Etiket arşivi: Kazakistan

Gerçek bir harbe hazır olacağız


Türkiye olarak ordumuzla, milletimizle, her şeyimizle, gerçek bir harbe hazırlanacağız.

Rusya ile harbe girmeye, yanı sıra İran, Irak ve Yunanistan gibi İngiliz imalatı suni devletleri ve suni sınırları haritadan silmeye hazır olacağız. Birileri hala Türkiye’yi eski Türkiye zan ediyorsa, birileri Türk dünyasını hala eski Türk dünyası zan ediyorsa, birileri güç ve kararlılık görmek istiyorsa “işte buradayız” diyeceğiz. Kazakistan başta olmak üzere çok sayıda Türkistan unsuru da bizimle beraber olacaklar.

“Bu araçlar, bu tedbirler, milleti Ruslardan korumak için. Bakalım Ruslar bu millete neler yapacaklar”

https://t.me/AkademiDergisi/41419

Rusya Federasyonu denilen, bir avuç Rus’tan, geriye kalanı ise çoğunlukla Türk ve Müslüman unsurlardan oluşan şeyi parça parça edeceğiz. Bizi bu sahaya çekiyorlarsa “Mert dayanır, namert kaçar. İşte meydan” diyeceğiz.

Batıyı da doğuyu da zaten yıktık. Acınası hallerdeler. Halkları da patlamaya hazır barut fıçıları gibiler. Şimdi güney Azerbaycan’ı alacağız ve ses çıkartanı, itiraz edeni bile yanına koyup alacağız. Bir kısmında ise önce halkları ayağa kaldıracağız, sonra alacağız.

Şu andan itibaren, İran denilen İngiliz projesi sözde devletin başındaki sözde Müslüman ve molla, gerçekte ise İngiliz, ABD, batı casusu hainlere itaat edilmeyecek. İran ordusunu, İran’daki bütün silahlı ya da silahsız devlet unsurlarını tekrar ikaz ediyorum. Halkın yanında olsunlar, adaletten yana olsunlar, sömürüye karşı olsunlar. Aldatmaya, zulme, cinayete, kara para işlerine, el kadar çocukların devlet gücüyle kaçırılıp satılmasına karşı olsunlar. İyilikten ve insanlıktan yana olsunlar ve hiç zarar görmesinler. Başlarındaki kara paracı İngiliz casusları için hiç yere ölmesinler. Derhal halkın ve dolayısıyla haklının yanında durmayan bütün mülki, idari ve askeri amirlerin infaz emirlerini verdim. İran asıl şimdiden sonra karışacak. Kazakistan’da yaşananlar hiç kalacak. Halka kurşun sıkanlar, en önden infaz edilecekler. Belki de çoğu, kim vurduya gidecekler.

Dünyanın her hangi bir yerinde, herhangi bir Türk topluluğuna bir kurşun sıkanın üzerine kurşun yağmurları yağdıracağız. Güney Azerbaycan’da İran denilen suni devletteki diğer Türk ve Müslüman toplulukları da yalnız değildir.

Şimdi, karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler, halka ateş etsinler, ettirsinler, zulüm etmeye, hapsetmeye devam etsinler. Yaşayalım, bütün dünya görsün neler olacağını…

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Geliyorum

Türkiye’de bulunan Suudi Arabistan, Katar, BAE, İsrail, ABD, Rusya ve Çin diplomatik temsilcilerine karşı silahlı operasyonlar yapmak yönünde irade kullanmak isteyen vatansever taraflar var. Benden yana olan bu tarafları bu güne kadar çok beklettim, her zaman sakinleştirdim ama bu defa bu kararlarına itiraz etmedim. Yerden göğe kadar haklılar.

Hep yazmıştım, söz konusu vatansa, milletin can, mal, ırz emniyeti ise ve her türlü hukuki sistem başa geçmiş hainler tarafından devre dışı bırakılmışsa, vatandaşların tamamının ya da bir kısmının silahlı hürriyet mücadelesi vermesi meşrudur. İslam hukukuna da insanlığa da vicdana uygundur. Hiç kimse aksini bile iddia edemez. Kuvayı Milliye denilen irade de mücadele de zaten tamamen budur.

Türkiye, örtülü bir istilaya tabi tutulmuyor. Türkiye çok uzun zamandır örtülü bir işgal altındaydı. Bu örtülü işgalden kurtulmak yönünde mücadele verip hürriyetine kavuşmak istedikçe, daha onur kırıcı, daha çok öfkelendirici tavırlara maruz kaldı, kalıyor. Son günlerde ise açıkça, damara basa basa, göstere göstere işgal altındaki bir onursuz milletmiş tavrı sergileniyor karşısında… Boğazımıza kadar çoktan geldi…

Bunca ikazlarıma rağmen hala her fırsatta Türkiye’nin başındaki hainleri destekleyen, kollayan ve son zamanlarda ise açıkça talimatlar vererek yönlendiren Suudi Arabistan’ın, Katar’ın, BAE’nin, Rusya’nın, Çin’in, ABD’nin “ölümcül hatalar” yaptıklarını izah etmeye zaten gerek yok.

Son ses kaydında net ifadelerle izah ettim ki Türkiye sorunlarını, sorunların merkezi neresi ise orada çözmeye dönük bir siyaset sergileyecek. Belki yarın, belki yarından yakındır ki AKPKK ve MHPKK ihanet ittifakı sert, çok sert şekilde devrilecek.

Şuraya yazıyorum ki hemen peşi sıra Suudi Arabistan’a, Katar’a ve BAE’ye Türk ordusu ve onunla müttefik olan diğer unsurlar girecekler. Evet, ordular girecekler. Evet, harp edilecek ve Türkiye’ye, Türk milletine hatta Türk dünyasına karşı göstere göstere tavırlar yapmak, müdahaleler yapmak, en adi hainleri her defasında kollamak, yükselen bunca millet tepkisine rağmen hala peşkeşler ve soygunlar yapmak ne imiş bütün dünyaya gösterilecek. Ardından o diğer ülkelere sıra gelecek.

İlk müdahale edilecek bu ülkelerin milletlerinin de diktatörlerden, terör örgütü kuran ve yöneten sözde devlet liderlerinden ve bunların resmi makam sahibi çetelerinden kurtulmaları sağlanacak. Evet, sadece Türkiye değil, bölge ve hatta bütün dünya insanlığı büyük ferahlayacak.

Devletten bile sayılamaz, Ankebut Ağının her türlü kara para işlerinin kasası ve son zamanlarda ise siyasi manevralarda şimşekleri üzerlerine çekecek piyonları haline gelmiş bu topraklar, zaten bizden ihanetlerle, İngilizlere çalışan casuslarla koparılmış topraklardır. Buraları, yani kadim topraklarımızı tekrar sınırlarımıza dahil edeceğiz. Söz konusu diktatörlerin, onlara yardım ve yataklık etmiş aile/akraba kişilerin ve bunların kanunsuz, insalık dışı emirlerini uygulamış devlet görevlilerin meydan yerlerde asılmasını sağlayacağız.

Katar’da zaten Türk askerleri dolu ve Türkiye’de ordu benim yanımda. İdareyi resmen aldığımız gibi zaten Katar’ı da almış oluyoruz. Bizden çaldıkları trilyonlarca dolar var, onları da nakit, altın ya da şirket hisseleri olarak el koymuş ve almış oluyoruz. BAE’nin bizim için bir günlük mevzu bile olmayacağını kesinlik seviyesinde biliyoruz. Suudi Arabistan zaten gerçek bir devlet olsa, gerçek bir ordusu olsa, savaşma kabiliyeti olsa şu yemeye ekmek bulmakta zorlanan Yemenli Husilerin karşısında her seferinde bu kadar acınası ve gülünesi hallere düşmezdi. O mukaddes topraklardaki Vehhabi fitnesini, oradan bütün bölgeye yayılan Selefi/Vehhabi sözde İslami terör fitnesini de son dönemde diktatörleri üzerinden estirilen modernizm baskını da kırmış, kaldırmış olacağız bu vesileyle… Mekke ve Medine gibi kutsal toprakları da kara paracı, satanist, ayinci, cinsi sapık, sübyancı, İngiliz piyonu, Müslüman ve Türk düşmanı Suudi kraliyet ailesinin elinden alacağız.

Suudi Arabistan kraliyet ailesine de onların hukuksuzluklarına, Türk ve İslam düşmanlıklarına, terör suçlarına, insanlık suçlarına, sömürme suçlarına alet olan devlet yetkililerini de meydan yerlerde asacağız.

Öfkeyle yazmıyorum, gayet sakinim. Çoktan yapmak istediğimiz şeylerdi bunlar. Her seferinde içimiz kanaya kanaya sabır ediyorduk. Gölgesinden korkan ve müslüman rolü oynayan üç beş tane satanistin her seferinde Türkiye’nin her türlü iç işlerine karışmasına, Türkiye’yi ve bölgeyi dertten derde sürüklemesine içimiz yana yana tahammül ediyorduk. Gününü bekliyorduk.

Artık bardak taştı… O Tayyip’i milletimle beraber indirip asacağım, leşini alıp Suudi Kraliyet ailesinin önüne atacağım. “Bu sizin piyonunuzdu, işte akıbeti. Siz de İngiliz piyonusunuz, şimdi sıra sizde” diyeceğim, onları da meydanlarda asacağım.

Zafer gününde uçaklarını uçurmasına izin vermediğimiz Rusya mı… Bütün siyasetini darmadağın ettiğimiz, dev gibi bir mali kriz içine düşürdüğümüz ve çaresizlikten sahte pandemi oyunlarıyla yüz binlerce vatandaşını parçalayıp organlarını satarak ayakta durmaya çalışan Çin mi… Her şeyiyle çoktan çökmüş halde olan ama dünyanın süper gücü denilen zamanlarda bile bir tek gerçek harbi kazanamamış olan ABD mi… Çoktan darmadağın olmuş NATO mu karşılık verecek bize? Hiçbir şey yapamazlar. Verebilecek olsalar, yıllardır elimizden neler çekiyorken bin kere karşılık verirlerdi. Ayrıca, o ana kadar meydana çıkartacağım delillerden sonra, onların bütün yetkili ve etkili isimlerinin sığınacak sıçan delikleri bile arayacağını göreceğiz.

Dahası var, birkaç kere kısaca yazmıştım. Onlarca milyon askeri bile birkaç günde kırıp geçebiliriz. Kazakistan’da, Ukrayna’da, Afganistan’da, Suriye’de uzaktan uzağa bile nasıl kırım yaptığımızı en iyi Çin, ABD, Rusya ve söz konusu Arap terör devletçikleri bilir.

Türk ordusu, dünyanın geri kalanıyla bile harbe girebilir, biz yanında durdukça… Ne havada uçak uçmasına, ne denizde gemi ya da denizaltı yüzmesine, ne bilgisayar sistemlerinin çalışır halde kalmasına, ne uyduların kullanılabilir halde kalmasına izin veririz. Açıkça UFO’lar yardımlarına gelse, onları bile indiririz.

Kaldı ki genel bir seferbelik ilan ederek de bu ülkelerin, bu diktatörlerin, resmi makamlara/yetkilere sahip baş teröristlerin, Türkiye’yi organize olarak ve kasıtlı şekilde dertten derde sürükleyen o sözde ülkelerin üzerine yürüyeceğim.

Milletime ve bütün insanlığa, her şeyi, en somut delillerini göstere göstere, izlete izlete anlatacağım. Sonra da “Kalkın, on milyonlarca bebeğin, çocuğun, genç kızın, genç kadının intikamını almaya… İnsan kaçakçılarını, organ kaçakçılarını, namus ve insanlık düşmanlarını gömmeye gidiyoruz. Dünyadaki fitnenin, sadistliğin, terörün, sömürü sisteminin merkez üslerini bitirmeye gidiyoruz. Bunu yapmak vazife olduğu gibi, böyle yaptığımızdan hemen sonra maddi ve manevi bütün sorunlarımız hemen çözülmüş oluyor.” diyeceğim.

Suriye’den kaçmamış, vatanını terk etmemiş… Suudi, Katar, BAE, İngiliz, ABD başta olmak üzere malum terör koalisyonu olan ülkelerin tesis ettiği sözde İslami terör örgütlerince evlatları öldürülmüş, anneleri babaları öldürülmüş ve kısas hakkı olan gerçek Suriyelileri, o onurlu insanları da bu mücadeleye davet edeceğim. “Haydi, mazlumun, zalimden hesap sorma günü bu gündür. Sizler de sömürüye baş kaldırın. İntikamızını alın ve maddi manevi bütün sorunlarınızı bir anda çözün. Bu devlet ya da devletçik görünümündeki terör ve ihanet merkezleri imha edilmeden ne ülkelerimizin, ne bölgemizin ne de dünyanın sorunları biter. Gün, bu gündür” diyeceğim.

Bu savaştan ganimet almak isteyen Iraklılar, Suriyeliler, Ürdünlüler, Mısırlılar, güney Azerbaycanlılar ve Türk dünyası ülkelerinden her kim varsa onları da asker yapacağım. 50 yaşına kadar olan erkeklerin asker olmalarını kabul edeceğim. Herhangi bir eğitim şartı koşmayacağım.

Bu kadarını anlattım, anlatmadığım kısımları da tahmin edilebilir. Sözü uzatmıyorum. İşte böyle başımızdaki hainlere, milletimizin arasındaki o masonlara ve satanistlere, o kara paracı sadistlere böyle toptan restimi çekiyorum. Ben bu ülkede devrim yapmaya kalkıyorum. Şu anda adresimdeyim, yurt içinden ya da dışından, tek ya da ittifak halinde gücü yeten, benim karşıma dikilebileceğini düşünen her kim ya da kimler/gruplar hatta ordular varsa, kalkabiliyorlarsa şimdi, şimdi, benden önce ayağa kalksınlar. Kalkabilseler de kalkamasalar da zaten çatışmamız başlıyor.

Benim gücümün yettiği yere, onların hayalleri hatta kullandıkları yapay zekaları bile yetmez.

Ya devlet başa, ya kuzgun leşe…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

“Bütün Marmara yanacak” 

Kraliçe Elizabeth çok kızmış

Marmara bölgesinde seyretilmiş uranyumlu nükleer bombalar..

Türkiye’nin kuraklık ve kıtlık yaşayacağını, Türkiye’de çok büyük afetlerin peş peşe yaşanacağını, bunların çoğunun suni tekniklerle sebep olunmuş afetler olacağını çok uzun zamandır yazıyorum. Yayınlarıma, sosyal medya hesaplarıma uygulanan bütün sansürlere rağmen, özellikle son bir buçuk senedir bu beklentiyi hep gündemde tutabiliyorum. Hem hükumetin hem de milletimizin gerçekçi tedbirler almasını istiyorum ve son zamanlarda hükumet de buna göre hareket etmek zorunda kalıyor. Bu baskı işe yarıyor gibi görünüyor ama işin aslı öyle değil. 

Hükumet, bu felaketler yaşandıktan sonra suçlu duruma düşmemek, yargılanmamak ya da acıdan ve öfkeden çıldırmış haldeki milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilmemek için, şu anlarda tedbirler alıyormuş, ikazlar yapıyormuş rolü oynuyor. Bir de hükumet, felaketler sırasında ve sonrasında insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı, küçük ve değerli eşyaların çalınıp kaçırılması kısmına dair tam teferruatlı ve gerçekçi hazırlıklar yapıyor. Bunu, en çok da Mason tarikatı üzerinden milletler arası bağlantılar tesis ederek yapıyor.

Zaten gerçekte mafya liderleri olan Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz gibi kişiler üzerinden de Türkiye içindeki ve dışındaki mafyalarla bu konularda organize olunuyor, son hazırlıklar yapılıyor. Biliyorsunuz, buna daha önce tam teşebbüs ediyorlardı, İstanbulluları felaketten sonra sözde tahliye edecek gemileri bile hazırlamışlardı, suç örgütü lideri ve uyuşturucu baronu suç işleri bakanı Solomon Soysuz üst üste açıklamalar yapıyordu ki o işi de bozmuştum. 

Son iki sene içinde, onlarca kere, beklenen o felaketlerin ötelenmesine, ertelenmesine sebep oldum. Ankebut Ağı dediğim sisteme bağlı kan emici, sömürücü onlarca ülkenin büyük maddi sıkıntılara düşmesine sebep oldum. Önemli ve güçlü liderlerin iktidarı kaybetmesine de sebep oldum. Batı dünyasının iyice batmasına, İsrail’in iyice perişan hallere düşmesine, ABD’nin meteliğe kurşun atmasına, Almanya’nın çok zor hallere düşmesine de sebep oldum. Henüz iktidarı kaybetmemiş bazı Avrupa liderlerinin ise hükmünü yitirmiş limon kolonyası misali hallere/şartlara düşmelerine de sebep oldum. Afganistan’a ve Kazakistan’a dair kanlı ve kara planlarını da çökerttim. Zaman hep aleyhlerine işler oldu. Çok zaman, para, itibar, otorite ve güç kaybettiler. Bütün bunlar yaşanıyorken en çok kızan, çıldıran kişilerden biri İngiltere kraliçesi Elizabeth oldu. Dünyanın her bir yanındaki fitne kazanlarını aynı anlarda ayrı ayrı kaynatan biri olan Elizabeth, son yaptığım müdahalelerden ve son yazdığım yazılardan ötürü de çok kızdı, sinirlendi. Sakinleşecek ve sakince kararlar alacak gibi durmuyor.

İşleri, planları ve kara para akışları bozulduğu için son zamanlarda Ukrayna üzerinde bir danışıklı dövüş de sergiliyorlar. Rusya, Ukrayna ve ABD başta olmak üzere onlarca kara paracı hükumet, dünya insanlığının önünde danışıklı bir dövüş sergiliyor. Daha şimdiden milyonlarca Ukraynalı kadın ve çocuğun mülteci haline düşüp, sahipsiz şekilde onlarca ülkeye dağılmasına sebep oldular. Daha şimdiden, bunların bir kısmının, oralardaki organ ve fuhuş mafyalarının ellerine düşmelerine sebep oldular. Bunlar arasından yetim kalmış çocukların bir kısmını Tayyip’in organcı, kara paracı karısı Emine vesilesiyle Türkiye’ye de getirdiler. Ne yazık ki onları da sisteme dahil edecekler. Onları da nakite çevirecekler.  

Öyle canavarlaşmış ve aynı zamanda öylesine batmak üzere bir haldeler ki Ukrayna üzerinden yaptıkları şeytani kara para işleri de onlara yeterli gelmiyor. Bir yandan Türkiye üzerinde de benzeri şeytanca işleri yapmak istiyorlar, kara paraları artırmak istiyorlar. Bir yandan da Türkiye’nin Ankebut Ağının sömürmesinden, zulmünden, dinsizleştirme ve namussuzlaştırma politikalarından kurtulma teşebbüslerine, kurtulmak isteyen diğer devletlere/milletlere önderlik etme teşebbüslerine mani olmak istiyorlar. Türkiye’ye böyle bir anda diz çöktürmek istiyorlar. Türkiye üzerinden, benzeri hallerdeki onlarca ülkeye de ders vermek, korku yaymak ve “Sizin de sonunuz böyle olur” demek istiyorlar. İşte bu kadar büyük gerilme, restleşme var sahada ve bunun patlama noktasına da gelindi. 

Son zamanlarda “Hükumetten ümidinizi kesin. Şahsi tedbirler alın. Marmara bölgesini terk edin. Buralardan çekip gidin. Daha fazla ikaz etmeyeceğim, nasihat alan insan sayısı çok az. Nasihat dinleyen dinledi, dinlemeyenler de acı akıbeti görecekler.” mealinde yazıyorum ama her seferinde yine de merhametim baskın geliyor. Çok ama çok büyük acılar yaşanacak. 

Bu nedenle, bir kez daha yazıyorum. Son yazdığım yazıda, film senaryosu diyerek çok şeyler anlattım ama bildiğim her şeyi yazmadım. Bazı kısımları da gerçeğe uygun şekilde yazmadım. Şimdi senaryo yazmıyorum ama yine de her bildiğimi açıkça yazmayacağım. Bilgi paylaşıyorum. Marmara bölgesinin sahil şeridinin pek çok yerinde, seyreltilmiş nükleer bombalar var. Evet, yanlış okumadınız, seyreltilmiş nükleer bombalar var. 

Bunlar, daha çok İzmit körfezinde, Tüpraş tesisinin altına denk gelecek yerde olan, oradan Tuzla, Gebze, Pendik, Kartal, Maltepe ve Adalar hattı boyunca ara ara yerleştirilmiş olan nükleer bombalar. Bu hat boyunca çok önceden patlayıcı ve parlayıcı gaz doldurulduğunun anlaşılmasını daha önceki yazılarımda sağlamıştım. Şimdi daha net yazmış bulundum. Yaşanan müsilajın da yeraltını gazla doldurma çalışması sırasında sızan ya da kasıtlı olarak sızdırılan ve deniz suyuna da karışan gazlarla alakalı olduğunu da fark ettirmiştim. Pendik, Kartal, Maltepe hattında duyulan ve “Doğalgaz kokusu gibi” denilen kokunun da bu gaz doldurma çalışmalarıyla alakalı olduğunu yazmıştım. Heybeli ada yakınlarından, denizin altından girilebilecek bir yeraltı tünellinin, İzmit Tüpraş tesisinin yakınlarına çıktığını, bu hattın da gazlarla ve seyreltilmiş uranyumlu bombalarla doldurulduğunu ise yazmamıştım. Bunu da şimdi yazmış bulundum. Yazmadığım kısımları da şimdilerde yazmayı düşünmüyorum.

Öylesine büyük felaketler planlıyorlar ki “Bütün Marmara yanacak” denilse, yeridir ve abartı olmaz. Yeraltında belli hatlar boyunca biriktirdikleri gazları da patlatacaklar, eş zamanlı olarak seyretilmiş nükleer bombalar da patlatacaklar, bunlar olmadan hemen önce bir suni deprem de yapacaklar. Hatta hava şartlarını oynamaya devam ederek, istedikleri kadar kar, yağmur da yağdıracaklar, rüzgarlar da estirecekler. 

Planları uygulayacaklar, tarihe geçecek felaketlere peş peşe sebep olacaklar ve sonra da her şeyin tabii/doğal bir felaket olduğunu, her yerde anlatmaya başlayan adamları papağan gibi tekrarlara başlayacaklar. 

Mesela şu usulde konuşacaklar: “Efendim, zaten Kuzey Anadolu fay hattı boyunca birikmiş bir enerji vardı. Çok sayıda bilim adamı, ayrıca hükumetimizin bazı bakanları defalarca halkımızı uyarmıştı. En son seviyede açıklamalar yapılmış ve felaketin an melesi olduğunun anlaşılması sağlanmıştı. Hatta -Marmara bölgesini terk edin- diyen bilim adamlarımız dahi olmuştu. Korkulan oldu, beklenen felaket yaşandı. Tarihte daha önce de büyük depremlerin, yeraltındaki doğal gazları patlattığı ve deprem sonrasında çok büyük patlamaların yaşandığı, bu patlamaların da toplu ölümlere sebep olduğu görüldü. Ayrıca insanların topluca gazdan zehirlenmesinin görüldüğü de oldu. Bu vakalardan bazılarında çok büyük yangınlar oldu. Çok yoğun ve zehirleyici dumanlar çıktığı ve yanmamış gazların da göğe doğru çıktığı oldu. Ardından, göğe doğru çıkmış bazı asitlerin, zararlı kimyasalların yağışlarla birlikte tekrar yere düşmesine ve temas ettiği insanlarda ciddi cilt yanıkları yaşanmasına, bu nedenle de insanların topluca vefat etmelerine sebep olduğu depremler görüldü. Biliyorum acımız büyük, tarihte nadir görülen seviyede bir felaketi yaşıyoruz ama bunlar acı gerçekler. Şimdi geriye değil, önümüze bakmamız gerekiyor. Bu bölgenin topluca terk edilmesi gerekiyor. Öncelikle kadınlar ve çocuklar gemilere bindirilmeli. Hükumetimiz onları daha önce belirlenmiş ve açıklanmış olan başka illerdeki noktalara götürecek. Dost devletlerden gelen yardım ekiplerinin yönlendirmelerine de uyulmalı. Böyle zamanlarda komplo teorileri yazanlar, anlatanlar da hep olur. Bilimin ışığından ayrılmamak gerekir.”

Bunlar gibi açıklamalar yapılmaya başladığında, karşılık olarak kamyon yüküyle itiraz cümleleri kurulur, tartışmalar yaşanır ama Türkiye’de basın ve medya, Türk rolü oynayan gizli Yahudilerin, gizli Ermenilerin, masonların kontrolündeyken hatta sosyal medya da CIA üzerinden sansürlüyken, o papağanlara gerekli karşılıkları vermek ilk anlarda mümkün olmayacaktır. Hiç değilse o papağanlara şu soru sorulabilse, o anda nutukları tutulur: “Yener Üşümezsoy -Son zamanlarda sürekli deprem ikazları yapılıyor. Bunların bilimsel temeli yok. Deprem ikazı yapmayı gerektirecek bilimsel veriler yok. Bilimin dışına çıkmamak, başka temellere dayanarak açıklamalar yapmamak gerekir- mealinde konuşmuş hatta çıkışmıştı. Buradan başlayalım mı?” 

Benden bu kadar… Bu şartlarda da bu yazdıklarımı birbirine atmaktan, duyurmaktan, yaymaktan, birbirini ikaz etmekten çekinecek, tedbirler almaktan geri duracak yığınlara benim sağlayabileceğim bir fayda kalmadı. 

Ben ve benimle beraber hareket eden iyi insanlar, verdiğimiz bu insanlık mücadelesine kesilecek cezalara karşı alınması gereken her türlü tedbirleri aldık, her türlü kararları aldık, iyice organize olduk ve halk arasında hala “derin sessizlik” devam ederse, bundan sonra felaketlerin yaşanmasına mani olacak hiçbir adımı atmayacağız. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

26 Şubat 2022 – Sosyal mecralardaki Mfs paylaşımları

11.07 Neden son darbeler vurulmuyor

İnatla ve ısrarla danışlık dövüşme, onca tarafı oyalama, oyalama ve sonunda çuvallama…

Bir yandan da bu fena çuvallamış hali yine danışıklı dövüşlerle toparlama çabası… Öbür yanda ise, bu vaziyeti net gördüğü halde hala hamle yapmayan ve danışıklı dövüşlere son darbeyi vurmayan ülkelerin vahim sonları… Evet, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, bu danışıklı dövüşe hala alet olan ya da hiç değilse seyirci kalan ülkeler, büyük kaybedecekler.

Dünyanın, Biden/Kamala, Putin, Şi, Scholz ve Kraliçe Elizabeth merkezli oynanan danışıklı dövüşleri artık tamamen bozması gerekiyor. Yoksa bunlar, diğer ülkelerin ayarlarını çok ama çok fena bozacaklar.

Üç kuruş çıkarları için bütün dünyayı acımasızca felaketlere sürükleyecekler. Bu kısmı da danışıklı dövüşlerle yönlendirecekler.

Şu son darbeleri beraberce vuralım, iyice bocalasınlar, sonra dağılsınlar ve dünya insanlığı büyük tehlikelerden kurtulsun. Bunların idaresi altındaki devletler/milletler de kurtulsunlar.

https://parler.com/feed/45a3813d-6c53-448b-ad14-de7f127dcdb9

__________________________________________

12.21 Ben gemilerimi yaktım

https://parler.com/feed/bb2f13b4-ce10-4868-b58e-ea89c5f63b8f

__________________________________________

18.22 Trump bu fırsatı bari değerlendirecekse, danışıklı dövüşmeyecekse, Trump’ı dinleyin, ona uyun. Onu zorlamayın, onun önüne boşuna çıkmayın. Çünkü Trump bu defa durması gerektiği gibi durursa, onun bendeki kredisi çok yüksek olacak. Sadece ABD’de değil, dünyanın çok farklı yerlerinde sözü geçer olacak, kazanan taraf olacak. Durdurulamayan taraf olacak.

https://parler.com/feed/3409d009-bb40-4163-b063-47144ee7e54f

__________________________________________

Ben gemilerimi yaktım

Derhal bu vahşet sistemine neşter vurulmalı. Dünya ülkeleri ortak tepki göstermeli.

Daha ilk gününde, Ukraynanın hangi bölgelerinde felaket ve sefalet manzaraları oluştu da Türkiye, İsrail ve daha başka devletlerden sözde yardım kuruluşları, Ukraynaya koşar oldu?

Görüntüler gözler önünde, haberler dünyanın her yerinde… Ukraynada bir danışıklı dövüş var, iki tarafın da razı olduğu ve çok ağır tempoda ilerletilen bir işgal var. Zaten oyunculuktan ve kara paracılıktan gelen bir devlet başkanları var, hala rol yapıyor. Ve bu gün dahi Ukrayna’da felaket ve sefalet manzaraları yok.

Öyle ise o Türk kızılayı, Ahbap çavuş ilişkisi içinde olan o sözde yardım kuruluşları, ne halt etmeye Ukraynaya koşuyorlar? Türk milleti aç ve biilaç iken bu yardımlar neden Türk milletine yapılmıyor? Eti, sütü, tatlıyı geçtik, bu ülkede milyonlarca çocuk peynir bile yiyemiyor, yeterince ekmek bulamayanları bile çok sayıda ve bunların acil yardıma, desteğe ihtiyacı yok mu?

En son Haiti depreminde on binle insanı organları için kaçırdığı somut şekilde ispat edilmiş ve meydana çıkartılmış olan o İsrail… Bu güne kadar Ukrayna’dan 250 binin üzerinde Ukraynalı çocuğu sözde evlat edinme sistemiyle kaçırıp organlarına ayırmış olan o İsrail… Bu güne kadar bir milyondan fazla Ukraynalı kadını Avrupada iş bulup çalıştırmak üzere kaçırmış, aldatmış ve beyaz kadın ticareti ağına dahil etmiş olan o İsrail… O İsrail, şimdi Ukraynaya insani yardım yapmaya mı koşuyormuş? Bütün dünyayı toptan ahmak ya da korkak mı zan ediyorsunuz hala? Bu ne cüret, bu ne hadsizlik, bu nasıl bir eşkıyalık?

Bu işlerin tadı çok kaçtı, korona oyunlarını durdurduk, bu oyunların arka planında yapılan organ işlerine de balta vurduk. Taliban oyunlarını bozduk, batılılar tarafından kurulmuş sözde İslami, özde kara paracı bir terör örgütünün devletin başına getirilmesini ve danışıklı dövüşen malum devletler tarafından tanınmasını engelledik. Orada çevrilmek istenen kara para işlerini büyük oranda baltaladık. Kazakistan’dan organ hasadı yapılmasına da mani olduk, Türkiye’deki kara para işlerini zaten büyük oranda bozmuştuk. şimdi sıra Ukraynaya mı geldi?

Biden, Kamala, Austin, Kraliçe Elizabeth, Putin, Lavrov, Şoygu, Şi, Wang yi, Scholz ve daha onlarca yetkili kişi, kara para için danışıklı dövüşüyorlar, zaten mesleği oyunculuk olan ve kara paracı bir milyarderin adamı olan Zelenskiye de rolünü oynatıyorlar.

Dünya bunlardan büyük. Mason tarikatından, satanist ortaklağından, uzaylı taraflardan büyük, çok büyük.

Dünya insanlığı bunları nefesleriyle bile boğar.

Hemen bütün ülkelerde gerekli adli ve idari soruştumaların, teftişlerin başlatılması gerekiyor. Çok çok vahim insanlık suçları işleniyor. Hepsi mason tarikatı üzerinden organize oluyorlar. Şu anda ABD başta olmak üzere, dünyanın önde gelen ondan fazla ülkesi, gerçek manada tam bir terör ülkesi haline dönüştürüldü. Bunların hükumetlerinin, idarecilerinin meşruiyeti yok.

Şimdi ben bu yazıyı yayınlayacağım, bilmem kaç tane ülkenin vazifelileri tarafından tercüme edilerek hükumetlerine sunulacak. Sonra Biden, Kraliçeyi arayacak “Ne yapalım, emir bekliyorum” diyecek. Kraliçe, Putin’le görüşmek zorunda kalacak. Zelenski “İşler iyice kötü gidiyor. İfşa olacağım. Vatan haini ilan edileceğim. Bana bir şey deyin, nasıl yapayım. Halkın direnişi kesilirse, otorite bozulmaz ve kaos ortamı olmazsa, bu iyi olmaz, iş yapamayız” diye birkaçıyla ayrı ayrı görüşecek.

Tayyip yine “Kahretsin, bu mfs yine her işimizi bozuyor” diyecek ve Biden tarafından gelecek emirleri bekleyecek. Sözde danışmanların zaten alayı kara paracı, hırsız, namussuz pislik herifler… İşte gündemde, en büyük hainlerden ve kara paracılardan biri olan Devlet Bohçalının eski basın danışmanı adi hırsızlık suçu işlemiş, net görüntüler dahi var ama haberlere erişim engeli getirilmiş. Bunların hepsi böyle… Hepsi mason tarikatı üzerinden devletlerin belirli yerlerine getirilen adi, şeytanlaşmış kişiler. Hiç bir kişi ya da grup ya da teşkilat, hiçbir devleti hukuk devleti olmaktan çıkartma hakkına sahip değildir. Devletlerin kurum ve kuruluşları üzerinden en vahşice kara para işlerini yapma ve bu maksatla diğer devletlerle danışıklı dövüşme hakkına sahip değildir.

Şi, vurduğum darbelerden sonra kendini epeyi geri çekmek zorunda kalmıştı, yine tepkisiz görünecek ama arka planda bütün görüşmelerin, danışmaların, kararların içinde olacak.

Bir çok gelişme arka planda gizlice yaşanacak ve sonra “Yeter artık. Bu mfs de çok oldu. Yıkalım, yakalım artık oraları” diyecekler. Patlamalar, yıkılmalar olacak. Sonra ben o yangınlarda bunları yakacağım. O molozların, o enkazın altına bunları gömeceğim. Dünya genelinde bunların yüz elliden fazlasını oyundan düşüreceğim. Bunu yapmasalar da sonuç değişmeyecek ve yine oyundan düşüreceğim.

Bütün dünya yansa, yıkılsa bile, böylesine bir vahşete, insan kaçakçılığına, organları için küçücük çocukların dahi kaçırılmasına ve öldürülmesine, bunların zorla fuhuş mafyalarında çalıştırılmasına, satanist ayinlerinde İblis’e kurban edilmesine izin vermeyeceğim. İşkenceci sübyancılara satılmalarına izin vermeyeceğim.

Ben gemilerimi yaktım, geri dönüşüm yok. Böyle bir dünyada, bu gerçekleri bilip de bu mücadeleyi vermeden zaten yaşamam, yaşayamam. Sadece bir saat sonra bile dünyayı yerinden oynatacak somut delilleri, dünyanın başka başka ülkelerinden paylaştırabilirim ve başka başka ülkelerin adli makamlarına teslim ettirebilirim. Kendimi mi yakacağım, zan etmem, bana zarar yansımaz. Haydi en kötü senaryayo bakalım ve kendimi yakacak olayım… Olsun, dünya üzerinde bu insan şeytanlarını da kendimle beraber yakmış olurum. Fazlasıyla değer…

O Ukraynadaki danışıklı dövüş hemen şimdi bitecek. O Putin ve o Rusya cezasını hemen şimdi çekmeye başlayacak. O Putin ve Zelenski hemen tutuklanıp yargılanacak. Milletler arası mahkemeler hemen kurulacak ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar yargılama konusu olacak. O Biden ve Kamala derhal iktidardan indirilecek, yerine de Trump getirilecek. Ona bir şans daha vereceğim.

Gelişmelere bakacağım, inadıma kararlar alınırsa, somut delilleri dünya insanlığı ve adli makamlarıyla paylaşacağım ve o anda Türkiye’de bir millet darbesi başlatacağım. Ben burada devrimi yapınca, peşim sıra onlarca ülkede devrimler yaşanacak.

Dünya insanlığı dünyalı ve uzaylı satanistlerden ve bunların danışıklı dövüşlerinden artık kurtulacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi