunların anlaşmaları yapılmalı. Hala Ankara hükumeti ile, hala Türkiye’deki mason üstatları ile bu işleri çevirebileceğini düşününler, ayakta iken rüya görenlerdir.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Geri kalmış ülkeler neden hep İslam ülkeleri?

Neden hep Müslüman ülkeler ya da bölgeler açlık, sefalet ve geri kalmışlık içinde?

Soru: Dünyanın en değerli topraklarını Allah Müslümanlara vermiş. Çölü vermişse de altına petrolü koymuş, petrolü yoksa her türlü bitkinin yetiştiği topraklar vermiş. Madem her sorulduğunda “Elhamdülillah Müslümanız.” diyoruz da, bu kıtlık bu sefaleti neden sadece Müslümanlar ve İslam ülkeleri yaşıyor?

Cevap: Dünyanın en fakir ülkesi Habeşistan yani günümüzdeki adı ile Etiyopya’dır. En kadim/köklü Hristiyan ülkesidir Etiyopya. Meşhur Necaşi’nin ülkesidir. Yine dünyanın dört bir tarafında sefil ve fakir bir yere dönüşmüş yerler hep Müslüman halkların diyarları değildir. Aç, sefil, perişan olanların hep Müslüman halklar ve bölgeler olduğu iddiası gülünesi bir uydurmadır. Bir kimsenin böyle bir iddiada bulunabilmesi için kör kütük cahil olması ya da her şeyi doğru bilse de böyle yalanlar yazacak-söyleyecek kadar ahlaktan ve samimiyetten uzak olması gerekir. Kuzey Kore nükleer silahlara sahip aç bir ülkedir ve İslam’la alakası da yoktur. Dünya nüfusunun ciddi bir kısmını oluşturan Çin’de insanlar daha düne kadar aç ve bî-ilaçtı. Yeni yeni toparlanan ülkede hala çok yüksek sayıda insan sefalet hayatı yaşıyor.

Dünyanın en fakir ülkesi Etiyopya’da eğitim ve öğretim gören çocuklar. Çok şanslılar. Zira ülkelerinin gerçekte ne halde olduğunu, ne kadar dibe vurmuş olduğunu gösterir fotoğrafları, buraya alıntılamaya haya ettik.

Dünyanın nüfusunun yine ciddi bir kısmını oluşturan Hindistan’da seçkin bir azınlık gayet iyi şartlarda yaşarken, bir milyara yakın Hindistanlı şehirleşmeden uzak, çok kısıtlı imkanlarla adeta aç sefil yaşıyor. Hindistan 1858’den bu yana Müslümanların kontrolünde değil. İngilizlerin ve Hinduların kontrolünde.

Müslümanların, özellikle müslüman Türklerin kontrolünde kaldığı toplamda yaklaşık dokuz yüz sene boyunca şu andaki gibi korkunç bir manzara, sefalet, cehalet, geri kalmışlık görülmüş değildir. Zaten şu an itibari ile Türkiye de dahil, dünya üzerinde hiçbir İslam devleti bulunmamaktadır. Halkının bir kısmı müslüman olan devletler bulunmaktadır. İslam hukukunu, İslami eğitim ve öğretimin, bütünüyle İslami kaidelerin bilinip yaşandığı gerçek bir İslam devleti son 150 senedir yoktur. Osmanlı’nın bile son dönemleri bir İslami idare değildir. Bunun sebebi de aşağıda yine temas edeceğim gibi sömürgeci Batıdır. Birçok ülkeyi ve milleti, içlerine sızdırdıkları iyi eğitilmiş casusları ile, alim görünen, kanaat önderi görünen, devlet adamı görünen casusları ile İslam’dan uzaklaştırdılar. İslam devleti denilince ya da şeriat devleti denilince akla ilk gelen ülkelerden Suudi Arabistan’da bile gerçek bir şeriat idaresi ve İslami yaşam yok. Üstelik bir de İslam’ın bozuk bir yorumu ve bozuk bir mezhep olan Vehhabilik var ki, Vehhabilik dahil bütün bu manzara İngilizlerin eseri. Suudi aşiretine kurulan Suudi Arabistan, halen İngilere ve ABD’nin nüfuzunda peyk bir devlet. Bir İslam devleti olmaktan çok uzakta.

Yine Asya’nın İslam’la alakası olmayan bir çok ülkesi aynı durumda. Güneydoğu Asya’daki Sosyalit Vietnam Cumhuriyetin’de, ülkenin belli başlı yerlerinin haricinde, insanlar çok zor hayat şartlarında yaşıyorlar. Yine bir Güneydoğu Asya ülkesi olan, 6 milyon nüfuslu Laos, dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biridir ve İslam’la alakası olmayan bir ülkedir. Tay halklarından bir kolun ülkesidir. Bu ülkelerin yakın çevrelerinde pek çok halkı müslüman ülke vardır ki halleri çok çok iyidir.

Resmi dini Theravada Budizmi olan 15 milyon nüfuslu bir başka Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya, sefilleri oynayan bir ülkedir. Dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biridir. Ülke acınası bir haldedir ve halkın yüzde doksan beşi Budisttir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın “En az gelişmiş ülkeler” kategorisinde listelediği, 50 milyon nüfusa sahip Myanmar’da ortalama satın alma gücü günde 1 dolardır. Ülkede şiddet, mafya, eşkıyalık, kara borsa, haksızlık, hukuksuzluk hakimdir. Geçim inanılmaz zordur. Ülke sadece ekonomi değil, her yönden aşırı geri kalmış durumdadır ve nüfusunun sadece yüzde dördü Müslümandır. Yüzde seksen dokuzu Budisttir. Şimdi Asya’ya ara verip Ortadoğu’da Devletü’l-İmâretü’l-Arabiyyetü’l-Muttehîde’ye, yani bizim bildiğimiz adı ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)ne bir göz atsak, sorduğun sorudan haya edersin. Nüfusun yüzde doksan altısı müslüman olan ülkede, bahsettiğin petrol geliri vardır ve kişi başına düşen milli gelir 46.850 dolardır. Ülke her anlamda gelişmiştir. Sanayileşme, şehirleşme, belediyeleşme, eğitim, ticaret açılarından gayet iyi durumdadır. Okuma yazma bilenlerin oranı yüzde yüzdür.

Şimdi resmi dini İslam olan 28 milyon nüfuslu bir Güneydoğu Asya ülkesine, Malezya’ya geçelim. Nüfusun yüzde elli beşi Müslüman olan Malezya Güneydoğu Asya ülkeleri içerisinde yıllık kalkınma oranı en fazla olan ülkelerden biridir. Sanayi bakımından gelişmiştir. İşsizlik oranı yüzde yedidir. Ekonomik açıdan kendi kendine yeterlidir. Enflasyonu düşük, güçlü bir sermaye yatırımına sâhip ekonomisi, sürekli gelişme içerisindedir. Eğitim kalitesi gayet yüksektir. Gayet medenice yaşanan bir ülkedir Malezya…

Şimdi tekrar bir Güney Asya ülkesine gidelim. Nüfusunun sadece yüzde üçü Müslüman olan, geri kalanı Hindu ve Budist olan Nepal’e… Nepal, kalkınmışlık sıralamasında en alt sıralarda yer alan bir ülkedir. Halkın nerede ise tamamına yakını, en ilkel tekniklerle tarımla meşgul olup aç karnını doyurmaya çalışır. Geri kalan yönlerini ne sen sor ne de ben yazayım. Toplumsal yapı o kadar seviyesiz, yaşam şekli insanlıktan o kadar uzaklaşıp o derece çirkinleşmiş ve iğrençleşilmiş ki nihayet helak edilen geçmiş kavimler misali, Nepal de devasa bir depremle yerle bir oldu. Yüz binlerce bina çöküp yıkıldı. Ortalık biraz temizlendi. Biliyor musun, ufak ufak gayret edip dünyanın en fakir ülkeleri listesinden henüz çıkabilmiş ama halen iyi bir yere gelememiş Sri Lanka’da nüfusun sadece yüzde yedisi Müslümandır ve yüzde yetmiş çoğunluk Budistlerdedir. Malumun geri kalmışlık sadece maddi imkanlarla ölçülmez.

1. Ekonomik göstergeler

2. Eğitim seviyesi ve kalitesi

3. Sağlık hizmetleri4. Beslenme imkanları

5. Barınma hizmetleri

6. İç göç ve dışarıya göç durumu.

7. Ahlaki durum. Medeni seviyedeki kalite.

8- Adalet ve kolluk sisteminin kalitesi ve bu sayede insanlarının gerçekten huzur ve güvenlik içinde olup olmadığı

9- Sanat, kültür faaliyetlerinin sayısı ve kalitesi

Bütün bunlar ve daha da fazlası aslında bir ülkenin kalkınmışlığını ölçerken göz ardı edilmemesi gereken hususlardır. Bu hatırlatmadan da sonra, daha fazla tek tek listeleyerek örneklendirmeye lüzum görmüyorum. Asya’da ve Ortadoğu’da, ülkemizde oluşturulan genel kabullenişin aksine, çok sayıda, çok geri kalmış ve her anlamda (yukarıdaki bütün değerlendirme kriterleri açısından bakıldığında) acınası halde olan çok sayıda ülke ve millet vardır ve bunların İslam’la bir bağı yoktur.

Ya Batı ülkeleri?

Batı’ya bakarsak, an itibari ile ABD’de 45 milyon ABD vatandaşı insan evsiz ya da yardıma muhtaç yaşıyor. Bunlara ABD devleti her gün yemek ve sağlık desteği vermese perişan olup ölüp gidecekler. Açlıktan ölmemek için hırsızlık, gasp ve darp gibi adi suçları işlemesinler diye ABD bu kadar yükü sırtlanıyor daha doğrusu sırtlanmaya çalışıyor ve böylesine yüksek sayıdaki insana sürekli olarak sosyal yardım yapıyor, yapmaya çalışıyor. Oysa biliniyor ki ABD, bozuk idari ve eğitim sistemi, aşırı düşük yaşam kalitesi, aşırı cahil vatandaşı ve aşırı yüksek suç oranı ile toplumsal olarak iyice dip yaptığı gibi devlet gücünü de iyice kaybediyor. Zaten fiilen çökmüş ama bu durum ilan edilmemiş ABD, maddi gücü iyice azaldığından, yakın tarihte sel ve fırtına ile yıkılan ve korkunç bir manzaraya dönüşen bir eyaletine federal bir yardımda bulunmadı ve o eyaletteki Amerikan vatandaşları hayatta kalmak için hastahanedeki ölüleri ve ölümcül yaralıları bile yediler. Sağlıklı bir insanın duyunca inanmak istemeyeceği boyuttaki açlık, yokluk ve canavarlık ABD’de yaşandı, yaşanıyor. Suriye’de değil. Afrika’daki yamyamlar arasında da değil…

Şimdi nerede kaldı kalkınmışlık?

ABD’nin hemen her eyaletinde, sokak ya da cadde köşesinde yatan, çöplerden beslenen insanlar mevcut. Ahlaki ve dünyevi-fenni ilimler sahasındaki eğitim taban yapmış durumda. Hâlâ on binlerce evde tuvalet yok. Tuvalet kültürü yok. Devlet, yıkılışı önlemek için durmadan karşılıksız para basıyor ve ekonomide nakit sıkıntısı olmasın diye her türlü kara paraya göz yumuyor. Bu kadar sefil, bu kadar rezil bir manzaraya rağmen film endüstirisi ile bütün dünyaya bambaşka bir ABD imajı çiziliyor. Herkes Amerikan Rüyası’nı gerçek zan ediyor. Sokaklarda yaşayan yaklaşık 45 milyon ABD’liden sonra, geriye kalan yaklaşık 270 milyon ABD vatandaşı da öyle çok müreffeh bir hayat mı yaşıyor? Hayır, son yıllarda onların da ciddi bir kısmı dar gelirli. Zira ABD “geri kalmış İslam ülkesi” olarak bildiğin pek çok ülkeyi eskisi gibi sömüremiyor.

Avrupa ülkeleri de öyle…

Eskiden sömürge yaptıkları devletler, artık sömürgeleri değil ve başkalarının sırtından maddi anlamda rahat bir hayat yaşamaya alışmış Avrupalı, feci bir halde.Avrupa ülkelerinin en önde gelenlerinin bile insanları aç yatıyor. İspanya, Fransa ve Almanya bile çoktan iflas etmiş durumdalar. Alman ordusu eğitim sırasında askerlerine gerçek silah veremiyor. Tahta parçaları ile talim yapıyor Alman askerleri. Alman aileler Norveç’e temizlik işçisi olarak gidiyor. Tıpkı bir zamanlar biz Türklerin Almanya’ya gittiği gibi… Açlık ve sefalet gizlenmek istense de öyle bir boyuta ulaştı ki Merkel televizyonlardan Almanlara seslenip “Avrupa Birliği ülkeleri arasında seyahat özgürlüğünüz var. Diğer ülkelere gidin, oralara yerleşin, oralarda çalışın” diyerek”Başka çareniz yok, gidin de bir yol bulup aç kalmayın” mesajı vermek zorunda kaldı.

Ya Müslüman bölgelerin tam ortasına bir çıban gibi yerleştirilen sembolik devlet İsrail? Şu kadar güçlü, bu kadar zengin, şu kadar teknoloji var diye anlatılıp durulan İsrail de şu anda aç ve sefil. Altı milyon nüfuslu İsrail’de iki milyon kişi Filistin’li.. Yani Yahudi değil. Geriye 4 milyon İsrailli kalıyor ve bunların 1.7 milyonu, yani yaklaşık yarısı sokaklara dökülüp günlerce gösteri yaptılar. Hep bir ağızdan “Açız” diye feryat ettiler. İdareciler bunlara bin türlü sözler vererek gösterileri durdurdular. Şimdi ise aç ve sefil hale düşürdükleri, terör, iç savaş ve savaş çıkartarak geri bıraktıkları bölgelerden yani sorunda ismini yazmadığın bazı sözde İslam ülkelerinden yüz binlerce kişinin organlarını çalarak, yüz binle genç kızı fuhuş bataklığına katmak için kaçırarak kazandıkları paralarla bu göstermelik devletlerini ayakta tutma derdindeler. İşte bu kadar medeni(!) ve gelişmişler(!) Yine de an itibari ile dünyaya yayılmış bürokratlarının, elçilerinin bile maaşlarını düzenli ödeyemeyen, bunların masraflarını karşılamayacak kadar çökük, bitik bir İsrail var.

Her şeyden önemlisi ise, dünyanın dört bir tarafındaki Müslüman halklar bu Batılılar tarafından sömürülerek, zenginlikleri Batı ülkelerine aktarıldı. Bunun için bazı Müslüman halklar perişan halde, hatta haksızlık yok, bunun için yukarıda tek tek listelediğim bazı Budist ülkeler bu halde. Batı alemi Budistleri de Müslümanlar kadar sömürüp geri bıraktı. İnsanlar kendi ülkelerinin madenlerini, petrolünü, tarım ürünlerini kıymetlendiremediler. Sömürge oldular, kalkınmaları için gerekenden kat kat fazla çabaladılar ama onlar çabaladı, başta İngilizler olmak üzere Batılı milletler zengin ve senin tabirin ile gelişmiş ülke oldular. Şimdi ise halen devam ettirdikleri sömürgeci zihniyetlerine rağmen, bu insanlık dışı sömürgeci dış politikalarına rağmen Batı ülkeleri (Hristiyanlar ve Yahudiler) bu kadar bataktalar. Ayrıca Afrika kıtasının sorunlu bir çok bölgesi, Müslümanların hakim olduğu bölgeler de değiller.

Bunları zihniyetini ve zararlarını iyice anlamak için Batı ülkelerinin örtülü işgallerinden önce Irak’ın ve Suriye’nin halini bilmek gerekir. Dünyanın onlarca ülkesine nispeten gayet iyiydiler. Tamamen sömürgeci zihniyetle ama tamamen aldatıcı bir yüzle geliştirilen Arap Baharı ile Batılılar ve onları oynatan Siyonistler her yeri perişan etmeden önce Suriye bütün borçlarını kapatmak üzere idi. İki yeni teknoloji kenti kuruluyordu. Özgürlükler artırılmıştı. Kimse dininden ya da mezhebinden dolayı baskı görmüyor ve kimse mülteci olup yollara düşmüyordu. Bu hale geldi ise bu da kendilerini medeni, zengin, varlıklı, adil ve gelişmiş gösterip Müslümanları sefil, aç, cahil göstermek isteyen Batı ülkelerinin kan emiciliği yüzünden geldi.

Yine Libya’da elektrik, su, gaz hep ücretsizdi. Maaşlar gayet iyiydi. Hemen herkesin evi vardı. Geçtik sokaklarda dilencilerin olmasını, nerede ise ev sahibi olmayan kimse kalmamıştı. Öyle ki hep biz Türkiye’liler Libaya’ya işçi gönderirdik. Yaşında genç ama yine duymuşsundur Libya’ya adeta koşa koşa işçilik yapmaya giden vatandaşlarımızı. Arap Baharı kılıfları ile yangın yerine dönüştürülüp bütün kaynakları Batılılar tarafından yeniden sömürülmeye başlanınca, oralar yaşanmaz yere dönünce de can havliyle nasıl kaçıp döndüklerini. Bu işçilerimiz de gayet iyi paralar kazanırlardı. Batı Libya’ya “demokrasi” getirdikten sonra herkes aç ve yardıma muhtaç. Aslında soruna ciltlerce kitap hacminde bilgi sunumu ile cevap verilebilir ama zan ederim ki bu kadar misal yeter, anlamak isteyenlere.

Şimdi biz elhamdülillah Müslümanız, Müslüman milletleri özellikle son bir buçuk asırdır sömürüp duran ama şu son bir kaç on yıldır istediği gibi sömüremediğinden 3. Dünya Savaşını fiilen başlatmış ve hırsından gözünü kan bürümüş olan ve bunu da yalan dolan propagandalar ile gizlemeye çalışan o Batılılara sor bakalım, onlar ne imiş?

Not: En kısa zamanda, gelişmiş(!) Batı ülkelerinin sömürgeci tarihini, tamamen objektif ve kanıtlarla anlatan eserleri okumalısın.

Mehmet Fahri Sertkaya