Etiket arşivi: İran

Herkes kendi yoluna…


Türkiye, Rusya ve İran arasında yeni bir görüşme yapılmasının kimseye bir faydası yok. Zaman, emek ve para israfından başka bir şey değil. Şu manasız, faydasız, art niyetli, oyalamaya da dönük görüşmelerin artık son bulması şart. Putin, bir kez daha dünyanın gözleri önünde kendisine altın tepsi ile sunulmuş büyük fırsatları kullanmadı. Her zamanki yanlış kararlarıyla yanlış tavırlarına devam etti. Bundan böyle Putin’in ya da Şi’nin Türkiye’ye, İstanbul’a gelmesinin de kimseye bir faydası yok. Herkes kendi yoluna bakmalı…

Biz, şimdilik Türkiye’nin de menfaatine olduğu için, Rusya’nın Suriye’de bir süre daha kalmasına, boğazlardan ve hava sahamızdan geçmesine izin vereceğiz.

Ayrıca bilinmesini isterim ki sahada görünen Putin’in ya çoklu kişilik bölünmesi denilen rahatsızlığı var ya da o biyonik robotun içinde iki tane uzaylı insan var ve bunlar kendi aralarında çatışıyorlar. Güç mücadelesi yapıyorlar. Karar ayrılıkları yaşıyorlar. Şu yaşananın başka türlü bir izahı bende yok. Her neyse ne, bizim oyalanacak bir dakikamız bile yok. Kimsenin iç çatışmaları da bizim meselemiz değil. Hep söylediğim gibi ben herkesi iyi ve kötü diye sınıflandırıyorum. Dünya insanı, uzaylı insan, dünyalı cin, uzaylı cin diye sınıflandırmıyorum. Deri rengine, lisanına, kültürüne, dinine göre de sınıflandırmıyorum. Ben bu dünyada “iyi” olan her kesin, her gurubun, her türün barış ve huzur içinde yaşamasını sağlayacağım.

Bu güne kadar karşımda ve kötülüğün yanında saf tutmuş insanlar, topluluklar, şirketler hatta devletler bile, samimiyetle iyiliğin safına geçerlerse, onlarla da iyi geçineceğim.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Topluca kahrolsunlar


Azerbaycan’ın kara paracı Dışişleri Bakanı Türkiye’ye boşuna geliyor. İsrail’e gitmeliydi. Çok sevdikleri, acayip bir yere koydukları İsrail yardımcı olsun Azerbaycan’a…

Nedir şu rezillik, nedir şu içler acısı hal… Bu kadar aleni sömürülmeye, asimilasyona, yozlaştırılmaya, yoldan çıkartılmaya, zulme sorunsuz şekilde itaat eden Azerbaycan halkı da istediği taraftan yardım/destek istesin. İsrail kim, ne zaman Müslüman Türk’ün dostu olmuş? Ne zaman devletten sayılır olmuş? Koca Azerbaycan Türkleri, nasıl olmuş da üç beş tane kara paracı gizli Yahudi hainin, mason hainin, Aliyev gibi gölgesinden korkan bir zorlama diktatörün karşısında bu kadar sessiz, tepkisiz kalmış. Kim dikmiş o Aliyevleri o Azerbaycan’ın başına? Hiç meşruiyeti var mı şu İlham Aliyev’in? Ya karısına ne demeli? Hangi millet onlar gibi pislikleri başında tutar? Azerbaycan SSCB’den ayrılalı hangi seçim ya da referandum hilesiz yapılmış? Masonlar türlü hileler bulaştırmadan yapılmış?

Azerbaycan’da Müslüman Türk gibi, onurlu bir millet gibi duranlar ise kardeşlerimizdir. Uzun zamandır ara ara tekrarla yazıyorum. Azerbaycanlılar ya titreyip kendilerine gelecekler, üzerlerinde ne seviyede oynandığını görecekler, kabullenecekler ve hemen istikamete dönecekler ya da üzerlerinden buldozer geçecek. Sapık bir yol olduğu en geç on beş dakikada anlaşılabilen Şiiliği de terk edecekler. Ashaba sövmeyecekler, Hz. Peygamberi incitmeyecekler. İtikadi sorunlar olmayacak. Samimi olacaklar ve İran üzerinden yapılan tahrifatı da bir hamlede kaldırıp atacaklar. Sonra yıkılmaz bir dağ gibi yanlarında duracağız. Ölümüne destek olacağız. Yoksa dinimize söven, dinimizi tahrif eden, Ashab-ı Kiram’a söven, hz peygamberin temiz hanımlarına sövenler, Türk olsa ne olur? Şah İsmail de Türktü ve Yavuz Sultan Selim Han durması gerektiği gibi durdu. Son derece samimi, adaletli ve gayretli oldu. Bitirmeyi çok istediği ama bitirmek nasip olmayan hizmetler nedeniyle şu Şia sapıklığı da bu günlere kadar uzadı. Bu ümmet artık yine bir Yahudi oyunu/hilesi olan Şiilik sorununu da çözecek. Keskin kılıç gibi kararlar alarak, tavırlar sergileyerek çözecek.

Birkaç defa geçecekti o buldozer Azerbaycan’ın üzerinden, durdurduk. Böylelikle Allah onlara daha fazla mühlet vermiş, daha da merhamet etmiş oldu ama neticede yine geldi dayandı tercih zamanı… Hiç zamanları kalmadı. Ya öyle, ya böyle… Ya şeytani bir sistemin harcayıp attığı yığınlar olacaklar, çoğunun mezarları bile belli olmayacak, üst üste yığılacaklar ya da Ehl-i Sünnet itikadıyla taçlanmış hakiki Türkler gibi duracaklar ve dünyada da ahirette başları dik olacak.

İstikamete dönmezlerse, biz Türkiye olarak Kraliçe’nin danışıklı dövüşlerinin basit bir piyonu olmayacağız. Zaten o çok sevdikleri İsrail sevk ediyor Azerbaycan’ı sonu felaket olan bu yola… Ankebut Ağının basit bir piyonu olmaya… Azerbaycan üzerinden zaten Türkiye’ye, en çok da İstanbul’a ayar çekilmek isteniyor. Ben türlü türlü oyunları, tuzakları yine bozacağım ve Türkiye’yi gereksiz sıkıntılardan uzak tutacağım. Üç tane haine gününü göstermeyen Azerbaycan’ı ise acı akıbetine bırakacağım. İstikamete dönmeyecek olanlar, gidip Kraliçe’den de destek isteyebilirler, İsrail’den de isteyebilirler. Ya da kara paracı, organcı, ayinci, İblis’e tapan Sanhedrin Hahamları’ndan da isteyebilirler. Fitnenin başı zaten onlar.

Böyle Türk olacağına, olmaz olsun. Azerbaycan’dakiler ya gerçekten Müslüman Türk gibi olsunlar ya da topluca kahrolsunlar.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Tiyatroda yeni perde: Azerbaycan


Hiç sözü uzatacak değilim. Yıllardır zaten herkes her şeyi anladı. Dünya üzerinde nasıl bir sistemin işlediğini, tarafların gerçek yüzlerini, gerçek hedeflerini, usullerini, oyunlarını, hilelerini herkes anladı, kavradı. Masonluğu, Satanistliği herkes anladı.

Birbirine hasım görünen pek çok taraf, Azerbaycan meselesinde de arka plandan danışıklılar. Yine aynı oyunlar oynanıyor. Yine kan dökecekler, yine sömürecekler, yine çalacaklar, yine çocukları, yine kadınları kaçıracaklar. Yine kara ve kanlı para işleri çevirecekler. Yine Putin, yine Tayyip yine İran, yine o devletten bile sayılmaz Ermenistan ve daha yanlarında irili ufaklı İslam düşmanı liderler ve ülkeler danışıklı dövüşecekler. Asıl hedef, bu dünyayı tam olarak şeytanlaştırmaya her devirde mani olan Müslüman Türkler….

Yine Kraliçe emirler veriyor, birbirine hasım görünen liderler, devletler de rollerini oynuyorlar. Yine Ankebut Ağının basın ve medyası, soysal medyası, sözde uzmanları, emekli subayları kitleleri oyunların içine çekiyorlar. Yine aynı, hep aynı…

Hiç umurlarında değil, Azerbaycan’ı da mahvedecekler. Azerbaycan’ın başındaki İlham Aliyev ve sistemde ondan daha üst seviyede bir kişi olan satanist Yahudi ve büyücü karısı Mihriban Aliyeva da rollerini oynuyorlar. Aldıkları talimatları yerine getiriyorlar. Her şeyin başında Türk/İslam düşmanlığıyla davranıyorlar.

Bu sistemin hedefi bütün insanlığı bu türlü oyunlar sayesinde maddi ve manevi felaketlere sürüklemek. İnsanlığın tamamına yakınını istedikleri ayara zaten uzun süre önce getirdiler. Şimdi İstanbul merkezli “insani” bir mücadele dünyayı sarıyor diye, çok yakında somut olarak da hamlelerini yapacak diye panik halindeler. Danışıklı dövüşlerle, suni krizlerle yine sahaya yön vermeye, kendilerince İstanbul’a karşılık vermeye çalışıyorlar.

Yine hiç uzatmadan yazıyorum. Azerbaycan halkı, başındaki o kuklalara, o gölgesinden bile korkan üç beş kripto haine itaat etmeye devam ettikçe, biz hiçbir şey yapmayacağız. Zaten Azerbaycan halkının epeyi bir kısmı, bu hainlerin idaresi ve asimilasyonu altında kala kala İsrail/Yahudi ve Avrupa sevdalısı olmuş vaziyette. Türklük, Müslümanlık hatta insanlık kalmamış. İtikatları, hayat tarzları, kıyafetleri, bakış açıları, her şeyleriyle çürümüşler. Geri kazanılması mümkün olmayan bir kitle Türkiye’de var, bunu tekrarla ifade ediyorum ama Azerbaycan’da da var.

Ankebut Ağı’nın usulleri belli… Terör, kan, kavga, gürültü, intikam, fitne, fesat, eziyet, cinayet, çıplaklık, dinsizlik, tecavüz, cinsi sapıklık, açlık, yokluk, hastalık ve şeytani olan her ne varsa hepsini yaymak. Her asırda hep aynı şeylere devam…


Azerbaycan’daki gerçek Türkler/Müslümanlar başlarındaki hainleri devirmek zorundalar. Birlik olacaklar, mücadele edecekler. Gerekiyorsa bedeller ödeyecekler. Başka yolu yok. Bunu görelim, en azından bunun için mücadele ettiklerini bir görelim, biz zaten yanlarında olacağız. Gerekiyorsa yanlarında olarak bedeller ödeyeceğiz. Gerekiyorsa eş zamanlı olarak Güney Azerbaycan’ı da ayağa kaldıracağız. Gerekiyorsa dünyayı karıştıracağız ama aksi halde Azerbaycan’ı acı akıbetlerine bırakacağız.

Acılar, katliamlar, açlık, hastalık, toplu ölümler bir süre yaşanır. Onurlu bir millet olmak yerine, sömürülen sürüler olmaya razı olanlar, şeytani sisteme itaat etmeye devam edenler cezalarını bulurlar. Allah, yoldan çıkmış kavimleri, şeytana uymuş nesilleri hangi vesilelerle ve nasıl şiddetli şekilde kahrediyor, herkes bir tekrarla daha görür. Sonra biz yine Azerbaycan’ı sınırlarımıza dahil ederiz. Netice değişmez ama bu süreçte çok canlar yanar.

Türkiye’den hiç kimse, Azerbaycan kendine gelmedikçe bir hamle yapmayacak. Hiç kimse danışıklı dövüşlere alet olmayacak. Hiç kimse adından başka hiçbir şeyi Türk kalmamış, Müslüman kalmamış kişilere, gruplara destek olmayacak. Askeri, siyasi, mali hiçbir sahada destek verilmeyecek. Hatta haber mevzusu bile yapmayacağız. Herkes ya doğru düzgün yaşayacak ya da müstahakını bulacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Türkiye ve dünyaya dair kısa değerlendirmeler

Bütün insanlar gibi Fenerbahçe taraftarları da fikrinde, vicdanında hür insanlardır. Sömürgeci ve kan emici Avrupa tarafından Ukrayna yanlısı rüzgarlar estiriliyor diye, dibe vurmuş ve millet bile denemez Ukraynalıları ve Ukrayna devletini kimse tasvip etmek, müdafaa etmek zorunda değildir.

Kimin kimi destekleyeceğine, kime karşıt olacağına Yahudi/Satanist/Mason lobileri, Avrupa’nın kara paracı teşkilatları ve hükumetleri karar veremez. Özür dilemesi gerekenler, Fenerbahçe taraftarlarının temel hak ve hürriyetlerini bile kısıtlamaya kalkanlar, onları haksız şekilde linç etmeye çabalayanlardır. Avrupa’nın güya demokrat ve insan hakları yanlısı basın, yayın kuruluşları da bu süreçte gerçek yüzlerini bir kez daha dünya insanlığına göstermiş oldular. Dünya tarihine kara leke olarak geçen bir organize linç teşebbüsünde daha bulundular. Lakin İstanbul’un karşı rüzgarlarının da şiddetli şekilde estiği şu dünyamızda, bu defa netice alamadılar. Öyle birkaç basın, medya, sosyal medya oyunuyla ve linciyle dünyanın meselelerine yön verebildikleri zaman artık bitti. İstanbul’un “dur” dediğine batı/NATO çetesi “geç” diyemiyor, diyemeyecek.

Sedat Peker, Türkiye’ye getirilecek. Onu Türkiye’ye getirmek için Türkiye’de gizli gizli toplanıp konuşan, planlar yapan etkili ve yetkili kişiler var.

Tayvan krizi gerçek değil. Yine çoğunlukla bu işin içinde danışıklı dövüşen taraflar var. Çin şu anda harbe girecek, Tayvan için askeri mücadele verebilecek şartlarda değil. Ancak İstanbul’un desteğini aldığında bunu yapabilir. Aksi halde Tayvan sorununu askeri yollarla çözmeyi denese de sonuç alamaz. Çin, Kraliçe’nin sisteminden bütünüyle çıkmalı. Aksi halde kısa süre sonra en az dört, ihtimal ki yedi parçaya bölünecek. Şu anda Çin kendini güçlü göstermeye oynuyor. Halkının organlarından sonra nakit paralarını da çalarak ayakta kalmaya çabalıyor. Aşırı hormonlu ve dengesiz şekilde devleştirilmek istenen Çin’de refah seviyesi iyice düştü. Ahlak ve maneviyatın ön planda tutulduğu bir devlet rejimi ve eğitim sistemi de yok. Çin bu gidişle düşmana ihtiyaç bile duymadan kendi kendini parçalayacak. O kadar nüfusu daha fazla kontrol atlında tutamayacak. Sınır güvenlikleri de iyi seviyede değil. İstanbul, Çin’i karıştırmak ve bölmek isteseydi, son zamanlarda bunu çok kolayca yapabilirdi, yapabilir.

Ege ve Akdeniz’e sınırı olan turistik şehirlerimizi iyi günler beklemiyor. Çok büyük ihtimalle, çok kısa süre sonra turistler bir anda topluca Türkiye’yi terk edecekler. Oteller başta olmak üzere, turizm faaliyetleri kapsamında kazanan bütün kişiler ve işletmeler zor hallere düşecekler. Şimdiden tedbirli olmalarını tavsiye ederim.

İran’da devlet otoritesi daha da zayıfladı. İran ile Türkiye arasındaki sınır iyice inceldi. Türkiye’nin Güney Azerbaycan meselesini halletmesine daha da az zaman kaldı. Irak’ta işler tamamen Türkiye’nin menfaatine olacak şekilde ilerliyor. Irak diye bir devlet yok, hiç olmadı ve kadim topraklarımızı ta Basra Körfezine kadar geri alacağız. Ankebut Ağının İngiltere devleti üzerinden sağda solda cetvelle çizdiği sınırları asıl hallerine, olması gereken hallerine geri getireceğiz.

Zaman ABD’nin, İngiltere’nin ve müttefiklerinin aleyhine işliyor. İyice parasız, güçsüz kaldılar, kalıyorlar. Koskoca ülkelerde havalimanlarında bagajları yükleyecek insanlar bulunamadığına şimdilik insanlığın çoğunu inandırabilirler ama çok yakında acınası halleri, kendi hava sahalarında uçaklarını bile uçuramayacak kadar çaresiz, aciz, parasız oldukları somut şekilde gözler önüne çıkacak. Sürekli bozulan cihazlar, bozulan araçlar, çarpılan personeller gerçeği gözler önüne çıkınca kaç sendrom daha, kaç “güneş patlaması” yalanı daha uydurmaya çalışacaklarını hep beraber göreceğiz.

ABD, dünyanın farklı farklı yerlerine yerleştirdiği askerlerini, askeri araç ve cihazlarını geri götürmeye güç bulamayacak. O kadar feci halleri herkes tarafından görülürken ve konuşulurken gürültülü şekilde parçalanacak. Bu süreç çoktan başladı ve son kısmınının da sonuna doğru gidiyoruz. İstanbul aslında Washington’ı çoktan devirdi. Direnişleri sadece ortalığın karışmasına, çok gürültü çıkmasına sebep olacak ama sonucu değiştirmeyecek.

Son zamanlarda büyük kazandırdığım bazı tarafların bencilce tavırlar sergilediklerini görüyorum. İstanbul da kazanacak, Türkiye de kazanacak. Lafta değil, gerçekten kazanacak. Alacaklarım var ve en kısa sürede bekliyorum. Aksi halde o işleri tereddüt etmeden bozacağım.


Akkuyu Nükleer Enerji Santrali çöp bir proje… Daha önce Kanal İstanbul hakkında baştan sözü söylemiş “Yaptırmayacağım” demiştim. Öyle de oldu, yaptırmadım. Akkuyu Nükleer Enerji Santraline de bir yazıda temas etmiştim. Türkiye nükleer enerji kullanmayacak. Nükleer santraller kullanmayacak. Yapılmış olsalar bile bu santralleri kullanmayacak. Akkuyu işini de en kısa sürede bozacağım. Neresinden bozulursa bozulsun, bozacağım. O projede başta Sabetaycı Yahudi hainler olmak üzere çok kişiyi sallandıracağım. Millet açken yapılan insanlık dışı vurgunların, oyunların hesabını acımasızca soracağım. Şimdi Akkuyu üzerinde mücadele verenler boşuna uğraşıyorlar. Bu meselede de İstanbul ne dediyse o olacak.

İran petrolü ve doğal gazıyla, Rus doğal gazı ile uğraşmaya gerek yok. Ruslar, güvenilmez olduklarını, müttefik olunamayacak bir taraf olduklarını peş peşe defalarca sergilediler. Tıpkı Çinliler gibi kadim bir Türk ve İslam düşmanlığı ile davrandılar ve bizi değil, kendilerini harcadılar. Türkiye’nin denizlerde petrol ve gaz aramasına şimdilik gerek yok. Trakya bölgesinde petrol ve doğalgazı hemen çıkartmak için arama, tarama faaliyetlerine bile gerek yok. Onlarca senedir orada yatan TPAO araçları araziye gönderilsin, birkaç gün sonra petrol fışkıran görüntüler basında, medyada yer bulacaktır. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğundan sonra, başka ülkelere satmasına bile yetecek kadar petrol ve doğalgaz var Trakya’da… Aynı anda başka ekipler de Güneydoğu Anadolu bölgemizde petrol kuyuları açmaya başlamalılar.

Dünya ne yana giderse gitsin, otomotiv sanayiinde Türkiye en doğru yöne gitmek zorunda. Tek kişilik ve üç kişilik modelleri olan, mükemmel ses ve ısı yalıtması olan, çok gelişmiş elektronik denetleme ve kontrol sistemleri olan, son derece hafif, çok güzel görünüşlü, çok az miktarda metal kullanılan, az yakan, uzun ömürlü, arıza ve bakım masrafları çok düşük olan ve doğalgazla çalışan tasarruflu araçlar, gerçekten yerli ve milli imkanlarla derhal imal edilmeli. Sadece üç ay sonra piyasada bunlardan binlerce, sonraki ay yüz binlerce, sonraki altı ayda milyonlarca olmalı ve yurt dışına da satılmaya o zaman başlanmalı. Tüketimi azaltmalıyız, üretimi artırmalıyız, tasarruf etmeliyiz, başka çaresi yok.

Denizlerdeki, okyanuslardaki tuzlu suyu neredeyse masrafsız şekilde tatlı suya çevirerek, kesintisiz temiz su akan nehirler yapabileceğim. İstersem çöllerde tatlı su nehirleri akıtacağım. Çöllerin ortasında dev gibi suni göller yapacağım.

Dünyanın hiçbir yerinde ziraata müsait arazi kalmamış olsa, her yer kuraklaşsa bile bütün dünyaya yetecek kadar ziraat mahsulleri yetiştirebilirim. Aynı anda yine bütün dünyaya yetecek kadar besi hayvanları yetiştirebilirim. Dünyayı kuraklığa ve kıtlığa kasten sürükleyen tarafların oyunlarını her safhasında bozabilirim. Bütün bunlar için öncelikle dünya insanlığının yönünü Ankebut Ağının istediği şeytani yönden, insani yöne çevirmesi gerekiyor. İyiliği tercih etmeyen bir insan topluluğunu hiç kimse iyiliğe, mutluluğa, huzura götüremez, çıkaramaz. Böyle bir şeyi yapmaya dinen de cevaz yok. Bunu yapmak insanlığa hizmet olmaz, kişiye sevaplar kazandırmaz. Aksine olarak büyük veballere ve azaba götürür. Hak etmeyenlere iyilik yapmak insani ve vicdani bir tavır değildir, adaletsizliktir.

Suriye’de operasyon yapılamayacağını söylemiştim, yaptırmadım. Bundan sonra da yaptırmayacağım. Şu ülkede idareyi kısa süre içinde resmen ele almaya hiç niyetim yok. Baştan beri ne söylediysem samimiyetle söyledim. Lakin son zamanda neredeyse istemeye istemeye resmen de elime alacaktım. Şimdiden sonra Suriye’ye operasyon için yine hadsizlikler denenirse, bu da devletin/vatanın tehlikeye düşmesi demek olacak ve yine istemediğim bu şeyi yapmak zorunda kalırım. Bu ülkeyi kimler sıfırladılarsa, on milyonlarca vatandaş “Açız, açıııızzz” diye bağırışırken ülkenin başında onlar duracaklar, olacaklar. Çalıp kaçırıp yiyenler, milletin kestiği hesabı da ödeyecekler.

Suriye’deki gelişmelerden memnunum. Gerçekten Türkiye’nin ve bölgenin aleyhine, istemediğim şartlar oluşmaya başlarsa o vakit Suriye’ye operasyon yaparız ama onu da Ankebut Ağı için değil, terörü korumak için değil, kara para için değil, tamamen hukuka, vicdana uygun şekilde yaparız. Türkiye’de ve çevresinde Amerikan üssü, NATO üssü görmek istemiyorum. Artık bunun da vakti geldi. Herkes neyi var neyi yoksa toplasın efendice çeksin gitsin. Benden söylemesi… Hep söylerim, bazı meselelerde tekrar tekrar söylerim ve sonra gerekeni yaparım.

Komşularımız Bulgaristan ve Gürcistan’la çok iyi ilişkiler kurmak, onları da batı/NATO çetesinin sömürmesinden en kısa sürede kurtarmak istiyoruz. Onlar da kendi iç kavgalarını artık vermeliler ve net, kararlı bir duruş sergilemeliler. Safları tam manasıyla belli olmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Böyle olacağını söylemiştim, devamını da söylüyorum

Birkaç gündür askeri uçaklarını uçuramıyordu, bu gün ise sivil yolcu uçaklarının yüzlercesi uçuramıyor. Pilotlarının binlercesi çarpıldığı gibi uçakları da sürekli arıza yapıyor. Her geçen gün sorun yaşayan teknik personellerinin, araçlarının, cihazlarının, kurumlarının sayıları artacağı gibi, başka başka kısımlarda da dev sorunlar baş gösterecek. Önümüzdeki günlerde bilişim sistemleri de çökecek. Sunucuları, veri tabanları zarar görecek. Elektrik santralleri duracak. Denizaltıları batacak. Özel şirketler de kamu kurumları kadar acınası hallere düşecekler. Zarar, öyle hemen hesaplanabilecek kadar az olmayacak.

Ülkede kara para işi yapılan bütün mekanlarda ve ayrıca acımasızca insan katledilerek İblis’e tapılan, ayinler yapılan, büyüler yapılan bütün mekanlarda yangınlar, çökmeler yaşanacak. Amerika Birleşik Devletçiklerinin “süper güç” mü, yoksa Yahudiler, masonlar ve satanistler tarafından fazlaca “şişirilmiş balon” mu olduğunu, bütün dünya daha net görecek. Türkün gücünü bütün dünya görecek. Dumanlı beyin operasyonunun nerelere uzayacağını bütün dünya görecek.

İstanbul’un karşısında durmakta ısrar eden ABD, Kraliçe’ye ‘el yakmayan maşa’ olan ABD, ağır bedeller ödemeye devam edecek. Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Kıbrıs’ta, Ege adalarında, Yunanistan ana karasında karşıma çıkmaya cür’et edenler, ABD olsa da İngiltere olsa da İsrail olsa da Rusya olsa da Çin olsa da bütün bunların ittifakı olsa da tarihin karanlık sayfalarına gömeceğim. Daha metafizik harp kısmında bile diz çökeceklerini bütün dünyaya göstereceğim. Ardından ise ordularımla üzerlerine yürüyeceğim. Bu ülkelerdeki sivil insanların şu sıralarda hava taşıtlarını tercih etmelerini hiç tavsiye etmem.

Türk’ün yurdunda Türk’ü kim hapsediyormuş, sömürüyormuş, asimile ediyormuş, vergilerini çalıp götürüyormuş, 10 milyondan fazla onursuz bedavacı harp kaçkınına baktırıyormuş, göreceğim. Bu milletin hakkına uzanan el, bu milletin dinine, örfüne, töresine, ahlakına uzanan el mason da olsa, Yahudi de olsa, Rus da olsa, Çin de olsa, Amerikan da olsa, İngiliz de olsa, Alman da olsa, kimin eli olursa olsun dünyaya göstere göstere o elleri kesip atacağım. Bu ülkenin içişlerine karışanın iç organlarını dışarı ağzından söküp alacağım, leşini o halde meydanlarda dolaştıracağım.

Bu vesile ile bütün dünyaya ilan ediyorum. En fazla bir iki güne Türkiye ve çevresi çok büyük karışacak. Türk milleti ayağa kalkacak. Hain iktidardan başlanacak da devletin memuru olmak, askeri olmak yerine orduda, emniyet teşkilatında, adli makamlarda iktidarın memuru olmayı tercih etmiş kişilerden devam edilecek ve sonra yabancı ülkelerin buradaki güya diplomatik temsilcilerine kadar hepsi derdest edilecek, toplanıp alınacak ya da direnene bir kurşun hediye edilecek.

Sınırlarımız içinde sözde mültecilerden bir kişi dahi bırakılmayacak. Güya vatandaşlık verilenleri ise en baştan kovacağız. Öyle olmasını istemesem de on binlerce kişi kesinlikle ölecek. Suriyeli, Afgan, Pakistanlı, Afrikalı ayrımı yapılmayacak. Bu topraklar üzerinde bir tane NATO üssü, bir tane ABD üssü, bir tane NATO radarı bile kalmayacak. Benden söylemesi… İsteyen itibar etsin, gereğini yapsın. İsteyen de istediğini yapsın. Boğazımıza kadar geldi taştı. Can korkusu yaşayan hainler hemen Kraliçe’ye ulaşsın. Bakalım nasıl alacak elimizden bu hainleri, kara paracıları, ırz düşmanlarını, çocuk ve kadın kaçakçılarını, organcıları, uyuşturucu kaçakçılarını, peşkeşçileri…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi