Etiket arşivi: İslamcılık

Siyasi partilerin hepsi….

Hayır, partimiz yok. Bazen bütün partilerin yerin dibini boylamasını istiyoruz. Bilen bilmeyen, yeterliliği olan olmayan herkesin oy kullanabildiği demokratik sistemler, siyasi partili sistemler, İslam’a aykırı diye partimiz yok. Bir milleti ilim, amel, ihlas yoluna/ayarına getirmeden, o milleti sıkıntılardan kurtarmanın mümkün olmayacağına eminiz.

Seksen milyon insandan kaçına gizli Yahudi ve gizli Ermeni demişim? Başımızdakilere bu türlü suçlamalar yaparken, ispat da edebiliyorum. Bu nedenle yıllardır karşımda sadece susup kalıyorlar, öyle değil mi?

Ayrıca bizde ırkçılık yok. Kesin şekilde haram, yasak. Gerçek kimliğiyle, bize/devletimize ihanet etmeden yaşayan Ermenilerle, Yahudilerle uğraşmıyoruz. Ermeni ve Yahudi olarak doğmaları onların tercihleri değil. Dinleri onların tercihi, ona da “Dinde zorlama yoktur” denilmiş ve ilahi emre uyuyoruz. Sayın Putin’in Rus olması bir eksiklik, bir kusur, bir suç ya da yüz kızartıcı bir hal mi? Hayır… Hristiyan olması da kendi tercihidir, tercih hakkına saygı duyuyoruz. Dünyanın, insanlığın ve hususiyle ümmetin zor zamandan geçtiği şu günlerde Sayın Putin’le, Rusya ile ve daha başka ülke ve liderlerle ortak menfaatlerimiz var. BOP karşıtlığında, Ankebut Ağı’na karşı mücadelede ve daha pek çok hususta ortaklığımız var. Bu, Müslüman olan bir kişiyi neden rahatsız etsin?

Ülkemin menfaatlerini hiçe saydığım iddianız büyük bir iftira. Bunun ahiretteki hesabı ağır olur. Çünkü ne yaptığımı, ne yapmak istediğimi bakan her göz görüyor. Ülke ve dünya gerçekten pisliğin içine batırılmış bir vaziyette ise, ben sizler gibi kendimi kandırmak, samimiyetten ayrılmak zorunda mıyım? Suçum İslamcı olmamak, samimi bir Müslüman olmak mı?

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben size Mehmet Şevket Eygi’nin gerçek yüzünü de anlatayım.

Bir müddet daha anlatmayacaktım ama az önce düşündüm, onun da yaşı çok ileri, öte tarafa geçmeden önce bu yazdıklarım yüzüne çarpılsın, karşılık verebiliyorsa, versin.

Ben yazayım, zaten buraları senelerdir takip eden Eygi’ye bir de siz yazdıklarımı aktarın ve kendisine sorun. Yazdıklarımı yalanlarsa, benimle bir telefon görüşmesi yapmasını isteyin. Saniyesini bile kesmeden paylaşalım ve tarihe not düşülmüş olsun. Gerçek yüzü de iyice gözler önüne serilsin.

Eygi’nin bu dava ile bir bağı yok. Eygi, gençlik yıllarından beri MİT personeli… Eygi gibi MİT’e çalışanlardan biri olan Mısıroğlu, 15.12.2018 tarihinde kayıt edilmiş şu videosunda;

“MİT’e çalışmak kötü bir şey değildir. Neredeyse vatan millet mevzusu diyerek ben de çalışacaktım” diyerek Eygi’yi temize çıkartmaya çalışıyor. Eygi’nin MİT personeli olduğunu inkara yol bulamayınca, böyle bir aldatmaca yapıyor. Oysa MİT denilen kurumu, MAH yani Milli Amele Hizmet’ten MİT yani Milli İstihbarat Teşkilatı haline getiren CIA’dır, Siyonizmdir. O günden bu güne MİT, Türk milletine ve devletine değil, içimizdeki İsrail’e, Masonluğa, Siyonizme, Ankebut Ağı’na hizmet etti, halen de bunlara hizmet ediyor. O günden bu güne MİT’in başına gerçek Türk ve Müslüman olanların geçmesine izin verilmedi. Sadece başına değil, üst makamlarına da izin verilmedi. Böyle bir MİT, hiçbir zaman gerçek Türklerle ve Müslümanlarla uzun süreli çalışmadı. An itibari ile bile MİT’in başında, İsrail ile danışıklı dövüştürtülerek bir hiç iken kahramanlaştırılan gizli Ermeni ve gizli Hristiyan Hakan Fidan var.

Okur yazar olanlar arasında MİT’in bu gerçek yüzünü bilmeyen hiç kimse yok ama Eygi kadar münafık ve hain olan Mısıroğlu, son çare olarak, okur yazar olan kimsenin yemeyeceği bir gol atmaya çalıştı o gün o cumartesi sohbetinde…

MİT’i kurarken CIA’nın en öncelikli hedeflerinde biri, Türkiye’nin de Sovyetlerden gelen Komünizm fırtınasına kapılmasına mani olmaktı. Bu hedef çerçesinde Türkiye’de gerçek yüzü gizlenerek neler neler çevrildi. Münafık Kadir’in videoda bahsettiği Alparslan Türkeş kod adlı şahıs da çevrilen dolaplardan biriydi. Türkiye’de derhal güçlü bir antikomünist mücadele verilmesi için Pentagon’da hususi eğitime tabi tutulmuş ve CIA güdümünde mücadele vermiş bir gizli Yahudiydi. Zaten bütün Türkiye’ye duyurduğum halde ve Mısıroğlu’na da onlarca kere sorulduğu halde, bir türlü çıkıp da Türkeş’in bu gerçek yüzünü anlatmadı. Yakın tarihin bu kritik temel taşını, antikomünist mücadele için Türkiye’de kimlerin nasıl kimliklere büründüğünü, başka bir hedef için kurulmuş görünse de nasıl teşkilatlar, cemaatler, dernekler kurduğunu anlatmadı. Anlatamazdı, çünkü Kadir de aynı yere ömrünün sonuna kadar hizmet etti. Aynı sistem içinde kullanıldı.

Bu kısımlara on senedir temas ediyorum. Detaylarına önceki yazılarımdan bakabilirsiniz. İşte Eygi’yi MİT personeli yaparlarken hedefleri de İslamcıların arasından sağlıklı ve hızlı bilgi almak, onları mümkün mertebe yönlendirmek ve onların antikomünist duruşunu güçlendirmekti. İslamcıları ve bazı bozuk tarikat ve cemaatleri, Komünizme karşı mücadelede kendi istedikleri ayarda tutabilmekti. Eygi, hayatı boyunca bundan başka bir şey olmadı. Bu gibi art niyetli ve haince projelerde kullanılan basit bir piyon olmaktan başka bir şey olmadı.

Adı Arzu…

Eygi’nin MİT ile kontağı, Arzu isminde bir kadındı. Bu kadın da Müslüman ya da vatansever falan değildi. Tesettürlü de değildi. Eygi ile nikahı falan da yoktu ama çok uzun süre gayr-i meşru cinsi münasebet de yaşadılar. Bu kadın yer yer Eygi’ye yakın durabilmek için tesettüre uygun kıyafetler de giyerdi. Çoktan öldü, gitti. Eygi’nin evlenmemesinin asıl sebepleri de bunlar…

1- Hain bir ajan olması ve sürekli risk altında olması, evlenip yuva kurmasını çok güç hale getiriyordu. Zaten işler sarpa sarınca bir ara yurt dışına da kaçmak zorunda kaldı.

2- Zaten Müslüman olmadığından, gayr-i meşru ilişkiden kaçınmaması ve nikaha/evliliğe ihtiyaç duymaması

Bu hususta hemen sözü Said-i Nursi’ye getirip onun da evlenmemiş olduğuna vurgu yaparlar ve Eygi’yi savunurlar. Halbuki Said-i Nursi de gizli Hıristiyan, gizli ajandı ve ruhban sınıfındandı. Bu sebeplerle evlenmedi. Zaten Eygi’nin en çok açık verdiği konulardan biri de Said-i Nursi konusuydu. Meydana çıkmış binbir türlü somut gerçeğe/ispata rağmen ve bir yandan da kendisi o kadar ihlaslı, mert bir mü’min rolünde görünmesine rağmen, Nursi’yi inatla savundu. Savunmaya yol bulamadığı halde ısrarla savundu ve Nursi gerçeklerini ben daha fazla duyurdukça o çok rahatsız olup karşı yazılar dahi yazıdı. Böyle yapmak zorundaydı, çünkü Said de antikomünist mücadele için kullanılan basit bir piyondan başka bir şey değildi. Bomboş, ilimsiz, kopyacı, tekrarcı, samimiyetsiz, münafık bir haindi… Tıpkı, Eygi gibi… İkisi de aynı yere ve aynı hedefe çalışıyorken, Eygi, Said’e nasıl vursun?

3- Arzu’nun varlığı da zaten Eygi’nin gerçek bir yuva kurmasının önünde büyük engel teşkil ediyordu.

Haydi, hemen bu yazdıklarımı sorun Eygi’ye… Telefonum 0554 360 56 66… Zaten biliyor kim olduğumu ve bana bir dakika içinde nasıl, nereden ulaşabileceğini. Bu Telegram grubunu da takip ediyor uzun süredir.

Telegram üzerinden hemen bir sesli görüşme yapıp kayıt edip paylaşalım. Daha yüzüne çarpacağım çok ihanetleri, adilikleri var. Müslümanları küfre götüren Nazım Kıbrısi gibi apaçık bir sapık ve şarlatanı, Allah’ın dinini, ayetlerini, tasavvufu, Allah dostlarını alet ederek müdafaa edebilmesi ama buna rağmen bir de sık sık yazılarında “Üzülüyorum. Ehl-i sünnet yıkılıyor. Tasavvufun içi boşaltılıyor” demesi de bundan, münafıklığından…

Nazım Kıbrısi de hem MİT’e hem de İngiliz gizli servislerine çalışan bir haindi. MİT’e diyorsam, anlaşılmıştır, MİT içindeki gizli Yahudi ve gizli Ermeni hainlere… Nazım’ın sözde tasavvuf anlayışı da gözler önünde. Binbir türlü somut, tartışmayı bitiren sapıklık ispatlarına rağmen ısrarla Allah’ın veli kulu ve mürşid-i kamil ilan ettikleri Nazım şarlatanının sözde müritlerinin halleri tartışmaya mahal bırakmayacak kesinlikte gözler önünde. Allah’ın ayetlerini bile sazla, defle okuyup tepinip duruyorlar. Kadın erkek aynı mekanlarda tepinip adına zikir diyorlar. Bir kısmı değil, hepsi bu halde… Mevzuyu şimdi duyan ve Nazım kimmiş, peşinden gidenler nasılmış bilmeyen biri bile açar Youtube’dan Nazım Kıbrısiye ve peşinden giden sözde mutasavvıflara dair videoları ve mevzuyu en geç bir saatte kesinleştirir ve hepsine lanet edip geçer. Ya bu Eygi, ya bu Mısıroğlu ve benzerleri? Bunlar, bu kadar sene neyi tartıştılar/tartışıyorlar? Bu kadarı, aldanarak yapılabilir mi? Avanak uyutturklarını mı zan ediyorlar bu gibi münafıklar? Bu davanın sahipsiz olduğunu mu zan ediyorlar? Bu milleti toptan ahmak mı zan ediyorlar? Şu Kadir’in ardından yazdığı köşe yazısında, onun hakkında “Ehl-i sünnet üzere idi” diyebilmesi bile sahtekarın, münafığın teki olduğunu somut surette ispat eden delillerden biri… Münafığın teki olmasa, senelerdir ispatları ile gözler önüne serdiğim sarsıcı Kadir Mısıroğlu gerçeklerini hiç vakit kaybetmeden yazar, insanları BOP’çuluktan, Kadir’in küfre düşüren kitaplarından, kasten aldatıcılık ve ihanet sergildiği cumartesi sohbetlerinden uzak tutardı. Mü’min bir kalp, tehdit altında kalacağını hatta katledilceğini bilse bile bunu yapardı.

Allah, bütün münafıklara lanet etsin ki etmiş de zaten.

Mehmet Fahri Sertkaya

AKPKK’li münafık İslamcıların pişmanlık tiyatroları bu günden itibaren daha da artacaktır

“Senin de evin yıkılsın, senin de evladın parçalansın ey Erdoğan”

AKPKK’li münafık İslamcıların pişmanlık tiyatroları bu günden itibaren daha da artacaktır. Buna meydan verilmemeli. Bu kadar düşmek hata ile yapılabilecek şey değildi. Aralarında gerçekten aldanmış olanları belki bir avuçtur, kalanları bilerek ihanetlere, soygunlara, vurgunlara, katliamlara destek verdiler. Hem de vatan, millet, din, iman edebiyatı yaparak…

Allah bunların cezasını daha bu dünyada, muhtelif vesilelerle/sebeplerle vermeye başlayacak, ömrü olan herkes bunu görecek. 3. dünya harbi de yaşanacak, harp ekonomisi de oluşacak, çeşitli sebeplerle birbirlerine de girecekler, birbirlerini boğazlayacaklar, aç ve hasta düşecekler, bir kuru ekmeğe, bir şifalı ilaca muhtaç ölecekler.

Suriye başta olmak üzere, BOP kapsamında bölgede kanına girdikleri milyonlarca masumun ahı tutacak bunları… Kaçırılan ve organ mafyalarına, fuhuş mafyalarına kurban olan çocukların, gençlerin ahı tutacak bunları… “Senin de evin yıkılsın, senin de evladın parçalansın ey Erdoğan” diyen Suriyeli anaların ahı tutacak bunları.

Bunca Allah’sızlığa Allah-u zülcelali, din-i mübin-i İslam’ı, Kur’an-ı Kerim’i, hz. peygamberimizi, şeriatını, milli ve manevi değerlerimizi, vatan/devlet davamızı alet eden mel’unlar, ibret-i alem olacaklar. Çok ama çok feci suretlerde ölecekler. Ahiretlerini ise hiç düşünmeyin, aklınızdan olursunuz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ne dediysek o…

Ne dediysek o…

Plan işliyor. Özgür Özel’in de Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu, AKPKK ile danışıklı dövüştüğünü ama artık AKPKK’yi gerçekten bitirme emri aldıklarınını v.s. daha önce yazmıştım. Hatta çok sayıda kişinin sosyal medya ve e-posta üzerinden kendisine yazıp bu hususları sormasını sağlamıştım. Dut yemiş bülbüle dönmüştü. Hala sesi çıkmıyor, karşıma çıkamıyor. Lakin konseyin emri icabı oynanan oyunlarda o da rolünü oynuyor.

Ortamı daha da gerecekler…

Herkes işini yapıyor, rolünü oynuyor.

Ankebut Ağı mensubu, MİT/CIA ortak personeli, gizli Yahudi ve Mason vatan haini Doğu Perinçek de talimatları yerine getiriyor. Bakın Doğu Perinçek neler dedi:

“Ekonomideki iflas, seçim sonuçlarına da yansıdı. Türkiye’nin önünde hükümet, iktidar sorunu var. Artık Türkiye’yi AK Parti tek başına yönetemez. Önümüzdeki ekonomik sarsıntılara bakıyoruz. Türkiye, ağır bir durumla karşı karşıya. Çok ciddi bir uyarı, bu. (…) Göreceksiniz, buradan söylüyorum AK Parti iktidarının devam etme şansı yok. Cumhurbaşkanlığı sistem içerisinde bir çözüm yok. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenmesi veya Cumhurbaşkanının istifası dışında görülen bir çözüm yok. Türkiye, büyük bir karar verecek. Türkiye, çalkantılı bir döneme giriyor. Türkiye, parlamenter sisteme dönecek.”

İslamcı münafıkların Yeni Nakit gazetesinin haberi…

Sanki Doğu Perinçek’in maskesi olduğunu, AKPKK ile kirli bağlantıları ve işleri olduğunu, Tayyip’in Perinçek’ten farksız hatta daha şerli biri olduğunu bilmiyorlardı…

Mehmet Fahri Sertkaya

Abdulmetin Balkanlıoğlu’nu iyi bilmiyoruz…


Allah taksiratını asla affetmesin.

Cübbelinin gerçek yüzünü senelerce aleme duyurduk. Köşeye sıkıştı ve karşımızda ne çirkinlikler sergiledi. Kendini kurtarmak için cemaatleri birbirine bile katacaktı. Yine de dimdik durdum ve hiç geri adım atmadım. Merkezim de arkamda dimdik durdu. Pekiyi bu Abdulmetin gibi sözde hocalar, alimler ne yaptılar? Oralı bile olmadılar.

İşte bakın, sonraki bir zamanda, Rus elçi öldürüldü. O güne kadar Cübbeliye “Ehl-i sünneti alet etme. Sömürme. Nurettin Yıldız mı ehl-i sünnet? Sen nasıl bir fitnesin böyle? Ehl-i sünnet üst kimliğinde buluşacağız diyerek Nurettin Yıldız’la ve ondan pek farklı olmayan İhsan Şenocak’la ve benzerleri ile bir araya geliyorsun. Hiç mi utanman yok, bu Nurettin haşa -Allah göktedir- diyen bir Vehhabi değil mi? Bunu görmemen mümkün mü?” demiştim. Hep susmuştu…

Sonra da Rus elçi öldürüldü. Elçi cinayetinin arkasından el Nusra’cı ve dolayısı ile Vehhabi/Selefi akidesindeki Esedullah timi çıktı. Bu tim, CIA+AKPKK ve diğer BOP’çu ortaklarının, Türkiye içindeki örgütlemelerinden biriydi ve Emniyet personeli içindeki bir uzantı idi. Bu Esedullah timinin arkasından da kilit adam, beyin, fikir babası olarak elbette Nurettin Yıldız çıktı. Sonra, o güne kadar ne ispat etsek ve “Akıllara zarar manevi felaketlere de sebep oluyorsunuz. Hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz?” desek de oralı olmayan Cübbeli, Nurettin’i panik hali ile ilk satan kişi oldu, sattı geçti. Satarken “Yok efendim neymiş, -Allah gökte mi- diye soruyorlar bu Nurettin Yıldız’a, -Bunu tam bilemiyoruz, ihtilaf var- demiş. Yuuhh, koca karıların bile o kadar ilmi var. Nesini bilemiyorsun. Vehhabilik itikadı işte bu” mealinde konuştu. Hemen ardından da Kadir Mısıroğlu sattı Nurettin’i…

İşte bu Metin de tam bu anda “Nurettin Yıldız’a vurma, açığın çok, keserim yolunu” tavrı yaptı. Pekiyi, nasıl? Biz din gayreti ile duyururken umursamadığı gerçekleri açıkça dillendirerek. Biz sonra “Şimdi çok panik yaptı ve fevri tavırla Nurettin Yıldız’ın aleyhine döndü. Cübbeli’yi eline düşüren güç odakları buna çok kızdı. Çok uzamaz, bir süre sonra bir yol bulup bunları yeniden yan yana getirirler ve bu Cübbeli her zaman olduğu gibi tükürdüklerini yalar” dedim ve geçenlerde bunu da yaptılar.

Uzak durun böyle İslamcılardan ve İslamcılıktan. Bunların Müslümanlıkla ve İslamiyetle alakaları yok. Şu yaptıkları, vicdan sahibi kişilerin, gerçekten imanı ve Allah korkusu olanların yapabileceği şey değil. İnsana “Ya projelerimize hizmet et ya da üstüne nükleer bomba atarız” deseler, hatta “derini diri diri yüzeriz” deseler böyle akıl almaz felaketlere sebep olup bunların vebaline girmeye cesaret edemez.

Cübbeli’ye büyüklerimiz hep münafık dedi, diyor. O bir yana da ahirette toplaştığımızda Metin Balkanlıoğlu’nu Müslümanların safında görürsem büyük şok yaşarım. Şayet imanını kurtarabilmişse bile şu anda mezarında kan terlediğine eminim. Zira milyonlarca insanın kanına, iliğine giren ve malını, eşyasını, namusunu ve dinini çalan BOP’çulara alet etti, sahip olduğu azıcık ilmini… Zaten beden dili, konuşmaları, tavırları da bir hekime sormayı icap ettirecek kadar tuhaftı. İnsanların en adileri kadın satanlar, anası ile zina yapanlar değildir. İnsanların en adileri bu dinimizi dünya menfaat ve siyasetine alet eden mel’unlardır. Allah onlara lanet etti. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) onlara lanet etti. Onlardan ahir zamanda çok bol bulunacağını söyledi ve bizleri ikaz etti.

Mehmet Fahri Sertkaya