Etiket arşivi: Kripto Ermeniler

Eriyorlar

Görüldüğü üzere Rusya-Ukrayna merkezli olarak sürdürülen danışıklı dövüşler, İstanbul’un tam zamanında ve yerinde yaptığı müdahalelerle büyük bir hızla çökmeye devam ediyor. Lakin birileri Türkiye-Yunanistan danışıklı dövüşünü başlatmaya çalışırken, birileri de her yerde üçüncü dünya savaşı tartışmasını ve beklentisini devam ettirmek istiyor.

Üçüncü dünya savaşına biraz daha var. O savaşı ben başlatacağım ve ben bitireceğim ve benim liderliğimdeki devletler grubu galip gelecek. Londra merkezli sistemin artık bir dünya savaşı başlatabilecek gücü bile yok. Daha önce açıkça ifade ettiğim gibi, üçüncü dünya savaşı denemesi başlatabilir, iyice rezil olur ve ben “olur” vermedikçe gerçek bir üçüncü dünya savaşı yine de çıkmaz.

Türkiye-Yunanistan suni gündeminden nasıl da büyük bir hızla çıkılıyorsa, gereksiz ve suni üçüncü dünya savaşı gündeminden de aynı hızla çıkılmalı.

Bizim büyük krizlere ihtiyacımız yok. Londra’nın var. ABD’nin var. AB’nin var. Bu güne kadar kan emerek şişmiş ve güya güçlenmiş o zavallı devletlerin ve devletçiklerin var… Zaman bizim değil, onların aleyhine işliyor. Benzetmek gerekirse, güneş altına konmuş buz misali eriyor, yok oluyorlar.

Birden aklıma düştü de buralarda ŞİÖ’den artık fazlaca bahsedilmiyor?

Bazıları “Bunlar doğum sancıları, bunlar olacak ve sonrası iyi olacak” diyor ama bunlar herkes için doğum sancıları değil. Aksine bu sancılar onlar için yani Türk ve Müslüman rolü oynayarak asırlardır Türklere her türlü ihanetleri yapmış kripto kesimler için ölüm sancıları… Onların hikayeleri burada bitecek. Onlardan bazılarının, hala inanamasalar da batının çöktüğünü ve iyice de çökeceğini kabullenip sonra da Türkiye’yi bu defa Çin’in ilan edilmemiş sömürgesi yapmaya kalkmaları, tahammül edilesi şey değil. Hala “Bir kuşak bir yol” denilen çökertilmiş projeyi övmeleri ve baş tacı etmeleri, tahammül edilebilir bir şey değil. O projeyi de geçelim, Çin bile çöktü ve bunu bu milletten gizlemek yeni bir ihanetten başka bir şey değil. Türkiye bir kafesten kurtulup başka bir kafese girmeyecek. Buna mani olmak için gerekiyorsa bütün kriptolar kısa sürede mezara girecek. Herkes nerede ne konuştuğuna, şu kritik anda nasıl yönlendirmeler yaptığına dikkat edecek.

Evet, dünyanın batısı da doğusu da çöktü. Bizim topraklarımızda bizden görüne görüne bu güne kadar batı alemine kulluk eden kriptolar, bir boşlukta kaldılar. Artık onları karşımızda güçlendirebilecek devletler, liderler, dengeler yok. İstanbul, dünyanın malum düzenine son darbeleri vuruyorken, tasmasını tutacak bir taraf arayan kriptolar bilsinler ki İstanbul bu defa onların tasmalarını mezar taşlarına bağlayacak.

Ayrıca, malum kripto çevrelerin, Tayyip’ten sonrası için bir hükumet, bir lider arayışına girmeleri de boşuna… Hatta bu maksatla Binali Yıldırım’ın üzerine oynayanlara kadar bütün taraflar boşuna uğraşıyorlar. Bundan sonra bu ülkede bir daha hiç seçim olmayabilir. Ya da bir kere daha seçim olacaksa da malum ihanet odaklarının hiçbiri siyasetteki piyonlarını aday bile yapamazlar.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Bir Süleymanlı, cemaatin gerçek yüzünü anlatıyor | Dünyayı sarsacak gerçekler

Kemal Kacar aslında kimdi, neye, kimlere hizmet etti

Kemal Kacar’ın firari eşi

Kemal Kacar dilsiz şeytanlardan mı

Öldüğü halde kalbi atmaya devam eden Hüseyin Bakır meselesi

Cemaat içindeki cinayetler, tacizler, tecavüzler, satanist ayinleri, yeraltı tünelleri, evrakta sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçları ve daha neler neler

Arif Ahmet Denizolgun’un gerçek yüzü ve Mustafa Reşid Paşa

Masonlarla Süleymancılar arasındaki bağlantılar

Cemaatte toplanan paraların akıbeti

Cemaat içinde eskiden beri neden ahlaksızlar, dolandırıcılar, alçaklar el üstünde tutuldular

Cemaat alet edilerek yapılan türlü kara para işleri

Türkiye darül harp ise cemaat neden buna göre yönlendirilmedi

Nazlı Ilıcak ve Tercüman Gazetesi

Süleymanlılar cemaatinde toplanan paraları hangi mekanizma denetliyor

Kurban bayramlarında herkesin kurbanı gerçekten kesiliyor mu

Süleymanlılar cemaatindeki kara paracı ve gizli servislerle bağlantılı bölge idarecileri

Gerçek Süleymanlılar, Süleymanlılar cemaatinden neden hep uzaklaştırılmak isteniyor

Cemaatin yurtlarında öldürülen hocalar

Cemaatte sosyal medya neden yasak

Tansu Çiller’e bu sorular sorulacak mı açıklamalar yapacak mı ya da yargılanacak mı

Seyfettin Alkan, Behlül Karak, Zeki Çalışkan ve benzerleri konuşacaklar mı ya da yargılanacaklar mı

Hocaların hediyeleri aylarca neden verilmiyor

Talebe bulunamayan şu zamanda neden yeni yeni kurslar yapılıyor

Fazilet Takvimi uygulaması neden ücretli

Ezber bozan Akademi’den yol nerelere çıkıyor

  • Her türlü kara para işlerinde faaliyette olan gizli Yahudi Suç işleri bakanı Solomon Soysuz’a çıkıyor.
  • Bir mafya anası olan, organ ve insan kaçakçılığına kadar her şeytani işi yapan gizli Yahudi Meral Akşener’e ve İYİ Parti denilen organize suç, terör ve ihanet örgütüne çıkıyor. “Susurluk”a da yol çıkıyor.
  • Çok sayıda millet vekili ile bakana, çok sayıda eski millet vekilleri ile bakanlara çıkıyor. Mason tarikatının çok sayıda mensubuna çıkıyor.
  • Fuhuş başta olmak üzere her türlü kara para ve ayrıca ihanet işlerinde faaliyet gösteren, mason ve gizli Yahudi Adnan Oktar’ın lider gösterildiği, en tepede İsrailli Sanhedrin hahamlarının yönettiği organize suç, terör ve ihanet örgütüne çıkıyor. Kamuoyunda bilinen adıyla “Adnan hoca tarikatı”na ve yine mason tarikatına çıkıyor.
  • Sezen Aksu’dan, Acun Ilıcalı’dan, Şeyma Subaşı’dan, “trans birey” denilen ünlü kişilerden tutun da çok sayıda ünlü oyuncu, sanatçı, müzisyen, manken v.s. kişilere çıkıyor.
  • Mason tarikatına, satanist tarikatlara, misyoner tarikatlarına, ünlü kişilere kanca takıp onların her şeylerini yönlendirmek suretiyle milletin dini, milli, ahlaki değerlerine savaş açmış irili ufaklı tarikatlara çıkıyor.
  • Türkiye’nin, ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in, Avrupa ülkelerinin hatta birkaç koldan da Rusya ile Çin’in gizli servislerine ve Türkiye’deki sözde büyük elçiliklerine çıkıyor. Çok sayıda gizli servisle, onların kontrolündeki terör, fuhuş, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, şantaj, ihanet, casusluk ve cinayet çetelerine çıkıyor.
  • Türkiye’deki sözde “Türk”, özde gizli Yahudi ve gizli Ermeni basın ve medya örgütlerine çıkıyor. Tıka basa çift kimlikli omurgasız vatan hainleriyle dolu olan CNN Türk’e, Haber Türk’e ve benzerlerine çıkıyor.
  • Yabancı ülkelerin “derin odaklarından” ve gizli servislerinden aldıkları talimatlar icabı bir an evvel Türk erkeklerini ibneleştirmek için faaliyet gösteren, bu maksatla kendilerine verilen paraların bir kısmını ibneleştirme ve cinsiyet değiştirme faaliyeti kapsamında dağıtan kişilere çıkıyor. Sosyal mecralarda “uygun” gördükleri genç erkeklerle tanışarak “Seni trans yapalım, cinsiyetini değiştir. Bütün masrafları bizden. Şu kadar da para, arkası da gelecek” diyen ahlak ve insanlık düşmanı satanist örgütlere çıkıyor.
  • “Kadın haklarını savundukları” iddiasıyla faaliyet gösteren, yine malum devletlerden, gizli servislerden ve mason tarikatından talimatlar alan, paralar alan, eğitimler alan ve milletin huzurunu bozmaya, aile kurumunu yıkmaya çabalayan suç örgütlerine, sözde STK’lere çıkıyor.
  • Çeşitli insanlık dışı hilelerle, tuzaklarla ellerine düşürdükleri genç kızlara ve kadınlara zorla fuhuş yaptıran hatta bunların bir kısmını başka ülkelere gönderen suç örgütlerine çıkıyor. Küçük kız ve erkek çocuklarını kaçırarak satan ya da zorlayarak fuhuş yaptıran sübyancı çetelerine çıkıyor.
  • Sabahtan akşama kadar Türk ve Müslüman rolü oynayarak bir yandan da devlete, millete, bütün insanlığa zarar verecek faaliyetler, sinsilikler, ihanetler yaptıktan sonra, akşamları ya da geceleri gizlice toplanarak satanist ayinleri yapan, bu ayinlerde hayvanları ve insanları acımasızca parçalayan ve insan kanı da içen ünlü ya da ünsüz çok sayıda kişiye çıkıyor. Aralarında her meslekten, her kurumdan, her faaliyet sahasından kişiler var. Emniyet amirleri, istihbaratçılar, savcılar, hakimler de var.
  • Gerçek sahibi CIA olan o meşhur sosyal mecralarda ve Youtube’da faaliyet gösteren, kendilerini Türk ve Müslüman olarak gösteren ama her gün türlü türlü yollarla nüfuz casusluğu yapan, Türk milletini başka devletlerin, gizli servislerin, terör örgütlerinin, mafyaların ve mason tarikatının menfaatine olacak şekilde kandıran, dolduran, yönlendiren ya da fikirlerini, inançlarını baskı altına alan kişilere, suç teşkilatlarına çıkıyor.
  • Ayta Sözeri diye bilinen kripto ve namussuz herife de çıkıyor. Sadece bu herif konuşturulsa, sadece bu herif soruşturulsa bile işin arkasından fuhuş, fuhşa aracılık ve yer temin etme, zorla fuhuş, dayak-işkence başta olmak üzere türlü türlü insanlık dışı işleri ve ihanetleri organize şekilde yapan, bir an evvel bu milleti daha da acılar içinde, sorunlar içinde, maddi ve manevi felaketler içinde bırakmak isteyen suç ve ihanet örgütlerine çıkıyor. Oradan yine ABD’ye, yine Avrupa ülkelerine yine İsrail’e, yine İngiltere’ye çıkıyor.
  • Anlatmaya devam etsem, yazılı değil, sesli olarak onlarca saatte anlatıp özetleyebileceğim kadar insanlık dışı işler yapan, organize şekilde hareket eden, yurt içi ve yurt dışı kolları olan bir sisteme yani Ankebut Ağı’na çıkıyor.
  • Bu sistem, türlü türlü kara para işlerini, sadece mensuplarını zengin etmek, lüks içinde yaşatmak, bu yolla da her zaman bol bol mensup bulmak, para ile ayakta tutmaya çalıştıkları İsrail’i ve batı ülkelerini desteklemek için yapmıyor. Bu sistem, mümkün olan en kısa sürede bütün insanlığın dini, ruhi, cinsi yönlerden sapıtmasını, yoldan çıkmasını, Şeytan’a uymasını istiyor. Çünkü sistemin temelinde satanistlik var. İnsalığın tamamına düşmanlık var. İblis’e yaranmak, onun gözüne girmek, cinler alemine hizmet etmek var. İblis’in emirlerini yerine getirmek var.
  • İşte böyle şeytani bir sistemin, kendi içinde de farklı gruplar var. O gruplardan biri de Ezber bozan Akademi grubu… O Hakan Tunç bir konuşturulsa, TEM’in kameraları karşısında bildiklerini bir anlatsa, ABD Başkanı bay Biden ve başkan yardımcısı bay Kamala bile o koltuklarında duramazlar. Devletimiz, yapılması zaruri ve öncelikli olan operasyonu şu Hakan Tunç’tan ya da Hakan Yedican’dan başlatarak yapsa, sadece Türkiye’de değil, eş zamanlı olarak dünyanın onlarca ülkesinde de siyasi, adli ve askeri depremler olur. Her yer aylarca, yıllarca sarsılır. Dünya hızla başka bir dünyaya, insanca yaşanabilecek bir dünyaya döner. Meydana çıkan inanılmaz şeytanca işleri duydukça ruh sağlığı bozulan, travma geçiren yüz milyonlarca insan olur.
  • Bir pim var ya elimde, sadece bir pim… İşte o pim bu dünyayı o yöne döndürmeye yeter. Lakin bütün cihan, bütün alemler bir araya gelseler, Mfs’yi yolundan döndüremezler, korkutamazlar, caydıramazlar ve mfs’yi öldüremezler. Yakarsa bu dünyayı sadece Mfs yakar ve yakacak.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Eceli gelmiş

Eceli gelmiş köpek, cami duvarına işiyor. Baştan yazmıştım, Mine Şule Enhoş isimli şu kişi, şeytanın ete kemiğe bürünmüş hali gibi… İnsani hiçbir haslet, hiçbir hal yok onda. Bütün insanlık için zararlı bir ‘omurgasız’ bu kişi… Nizam-ı alem için katli vacip olan bir kişi. Aynı Konca Kuriş gibi…

Kaç tane ülkenin devlet başkanları, hükumetleri, orduları, özel harekat birlikleri, gizli servisleri, kara paracı holding patronları, mafyaları, basın ve yayın gücü, para gücü, ayrıca mason teşkilatının bağlantıları, ayrıca emniyet ve adalet sistemimiz içindeki bağlantıları ve bütünüyle Ankebut Ağı hakkımdan gelememiş… Kaç büyük devletin ittifakına karşı durmuş ve onlara neler neler yapmışım… Şu dünyada insanlık yeniden ayağa kalksın diye, şeytanlık ayaklar altına alınsın diye nelere sebep olmuşum ve hala oluyorum da hepsi yine de dut yemiş bülbül misali bir vaziyetteler… Benim hukuki sıkıntı yaşamamam için, bir daha alavere dalavere ile hukuki sıkıntı yaşayacak olsam tek Türkiye’yi değil, dünyayı kaosa sokacağım bilindiği için… Ortada korona oyunları da kalmadığı, o malum ülkelere restimi çekip koronaya son darbeyi de vurduğum ve korona oyunları bittiği halde… Açık ceza evine teslim olma süresi korona bahanesiyle kısa süre önce bir yıl daha uzatıldı. Evet, ortada korona yokken, tek seferde bir yıl daha…

Zaten “açık ceza evine gideceklere korona izni” hamlesi, sırf beni cezaevinden çıkartmak için yapıldı. Bir farenin köşeye sıkışması misali bütün sistemleri karşımda köşeye sıkışınca, beni ceza evinden çıkartmaya mecbur kaldılar. Çıkıp da yayın yapmaya başladığımın ilk vakitlerinde, takipçilerimin arasından bile bunu anlayanlar ve daha bana sormadan yorumlarda bunu yazanlar, tartışanlar çok oldu. Lakin bağlantıları olanlar ve neyin ne olduğunu içeriden duyanlar arasından bile bu gerçeği bildiği halde kabul etmek istemeyenler de çok oldu. Onların da hiç sesi çıkmadı, çıkamıyor. “Ben bu hale getirilmiş bir hukuk sistemini tanımıyorum, itaat etmiyorum. Kimse de tanımasın, itaat etmesin.” diye tekrarla yazalı, bilmem kaç yıl oldu. Şimdi, gerçek kimliğini gizleyerek İslam dinini ve Müslümanları ve öncelikle de Müslüman Türk kadınlarını dünyevi ve uhrevi felakete sürüklemek için çırpınıp duran şu omurgasız kişi, şu dişi insan şeytanı “ha” diyecek de işimi bitirecek, öyle mi? Arkasındaki ihanet odaklarının haricinde, her gün yaptığı büyülere de mi güveniyor acaba…

O Ezber Bozan TV kanalındakilerin istisnasız tamamı böyle pislik kişiler. Onlara “insan” diyen, insanlığa hakaret eder. Başta o Hakan Tunç, PKK’nin dağ kadrosundan inmiş bir eşkıya gibi… Zaten oraya kadar uzuyor onun da bağlantıları. Sıfatına bile bakılamıyor. İnsan demeye şahit lazım. Çıkmış meydana, Türk ve Müslüman rolü oynuyor. Elifi görse mertek zan edecek kadar cahil Mine Şule Enhoş kriptosunu da kullanarak olmayan “kadın peygamberler”i, güya delilleriyle anlatıyor. Hem de Müslümanlıkta en temel ve tartışmasız inanç esaslarından biri olan “geçmiş hak kitaplar tahrif oldular” esasını da aynı anlarda yaka yıka bunu anlatıyorlar. O muharref (tahrif olmuş, aslından bozulmuş) kitaplardan, o İblis’in yazdığı sahte Tevrat’tan, sahte İncil’den de güya kaynak buluyorlar. Bu Müslüman milleti tam can evinden vuruyorlar.

Yine, Hakan Yedican kriptosu çıkmış, büyük çoğunluğunu Akademi Dergisi’nden topladığı, kalanın büyük kısmını da yerli yabancı kaynaklardan derlediği ve ezber ettiği bilgilerin arasına “tahrif edici” kısımları da katıp katıştırarak anlatıyor. “Düşmüş melekler” varmış. En temel dini esaslarımızdan biridir ki meleklerde nefis yoktur, dişilik ve erkeklik de yoktur, emredileni yapmakta zorluk yaşamazlar ve asla itaatsizlik etmezler. Hangi Yahudinin, hangi Hristiyanın, gerçek kimliğini, itikadını ve maksadını gizleyerek müslümanlara bu denli “dip dalga” bir saldırı yapmasına müsaade edilebilir. Bu yapılanın neresi fikir, vicdan ve ifade hürriyetidir. Burası neresidir, Türkiye midir, İsrail midir…

İtikadı, dini, dava şuurunu en temelden bozmaya oynuyorlar. Devleti devlet yapan milleti, milleti millet yapan İslam dinini, en temelinden yıkmaya oynuyorlar. Sonra da kendilerine güller, çiçekler atılmasını mı bekliyorlar? Elbette kurşunlar atılacak. Hukuka, vicdana, milli güvenliğe uygun olan tavır budur. Dinimize uygun olan da budur ve böylelerinin katledilmeleri vaciptir. Evet, Allah’ın emridir, peygamberimizin emridir. Dağdaki eşkıyadan önce, cephedeki düşman askerlerinden önce, içteki böyle münafıkların ve hainlerin, böyle muzır kişilerin işleri bitirilir. Bunları katletmek de cephede düşman askeri öldürmek gibidir. Sevaptır, cihattır. Cinayet ya da suç değildir.

Devletin bekası da dinin muhafazası da bunu gerektirir. Geçenki yazımda anlattığım da buydu. Beş milyondan fazla şehit buralarda kuru toprak mücadelesi vermedi. Toprağı yani vatanı, devleti ayakta tutabilmek için muhafaza ettiler. Devleti de dinlerini muhafaza etmek, sonsuz saadetlerini muhafaza etmek için kanlarıyla, canlarıyla korudular. Üç tane, beş tane kripto serseri, eşkıya, kara paracı ve sıfatından zulmet akan insan şeytanları burada aleni şekilde dinimizi, milli birliğimizi ve devletimizi yıkma faaliyeti sergilesinler diye bu topraklara kanlarını dökmediler. Şimdi bu devletin en temel vazifesi, bu denli aleni bölücülüğe, yıkıcılığa, tahrip ediciliğe en sert tepkiyi en kısa zamanda vermesidir. Vermediği için vazife artık bize düşmüştür. Bunun anlaşılamayacak nesi var. Bunu anladığı halde söz konusu hainlere değil de bize karşı devletimizin kurumlarını ve gücünü kullanmaya kalkacak idari ve siyasi yetkili kişinin, kişilerin de hain olduğunu anlamayacak ne var. Mevzu budur, başka da bir şey değildir.

Hani nerede kanaldaki onlarca kişi? Biri bile neden dönüp “Sen kimsin, neler iddia ediyorsun, bunları nasıl yazabiliyorsun. Biz gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Süryani, gizli Ezidi, gizli Rum, gizli Mason falan değiliz. Bizim gizli gündemimiz, maksadımız, bağlantılarımız yok. Kara paracı değiliz, tarihi eser kaçakçısı değiliz. Aramızda astrolog çok, büyücü ve satanist hiç yok. Masonlarla bağlantılı değiliz. Terör örgütleri ile ve gizli servislerin adamlarıyla bağlantılı değiliz. Dini ve tarihi meselelerde kasten oyunlar ve tuzaklar kurmuyoruz.” diyemiyorlar. Güya müslümanlar, kanalda ağızlarından helal, haram, günah, sevap, hesap, ahiret ve benzeri en temel İslami kavramlar bile neredeyse duyulmuyor. Bunları bile, evet bu kadarını bile telaffuz etmemek için organize şekilde hususi bir gayret sergiliyorlar. Dile kolay, şu ümmetin bin dört yüz yıllık geçmişi var. İlimde zirve olan alimlerinin sayısı bile on binlerce… Velayet mertebesine yükselerek, en ileri seviyeye kadar sırları çözenlerin ve isimleri tarihe, kayıtlara geçenlerin sayısı bile on binlerce… Bütün yok etme teşebbüslerine rağmen hala elimizde olan muteber İslami eserlerin net sayısı belli değil. Bu ümmetin, bu devirde de muteber eser/kaynak sıkıntısı yok. Bu kişiler ve eserlerin hepsi aynı itikadı, aynı esasları anlattılar, öğrettiler. Bu kişiler hep aynı itikatla, aynı amelle yükseldiler. Nerede Ezber Bozan Tv kanalında söz konusu on binlerce kandilin, hakiki alimin, hakiki yol göstericinin isimleri, eserleri, izahları? Karanlıkları bozulmuş Tevrat, bozulmuş İncil, kimliğini gizleyen üç beş omurgasız vatan haini ve İslam düşmanı mı aydınlatacak? Söz konusu hakiki alimlerin hangisi “düşmüş meleklerden”, “kadın peygamberlerden” daha türlü sapkın inançlardan bahsettiler? Şu kanalda en meşhur peygamberlerimizden bahsedilirken bile isimleri sinsice bir faaliyetle batı kaynaklı, hristiyan ve yahudi kaynaklı isimlere çevrilmek, dönüştürülmek isteniyor. O kadar gemi azıya almışlar. Bu derece ahmakça, bu derece tahammül edilemez tarzda ihanet faaliyetleri sergileniyor. Yahu, şu ayak takımı, bir tek kendilerinde zeka olduğunu, Türkiye’deki herkesin tek hücreli amip olduğunu mu zan ediyor. Haydi onlar öyle zannediyorsa bile, onları oynatanlar, talimatlar verenler de mi aynı ahmaklık seviyesindeler?

Ellerinden gelse hemen şimdi bütün müslümanları reenkarnasyona inanan kişiler haline getirecekler. Oradan sonraki safhada ise hemen İblis’in istediği yöne, yani “Hesap, kitap, ceza falan yok. İstediğini yap, zaten simülasyonun içindesin. Gördüğün yaşadığın her şey bir hayal alemi.” ayarına yani bilinen adıyla “Vahdet-i vücud” sapıklığına çekecekler. Zamanında müslüman Yahudileri, yani kendi zamanlarındaki hak İslam peygamberlerine tabi olan Yahudi ırkından müslüman kişileri de iblis hep bu türlü oyunlarla yoldan çıkarttı. Her devirdeki müslümanları yoldan çıkartmak için kullandığı taktiklerden biri de bu…

Benim gecem gündüzüm, mesai saatim yok. Benim kum saatim işliyor. ABD hükumetini ve peşinden çok sayıda hükumeti bile devireceğim. Eş zamanlı olarak daha nelerle, nelerle meşgulüm. Bunları da ilan ede ede yapmaktayım ve aslanlar gibi açık adresimle meydandayım ve şu ayak takımı teşkilatı mı kaldırıp atamayacağım.

İşte burada yazıyorum. O ayak takımının ve arkasındaki masonların, yahudilerin, hristiyanların hepsini böcek misali ayaklarımın altında ezeceğim. Sonra, Türkiye’den herhangi bir adli yetkili kendine vazife çıkartsın, onları da ezeceğim. Adım belli, adresim belli. İşlemeyen, yürümeyen, ötelenip duran davalarım, dosyalarım belli. Kasten hakaret ediyor ve tehdit ediyorum. Vatan hainlerine, Türk ve İslam düşmanı gizli Yahudilere, gizli Ermenilere meydanı verip, benim devletimin kurumlarıyla bana “dur” çekebilecek bir tek adli yetkili varsa, kendine vazife çıkartsın, hamle yapsın diye bekliyorum. Çok yakın gelecekte şu andaki adli yetkililerin hepsini karşıma alıp “Gerginlik ve sebep oldukları zarar ziyan en üst seviyelere ulaştığı o günlerde, o hainlere karşı neden hukukun gereğini yapmadınız? Siz bu mücadelenin neresindeydiniz? Safınız neresiydi? Devlet neredeydi? O vakit devlet sizdiniz, vazifeler ve yetkiler sizlerdeydi. Sizler bu milleti maddi ve manevi tehlikelerden, yıkımlardan korumakla vazifeliydiniz. Terörün, bölücülüğün, yıkıcılığın her türlüsüne set çekmeliydiniz. Millete değil de kimlere hizmet etmekteydiniz? Şu gerçek sahibi CIA olan Youtube’a, Twitter’a, Facebook’a ve bilinen diğerlerine de neden hukukun gereğini yapmadınız? Koskoca Türkiye, CIA’nın üç beş tane platformuna ayar mı çekemeyecekti? Neden bu ülkede her gün haberler iç yakıyorken, her gün daha sapıkça, daha insalık dışı ve vahşice işler haber oluyorken, her gün çocuklar bile kirletilip gizlice gömülüyorken, toplum kasten çökertiliyorken siz hala itikadı, maneviyatı, ahlakı, namusu, millet şuurunu, Allah korkusunu kasten yıkan şer odaklarına ve mecralarına karşı vazifelerinizi neden yapmadınız?” diye soracağım.

Cinler alemi çoktan tarumar oldu. İblis, her gün yaralarını sarmakla büyük vakit harcıyor. Ölümlü olsaydı, kıyamete kadar mühlet verilmemiş olsaydı, ölümü elimden olacaktı. Ölen cinlerin toplam sayısını çok yaklaşık olarak tahmin etmek bile imkansız. O kadar çok cin öldü. Dünyanın her tarafından çok yüksek sayıda metafizikçi, bu yaşananları gördü, duydu. Bizim alemimizde de milyarla insan şeytanını öldüreceğim. Evet, her zaman, her meselede olduğu gibi ciddiyetle ve samimiyetle ve inanarak yazıyorum. Milyarla insan şeytanını öldürüp insanlığın nefes almasını, çocukların, kadınların, zavallı mazlumların kurtulmasını sağlayacağım. Meydan yerlerde, halkın önünde idam ettireceğim kişilerin arasında adli yetkililer de çok yüksek sayıda olacak. Kolluk güçlerinin amirleri de olacak. Ben insanı insandan ayırırım. Bazısı insan yaratılıp insan kalmıştır, başımın üstünde yeri vardır. Hristiyan olur, Musevi olur, başka dinlerden olur, karışmam. Hür bir şekilde dinini, inancını yaşar. Bazısı insan yaratıldığı ve sureti hala insan kaldığı halde çoktan şeytanlaşmıştır. Onlara asla meydanı bırakmam. Ben, insanların da cinlerin de şeytanlaşmasına karşıyım. Ben bu dünyanın cehenneme döndürülmesine karşıyım. Ben bu devleti, bu milletin aleyhine işleten/yürüten herkese, her teşkilata karşıyım. Kim, kim, Ankebut Ağına bağlı hangi devlet, hangi kurum, hangi teşkilat, hangi adli makam, hangi adli yetkili karşıma çıkabiliyorsa çıksın, işte rest, bekliyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Şarkın büyük hainleri: Soner Demirsoy

Çamlıca Basım Yayın ya da Çamlıca Kitap olarak bilinen ve cemaatimize, Süleymanlılar cemaatine ait olan o müessesenin günümüzdeki mensuplarıyla/vazifelileriyle yıllardır uğraşırım.

Yakın geçmişte, münafıkların önde gidenlerinden ve kitapları itikadı bozacak kadar vahim pusularla dolu olan Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarını bile satarlardı. İslamcı münafık bir çizgide ve bağlantılar içinde olduğunu başından beri herkesin bildiği Mustafa Armağan’ın bile kitaplarını satarlardı. Eserleri intihal/hırsızlık dolu olan, defalarca rezil yüzünü gözler önüne çıkarttığım ve karşımda gık bile diyemez hale gelmiş, şimdilerde ise silinmemek ve yok olmamak için Youtube kanalında mücadele veren Ahmet Şimşirgil’in kitaplarını da inatla satarlardı. Karşımda çok direndiler bunlar gibilerin kitaplarını Çamlıca Kitap’ta satışa devam etmek için ama buna yol bulamaz hale çoktan geldiler.

Böyle sözde yazarların, araştırmacıların, tarihçilerin, üstadların hepsi de masonlara çalışan, AKPKK’ye hizmet eden, paraya, şöhrete ve makama tapan, dinimizi ve değerlerimizi dünya menfaat ve siyasetine alet eden kişiler. Bunların gerçek, çirkin, haince yüzlerini, tartışmaya mahal kalmayacak netlikle gözler önüne serdiğim halde bile, Çamlıca Kitap, bunların kitaplarını satıştan kaldırmamak için adeta büyük bir direniş sergilemişti.

Neden ısrarla satmak istediler, direndiler? Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarında Hamidullah başta olmak üzere, aslında İngiliz casusları oldukları kırk yıl önce bile ispat edilmiş kişilerin inatla, ısrarla muteber gösteriliyor olmasından, müslümanların itikadının bile bozuluyor olmasından mı memnunlardı?

Sabetaycı bir gizli Yahudi ve İngiliz piyonu olduğunu sonrasında ispat ettiğim Kadir Mısıoğlu’nun, İslam hukuku/fıkhı cihetinden bakılınca boş teneke misali haline rağmen, “Hz Ali de yanlış yapmıştır” diye kameralar karşısında, o ayyaş gibi görünen haliyle bağırıp çağırmasından ve gençlere bunların ilim, hikmet, dava diye sunuluyor olmasından mı memnunlardı?

Yine bir sözde şeyhin, gerçekte gizli Hristiyan bir İngiliz piyonu olan Nazım Kıbrısi’nin gerçek yüzünü ispatlarıyla meydana sermemden yıllar sonra bile Kadir Mısıroğlu’nun onu muteber göstermeye, Allah dostu olarak kabullendirmeye çalışmasından mı memnunlardı?

Yine Kadir Mısıroğlu’nun Sebil yayın evi üzerinden satılan ve Ömer Ferruh isimli Lübnanlı gizli Hristiyan yazarın “İslam Aile Hukuku” isimli pusu dolu kitapta, mut’a nikahına bile cevaz veriliyor olmasından ve bunun kırk yıldır inatla, ısrarla satılmasından ve ben yıllarca tekrar tekrar gündeme getirdiğim halde satılmaya devam edilmesinde mi memnunlardı?

Bir gün gelip de “Yeter artık. Bu kadarı da müslümanca bir duruş değil. Bu kadarı da aldanış değil, gaflet değil. Bu apaçık şekilde bir kasıt ve kaybedilenler imanlar, sonsuz saadetler” diyerek Kadir Mısıroğlu’na sert darbeler vurduğumdan sonra, 950 bin kişilik Facebook sayfalarında iftiralarla, kuru gürültüyle beni hedef göstermelerinden ve binlerce lüzumsuzla aramın gerilmesinden mi memnunlardı?

Beni 950 bin kişiye seviyesizce ve münafıkça hedef gösterdikleri o paylaşımda “Yok öyle bir şey. Üstadın kitapları ehl-i sünnete uygundur” dedikleri halde, birkaç gün sonrasında kitabın ilgili kısmının resmini paylaşmış ve mut’a nikahına açıkça “helal” denildiğini göstermiştim. Kadir Mısıroğlu’nun ve çetesinin, buna rağmen bile o sözde islam hukukunu anlatan kitabı satmaya devam etmesinden mi ve müslümanların sonsuz cehenneme sürüklenmesinden mi memnunlardı?

Kripto bir soydan gelen ve türlü ahlaki rezilikleri olan, benzer kişiler gibi kendisi de AKPKK’nin açıkça militanı olan…. AKPKK’nin İslam hukukuna açıkça aykırı kararlarını bile islam dinini alet edinerek, tarihi şahsiyetleri hatta Yavuz Selim Han’ı bile alet edinerek savunan Ahmet Şimşirgil’in münafıklığından, kurduğu tuzaklardan, hayasız ve küstah duruşundan mı memnunlardı?

Yoksa, Kayı serisi kitaplarının tamamının intihal ürünü olmasından, buna rağmen bile Ahmet Şimşirgil’e İslamcılardan hiç kimsenin darbe vurmamasından mı memnunlardı?

Arif Ahmet Denizolgun’un liderliği zamanında, çirkin, kusurlu işler yaptıkları için, dolandırıcılık yaptıkları için, kurban ve zekat paralarını bile çaldıkları için, masonlara çalıştıkları için ifşa ettiğim ve cemaatten “gerçek” yazılı uzaklaştırma ile uzaklaştırılmasını sağladığım kişiler oldu. Bunlarla mücadele süreci oldu, onlarca sarsıcı yayın yaptım, karşımda gık diyemez hallere girdiler, takipçilerimin mesajlarına cevaplar verirken bile herkese ayrı bir yalan söylediklerini dahi gözler önüne ispatlarıyla serdim. Münafık, yiyici, ahlaksız, namussuz, zinakar, dolandırıcı, yalancı ve tek kelimeyle şeytanlaşmış denilecek bu kişilerin zararlarına mani oldum. Çamlıca Kitap’takiler, neden böyle kişilerle ısrarla, inatla, göstere göstere ortak iş yapmaya devam ettiler?

Yıllardır yaşanmış neler neler var. “Bu kadarı apaçık surette münafıklık, İslam düşmanlığı, Türk düşmanlığı, ahlak ve namus düşmanlığıdır. Bu anlayamamak, fark edememek ya da düzeltememek değildir” demek zorunda kalınan neler neler var.

Bunların hiçbirine hiçbir mantıklı, meşru, delilli, İslam akaidine ve hukukuna uygun cevaplar veremeyecekleri için sustular, yıllardır susuyorlar. Alihan Kuriş de bunları gördü, “Ha bu gün ha yarın gerekeni yapacak, olmadı birer ikişer bunları yasaklayacak. Zaten elini çok güçlendirdik, artık bunları temizlemesi mesele bile değil.” dedikçe, hiçbir şey olmadı. Oyaladı durdu. Aksine bu kripto kimlikli münafık hainlerin sayıları ve tesirleri arttı. Yani ihanetleri, darbeleri, tuzakları, pusuları arttı. Vurgunları, yolsuzlukları, cinayetleri, tecavüzleri, tacizleri arttı. Kara para işleri de arttı.

Alihan Kuriş’i de çok baskı altında bıraktığımda, birkaç yayın evinin kitaplarını mecburen yasaklamak zorunda kaldı. Bu yasaklara, cemaatimizin mensupları riayet ediyor mu, etmiyor mu, hiç umursamadı. Onun safı çoktan belliydi. Onun derdi ve maksadı başkaydı. “Aman cemaat mensuplarından Akademi Dergisi takip eden var mı, onları bulalım, onları baskı altına alalım. Akademi Dergisi’ni ve Mfs’yi karşımıza açıkça almayalım, her şeyi biliyor, darbeleri çok ağır oluyor.” dediler, diğer hiçbir şeyi sorun etmediler.

O nedenle Akademi Dergisi’ne karşı baskıları da dik durarak yapamadılar. Oyunlar içinde türlü oyunlar kurarak yaptılar. İğrenç yüzünü belki yüz defa farklı kısımlarıyla yazdığım o Ali Eren’i ve artık insan türünden sayılamayacak olan Halil Akdere’yi bile cemaatten ve çevresinden uzaklaştırmadı. Hala sağa sola giderken çevresinde, sıfatına bile bakılamayacak, tipleri bile kayık hatta beden şekilleri bile kayık, yüzlerinden zulmet akan, bütün hesapları mide ve uçkur üzerine kurulu olan ve sözde hoca efendi sayılan insan şeytanları var. Ha bir de hoca efendi gibi görünen, çaprazından yürüyen MİT personeli korumalar var.

Balık baştan kokarmış. Annesinin kuzusu Alihan Kuriş böyle yaparsa, böyle bir duruş sergilerse, Çamlıca Kitap’takiler ne yapar? Son yıllarda ne beklenir onlardan? Bir yandan susarken, bir yandan dinimize, devletimize, milletimize devasa darbeler vurmaya devam ediyorlar. Dünyalık zararlar veriyorlar, bunlar da büyük sorunlara, acılara, sıkıntılara sebep oluyor ama şu müslüman kardeşlerimizin sonsuz saadetlerini bile çalmak için çırpınıyorlar. Ve mfs, bunca senedir bu mücadeleyi verirken, aleni şekilde gözler önündeki bunca vahim gerçeğe rağmen hala bu hainler karşısında susabilen o cemaat mensupları da çok yakında ilahi bir silleyi yemek üzereler. “Yandım Allah! Aman Allah” diyecekler, üstüne bir değil, birkaç sille daha inecek. Çünkü sonuna kadar hak ettiler.

İşte, cemaatimiz içine sızmış gizli kimlikli hainlerden, Türk ve müslüman rolü oynayanlardan biri de, böyle meydanı boş bulan, Alihan’ın ve Gülderen’in bile kendinden yana olduğunu bilen ve ayrıca cemaat içindeki kardeşlerimizin susup durduğunu gören Soner Demirsoy… Dikkat edilsin Son-er Demir-soy… Şunu yazdıktan sonra, yılların Akademi Dergisi takipçilerine başka bir şey yazmaya gerek yok. Ben de sözü uzatacak değilim, yeni takipçiler var, ayrıca hafızası zayıf olanlar büyük sillelerden önce son bir kez daha nefisleriyle karşı karşıya bir pozisyona gelsinler diye zaten çokça tekrara girdim.

Soner Demirsoy bir gizli Yahudi. Çapsızın, ahlaksızın, münafığın teki. Hani yıllardır anlatıyorum ya siyaset, hukuk, eğitim, bürokrasi, sanayi ve ticaret dünyasındaki çapsız ama bir yerlere gelmiş o sözde Türk, özde gizli Yahudi kişileri… İsim ve soyisimlerinde şifre olarak kullandıkları heceleri/takıları da anlatıyorum ya… İşte Soner Demirsoy’un onlardan hiçbir farkı yok. Aynı soyun, aynı yolun yolcusu. Ha Koç Holding içindeki kripto Yahudiler, ha Hürriyet ve benzeri gazeteler, CNN Türk, Haber Türk ve benzerleri içindeki gizli Yahudiler… Ha Soner Demirsoy. Bunların hepsi birler, birbirlerini bilmekteler ve danışıklı dövüşmekteler. Hatta son zamanlarda dövüşmedikleri bile söylenebilir. Çünkü cemaatimiz tamamen istedikleri ayara girdi.

Cemaatimizin içinde hem de Çamlıca Kitap’ta ve hep el üstünde bir Son-er… Neden? Çünkü oralarda tek değil. Onlarca yıldır, ondan öncesinde de cemaatimizin her yerine gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, gizli Rumlar, gizli masonlar sızdılar.


Bakın son kitabına… Şarkın büyük alimlerini anlatacakmış. Defalarca zaten anlatılmış. Muteber kaynaklardan şunu derlemek ve yazmak bir insanın azami bir haftasını alır. Almaz ama aldığını kabul edelim. Sonra? Sonra ne yapılır? Müslümanların istifadesine sunulur. Hemen başka derlemeler de yapılır muteber eserlerden… Hepsini yok etmeye kalktılar ama muvaffak olamadılar. İslam dünyasının günümüzde muteber eser ve kaynak sorunu yok. Bunları günümüz dilinde halka aktaracak samimi, hakiki Müslüman ilim adamı sorunu var.

Milletin ekmek almaya zorlandığı ve bir de küfrün şubelerinin basın ve yayıncılık gücünü dünya genelinde silah misali kullandığı ve zihinleri kodladığı şu zamanda, düşen düşene, ayağı kayan kayana, cehenneme akan akana şu zamanda, e-kitap yapılır, ücretsiz dağıtılır. Web siteleri üzerinden dağıtılır ve diğer site sahiplerine de “Lütfen dağıtalım, duyuralım” denilir. Seslendirme ve animasyon tekniklerinin de kullanıldığı videolar da hazırlanır ve her yere yayılması sağlanır. Böyle şartlar içinde bu, cihad-ı ekberdir. Bu yapıldığında, bu yol devleşir, bu yolun mensubu olan ya da olmayan müslümanlar kuvvetlenir. Cehalet kalkar. Şeytan’ın ve şeytanlaşmış insanların devri sona erer. Yalanlar, asimilasyonlar yıkılır, gerçekten Türk/İslam devri yeniden tesis edilir. Zaten telif değil, tercüme sayılacak bir eser, şu şartlarda bile neden 40-50 liraya satılır? Sözü uzatıp vurulacak çok yer var ama ölü toprağı serpilmiş gibi tepkisiz duran koca bir cemaat var. Gerek yok. Bir musibet bin nasihattan evladır. Artık bu sessizliği “Yandım Allah” diye feryat ettiren musibetler bozar.

Hem hainler, hem alçaklar, hem din sömürüyorlar hem de maddi imkanları sömürüyorlar. Bunu da Süleymanlı bir müslüman rolü oynayarak ve İslam düşmanlarıyla organize halde yapıyorlar.

Ve artık bunlar çok oldular. Hepsi de isim isim, cisim cisim ifşa oldular. Artık bunlara hak ettikleri muameleleri yapmanın vakti de geldi. “Ben uyumuyorum, dinimde, davamda samimiyim. Cihadıma, hizmetime devam etmekteyim” diyenlere sesleniyorum, gün cihad gününüzdür. Cihada kalkın, gerçekten hizmete kalkın ve helak olanlar, ahirette de rezil rüsva olanlar, elim azap görenler içinde olmayın.

Belki bu size son ikazdır. Kime ecel ne zaman, nerede, ne vesileyle gelir bilinmez.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi