Etiket arşivi: Hz.Mehdi

Ne anladık şimdi?

“Cübbeli Hoca’nın Ölmüş Olarak Görüldüğü Rüyâda Yanında Bulunan Yazıda Neler Yazılıydı”

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=cx2e3-d0zYM

Yayın tarihi: Şu andan 6 saat önce, 2 Aralık 2022 Cuma

Ne anladık şimdi?

Anladık ki yeterince canı yanmamış. İçindeki uzaylıyı ayrı, dışındaki biyonik robotu ayrı çarpmak lazımmış ki tabir etmeyi bilemediği o rüya da bir yanıyla bunu haber vermiş.

Herife “Sahte hoca! Madem ki mütevatir hadisin inkarı ve ayakların kayması gibi büyük bir tehlike var, o halde Deccal hakkında tevatür seviyesindeki hadisi inkar eden o kişi ve görüşleri hakkında derhal reddiyeler/ikazlar yapmak için daha neyi bekliyorsun? Bak rüyasını da görmüşsün? İkaz etsene bunca müslümanı? Hemen birkaç satırla, birkaç paylaşımla ya da birkaç dakikalık kayıtla ikaz et, detaylara sonra da girersin? Sana mani olan nedir?” diye sorarlar…

Sorarlar da daha oraya gelene kadaaaarrrr… Oraya gelene kadar şu pislik herife daha neler neler soruluyor. Hangi birine cevap vermiş. Şimdi eski defterleri özetle tekrarlasak bile, günlerce yayın yapmak lazım. Öyle bir pislik bu herif…

Hani ben dış güçlerin maşasıydım? Hani ben vatan hainiydim? Hani benim hakkımda cemaatim davacı olmuştu da elinde güya bunun dilekçesini sallıyordu? Yedi sene olacak hala bu hususta bile gık diyemiyor. Ondan önce de yedi sene beklemişti bana çatmak için… Bir oldu bitti ile güya haklı çıkacak ve benim yolumu kesecek, cemaatimle beni çatışmaya sürükleyecekti. İki-üç gün arayla çektiği videolarda, nasıl bir yalancı, nasıl bir inkarcı, nasıl bir münafık, nasıl bir laf cambazı olduğunu da kalbinin korkudan gümlediğini de gözler önüne kendisi serdi. Daha dün denilecek tarihte bile, elinde dosyalarını tutan ve kendisine şantaj yapan Doğu Perinçek’e güzellemeler yapan rezil herif, bu gün bana reddiye mi yapabilecek?

Müteşabih ayetler bile varken, neden müteşabih hadisler olmasın? Bu husus bu güne kadar binlerce tekrarla vuzuha kavuşturulmamış mı? Haşa Allah’ın eli mi var ya da Allah gökte mi? Kim, ne hakla bizi hadisler konusunda ille de zahiri manasında kalmaya zorluyor? Alnında (gerçek manada) kafir yazan bir Deccal’a kim kanar, kim aldanır? Bir hadiste “Deccal Medineye giremez” deniyorken, diğer hadiste Deccal’ın Medineden nasıl bir süreçle çıkartılacağı anlatılıyorsa, kendini zahiri manada çakılı kalmak zorunda görenler, nasıl bir tehlikeli sonuca çıkarlar? Uzun mevzu, şimdilik kenarda dursun bunlar… Bunlar, gerçek müslümanlarla, gerçek alimlerle münazara edilir. Münakaşaya da izin verilmez, seviye de düşürülmez. Yalan, dolan, aldatma, laf cambazlığı, iftira, karalama, fitne mi… Öyle şeyler akıldan bile geçirilmez.

Herkesin rüyası da tabir edilmez. Rüya sahibinin salih ya da saliha bir kişi olduğuna, rüyasının da salih rüyalardan olduğuna baştan emin olmak lazım. Lakin, ondan da öncesinde rüya tabiri bilmek lazım.

Kişi salih ise, rüyası salih rüya ise, o halde söz konusu edilen rüyada, rüya sahibi kişi, başkasını temsilen kendini görüyor. İnsanların istisnasız tamamı, toplumu ilgilendiren konularda, kendilerini temsili olarak gördükleri rüyaları sık sık görürler.

Kendini, başka birini temsilen rüyasında gören rüya sahibi kişi, Cübbeliyi ölü gördüğüne göre… Kendini kimin yerine görüyorsa, işte o kişi çok hayırlı işler yapacak demektir. Çünkü “Rüyada ölünün dirilmesi ve konuşması, rüyayı gören kişinin, iş hayatının ve aile hayatının çok güzel gittiğine ve yüklü miktarda kazanç elde ettiğine ancak bu durumu çekemeyen insanların rüya sahibi hakkında dedikodu çıkardığına ve insanlar ile arasına fitne soktuğuna delalet eder.” Ben demiyorum, rüya tabiri ilmi böyle söylüyor… Cübbeli de farkında olmadan kendini ifşalamış oluyor. Kaç kere rüya tabiri yayını yaptım ve tekrarla ifade ederek anlaşılmasını sağladım ki rüyalarda görülen şeyler, hemen ilk akla gelen manalarına, zahiri manalarına yorulmazlar. Rüyalarda da teşbih var, temsil var, türlü yanları var. Rüyada ilmi reddiye yapmak da gerçek hayatta ilmi reddiyeler yapılacağı manasına gelmez, tabir edilmez. İşte rüyada ölüm görmek bile gerçek manasına değil, hiç ölen kişi dirilir ve konuşur mu? İstediği kadar bu rüyayı da zahiri manasına zorlasın, gerçek hayatta, şu rüyada görülen şeylerin birebir yaşanacağını değerlendirsin… Hiç öyle değil ve öyle olmadığı, yaşanacak süreçte bütün insanlık tarafından görülebilecek.

Bu rüya, önümüzdeki süreçte Cübbeli’nin hükmünü yitireceğine, iyice ifşa olacağına, şeytanlaşmış halinin (hiç kimse tarafından inkar edilemez kesinlikte meydana çıkacağına), devlet sisteminin ona müdahale ederek yargılayacağına, oyundan düşeceğine ve buna da Cübbeli’nin reddiye yaparmış görüntüsü altında saldıracağı, iftira edeceği bir kişinin sebep olacağına delalet ediyor. Dahası bu rüya, Cübbeli’nin dalalet ehli biri gibi göstermeye çabalayacağı kişinin, bu işin sonunda bütün halk tarafından büyük takdir göreceğine de delalet ediyor. Azıcık rüya taibiri bilen her kime sorulsa, bu rüyayı bu şekilde tabir eder. Bunun bile farkında değil…

Oyalansın dursun… Ne reddiye yapabiliyorsa da yapsın, laf cambazlığını bıraksın. Ben buradayım, içim dışım da bir. Onun gibi bir ileri, iki geri adım attığım hiç görülmemiştir. Adımı vermeden bile iki satır sözde reddiyesini yapamamış, çünkü konuya girince, kime karşı konuştuğu ve yine nasıl atıp savurduğu herkesçe görülecek… Belli ki dünkü yazımdan sonra ağır baskı, yönlendirme altında kalmış. Böyle böyle etrafını da oyalamaya çabalıyor.

“Şeyhim” dediği, “Efendi hazretleri” dediği kişi, gerçekte Türk de değildi, müslüman da değildi. Nerede kaldı ki veli bir zat olsun. Nerede kaldı ki mürşid-i kamil olsun. Jet Fadıl üzerinden vurulan vurgun paralarıyla, sözde sempozyumlarda oynanan oyunları/aldatmaları/münafıklıkları da yıllar önce anlatmıştım. O günden beri o hususları konuşmak, hatırlatmak bile istemiyorlar. “İşte bu hizmetler, Fadıl abimizin helal/temiz paralarıyla mümkün oluyor” diyebilecek kadar ipini kopartmıştı o vakitlerde de şu cübbesi çıkasıca lanet herif…

Haydi bakalım, kimin ne hüneri varsa ben de göreyim, bu millet de görsün, beni dünya genelinden hatta dünyadaki yeraltı uzaylı şehirlerinden takip eden bütün gerçek müslümanlar da görsünler. Hemen başlayalım…

Ve bakalım, Deccal konusunda sarsıcı hakikatlerin meydana çıkmasını asla istemeyen Cübbeli ve onun gibi Deccal’a bile isteye çalışan lanetliler mi haklılar, yoksa hakiki bir mürşid-i kamilin ve aynı zamanda mehdi olan zatın eteklerine tutunmuş olan, himmetleri altında olan mfs mi…

Deccal elindeki bütün sistemi, bütün gücü ve kadroları kullansa bile, bakalım Cübbeli Ahmet denilen münafığı ne kadar süre daha oyunda tutabilecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Tarih tekerrür edecek ve çok yüksek sayıda insan ölecek


Ahir zamanda yaşanacak helak olma hadiseleri ve Semud kavmi ile benzerlikleri…

Salih aleyhisselamın peygamber olarak vazifelendirildiği Semud kavmi, dünyalı insanlarla uzaylı insanların açıkça bir arada yaşadığı bir kavimdi. O devirde de bilim ve teknoloji çok yüksek seviyedeydi ve uzaylı insan türleri, dünya insanlarından gizlenmezdi.

Ad kavminin lideri Şeddad bir Ad, “Sen ahiret hayatında cennet var diyorsun ve insanların aklını çeliyorsun. Ben bir cennet yaptırayım da gör” diye Hud peygamberle inatlaştı ve çok yüksek bilim ve teknoloji seviyesinde yaşadıkları için, bilinen dünya tarihinde daha önce benzeri görülmemiş olan suni cenneti yani İrem bağlarını yaptırdı. Kendilerine verilen mühlet bittikten sonra Ad kavmi de helak edildi. Aralarından bir avuç insan iman edip de kurtulmuştu ve soyları devam etti. Onların soylarının devamında Semud kavmi teşekkül etmişti.

Hud aleyhisselamın tebliğine ve nasihatlarına tabi olmayan Ad kavmi, sonunda çok feci şekilde helak edildi. O kadar dehşetli bir helak şekliydi ki devamındaki nesiller boyunca herkes bunu bilerek, bunu unutmayarak yaşıyordu. Semud kavmi de bir vakte kadar müslümanca yaşadı ama sonra aralarında putperestlik ve satanistlik yayıldı. Ad kavminin yaşadığı acı akıbeti bir helak olarak görmekten, yorumlamaktan uzaklaştılar. Kendilerince bilimsel yorumlar yaptılar, dini/manevi kısmını tamamen silip attılar.

Ad kavmi gibi feci şekilde ve topluca yok olmak istemedikleri için de dağların/kayaların içlerine ve oradan yer altına da uzanan evler yapmayı tercih ettiler. Kayaları kolayca oyarak evlerini çok kısa sürede yapabiliyorlar hatta kayaları kolayca oyarken süslemeler, işlemeler de yapıyorlardı.

Bununla da sınırlı kalmıyorlar, yüksek teknolojiyi hayatlarının her safhasında kullanıyorlardı. Şehirlerini her türlü düşman saldırılarına karşı koruyacak savunma sistemleri vardı. Düşmanları Semud kavmine ve yaşadıkları şehirlerine zarar veremiyorlardı. Bu nedenle Semud kavmine “ashab-ı hicr” yani korunan, korumalı topluluk denildi. Bundan istifade ile Semud kavmi başka kavimlere karşı açıkça eşkıyalık yapıyordu. Onları soyuyor, sömürüyor, öldürüyordu. Her manada iyice ayardan çıkmışlar, yollarını şaşırmışlardı.

O devirde hala insanların hayatları uzundu. Salih peygambere de uzun ömür verilmişti ve çok uzun zaman Semud kavmini İslam’a davet etti. Lakin sadece bir avuç insan onun peygamberliğine inandı. Bu kişilerin arasında uzaylı insanlar da vardı.

Hazret-i Salih’in de çok güçlü maneviyatı/metafiziği vardı. Salih peygamber güçlü bir soydan ve aşiretten geldiği için ona açıkça saldıramayan İslam düşmanları, bir süre sonra metafizikle saldırmaya başladılar. Salih aleyhisselam da onlara metafizikle karşılık veriyordu. Bu metafizik çatışmalar sırasında olağan dışı şeyler yaşanır ve beden gözüyle de açıkça görülür olmuştu. Salih peygamber, Semud kavminin içinden, önde gelen ve kavmi ısrarla dünya/ahiret felaketine sürükleyen kişileri ve onlara yardım yataklık yapanları metafizikle çarpmaya başladı. Neticesi olarak, bir süre sonra Semud kavmi arasında olağan dışı şeyler yaşandı. Hastalıklar yayıldı. Ani ölümler arttı. Cihazlar ve araçlar bozuldu. İntiharlar arttı. Yangınlar ve kazalar arttı. Hatta rivayet edilir ki kadınlarının doğurganlığı azaldı. Çocukları olmamaya başladı.

Semud kavmine dair ayet-i kerimede geçen “dokuzlu çete” de günümüzde Ankebut Ağını en tepeden idare eden konseyin, o zamanki haliydi. Dokuzlu çete o zaman da günümüzde olduğu gibi İblis’e bağlıydı, satanist kişilerden oluşuyordu ve Semud kavmini de çoktan satanistleştirmişti. Dokuz kişi de ileri seviyede büyücülük ve metafizik biliyordu, Semud kavmi içinde de büyücülüğün, kahinliğin/medyumluğun ve türlü metafizik usullerin yayılmasını sağlamıştı.

Salih peygamber ile yaşadıkları metafizik çatışma iyice şiddetlenince bu defa öfkeli bir kalabalık halinde Salih peygamberin karşısına çıktılar ve “Senin yüzünden huzurumuz kalmadı. Herkese zarar verdin. Başımıza gelmeyen kalmadı.” mealinde sitem ettiler. Allah’ın koruması sayesinde Salih aleyhisselama fiziki bir zarar veremediler. Hazret-i Salih bir süre Semud kavminin arasından ayrıldı, uzak bir yere gitti. Sonra tekrar dönerek peygamberlik vazifesine devam etti.

Metafizik sahadaki çatışmalar hiç hız kesmemişti ve Salih peygamber kavminin arasına döndüğünde de devam etti. Artık sona yaklaşılmıştı ve Salih peygamber kavmini daha sık şekilde musibetle, helak edilmekle korkutuyor, ikaz ediyordu. Onlar ise “İşimize karışma. Haber verdiğin helakı getir de görelim” diyorlar, alay ediyorlardı.

Halbuki o vakte kadar Salih peygamber, peygamberliğinin ispatı olarak çok kere de mucize göstermişti. Semud kavmi ise fiziki tedbirlerine ve yüksek bilim ve teknolojisine güveniyordu. Yıldırımlar yağmur gibi yağsa, o kayadan evlerin içinde olduklarından kendilerine hakikaten hiçbir şey olmaz, yıldırımların enerjisi topraklanır sönerdi. Yüksek basınçlı bombalar atılsa, o kayalık şehri yıkıp geçemezdi. Ad kavmine atıldığı gibi bir çeşit nükleer bomba atılsa ya da yoğunlaştırılmış enerji silahları kullanılsa hatta günde onlarca kere çok yüksek şiddette depremler olsa, yine de şehirlerine ve canlarına zarar gelmezdi. Bu imkanlar Semud kavminin azgınlığını, şımarıklığını artıyordu.

Yine de Allah Semud kavmine mühlet veriyor, sonsuz felakete gitmeden önce, ahiretteki büyük mahkemede hiçbir mazeretlerinin olmamasını istiyordu. Hatta bu hikmete binaen Semud kavmi bir anda helak edilmedi. Salih peygamber onlara “İlk gün yüzleriniz sararacak. İkinci gün yüzleriniz kızaracak. Üçüncü gün ise yüzleriniz kararacak” dedi. Kendisine iman etmiş bir avuç müslümanı da alarak oradan Allah’ın emri gereği uzaklaştı, hicret etti.

Salih peygamberin haber verdiği gibi olmaya başladı. Semud kavminden olanların yüzleri sarardı. İkinci gün ise kızardı. Salih peygamber bu hale metafizik kabiliyetleri ile sebep oluyordu. Semud kavmi de Salih peygamberin metafizikteki gücünü çok iyi şekilde biliyor ve ona kızıyordu. Salih peygamberi öldürmek için mekanına gittilerse de onu da ona inananları da oralarda bulamadılar. İyice sinirlendiler.

Aralarından bir kişi ise yaşananın ciddiyetini anladı ve hayatta kalmak ümidiyle o diyarı terk edip etraftaki başka bir kavmin yanına sığındı. Lakin netice değişmedi. Semud kavmindeki bütün inkarcılar gibi o şahıs da feci şekilde öldü. Yüzü kızarmış ve kararmıştı. Gittiği yerde su istedi, suyunu içti ve saniyeler içinde öldü. Sanki bedeninin fişi çekilmiş, gücü kesilmiş, kontrolü bir anda elinden çıkmış, ayakta iken hızlıca dizleri üzerine çökmüş ve sonra yüz üstü kapaklanmıştı.

Çok büyük kısmı Satanistleşmiş olan Semud kavmi, helak olacaklarını anladığında hemen ayinlere, büyülere, metafiziğe ve en başta da iblis’e sığınmıştı. Cin taifesinden olan ve bütün insanlığa düşman olan İblis, her devirde yaptığı gibi, o zaman da satanistleri korumayacağını bilip kahkahalar atarak onların sonunu izliyordu.

Semud kavmi tıpkı günümüzde Cadılar Bayramında Güney Kore Seul’de bir benzeri görüldüğü gibi, Salih peygamberi metafizikte yenebileceklerine ve öldürebileceklerine inandırılmıştı ve topluca satanist ayinleri yapıyorlardı.

O sıralarda melekler, evvelki hak peygamberlerin ruhaniyetleri ve hatta tabut-u sekine, hazret-i Salih’in korunması ve düşmanlarının kahrolması için sahadaydılar.

Allah, sünneti gereği, peygamberini muhafaza ederken bile maddi ve manevi sebeplere uyduruyordu. İnsanlıktan çoktan çıkmış, küstahlaşmış, nankörleşmiş, namussuzlaşmış, mucizelere bile kör kalabilmiş, ölümden ve ölenden bile tesirlenmez hale gelmiş, satanistleşmiş, vahşilemiş, zalimleşmiş, kibir abidesine dönüşmüş Semud kavmi, “Bize hiçbir şey zarar veremez” dedikleri şehirlerinde ayin yapmakta iken birden, topluca çarpıldı.

Halbuki kayadan evlerine özel kaplamalar yapmışlardı da o kayadan duvarlar elektromanyetik şok dalgalarını geçirmediği gibi, türlü enerji saldırılarına karşı da koruma sağladığı gibi, metafizik sinyalleri de geçirmezdi. Üstelik kendileri de çok ileri seviyede metafizik bilirlerdi ve kendilerine metafizik sahada çok fazla korumalar yapmışlar, yazmışlardı. Üstelik cinlerden de çok yardımcıları, koruyucuları vardı. Hiçbiri fayda etmedi.

Bir yandan Salih peygamberin sert metafizik sinyalleri, bir yandan Tabut-u Sekine’nin yaydığı helak edici sinyaller, hepsini anında çarptı. Bu, ilk defa olmuyordu. Pek çok peygamberin zamanında çok benzer helak hadiseleri yaşandı.

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet-i kerimede geçen sayha, saika, karia, racfe/racife gibi kelimelere yıldırım, çığlık, ses, rüzgar, deprem gibi manalar verilmiş ama bu kelimelerin gerçek manaları bunlar değiller. Şok dalgası, enerji darbesi, metafizik çarpılma, şok darbesi neticesinde atomlarına kadar titreşme hali gibi manalara geliyorlar. Hatta “deve” diye yorumlanan “nâka” bile aslında sadece deve manasına gelmiyor. Sadece “nâka” kısmından yola çıkılsa, dünya tarihinin derhal yeniden yazılmasına sebep olacak sarsıcı gerçeklerle yüzleşilecek.

Bu nedenle İbrahim suresinin 9. ayet-i kerimesinde Hazret-i Allah şöyle buyurdu:

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…

Sizden önceki Nûh kavminin, Âd ve Semûd’un ve onlardan sonra gelenlerin haberi size ulaşmadı mı? Onların hâlini ve başlarına geleni gerçek mânada ancak Allah bilir. Peygamberleri onlara apaçık deliller getirmiş, fakat onlar ellerini ağızlarına götürüp: “Biz sizinle gönderilen dîni kesinlikle inkâr ediyoruz. Çünkü biz, bize yaptığınız dâvetin doğruluğu konusunda derin bir şüphe içindeyiz” dediler.

Dahası da var…

Ahir zaman peygamberi hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v)’nın ahir zamana dair hadislerinde haber verdiği “duman”ın da konumuzla alakası var.

Ebu Davud’da geçen hadis-i şerifte “Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.” buyrulmuş. Yine duman hakkındaki diğer hadislerde, duman sebebiyle dünyanın her yerinde toplu ölümler olacağı, dumana maruz kalan insanların yüzlerinin sararıp kızaracağı, hepsinin aniden ölmeyeceği ve dumanın tesir etmediği müslümanların ise bu kişilerin dumana yakalandığını anlayacakları haber verilmiş.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Duhan suresinin 10. ayet-i kerimesinde (mealen)
Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!”
buyruldu. İşte bu ayet-i kerimede ve söz konusu hadis-i şeriflerde haber verilen “duman” da ilk akla gelen manada bir duman ya da sis değil. Dünyanın her yerini saran ve toplu ölümlere sebep olan yoğun metafizik sinyaller.

Dabbetül arzın zan edildiği gibi tuhaf bir canlı olmadığını, insan olduğunu… Zan edildiği gibi zararlı, vahşi bir canlı olmayıp iyi niyetli ve insanlığın faydası için mücadele eden bir kişi olduğunu… Hatta dabbetül arz ile hz. Mehdi’nin aynı kişiler olabileceğini kısa süre önce yazmıştım.

Ahir zamanda yaşanacağı haber verilen büyük bir ateş çıkması hadisesinin, duman çıkması hadisesinin, yer batması/çökmesi hadislerinin, şu yukarıda anlattığım Semud kavmi gerçekleriyle, metinlerini tam haliyle vermediğim ve bilinen o ayet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle ve dabbetül arz ile yakından alakası var. Bu konu, hakkında cilt cilt kitap yazılabilecek bir konu…

Söz konusu çok çok büyük felaketlere ramak kalayı yaşadığımızı değerlendirdiğim şu günlerde, herkesin bu yazıya ve bu bilgilere de ihtiyacı vardı. Artık her kişi ve kesim/taraf, kendi hür iradesi ile kararını alacak ve ona göre de karşılığını bulacak.

Birkaç gündür yoğun siyasi gündemden ötürü gecikmiş olan bu yazıyı şimdilik bu kadarlık yazdım. İlerleyen zamanlarda ve en çok da söz konusu afetler yaşandıktan sonra, daha da geniş şekilde izah edeceğim inşaallah.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Dabbetül arz kim ya da ne…


Dabbe, ayakları üzerinde, karnı üstünde ya da herhangi bir şekilde yürüyen, ilerleyen, debelenen canlı şey demek. Bu manasıyla dabbe, bir insan da bir hayvan da bir cin de olabilir. Debelenmek, rahatsızlık veren bir halin ya da bir acının tesiriyle çırpınmak ya da bir baskıdan kurtulmak için çırpınmak, en kısa sürede kurtulmak için en yüksek seviyede mücadele etmek demek.

O halde dabbetül arzda üç mana/ihtimal var:

1- Bütün dünya insanlığını ayağa kaldıran, insanlığı bir kuşatmadan, sömürüden, baskıdan kurtulmak hedefine kilitleyip yönlendiren bir kişi ve bu kişinin mücadelesi ve bu kişinin mücadelesi sırasında kullandığı teknikler, imkanlar.

2- Bütün yer yüzünü görülmemiş şiddette sarsan depremler ve yer çökmeleri sebebiyle ve ayrıca gözün görmediği sebeplerle toplu ölümler ve bunlara sebep olan kişi ya da teknik.

3- Her ikisi birden…

Dabbetül arz, yayıncılıkla ve/veya manevi/metafizik tekniklerle ya da siyasi ve askeri mücadele ile yapılabilmesine o güne kadar hiç kimsenin ihtimal dahi vermediği şeyleri yapacak olan kişi…

Dabbetül arz hakkındaki bazı uydurma hadislerin, sahih hadis zan edilerek muteber kaynaklarımıza bile girdiği görülüyor. Sahih hadislere ve hakiki İslam alimlerinin izahlarına bakıldığında ise dabbetül arzın yanında Musa’nın asasının, Süleyman’ın mührünün olacağı… Dabbetül arzın gerçek müslümanların canını yakmayacağı ama kafirlere ve münafıklara karşı acımasız olacağı… Müslümanlara devlet/otorite kuracağı ve Müslümanların başına geçeceği… Müslümanlara İslam dinini en doğru şekliyle öğreteceği… Temiz, ahlaklı, feyizli bir Müslüman toplum meydana getireceği… Müslümanlara ilim, ahlak öğreteceği gibi, onların sağlıklarını bozan sebepleri de hızla ortadan kaldıracağı… Her yönüyle Müslümanların elini güçlendireceği ve maddi/manevi sahalarda onların yüzlerini ak edeceği, onları üstün hale getireceği anlaşılıyor. Ayrıca dabbetül arza zarar vermek isteyenlerin asla zarar veremeyecekleri ve dabbetül arz birini ya da bir topluluğu öldürmek isterse de kimsenin ondan kaçacak bir yer bulamayacağı, dünyanın her yerinde hükmünün/tesirinin görüleceği anlaşılıyor. Yine kaynaklardan, hz. Mehdi ile dabbetül arzın aynı zamanda, aynı maksatla mücadele edecekleri de anlaşılabiliyor. O halde karşımıza, hz. Mehdi ile dabbetül arzın aynı kişiler olması ihtimali de çıkıyor.

Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.” (Neml, 27/ 82)

Dabbetül arz hakkındaki ayet-i kerimeden, dabbetül arz tarafından uzun süre ikaz edilmiş, nasihat edilmiş ve mühlet verilmiş olduğu halde sapıklıktan, zulümden, inkardan, vahşilikten, satanistlikten dönmeyen toplulukların dabbetül arz vesilesiyle helak edilecekleri anlaşılıyor.

Yine meşhur ve sahih hadislerde ahir zamanda yeryüzünün tamamını tuhaf, değişik bir dumanın kaplayacağı, insanlığın perişan olacağı ve o felaketlerden kurtulabilmek için sağ kalan insanların sürekli dua edecekleri ve bu süreçte çok çok yüksek sayıda kişinin öleceği anlatılmış. Dabbetül arzın ne olduğunu ve ne yapacağını anlamaya çalıştıkça konu/yol, insanları öldüren ama gözle görülmeyen bir dumana/sise, bir enerjiye yani metafizik aleme/tekniklere ve bunun sebebiyle insanların vücudunda gözle görülmeyen kurtçukların oluşmasına ve devamında çok yüksek sayıda dünyalı ya da uzaylı insanın kısa sürede topluca ölmesine çıkıyor. Dabbetül arzın, metafizik sinyallerle insanların vücutlarına ölümcül darbeler vuracağı, metafizik sinyallere maruz kalan insanların vücutlarında gözle görülemeyen kurtçukların oluşacağı, vücutlarının krize gireceği, zamanın tıbbının bu işi çözemeyeceği ve önüne geçemeyeceği, sonunda toplu ölümlerin dünyanın her yerinde olacağı anlaşılıyor. Hatta metafizikle çarpılmayan hakiki Müslümanlar, metafizikle çarpılan ve vücutlarında büyük sorunlar görülen kişilere bakıp da onların kafir kişiler ya da müslüman rolü oynayan münafık kişiler olduklarını anlayabilecekler.

Yine meşhur ve sahih hadislerde ahir zamanda çok büyük yer çökmeleri yaşanacağı da haber verilmiş ve bunlara da dabbetül arzın vesile olacağı anlaşılabiliyor.

Bu konuları doğru şekilde anlamaya çalışırken şunları da göz önünde bulundurmak lazım:

– İstanbul’daki tarihi yarımadanın doldurma bir alan olduğunu…

– Pek çok yerde olduğu gibi oranın altında da uzaylıların yerleşme yerleri olduğunu…

– Lakin oranın merkezi üslerden biri olduğunu ve gerçek/asıl deccal olan uzaylı şahsın da sık sık orada bulunduğunu…

– Bir gün hz. Mehdi İstanbul’u gerçekten fethetmesin diye oraya sistem kurduğunu, kendi sistemine çalışan kişilerden önde gelenleri boğaz içi çevresine ve adalara yerleştirdiğini…

– İstanbul’un birinci ve ikinci fethi diye bir şey olmadığını…

– Tek ve gerçek fethin hz. Mehdi tarafından ahir zamanda yapılacağının hadislerden ve muteber alimlerin izahlarından kesinlikle anlaşıldığını…

– Fatih Sultan Mehmet diye bilinen kişinin herkesin arasında gayr-i İslami sözler söyleyen ve davranışlar sergileyen bir kişi olduğuna dair bilgilerin gerçek olduğunu… Onun sahte bir fatih olduğunu..

– 1453’teki sözde fethin de deccalin başı çektiği uzaylı türlerin bir hilesi, aldatması olduğunu…

– Hadislerde güneşin yani İslam medeniyetinin/otoritesinin batıdan (Avrupadan ya da Amerika kıtasından) değil, battığı yerden doğacağına işaret edildiğini ama bu konuda da müslümanların zihinlerinin bulandırıldığını…

– Güneşin/İslam’ın, battığı son merkezi yer olan İstanbul’dan yeniden doğmaması için uğraşan o uzaylı deccalin sisteminin de dabbetül arz (yani hz. Mehdi) tarafından alt üst edileceğini…

– Dabbetül arzın, müslüman rolü oynayarak müslümanlara zulüm, ihanet eden ve deccalin sistemine çalışan çok kalabalık kripto kadroları ifşa edeceğini…

– Ayrıca dünyanın dört bir yanındaki yeraltı uzaylı şehirlerinin peş peşe çökeceğini…

– Bunun neticesi olarak yer yüzünde çok çok geniş alanların da feci şekillerde aniden ya da çok kısa sürede çökeceğini…

– Bu çökmeler sırasında yer altı şehirlerindeki uzaylılardan milyarlarcası ölürken, yer yüzündeki dünya insanlarından da çökmeler ve depremler sebebiyle ölümlerin çok ama çok yüksek sayıda olacağını…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

___________________________________________

Dabbetül arz ayetinin tefsiri

Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.” (Neml, 27/ 82)

Elmalılı Hamdi YAZIR bu ayet-i kerimenin tefrisini şu şekilde yapmıştır:

Debb ve Debib: Hafif yürüme, debelenme demektir. Hayvanlarda ve çoğunlukla haşerelerde, yani böceklerde kullanılır. İçkinin vücuda yayılması ve bir çürüklüğün etrafına bulaşması gibi, hareketi gözle tespit olunamayan şeylerde de kullanılır. “Dabbe” kelimesi de bundan fail olmak üzere asıl lügatte “mâyedübbü”, yani debbeden, hafif yürüyen, debelenen demek olur. Ve şu halde tren, otomobil, bisiklet gibi otomatik şeylere de, lügatin aslına göre  “dâbbe” demek uygun olabilecekse de dilde kullanılışı hayvanlara mahsustur. Hatta örfte dört ayaklı hayvanlarda ve onlar içinde özellikle atta daha çok kullanılmıştır. Bununla beraber,

Allah, her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünen, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayaküstünde yürür…”(Nur, 24/45)

âyetinden anlaşılacağı üzere her hayvan hakkında kullanılır. Hayvan kelimesi ile eşanlamlı gibidir.”

Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’a aittir.”(Hud, 11/6)

  âyetinden anlaşılan da budur. Bundan dolayı dabbe kelimesi hayvanlar için olduğu  gibi insanlar için de kullanılır. Bu ayette “dâbbe” kelimesi nekre (belirsiz isim) olarak geldiğinden bunun bildiğimiz dâbbelerden başka bir dâbbe olması akla gelir. “Onlarla konuşan dâbbe” terkibinde açıkça belirtilen bunun konuşan bir hayvan, yani insan olmasıdır. Tefsirler de bu iki nokta etrafında dolaşmaktadır.”

“Allah, “Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.”

(Mücadele suresi, 21. ayet-i kerime)

Mekke ve Medine’yi Deccalden ne koruyor

Asıl/gerçek Deccal, uzaylı bir insan türünün bir ferdi… Elinde çok yüksek maddi/teknolojik imkanlar var. Bunları da kullanarak dünya insanlığını uzun zamandır felaketlerden felaketlere sürüklüyor. Hem dünya insanlığına hem de İslam dinine aşırı seviyede düşman. Verdiği maddi ve manevi zararlar, oynadığı oyunlar, yaptığı aldatmalar saymakla bitmez… 1453’te İstanbul’un sözde fethi de onun oynattığı bir orta oyunu…

Bunca şeye güç bulabilmiş olduğu halde Mekke ve Medine’de bulunan, dinimizce mukaddes kabul edilen yerlere ve şeylere hiç zarar veremiyor. Evet, bunca yüksek teknolojisine, uzaylılardan olan adamlarına/ordularına, dünya insanlığı arasından kendine çalıştırdığı Yahudilere, masonlara, satanistlere ve dünya devletlerinden onlarcasının başına getirttiği satanist hükumetlere rağmen bunu yapamıyor. Çünkü Mekke ve Medine’deki söz konusu mukaddes yerler korunuyorlar.

Doğru, melekler de vesile edilerek korunuyorlar ama Allah’ın adeti/sünneti öyledir ki her şeyi sebeplerle yaratır. Allah, müslümanları topluca katletmekte olan kafirlerin fiillerine de melekleri vesile ediyor. O kafirlerin bedenleri bile meleklerin vazife yapmaları sayesinde çalışabiliyor. Lakin bunca şeyler yaşanırken kimse melekleri görmüyor, bilmiyor. Herkes daha görünür olan, ön planda olan sebepleri biliyor, görüyor, değerlendiriyor.

Öyle ise, söz konusu Deccal, söz konusu mukaddes mekanlara zarar vermek istediğinde karşısında mani olarak neyi görüyor? Varlığına inanmadığı melekleri mi?

Bu ümmet en çok da Cübbeli Ahmet de denilen Ahmet Mahmud Ünlü gibi münafıkların, kara paracıların, nitelikli dolandırıcıların elinden çekti, çekiyor. Şu kısacık görüntüde bile kaşı gözü ayrı oynuyor, dikkatle bakan gözler gözlerindeki aldatıcı tavırları görebiliyor. Anlamadığı, bilmediği, kafasının basmadığı da doğru ama anlayabildiği çok şeyi de böyle olmadık şekilde anlatıyor ki müslümanlar asla uyanmasınlar.

Gerçi cübbesi çıkasıca da Akademi Dergisinden esen rüzgarlara kapılmak zorunda kalmış. Kısa süre önce, hazret-i Mehdi’ye ve zamanında yaşanacak hadiselere dair ezber bozan yorumlarımı yazılı olarak paylaştım. Çok kısa süre sonra sözde Türk medyasındaki malum insan şeytanları hemen Cübbeli’yi çıkarttılar ekrana… Saatlerce program yaptılar, başından sonuna kadar kasten zihinleri bulandırdılar. Cübbeli o programda melhame-i kübrayı anlatırken her şeyi kasten dağıtıp bozmuş, farklı taraflara yönlendirerek kafaları bulandırmış ama “O zaman bir İstanbul hükumeti olacak ve melhameye yüz binlerce asker gönderecek” demiş. Onu bari doğru söylemiş ama orada bile kim bilir nasıl bir şeytani, nefsani niyetle ve arka plandan neleri hedefleyerek öyle söylemiştir.

Mekke ve Medine’deki o mukaddes mekanlar, çok gelişmiş manyetik kalkanlarla koruma altındalar. Gözün göremediği ve küre şeklindeki koruma kalkanları onları çevreliyor. Öyle ki yerin altından bir gelişmiş uzay aracı gelmek ve zarar vermek istese bile kalkan ona da mani oluyor. O kalkanların içine, şu her yerde görülüp duran UFO’lar da uzaylıların yaptığı insan görünüşlü robotlar da giremiyorlar. Daha dünyada daha başka yerler de aynı sistemle korunuyorlar.

Deccalin, Mehdinin ve hatta Mehdinin yardımcılarının zuhur ettiğini yemin bile edebilecek kesinlikte biliyor ama doğruları anlatmak işine gelmiyor. Çünkü müslüman değil hatta insan bile değil. Çoktan çıkmış insanlıktan…

Altı yedi sene oluyor, güya benden kendisi de cemaatim de davacı olacaktı. Hatta kendi cemaati de davacı olacaktı. Elinde üçkağıtçılık ürünü bir şikayet dosyası bile sallayarak konuşuyordu. Kalbi korkudan titrerken bu hali sesine ve beden diline yansıyor, o ruh haliyle şuuru bulanıp hakkımda atıp tutuyordu. Sahi, ne oldu? Hani nerede o şikayet, o dosya? Nerede hakkımda attığı iftiraların ispatları? Hala bu seviyede sahtekar birini de yayınlara CNN Türk gibi, Haber Türk gibi adı Türk, kendisi İsrailli, ABD’li, İngiltere’li mecralar çıkartırlar.

Şu sahtekarın 2019 yılındaki şu konuşmasını dinleyen müslümanlar bir düşünürler. Mekke ve Medine’nin idaresini elinde tutan Suudi aşiretinin nasıl kara paracılar, katliamcılar, masonlar, satanistler, ayinciler olduğunu bilememişlerse bile… Cübbelinin de aynı sistemin içindeki bir kara paracı sahtekar olduğunu bilememişlerse bile… Suudi Amerika da dediğim sözde devletin bütün kurumlarındaki masonik logoları düşünürler. Suudi Amerika’daki insanların itikadına, ameline, hukuk sistemine, eğitim sistemine, rejimin tercihlerine bir bakarlar. Orada insanları nasıl şartlarda yaşattıklarına bakarlar. Kabe’nin etrafının bile nasıl satanist mahaline çevrildiğine bir bakarlar ve düşünürler. Sonra sorgularlar “Yani bu kadar dibe vurmuş, bu seviyede ayarından çıkarılmış, Türkiye’den bile beter hale getirilmiş bu şehirlere Deccal küfrünün girmediğine, giremediğine mi hükmedeceğiz. Acaba girseydi daha nasıl küfür, fücur, isyan, sapıklık, rezillik olabilirdi.” der.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Hazret-i Mehdi (A.S.) yazı dizisi

“Biat Allah içindir”

Hazret-i Mehdi’yi bize tanıtacak alametler ve gelmesinin yaklaştığını gösterecek olan işaretler…

Alametlere gelince;

Beraberinde Allah Resülü (SAV)in gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki, Peygamber (SAV)’in vefatından bugu‌ne kadar hiç açılmamıs‌tır. Mehdi’nin zuhuruna kadar da hic‌ açılmayacaktır. Sancağında ‘El Biat’u Lillah’, Yani “Biat Allah içindir” ibaresi yazılı olacaktır.

Başında bir sarık bulunacak, bu sarığın içinden bir adam çıkıp Mehdi’yi göstererek şöyle haykıracak: ‘İşte Allah’ın halifesi Mehdi! Ona uyunuz!’

O, kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek (Dine ve devlete hizmet edebilecek vasıflara ve liyakate sahip olmayan insanları bile hemen şuurlandıracak, yetiştirip hizmet ettirecek. Dahası bu insanlar, başkalarını da yetiştirecek ve hizmet etmelerine vesile olacaklar).

Ondan mucize isteyecekler; o da havada uçan bir kuşa işaret edip hemen eline düs‌ecek.

Gökten s‌öyle bir ses duyulacak: ‘Ey insanlar artık Allah Cebbarları (biyonik robotları), Münafık (Müslüman siyasi lider rolü oynayanları) ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmeti Muhammed (SAV)’in en hayırlısını başınıza getirdi. Mekke’de ona katılın, O Mehdi’dir! İsmi de Ahmet B. Abdullah’tır. Diğer bir rivayet: ‘Size Muhammmed ümmetinin en hayırlısı olan Cabir’i tayin etti. Mekke’de ona yetişin, O Mehdidir. İsmi Muhammed B. Abdullahtır!

Yer, altın plakları gibi ciğer parelerini dışarıya atacak. İnsanların kalpleri zenginleşecek. Yeryüzü bereketle dolacak. Kabe’nin altından define çıkacak. Bunu Allah yolunda dağıtacak. Antakya veya Taberiye gölünden ‘Tabut es-Sekine’ çıkarılacak. Omuzlanıp Beyti Makdis’te onun önüne konulacak. Yahudiler onu görünce birazı müstesna Müslüman olacaklar. İsrailoğulları’na deniz ikiye bölündüğü gibi, ona da bölünecek. Arasından rahatlıkla geçip gidecek.

Horasan’dan siyah bayraklarla insanlar gelip ona biat edecekler. Meryem oğlu İsa (AS) ile bulus‌acak, İsa onun arkasında namaz kılacak. Üzerinde Peygamber’in alameti bulunacak.

(Bu yayın 25 Nisan 2022 tarihinde Akademi Dergisi’nin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Hazret-i Mehdi’nin sireti/ahlakı, tuttuğu/gittiği yol…

Peygamber (SAV)’in yolunda gidecek. Uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacaktır. İhya etmedik sünnet; kaldırmadık bid’at bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (SAV) gibi dinin icaplarını yerine getirecektir.

Zülkarneyn ve Süleyman gibi bütün dünyaya hakim olacaktır. Salibi (Hac‌ı) kıracak, domuzu öldürecektir. Müslümanlara bütün herşeyi geri verecektir. Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. Her şeyi hak ve adalet ölçüleriyle eşit bir halde taksim edecektir.

Böylece yer ve gök sakinleri ondan razı oldukları gibi, havadaki kuşlar, ormandaki yırtıcı hayvanlar, denizdeki balıklar bile memnunluk duyacaklardır.

Ümmeti Muhammed arasında Mehdiden memnun olmayan hiç kimse kalmayacaktır. Hatta, ‘ihtiyacı olan yok mu?’ diye tellal bağırtacak; ‘İhtiyacımız yoktur’ cevabı verilecektir. Ancak bir adam gelip ‘benim ihtiyacım var’ diyecek; bunun üzerine Mehdi ona:

‘Haydi git hazine, istediğini versin’ emrini verecek. Adam gelip hazineye durumu anlatacak o da:

‘Aç kucağını’ diyecek. Kucağını açıp hazine ona bol miktarda ihsanda bulununca adam tam bir pişmanlık içinde: ‘Muhammed Ümmetinin (SAV) en gözü doymayan kişisi benim!’ deyip, hazineden aldığını geri vermek isteyecek. Fakat hazine’biz verdiğimizi geri almayız!’ diyecek. Hülasa iyi-kötü bütün insanlar, onun zamanında görülmemiş nimete boğulacak. Gökten bolca rahmet yağacak, yerlerde bereket artacak; bütün defineleri bulacak.

Bütün ülkeler ona kapılarını açacaklar. Hint kralları ona boyun eğip, tüm hazinelerini Beyti Makdis’e verecekler. Her taraftan, arıların kovanlarına gelip sığındıg‌ı gibi, ona gelip sığınacaklar. İnsanlara, ilkin de oldug‌u gibi gökten, üçbin melek inip, muhaliflerinin yüzüne ve arkasına darbeyi indirecek. (Yani üçbin melekle yardım görecekler) Meleklerin bas‌ında Cebrail (AS) sonunda Mikail (AS) bulunacak.

Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynayacak, insanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak. Tefecilik, veba, zina, içki gibi fenalıklar kalkacak. Ömürler uzayacak emanetler yerine teslim edilecek. Kötüler helak olacak. Ehli Beyt’e bug‌z eden bir fert kalmayacak. İnsanlar arasında sözü sevilecek. Allah (c.c.) O’nun sayesinde ko‌r fitneyi söndürecek. Yeryüzünde emniyet ve sükun hakim olacak. Hatta bir kadın, beş kadınla birlikte aralarında hic‌bir erkek olmadığı halde serbestçe korkusuz Hacca gidebilecek.

İsa (AS) ‘nın da bunlardan bazılarını icra etmesi buna mani değildir. Çünkü her birerleri aynı şeyi yapabilirler. Aynı zamanda gelmeleri de muhtemeldir. Bu husutaki izahat ileride gelecektir.

(Bu yayın 25 Nisan 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

İbn-i Hacer el Mekki, Hazret-i Mehdi’yi anlatıyor…

– Muhtelif zelzelelerin olacağı bir dönemde gönderilecektir.

– Konstantiniyye (ikinci fetih), Çin ve Deylem dağını fethedecektir.

– O fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır.

– İslam’ın aleyhine söylenecek bir söz bile, ona ağır gelir.

– Mehdi’den önce, yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecektir.

– Hz. Mehdi, bütün haramların helal sayıldıg‌ı, büyük bir fitneden sonra çıkacaktır.

– Hilafet, ona evinde otururken gelecek ve devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.

– Hz. Mehdi çıkmadan önce, Medine’de simsiyah taşların bile kan içinde kaybolacağı büyük bir vaka olacaktır. Bu olayda, bir kadının öldürülmesi bir kamçının sallanması kadar kolay olacaktır. Ve bu olay 2 km kadar yayılacak bilahare Mehdi’ye biat edilecektir.

– Mehdi çıkmadan önce, milletler arasında ticaret ve yollar kesilecek, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır.

– Allah (c.c.) bütün insanların kalplerini onun muhabbetiyle dolduracaktır. Sonra o gündüzleri aslan, geceleri abid olan bir kavimle yürüyecektir.

– O’nun kumandanları, insanların en hayırlısıdır.

– Çok yaygın ve sona ermesi mümkün görülmeyen bir fitne çıkacak ve bu fitne, semadan 3 kez “Emir, Mehdi’dir, gerçek o’dur” şeklindeki nida’ya kadar sürecektir.

– Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır.

– O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir yıldız görünecektir.

– Konstantiniyye’nin fethi sırasında, sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek, deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve ac‌ılan yolu takip eden Hz. Mehdi, karşı kıyıya geçecektir. Sonra bir bayrak daha dikecek ve diyecek ki “Ey insanlar, ibret alınız. Deniz ben-i I‌srail’e nasıl yol verdiyse, bize de öylece yol verdi” ondan sonra, hepsi tekrar, tekrar tekbir getirecek ve 12 tekbirle, s‌ehrin 12 burcu da düşecektir.

(Bu yayın 25 Nisan 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Uzaylılar (gök ehli) da Mehdi’den razı olacaklar

2.16— Ravyani, Müsned isimli eserinde ve Ebu Naim Huzeyfe’den tahric etti, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

“Mehdi Benim evladımdan bir Reculdür. Rengi arabi, cismi İsraili cismidir. Sağ yanağında parlayan yıldız gibi bir ben bulunur. Evvelce zulümle dolu olan yer yüzünü adaletle dolduracaktır. O’nun hilafeti döneminde yer ve gök ehli, havadaki kuşlar bile O’ndan razı olacaktır.”

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Mehdi, İngiliz imalatı suni bir devlet olan Irak’ın sınırlarını da değiştirecek ve devletine dahil edecek

4.9— Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali (r.a.)’den, Buyurdu ki:

“Küfe mescidi’nin Abdullah b. Mes’ud’un evinin tarafındaki duvarı(sınırı) yıkıldığında, o zaman, o kavmin mülkünü (topraklarını, siyasi otoritesini) kayb etmesidir ve o mülkün zevali (elden çıkması, ortadan kalkması hadisesi) sırasında da Mehdi huruc eder (dışarıya/meydana çıkar).

[Kufe şehri Irak’ın Necef şehrinde bir yerdir. Kufe, Fırat nehrinin kenarındadır. Bağdat’ın 170 kilometre güneyinde bulunur.]

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Mehdi zamanında Allahsızlık (Ateistlik) yaygın olacak

4.6— Keza (N. b. Hammad), Ebu Hureyre’den tahric etti, Dedi ki:

“Açıkça Allah Teala inkar edilmedikçe Mehdi’ye biat edılmez.”

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Mehdi önce doğu alemine yönelecek

Geceleyin, doğudan bir ateşin görülmesi

4.21 — Ali oğlu Ebu Abdullah Hüseyin (ra)’dan rivayet edildi. Buyurdu ki:

“Semadan bir alamet gördüğünüzde ki o doğudan geceleri doğan büyük ateştir, o zaman insanlar (çok büyük dertlerden, sorunlardan, eziyetlerden, haksızlıklardan, katliamlardan v.s.) ferahlanacaklar. O alamet Mehdi’nin (açıkça meydana) çıkışı demektir.”

Gece: İçinden nasıl çıkılacağının bilinemediği çok sıkıntılı, çok zor zamanlar.

Ateş: (ki karanlık gecelerde görünüyor), gidilecek yolun/istikametin artık belli olması. Müslümanların, o devirdeki oyunları, ihanetleri, işleyen küfür sistemini anlaması, öğrenmesi ve kendilerinden emin şekilde doğru yönde ilerlemeleri. Yani yolun açılması…

Ateşin doğudan çıkması: Horasan’a, Tebriz’e, İsfahan’a kadar Türk/islam diyarlarının Mehdi’nin devletine tabi olması ya da daha da doğudaki, Asya’daki Türk devletlerinin/topluluklarının diğer devletlerden/milletlerden önce Mehdi’ye ve devletine tabi olmaları.

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Namuslu müneccimler/astrologlar onun Mehdi olduğunu hep bilirler

4.18 — Kesir ibn: Mürne El Huderi’den Buyurdu ki:

Ramazandaki olayların alameti, kendisinden (Ramazan ayından) sonra insanlar arasında ihtilafın olacağı semada bir alamettir (Astrologlar tarafından bilinir). Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt. (Naim b. Hammad’da bu hadisi tahric etti)

(“Semadan bir münadi nida eder” ya da “semada bir alameti vardır” mealindeki ifadeler çoğunlukla “Hakiki astrologlar, normal insanlardan önce o alametleri görürler, o hususları anlarlar, bilirler” manasınadır. Astroloji ile de bilirler, rüyalar ve başka metafizik yollar ile de onlara malum edilir. Gerçek Mehdi çıkmadan az öncesini, çıktığı vakti ve yapacağı şeylerin genel bilgisini bilebilirler.)

4.22 — Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (r.a.)’dan rivayet edildi. Buyurdu ki:

“Siz üç veya yedi gün, doğudan bir ateş gördüğünüz zaman Al-i Muhammed’in (Mehdi’nin) çıkmasını bekleyiniz, inşAllah’ü Teala, bir münadi Mehdi’nin ismi ile semadan nida edecek ki, doğuda batıda olan (hakiki astrolog ve meydumlardan olan) herkes bu sesi işitecek. Öyleki korkudan, uykuda olanlar uyanacak, ayakta olan çökecek, oturan ise ayağa fırlayacaktır. O sesi işitip de “icabet eden” kimseye Allah rahmet etsin. Zira bu birinci ses Cebrail’in sesidir.

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Bir kadının öldürüldüğü büyük vak’a

Medine’deki büyük vak’a

4.5 — Keza (N.b. Hammad) Ebu Hureyre’den tahric etti. Buyurdu ki:

“Medine’de büyük bir vakıa olur. Öyleki yağ taşları kan içinde kalır (Söz konusu yerin her tarafında kan dökülür. Çok fazla kan dökülür). Bu vak’ada bir kadının öldürülmesi, bir kırbacın sallanması kadar kolaydır. Bu olay Medine’den yirmi dört mil kadar yayılır. Sonra Hz. Mehdi’ye biat edilir.”

[Medine “şehir” demektir. Pek çok hadis-i şerifte “şehir” manasına kullanılmıştır ve herhangi bir şehir olabilir]

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Kır bir esed ve karşısında Süfyani…

• Süfyani’nin çıkışının, Hz. Mehdi’nin zuhurunun alametlerinden olduğu

4.53 — Naim b. Hammad, Kaab’dan tahric etti, O şöyle dedi:

“Beni Abbas’ın değirmeni döndüğü zaman… (Siyah) bayrak sahipleri (IŞİD ve el Kaide) atlarını (askeri araçlarını) Şam’da zeytin ağaçlarına bağladığı zaman… Ve bu ordu ile Allah, “Eşheb ve ailesini” yok ettiği zaman… Onlardan kaçacak ve saklanacak kimsenin kalmadığı zaman… Caferiler ve Abbasiler (de) düştüğünde (mağlup olduğunda)… -Ciğer yiyen oğulları- (yani Süfyani) Şam minberine oturduğunda (Şam’da hakimiyet kurup ele geçirdiğinde)… Berberi kavmi (Kuzey Afrikalılar) de Şam’a geldiği zaman… işte bu, Mehdi’nin çıkış alametidir (Mehdi o zor zamanlarda da bütün mazlumlar için mücadele verir ve Süfyani’nin önünü keser).

Eşheb: Kır, çil renkte olan aslan demektir. Ayrıca, evleri beyaz taştan olduğu için Suriye’nin Haleb şehrine, eskiden beri Haleb-i şehbâ denir.
Esed: Aslan demektir. Gazanfer demektir.
Eskiden Şam denilince sadece şu andaki Şam kastedilmezdi ve Şam o zamanlar çok geniş bir arazinin adıydı. Şu anda Kuzey Suriye denilen bölge de Şam’a dahildi. Osmanlı zamanında da Şam vilayeti denilen bölge, günümüzdeki Şam şehri ile sınırlı değildi ve çok geniş bir araziye Şam denirdi.

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

İstanbul’u Mehdi fethedecek

6.3 — Keza (N.b. Hammad) Cafer’den tahric etti, O şöyle dedi:

(…) Onun/Mehdinin ashabı/yardımcıları gece abid (çok ibadet eden), gündüz ise aslanlar (savaşçılar) gibidir (ki böyle tarif edilen kavmin Türk kavmi olduğunu diğer hadislerden kesin olarak anlamak mümkün.). Allah, Mehdi için Hicaz toprağını feth ederek hapisteki Haşimi’lerin hepsini de kurtarır. Siyah bayraklar ise Kufe’ye inip biat için Mehdi’ye adam gönderirler. Hz. Mehdi ordusunu her tarafa gönderir. Zulmü ve zalimlerin hepsini yok eder. Beldeler onun emrine girer. Allah Teala onun elindeki Konstaniyye’nin fethini müeyesser kılar.

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Küfe halkının mes’ud insanlardan olduğu

7.7 — İbni Said ve Ebni Ebi Şeybe, İbni Ömer’den tahric ettiler. O şöyle dedi: Ey Küfe ehli, siz Mehdi sebebiyle insanların en mes’udusunuz.

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Mehdi Afrikayı da adaletle dolduracak

7.9 — Keza (N.b. Hammad) Ebu Kubeyl’den tahric etti. O şöyle dedi:

“Afrika’da bir emir/idareci on iki yıl hüküm sürdükten sonra bir fitne görülür. Ve orasını adaletle dolduran esmer bir adam başa geçer (yeni idareci olur) ve sonra Mehdi çıktığında O’na biat ederek O’nun lehinde savaşır.”

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Şam’da görülecek küçük siyah bayraklı bir adam

7.8 — Naim b. Hammad, Kaab’dan tahric etti. O şöyle dedi:

“Bir adam Şam’a bir adam da Mısır’a malik olduklarında, Şamlı ile Mısırlı savaşıp, Şam Ehli, Mısır kabilelerini esir ettiğinde ve yine Şam’dan küçük siyah bayraklı bir adam görüldüğünde işte O Mehdi’nin itaatına girer.”

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Ashab-ı Kehf’in de Mehdi’nin yardımcılarından olması

7.15 — İbni Merdüye, Tefsirinde ibni Abbas hadisini merfu olarak tahric etti. O şöyle dedi:

“Ashabı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.”

[Ashab-ı Kehf aslında yedi kişi değil. Daha fazla kişiler ve Allah’ın takdiri gereği hala hayattalar.]

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Mehdi’yi koruyan bulut

Ebu Naim, İbni Ömer’den tahric etti. O dedi ki, Resullulah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Hz. Mehdi, başı üzerinde bir bulut olduğu halde çıkacak. O bulutta bir münadi, “Bu, Allah halifesi Mehdi’dir. O’na tabi olun.” diye nida edecektir.”

[Peygamber efendimizin (s.a.v) zahiri/görünür zararlardan korunmasına da hazret-i Allah Tabut-u Sekine’yi, nam-ı diğer Ahid Sandığı’nı vesile etti. Hatta Ye’cüc ve Me’cüc’ün dünyadaki kalıntıları yani Yeşiller ve Griler, bu sebeple de hiçbir zaman peygamberimize hiçbir türlü zarar veremediler.

Rahip Bahira hadisesi meşhurdur, kaynaklara da geçmiştir. Rahip Bahira aslında iyi bir metafizikçiydi. Peygamberimiz daha çocuk yaşlarda iken Bahira ile bir noktada denk geldiler. Bahira, daha çocuk yaşlarında olmasına rağmen gördüğü o çocuğun gelecekte peygamberlik vazifesi verilecek bir kişi olduğunu, onun beklenen hak peygamber olduğunu da kabiliyetleri ile gördü, anladı. O çocuğun olağan üstü vesilelerle korunduğunu da gördü.

Rahip Bahira’nın, peygamber efendimizin başının üstünde bir bulut olduğunu gördüğü söylenir. O bulut, her bakanın, her gözün gördüğü, görebileceği bir şey değildi. O bulut denilen şey, herkesin görebildiği hakiki bir bulut olsaydı zaten daha çocuk yaşta iken peygamberimizin şöhreti dünyayı sarardı, çok sıkıntılar da çeker, tehlikelere de düşerdi. Mehdi’nin başındaki bulut da hakiki bulut olsaydı, aynı şeyler yaşanırdı, görmeyen, duymayan kalmazdı. Bulut denilen şey, metafizik ve teknolojik olarak koruma sağlayan Tabut-u Sekine ve onun yaydığı sinyaller, ışınlardı.]

(Bu yayın 25 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Rahip Bahira hadisesi

Rivayetlere göre Rahip Bahira metafizikle çok ilgilenmiş olan bir Yahudi idi. Sonradan Hristiyanlığı seçti ya da bir sebeple Hristiyan rahibi gibi görünüyordu.

Hz. Peygamberimiz(s.a.v) dokuz ya da on iki yaşında iken amcası Ebu Talib tarafından bir Kureyş kervanı ile Suriye/Şam’a götürülüyordu. Kafile her zamanki gibi Busra’da konakladığında Bahira her zamankinden farklı tavırlar sergiledi. Ziyafet hazırlattı ve ilk defa kafileyi ziyafete çağırdı. Ebu Talib ise, peygamberimiz zarar görebilir diye onu kervanın yanında bırakarak manastıra gitti. Bahira, gördüğü olağan üstü enerjinin hareket etmediğini, sabit kaldığını görünce, yemeğe gelmemiş olanların da gelmesini istedi.

Peygamberimiz de gelince, onu fark etti. O bulutun/enerjinin peygamberimizle beraber hareket ettiğini iyice gördü. Sonra peygamberimizin sırtındaki peygamberlik mührüne de baktı ve emin oldu. Kimin oğlu olduğunu sordu. Yetim olduğunu öğrenince “Ona iyi bak, onu iyi koru” dedi Ebu Talib’e ve ekledi “Bu çocuğu Şam’a götürme. Oradaki Yahudilerden de bu çocuğun kim olduğunu anlayanlar ve zarar vermek isteyenler olur” dedi. Ebu Talib ise işlerini hemen bitirerek geri döndü.

Bahira, peygamberimizin üzerindeki/etrafındaki o olağan üstü halleri metafizik kabiliyetleri ile görerek, o yaşa kadar peygamberimizi görenlerin hatta amcası Ebu Talib’in bile görmediği bazı şeyleri görmüş oldu. Peygamberimiz hem manen melekler tarafından korunduğu, etrafında çok güçlü bir manevi kalkan olduğu gibi, zahiri/görünür zararlardan da Tabut-u Sekine vesilesiyle korunuyordu.

(Bu yayın 26 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Türk tarafından gelen düşmanın mağlup olması

1.47 — Naim, Kaab’dan tahric etti, dedi ki:

“Mehdi, düzenlediği bir orduyu Türk’e (Türklerin bulunduğu taraftan gelen bir düs‌mana) gönderir, onları hezimete ug‌ratır, esirleri ve mallarını alarak S‌am’a getirir. Daha sonra köleleri azat ederek sahiplerine bedellerini öder.”

(Bu yayın 26 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________

Hz. İsa (a.s.)’ın gökten sabah vakti ineceği

9.6 — İbni Mace, Ravyanı, İbni Huzeyme, Ebu Avane, Hakim ve Ebu Naim, Ebu İmame’den tahric ettiler. Dedi, Resulullah (s.a.v.) bize hitab etti. Deccal’i anarak şöyle buyurdu:

Medine (İstanbul), körüğün demirin pasını giderdiği gibi, içindeki pisliği giderir (türlü vesilelerle insan şeytanları yok olurlar, Ankebut Ağının mensupları olan satanistler ve masonlar yok olurlar ve şehirde Müslümanlar söz sahibi olurlar), O güne “kurtuluş günü” (İstanbul’un gerçek fethi) denir. Ümmü Şüreyk: “Ya Resullullah (s.a.v.) o gün Arablar nerede?” dedi. Buyurdu: Onlar o gün az olurlar (Arapların çoğu doğru yoldan çıkmış olurlar ve samimi olan az sayıdaki Araplar), imamları salih bir insan olan Mehdi olduğu halde, Beytül Makdis’e sığınırlar. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği sırada, birde bakarlar ki İsa İbni Meryem (a.s.) sabah vaktinde inmiştir. Bu (büyük hizmetler etmiş ve İslam/insanlık düşmanlarını yenerek adaletle ve İslam hukukuyla müslümanları idare eden) imam (Mehdi), Hz. İsa’yı öne geçirmek için arka arka çekilir (O andan sonra İsa aleyhisselamın Müslümanların idarecisi olmasını ister). Hz. İsa (a.s.) onun omuzlarına elini koyar ve O’na der ki: “Geç öne namazı kıldır. Zira kamet senin için getirilmiştir.” (Sen idarecilik vazifene devam et) bunun üzerine imamları (Mehdi) onlara namazı kıldırır (Onların başında idareci olmaya devam eder ve İsa aleyhisselam ise ruhani/dini bir önder olarak hizmet eder.)

[Çok kesin şekilde anlaşılıyor ki hz. isa, pek çok hadiste karanlık geceye benzetilen fitne, küfür, zulüm zamanında değil de hz. Mehdi’nin bu devri iyice sonlandırmaya yaklaştığı ve adeta gündüzü getirir olduğu, İstanbul’u da fethettiği zamanda yer yüzüne inecek.]

(Bu yayın 26 Eylül 2022 tarihinde Akademi Dergisinin sosyal hesaplarında paylaşılmıştır)

___________________________________________