Etiket arşivi: İslam

Mekke ve Medine’yi Deccalden ne koruyor

Asıl/gerçek Deccal, uzaylı bir insan türünün bir ferdi… Elinde çok yüksek maddi/teknolojik imkanlar var. Bunları da kullanarak dünya insanlığını uzun zamandır felaketlerden felaketlere sürüklüyor. Hem dünya insanlığına hem de İslam dinine aşırı seviyede düşman. Verdiği maddi ve manevi zararlar, oynadığı oyunlar, yaptığı aldatmalar saymakla bitmez… 1453’te İstanbul’un sözde fethi de onun oynattığı bir orta oyunu…

Bunca şeye güç bulabilmiş olduğu halde Mekke ve Medine’de bulunan, dinimizce mukaddes kabul edilen yerlere ve şeylere hiç zarar veremiyor. Evet, bunca yüksek teknolojisine, uzaylılardan olan adamlarına/ordularına, dünya insanlığı arasından kendine çalıştırdığı Yahudilere, masonlara, satanistlere ve dünya devletlerinden onlarcasının başına getirttiği satanist hükumetlere rağmen bunu yapamıyor. Çünkü Mekke ve Medine’deki söz konusu mukaddes yerler korunuyorlar.

Doğru, melekler de vesile edilerek korunuyorlar ama Allah’ın adeti/sünneti öyledir ki her şeyi sebeplerle yaratır. Allah, müslümanları topluca katletmekte olan kafirlerin fiillerine de melekleri vesile ediyor. O kafirlerin bedenleri bile meleklerin vazife yapmaları sayesinde çalışabiliyor. Lakin bunca şeyler yaşanırken kimse melekleri görmüyor, bilmiyor. Herkes daha görünür olan, ön planda olan sebepleri biliyor, görüyor, değerlendiriyor.

Öyle ise, söz konusu Deccal, söz konusu mukaddes mekanlara zarar vermek istediğinde karşısında mani olarak neyi görüyor? Varlığına inanmadığı melekleri mi?

Bu ümmet en çok da Cübbeli Ahmet de denilen Ahmet Mahmud Ünlü gibi münafıkların, kara paracıların, nitelikli dolandırıcıların elinden çekti, çekiyor. Şu kısacık görüntüde bile kaşı gözü ayrı oynuyor, dikkatle bakan gözler gözlerindeki aldatıcı tavırları görebiliyor. Anlamadığı, bilmediği, kafasının basmadığı da doğru ama anlayabildiği çok şeyi de böyle olmadık şekilde anlatıyor ki müslümanlar asla uyanmasınlar.

Gerçi cübbesi çıkasıca da Akademi Dergisinden esen rüzgarlara kapılmak zorunda kalmış. Kısa süre önce, hazret-i Mehdi’ye ve zamanında yaşanacak hadiselere dair ezber bozan yorumlarımı yazılı olarak paylaştım. Çok kısa süre sonra sözde Türk medyasındaki malum insan şeytanları hemen Cübbeli’yi çıkarttılar ekrana… Saatlerce program yaptılar, başından sonuna kadar kasten zihinleri bulandırdılar. Cübbeli o programda melhame-i kübrayı anlatırken her şeyi kasten dağıtıp bozmuş, farklı taraflara yönlendirerek kafaları bulandırmış ama “O zaman bir İstanbul hükumeti olacak ve melhameye yüz binlerce asker gönderecek” demiş. Onu bari doğru söylemiş ama orada bile kim bilir nasıl bir şeytani, nefsani niyetle ve arka plandan neleri hedefleyerek öyle söylemiştir.

Mekke ve Medine’deki o mukaddes mekanlar, çok gelişmiş manyetik kalkanlarla koruma altındalar. Gözün göremediği ve küre şeklindeki koruma kalkanları onları çevreliyor. Öyle ki yerin altından bir gelişmiş uzay aracı gelmek ve zarar vermek istese bile kalkan ona da mani oluyor. O kalkanların içine, şu her yerde görülüp duran UFO’lar da uzaylıların yaptığı insan görünüşlü robotlar da giremiyorlar. Daha dünyada daha başka yerler de aynı sistemle korunuyorlar.

Deccalin, Mehdinin ve hatta Mehdinin yardımcılarının zuhur ettiğini yemin bile edebilecek kesinlikte biliyor ama doğruları anlatmak işine gelmiyor. Çünkü müslüman değil hatta insan bile değil. Çoktan çıkmış insanlıktan…

Altı yedi sene oluyor, güya benden kendisi de cemaatim de davacı olacaktı. Hatta kendi cemaati de davacı olacaktı. Elinde üçkağıtçılık ürünü bir şikayet dosyası bile sallayarak konuşuyordu. Kalbi korkudan titrerken bu hali sesine ve beden diline yansıyor, o ruh haliyle şuuru bulanıp hakkımda atıp tutuyordu. Sahi, ne oldu? Hani nerede o şikayet, o dosya? Nerede hakkımda attığı iftiraların ispatları? Hala bu seviyede sahtekar birini de yayınlara CNN Türk gibi, Haber Türk gibi adı Türk, kendisi İsrailli, ABD’li, İngiltere’li mecralar çıkartırlar.

Şu sahtekarın 2019 yılındaki şu konuşmasını dinleyen müslümanlar bir düşünürler. Mekke ve Medine’nin idaresini elinde tutan Suudi aşiretinin nasıl kara paracılar, katliamcılar, masonlar, satanistler, ayinciler olduğunu bilememişlerse bile… Cübbelinin de aynı sistemin içindeki bir kara paracı sahtekar olduğunu bilememişlerse bile… Suudi Amerika da dediğim sözde devletin bütün kurumlarındaki masonik logoları düşünürler. Suudi Amerika’daki insanların itikadına, ameline, hukuk sistemine, eğitim sistemine, rejimin tercihlerine bir bakarlar. Orada insanları nasıl şartlarda yaşattıklarına bakarlar. Kabe’nin etrafının bile nasıl satanist mahaline çevrildiğine bir bakarlar ve düşünürler. Sonra sorgularlar “Yani bu kadar dibe vurmuş, bu seviyede ayarından çıkarılmış, Türkiye’den bile beter hale getirilmiş bu şehirlere Deccal küfrünün girmediğine, giremediğine mi hükmedeceğiz. Acaba girseydi daha nasıl küfür, fücur, isyan, sapıklık, rezillik olabilirdi.” der.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Eceli gelmiş

Eceli gelmiş köpek, cami duvarına işiyor. Baştan yazmıştım, Mine Şule Enhoş isimli şu kişi, şeytanın ete kemiğe bürünmüş hali gibi… İnsani hiçbir haslet, hiçbir hal yok onda. Bütün insanlık için zararlı bir ‘omurgasız’ bu kişi… Nizam-ı alem için katli vacip olan bir kişi. Aynı Konca Kuriş gibi…

Kaç tane ülkenin devlet başkanları, hükumetleri, orduları, özel harekat birlikleri, gizli servisleri, kara paracı holding patronları, mafyaları, basın ve yayın gücü, para gücü, ayrıca mason teşkilatının bağlantıları, ayrıca emniyet ve adalet sistemimiz içindeki bağlantıları ve bütünüyle Ankebut Ağı hakkımdan gelememiş… Kaç büyük devletin ittifakına karşı durmuş ve onlara neler neler yapmışım… Şu dünyada insanlık yeniden ayağa kalksın diye, şeytanlık ayaklar altına alınsın diye nelere sebep olmuşum ve hala oluyorum da hepsi yine de dut yemiş bülbül misali bir vaziyetteler… Benim hukuki sıkıntı yaşamamam için, bir daha alavere dalavere ile hukuki sıkıntı yaşayacak olsam tek Türkiye’yi değil, dünyayı kaosa sokacağım bilindiği için… Ortada korona oyunları da kalmadığı, o malum ülkelere restimi çekip koronaya son darbeyi de vurduğum ve korona oyunları bittiği halde… Açık ceza evine teslim olma süresi korona bahanesiyle kısa süre önce bir yıl daha uzatıldı. Evet, ortada korona yokken, tek seferde bir yıl daha…

Zaten “açık ceza evine gideceklere korona izni” hamlesi, sırf beni cezaevinden çıkartmak için yapıldı. Bir farenin köşeye sıkışması misali bütün sistemleri karşımda köşeye sıkışınca, beni ceza evinden çıkartmaya mecbur kaldılar. Çıkıp da yayın yapmaya başladığımın ilk vakitlerinde, takipçilerimin arasından bile bunu anlayanlar ve daha bana sormadan yorumlarda bunu yazanlar, tartışanlar çok oldu. Lakin bağlantıları olanlar ve neyin ne olduğunu içeriden duyanlar arasından bile bu gerçeği bildiği halde kabul etmek istemeyenler de çok oldu. Onların da hiç sesi çıkmadı, çıkamıyor. “Ben bu hale getirilmiş bir hukuk sistemini tanımıyorum, itaat etmiyorum. Kimse de tanımasın, itaat etmesin.” diye tekrarla yazalı, bilmem kaç yıl oldu. Şimdi, gerçek kimliğini gizleyerek İslam dinini ve Müslümanları ve öncelikle de Müslüman Türk kadınlarını dünyevi ve uhrevi felakete sürüklemek için çırpınıp duran şu omurgasız kişi, şu dişi insan şeytanı “ha” diyecek de işimi bitirecek, öyle mi? Arkasındaki ihanet odaklarının haricinde, her gün yaptığı büyülere de mi güveniyor acaba…

O Ezber Bozan TV kanalındakilerin istisnasız tamamı böyle pislik kişiler. Onlara “insan” diyen, insanlığa hakaret eder. Başta o Hakan Tunç, PKK’nin dağ kadrosundan inmiş bir eşkıya gibi… Zaten oraya kadar uzuyor onun da bağlantıları. Sıfatına bile bakılamıyor. İnsan demeye şahit lazım. Çıkmış meydana, Türk ve Müslüman rolü oynuyor. Elifi görse mertek zan edecek kadar cahil Mine Şule Enhoş kriptosunu da kullanarak olmayan “kadın peygamberler”i, güya delilleriyle anlatıyor. Hem de Müslümanlıkta en temel ve tartışmasız inanç esaslarından biri olan “geçmiş hak kitaplar tahrif oldular” esasını da aynı anlarda yaka yıka bunu anlatıyorlar. O muharref (tahrif olmuş, aslından bozulmuş) kitaplardan, o İblis’in yazdığı sahte Tevrat’tan, sahte İncil’den de güya kaynak buluyorlar. Bu Müslüman milleti tam can evinden vuruyorlar.

Yine, Hakan Yedican kriptosu çıkmış, büyük çoğunluğunu Akademi Dergisi’nden topladığı, kalanın büyük kısmını da yerli yabancı kaynaklardan derlediği ve ezber ettiği bilgilerin arasına “tahrif edici” kısımları da katıp katıştırarak anlatıyor. “Düşmüş melekler” varmış. En temel dini esaslarımızdan biridir ki meleklerde nefis yoktur, dişilik ve erkeklik de yoktur, emredileni yapmakta zorluk yaşamazlar ve asla itaatsizlik etmezler. Hangi Yahudinin, hangi Hristiyanın, gerçek kimliğini, itikadını ve maksadını gizleyerek müslümanlara bu denli “dip dalga” bir saldırı yapmasına müsaade edilebilir. Bu yapılanın neresi fikir, vicdan ve ifade hürriyetidir. Burası neresidir, Türkiye midir, İsrail midir…

İtikadı, dini, dava şuurunu en temelden bozmaya oynuyorlar. Devleti devlet yapan milleti, milleti millet yapan İslam dinini, en temelinden yıkmaya oynuyorlar. Sonra da kendilerine güller, çiçekler atılmasını mı bekliyorlar? Elbette kurşunlar atılacak. Hukuka, vicdana, milli güvenliğe uygun olan tavır budur. Dinimize uygun olan da budur ve böylelerinin katledilmeleri vaciptir. Evet, Allah’ın emridir, peygamberimizin emridir. Dağdaki eşkıyadan önce, cephedeki düşman askerlerinden önce, içteki böyle münafıkların ve hainlerin, böyle muzır kişilerin işleri bitirilir. Bunları katletmek de cephede düşman askeri öldürmek gibidir. Sevaptır, cihattır. Cinayet ya da suç değildir.

Devletin bekası da dinin muhafazası da bunu gerektirir. Geçenki yazımda anlattığım da buydu. Beş milyondan fazla şehit buralarda kuru toprak mücadelesi vermedi. Toprağı yani vatanı, devleti ayakta tutabilmek için muhafaza ettiler. Devleti de dinlerini muhafaza etmek, sonsuz saadetlerini muhafaza etmek için kanlarıyla, canlarıyla korudular. Üç tane, beş tane kripto serseri, eşkıya, kara paracı ve sıfatından zulmet akan insan şeytanları burada aleni şekilde dinimizi, milli birliğimizi ve devletimizi yıkma faaliyeti sergilesinler diye bu topraklara kanlarını dökmediler. Şimdi bu devletin en temel vazifesi, bu denli aleni bölücülüğe, yıkıcılığa, tahrip ediciliğe en sert tepkiyi en kısa zamanda vermesidir. Vermediği için vazife artık bize düşmüştür. Bunun anlaşılamayacak nesi var. Bunu anladığı halde söz konusu hainlere değil de bize karşı devletimizin kurumlarını ve gücünü kullanmaya kalkacak idari ve siyasi yetkili kişinin, kişilerin de hain olduğunu anlamayacak ne var. Mevzu budur, başka da bir şey değildir.

Hani nerede kanaldaki onlarca kişi? Biri bile neden dönüp “Sen kimsin, neler iddia ediyorsun, bunları nasıl yazabiliyorsun. Biz gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Süryani, gizli Ezidi, gizli Rum, gizli Mason falan değiliz. Bizim gizli gündemimiz, maksadımız, bağlantılarımız yok. Kara paracı değiliz, tarihi eser kaçakçısı değiliz. Aramızda astrolog çok, büyücü ve satanist hiç yok. Masonlarla bağlantılı değiliz. Terör örgütleri ile ve gizli servislerin adamlarıyla bağlantılı değiliz. Dini ve tarihi meselelerde kasten oyunlar ve tuzaklar kurmuyoruz.” diyemiyorlar. Güya müslümanlar, kanalda ağızlarından helal, haram, günah, sevap, hesap, ahiret ve benzeri en temel İslami kavramlar bile neredeyse duyulmuyor. Bunları bile, evet bu kadarını bile telaffuz etmemek için organize şekilde hususi bir gayret sergiliyorlar. Dile kolay, şu ümmetin bin dört yüz yıllık geçmişi var. İlimde zirve olan alimlerinin sayısı bile on binlerce… Velayet mertebesine yükselerek, en ileri seviyeye kadar sırları çözenlerin ve isimleri tarihe, kayıtlara geçenlerin sayısı bile on binlerce… Bütün yok etme teşebbüslerine rağmen hala elimizde olan muteber İslami eserlerin net sayısı belli değil. Bu ümmetin, bu devirde de muteber eser/kaynak sıkıntısı yok. Bu kişiler ve eserlerin hepsi aynı itikadı, aynı esasları anlattılar, öğrettiler. Bu kişiler hep aynı itikatla, aynı amelle yükseldiler. Nerede Ezber Bozan Tv kanalında söz konusu on binlerce kandilin, hakiki alimin, hakiki yol göstericinin isimleri, eserleri, izahları? Karanlıkları bozulmuş Tevrat, bozulmuş İncil, kimliğini gizleyen üç beş omurgasız vatan haini ve İslam düşmanı mı aydınlatacak? Söz konusu hakiki alimlerin hangisi “düşmüş meleklerden”, “kadın peygamberlerden” daha türlü sapkın inançlardan bahsettiler? Şu kanalda en meşhur peygamberlerimizden bahsedilirken bile isimleri sinsice bir faaliyetle batı kaynaklı, hristiyan ve yahudi kaynaklı isimlere çevrilmek, dönüştürülmek isteniyor. O kadar gemi azıya almışlar. Bu derece ahmakça, bu derece tahammül edilemez tarzda ihanet faaliyetleri sergileniyor. Yahu, şu ayak takımı, bir tek kendilerinde zeka olduğunu, Türkiye’deki herkesin tek hücreli amip olduğunu mu zan ediyor. Haydi onlar öyle zannediyorsa bile, onları oynatanlar, talimatlar verenler de mi aynı ahmaklık seviyesindeler?

Ellerinden gelse hemen şimdi bütün müslümanları reenkarnasyona inanan kişiler haline getirecekler. Oradan sonraki safhada ise hemen İblis’in istediği yöne, yani “Hesap, kitap, ceza falan yok. İstediğini yap, zaten simülasyonun içindesin. Gördüğün yaşadığın her şey bir hayal alemi.” ayarına yani bilinen adıyla “Vahdet-i vücud” sapıklığına çekecekler. Zamanında müslüman Yahudileri, yani kendi zamanlarındaki hak İslam peygamberlerine tabi olan Yahudi ırkından müslüman kişileri de iblis hep bu türlü oyunlarla yoldan çıkarttı. Her devirdeki müslümanları yoldan çıkartmak için kullandığı taktiklerden biri de bu…

Benim gecem gündüzüm, mesai saatim yok. Benim kum saatim işliyor. ABD hükumetini ve peşinden çok sayıda hükumeti bile devireceğim. Eş zamanlı olarak daha nelerle, nelerle meşgulüm. Bunları da ilan ede ede yapmaktayım ve aslanlar gibi açık adresimle meydandayım ve şu ayak takımı teşkilatı mı kaldırıp atamayacağım.

İşte burada yazıyorum. O ayak takımının ve arkasındaki masonların, yahudilerin, hristiyanların hepsini böcek misali ayaklarımın altında ezeceğim. Sonra, Türkiye’den herhangi bir adli yetkili kendine vazife çıkartsın, onları da ezeceğim. Adım belli, adresim belli. İşlemeyen, yürümeyen, ötelenip duran davalarım, dosyalarım belli. Kasten hakaret ediyor ve tehdit ediyorum. Vatan hainlerine, Türk ve İslam düşmanı gizli Yahudilere, gizli Ermenilere meydanı verip, benim devletimin kurumlarıyla bana “dur” çekebilecek bir tek adli yetkili varsa, kendine vazife çıkartsın, hamle yapsın diye bekliyorum. Çok yakın gelecekte şu andaki adli yetkililerin hepsini karşıma alıp “Gerginlik ve sebep oldukları zarar ziyan en üst seviyelere ulaştığı o günlerde, o hainlere karşı neden hukukun gereğini yapmadınız? Siz bu mücadelenin neresindeydiniz? Safınız neresiydi? Devlet neredeydi? O vakit devlet sizdiniz, vazifeler ve yetkiler sizlerdeydi. Sizler bu milleti maddi ve manevi tehlikelerden, yıkımlardan korumakla vazifeliydiniz. Terörün, bölücülüğün, yıkıcılığın her türlüsüne set çekmeliydiniz. Millete değil de kimlere hizmet etmekteydiniz? Şu gerçek sahibi CIA olan Youtube’a, Twitter’a, Facebook’a ve bilinen diğerlerine de neden hukukun gereğini yapmadınız? Koskoca Türkiye, CIA’nın üç beş tane platformuna ayar mı çekemeyecekti? Neden bu ülkede her gün haberler iç yakıyorken, her gün daha sapıkça, daha insalık dışı ve vahşice işler haber oluyorken, her gün çocuklar bile kirletilip gizlice gömülüyorken, toplum kasten çökertiliyorken siz hala itikadı, maneviyatı, ahlakı, namusu, millet şuurunu, Allah korkusunu kasten yıkan şer odaklarına ve mecralarına karşı vazifelerinizi neden yapmadınız?” diye soracağım.

Cinler alemi çoktan tarumar oldu. İblis, her gün yaralarını sarmakla büyük vakit harcıyor. Ölümlü olsaydı, kıyamete kadar mühlet verilmemiş olsaydı, ölümü elimden olacaktı. Ölen cinlerin toplam sayısını çok yaklaşık olarak tahmin etmek bile imkansız. O kadar çok cin öldü. Dünyanın her tarafından çok yüksek sayıda metafizikçi, bu yaşananları gördü, duydu. Bizim alemimizde de milyarla insan şeytanını öldüreceğim. Evet, her zaman, her meselede olduğu gibi ciddiyetle ve samimiyetle ve inanarak yazıyorum. Milyarla insan şeytanını öldürüp insanlığın nefes almasını, çocukların, kadınların, zavallı mazlumların kurtulmasını sağlayacağım. Meydan yerlerde, halkın önünde idam ettireceğim kişilerin arasında adli yetkililer de çok yüksek sayıda olacak. Kolluk güçlerinin amirleri de olacak. Ben insanı insandan ayırırım. Bazısı insan yaratılıp insan kalmıştır, başımın üstünde yeri vardır. Hristiyan olur, Musevi olur, başka dinlerden olur, karışmam. Hür bir şekilde dinini, inancını yaşar. Bazısı insan yaratıldığı ve sureti hala insan kaldığı halde çoktan şeytanlaşmıştır. Onlara asla meydanı bırakmam. Ben, insanların da cinlerin de şeytanlaşmasına karşıyım. Ben bu dünyanın cehenneme döndürülmesine karşıyım. Ben bu devleti, bu milletin aleyhine işleten/yürüten herkese, her teşkilata karşıyım. Kim, kim, Ankebut Ağına bağlı hangi devlet, hangi kurum, hangi teşkilat, hangi adli makam, hangi adli yetkili karşıma çıkabiliyorsa çıksın, işte rest, bekliyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Bermuda Şeytan Üçgeni

Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanın altında, uzaylı bir başka insan türüne ait gizli yeraltı üssü var.

Bu insanlar, en az altı asırdır oradalar ama daha fazlası da olabilir. Rahatsız edilmek istemiyorlar. Dünya insanlığının o bölgede fazlaca bulunmasını istemiyorlar. Bu sebeple, kendilerine zararı olmadığını düşündükleri/bildikleri yüzlerce gemiyi ve uçağı da batırdılar/düşürdüler.

Açıp gözlerimle okumadım ama ciddiye alınacak bazı kaynakların aktardğına göre Kristof Kolomb bile bu bölgeden bahsederken, buranın tuhaf olduğuna, burada akşamları ışıklar saçan acayip şeylerin denizin üstünde uçuştuğuna dair cümleler yazmış.

Şunu kesinlik derecesinde doğrulayabildim ki pek çok devletin uzaydaki uyduları, Bermuda Şeytan Üçgeni denilen bu alanın üzerinde akşamları/geceleri ışıklar saçarak uçuşan UFO’ları görüntülemişler.

Şu kadar gelişmiş teknolojimize rağmen Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanda batırılan/düşürülen gemilerin ve uçakların çoğunun enkazını bulamıyoruz, çünkü bunlar bizden binlerce sene ileri teknolojiye sahip bir uzaylı insan türü tarafından çok ileri tekniklerle düşürülüyor ve yok ediliyor.

“Şeytan Üçgeni”

Atlantik Okyanusunda, Florida yakınlarındaki Bermuda Şeytan Üçgeni’ne bazı zamanlar daha çok “Şeytan üçgeni” dendi. Öylesine tertemiz bir denizde, karanın o kadar yakınında, asırlar boyunca yüzlerce büyük gemi ve uçak bir anda yok oldu ve nasıl oldu da bunca devlet, bunca gelişmiş teknolojilere rağmen bunun sebebini günümüzde bile hala çözemedi?

Böyle bir ihtimal yok. Çoktan çözdüler ama anlatmıyorlar. Çünkü uzaylıların varlığını, bizden binlerce hatta bazıları on binlerce sene önde olan bu uzaylıların da akıl ve irade sahibi insanlar olduklarını, bazılarının müslim, bazılarının gayr-i müslim olduklarını dünya insanlığına anlatmak zorunda kalacaklardı. Bu da dünyamızdaki planlarını bozacaktı. Hususiyle Ankebut Ağı dünyanın tamamına hakim tek bir Yahudi krallığı kurmak istiyorken, bu gerçeği anlatamazdı, anlattıramazdı. Bu yüzden NASA’dakiler onlarca yıldır yalanlar anlatıyorlar.

Rusya ve birkaç başka ülke daha sarsıcı gerçeklerin dünya insanlığı tarafından bilinmesi gerektiğine karar verdiği için ve baskı altında kaldığı için NASA, 50 yıl incelediği Mars’ta sıvı su buldu. Onu da inanırsanız eğer, aslında bir müzik sanatçısı olup hobi olarak uzayla ilgilenen bir gencin dikkati ve NASA’yı ikaz etmesi sayesinde buldu. Sözde bu genç NASA’nın çektiği ve herkese açık şekilde yayınladığı Mars görüntülerini incelerken sıvı suyu fark etti. Aslında NASA Mars dedikleri Merih’te de insanlar ve İslam olduğunu gizlemek istedi. Üstelik bu Müslüman insanlar, bizden binlerce sene ileri bilim ve teknoloji seviyesine İslam’a tam tabi olarak ulaşmışlardı ve NASA’yı da yöneten konseyler, bu gibi sarsıcı gerçekleri öğrenmişti.

Haydi uyanın, dünyada sizin zan ettiğinizden çok farklı şeyler yaşandı, yaşanıyor. Hala geç kalmadınız ve oyunları bozabilirsiniz.

Biz yıllardır anlattık ve birçokları dünyamızda on binlerce sene önce, şimdi Merihlilerin elindekinden daha yüksek bilim ve teknoloji olduğunu ve sonra bir anda bilim ve teknolojinin kaldırıldığını da kabullendi. Çünkü bu iddialarımızı ispat eden binlerce, evet binlerce somut bulgu var.

Bu üçgen içinde kalan alanda, okyanus sularının altında, dünyanın bütün okyanusları değerlendirildiğinde, bilinen en derin noktarlardan bir kaçı var.

6-7 asır önce gezegenimize sessizce ve gizlice gelen bir başka uzaylı insan türü, dünyamızın devletlerine, milletlerine, olaylarına olabildiğince karışmamış ve dünya üzerinde görünmeden yaşamanın bir yolu olarak okyanusların en derin yerlerinden bir kaçının bulunduğu bu alanın altına gizli yeraltı üssü kurmuş. İşte bir türlü bitmeyen Bermuda Şeytan Üçgeni tartışmalarının arkasındaki gerçek bu…

Aslında bu gerçeği pek çok belgesel yapımcısı bile biliyor ama kesin gerçekleri bildikleri halde dünyaya masallar anlatıyorlar. Mesela Siyonistlerin National Geographic kanalı… Bu kanalın belgesellerinin tamamı yalanlarla, aldatmalarla, insanlığı Siyonizmin menfaatine uygun şekilde yönlendirmelerle doludur. Çok bilimsel, akılcı, mantıklı imişler görüntüsü oluşturup bu aldatmacanın arasında sürekli mevzuları çarpıtıyorlar. Yıllar boyunca pek çok meselede Nat Geo’nun ismini anıp nasıl aldatıcılık yaptığını izah etmiştim.

Asırlardır bu üçgen içinde kalan bölgede tuhaf hadiseler yaşanıyor ama sadece son 35 yılda Bermuda Şeytan Üçgeni denilen bu bölgede 700 kadar tekne ve gemi, 120 kadar uçak anlaşılamaz şekilde kayboldu.

Asırlardır ya da son 35 senedir bu bölgede toplamda kaç insanın canından olduğu asla bilinemeyecek.

En enteresan olanı ise bu gemilerin ve uçakların nerede ise hepsinin, iyi hava şartlarında, herhangi bir arıza ya da sorun bildirmeden ve bir anda ortadan kaybolmuş olması… Sonrasında çoğunun enkazının bile bulunamayışı ve hadiselerin neredeyse hiçbirinde ceset bulunamayışı…

Elektronik sis

Bermuda Şeytan Üçgeni isimli bölgede, deniz suyunun altında yeraltı üssü kuran uzaylı insan türü, bizden binlerce sene ileri bilim ve teknoloji seviyesinde olan kendi gezegenlerinde sahip oldukları bazı savunma ve taarruz tekniklerini bizim gezegenimizde de kullanıyor.

Kullandıkları teknolojiye benzer teknolojilere son yarım asırdır biz de ulaştık ama onlarla aramızda hala uçurum var. Kullandıkları tekniklerin başında elektromanyetik silahlar, zihin kontrol silahları, gelişmiş lazer teknolojileri geliyor. Belirli bir alan içinde yapay hortumlar, fırtınalar ve yapay dev dalgalar da oluşturabiliyorlar.

Bu çeşit saldırılarla, henüz tam olarak yorumlayamadığımız hadiselerin yaşanmasına sebep oluyorlar. Hatta yaşanan bazı şeyleri, sağ kurtulmuş birkaç kişi de tam olarak yorumlayamayınca, zamanda bir kırılma olduğunu düşünmeye başlamışlar. Oysa bu insanlar, içinde bulundukları uçak ve gemilerle birlikte, hiç halat/zincir ya da benzeri bir şey kullanılmadan ve sadece ışık enerjisi kullanılarak UFO’lara çekiliyorlar. Bunlardan bazıları öldürülmek istenmeyince, gidecekleri bölgeye normalde gidemeyecekleri hızda götürülüyorlar ve arada geçen sürede ne yaptıklarını tam olarak bilemiyorlar. Bir sisle boğuştuklarını düşünüyorlar, çünkü zihin kontrolüne tabi tutuluyorlar.

Bazıları da gerçekten elektronik sis denebilecek bir teknikle saldırıya uğruyorlar. Bazı gemiler, güzel havada bir anda karşılarına çıkan onlarca metrelik dev dalgaların çarpması ile alabora oluyorlar. Bermuda Şeytan Üçgeni’nde bir ya da birkaç tuhaf şey yaşanmadı, yaşanmıyor. Onlarca sarsıcı/tuhaf şey yaşandı, yaşanıyor.

Bermuda Şeytan Üçgeninde düşen uçaklar, son derece enteresan şekilde düşüyorlar. Motorları durmuyor ama pilot hakimiyeti/kontrolü kaybediyor. Uçaklar sığ ve karaya çok yakın sulara düşse bile pilotların ya da yolculardan hiçbirinin cesetleri bulunamıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

18 bin alemdeki bütün insan türleri imtihana tabi…

18 bin alemdeki bütün insan türleri imtihana tabi… Hepsinin aklı var, nefsi de var. Hepsine cüz’i irade ve tercih hakkı verildi. Kimseye dinini tercih etme hususunda zorlama yok. İsteyen Müslüman oluyor, isteyen olmuyor. Herkes ona göre hak ettiği sona gidiyor. 18 bin alemdeki her kavme peygamberler gönderildi ama şu anda her yerin tek ve son peygamberi, kıyamete kopana kadar hz. peygamberimiz… Her yerde aynı kitap yani Kur’an-ı Kerim var. Bununla birlikte her yerlerde çeşit çeşit küfür sistemleri, inançları da var.

Yeryüzünde ab-ı hayat (hayat suyu) var. Hızır a.s. ondan içti ve yetti. Her yüz senede bir 18 yaşına geri çekiliyor. Bu güne kadar hiç eceli gelmedi, ölmedi ve ruh/beden olarak yaşıyor. Ruhaniyet olarak yani bedensiz ruh ile yaşayanlardan, görünenlerden değil Hızır aleyhisselam…

Hitler ise böyle olmadı. Kendi iradesi ile zaten İslam’ı tercih etti. İddia edilen katliamların hiçbirini yapmamıştı, çok insansever, çocuksever, merhametli biriydi. Zulme gerçekten karşıydı ve Ankebut Ağı ile savaşıyordu. İçlerinden çıktığı halde onlara sırt döndü. Üztazımız Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri de Hitler’e sahip çıktı, destek verdi, himmet etti. Dünya tarihinin bir kırılma noktası yaşanıyorken divan-ı salihin ve hz. üstazımız, Hitler’e sahip çıkarak, Hitler üzerinden tarihe yön verdi.

Hitler’in Merihli/Marslı Müslümanlarla yardımlaşmasına izin verildi, onlardan yüksek teknoloji alırken yaşlanmayı durduran tıbbi tekniği de aldı, üzerinde uygulattı. Hala ruh/beden olarak yaşıyor. Hiç eceli gelmedi. Zaten intihar etmediğini ilk anlardan beri biliyorlardı ve dünyayı kandırdılar. Aslında ilk zamanlar Stalin “O hala yaşıyor” dedi, açıkça herkesin önünde konuştu, gazetelerde manşet oldu da yine de bu Siyonistler dünyayı kandırdılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

İslam Dininde güncelleme olmaz lakin…

Zamanın değişmesi ile İslam ahkamının/hükümlerinin değişeceğini savunanlar, helallerin harama, haramların helale dönüşebileceğini savunanlar, hiç tartışmasız küfürdedirler. Dinden çıkmışlardır.

Zamanın değişmesi ile değişmesine izin verilen ahkam da vardır ki bunlar, fen ve teknolojinin gelişmesi ile hayat tarzında yaşanan değişmelerdir. Eğitim ve öğretim teknikleri ve araçları, binek vasıtaları, kılık kıyafet gibi sahalarda yaşanan değişmeler, bunlardandır.

Bu sahalardaki değişmeler de, şer’i/dini sınırlar dahilinde kalınarak değiştirilir. Birkaç misal:

  • Evvelden Müslümanlar cübbe giyiyor iken, şimdilerde bol ve uzunca bir ceket de giyilebilir. Evvelden Müslüman hanımlar Cilbab giyiyor iken, şimdilerde isterlerse pardesü giyebilirler. Lakin, erkeğin tesettürünün de, kadının tesettürün de şartları asla değiştirilemez. Her ne giyilecekse, değişmez, değiştirilmesi teklif bile edilemez şer’i sınırlar dahilinde kalınarak giyilecektir. Mesela bir Müslüman erkek, ileri teknoloji ile üretilmiş eşofman giyebilir mi? Evet giyer ama tesettüre uygun olmalı ve gayr-i müslimlerin siyasi, dini sembolleri o eşofman üzerinde bulunmamalıdır.
  • Evvelden çarık giyiliyor iken, şimdi teknolojik imkanlarla geliştirilen çeşit çeşit ayakkabı giyilebilir.
  • Önceleri kitaptan öğretim yapılıyorken, şimdi istenirse bilgisayardan, mobil cihazlardan, akıllı tahtalardan yapılabilir. Yarın, doğrudan beyne yükleme geliştirilirse, o da kullanılabilir.
  • Önceden ata, eşeğe, katıra, deveye biniliyor iken, şimdi bisiklete, motosiklete, arabaya, uçağa, helikoptere, deniz vasıtalarına binilir.

Bunlar gibi misalleri çoğaltmak mümkündür. Lakin İslam dininin harp hukuku, miras hukuku, medeni hukuku, ticaret hukuku dahil, şeriattaki yani muamele hukukundaki hiçbir şey değişmez, değiştirilemez. İtikattaki yani iman esasların arasındaki hiçbir şey de değiştirilemez. Ayetler de değiştirilemez, hadisler de… Bunların herhangi birini kendi anlayışına göre değiştirmek isteyip bunlardan birini yerinden almak ve yerine başka bir şey koymak isteyenin kellesi, İslam devleti tarafından alınır. İslam dinine böyle taktik ve devasa bir taarruza karşı, harp hukukunun icabı yapılır.

Mehmet Fahri Sertkaya