Etiket arşivi: Hüseyin Kumaş

Tedirgin olsunlar biraz

Selamün Aleyküm Hocam,
Bu gun öğleden sonra sekreteryamiz aradı Aksam 18:30’da idarecimiz benimle konusacakmis dedi.
Gittim.
Ses kaydı alabilirmiyim dedim sizin ifade ettiğiniz gibi, hayır olmaz dedi.

Konuya girdik ben sorun dediğiniz herseyi sordum o cevapladı ama hicbirseyin cevabini alamadım.
Hep kaçamak cümleler kurdu.
Bende o zaman Mfs hakli akademide ki idaalara cevap verilmiyorsa, susturulmuyorsa dava ile vs. Demekki haklılar aksi bir durumda engel olunurdu varsa kanitiniz, cevabınız yazın soyleyin biz size inanalım, ama yok Hocam verilecek cevapları yok.
Dedim madem cevap yok bu haldeki bir merkeze itaat etmiyorum.
O diyemedi ama ben dedim Siz beni hz. Ustazimizin müesseselerine girmeye engelleyemezsiniz, ben hizmetime devam ederim hatim, ve sohbetlere devam edecem hocalarımız çağırsa’da giderim.
Hicbirsey diyemedi.

Topu taca atmaya calisti hep ama dedim ben size sordum sizde mesulsunuz, bana dedi git elazig da bölge idarecisine sor, dedim benim idarecim sizsiniz siz gidip sorun.

Yasaklama yazilari konusu geçince,
Merkezdeki münafıkların işiydi, yazilara parantez açıp akademi dergisi url lerim eklendi dedim, hatta bir süre mail ile bilgi gönderilmesi yasaklandı dedim, yine cevap yok.
Hasan Arıkan, huseyin kumaş onlardan bahsettim buyugumuze cok sorun çıkartmışlar di ses kayıtları ve yayınlar duruyor dedim,
Bana diyor sen sorup sen cevap veriyorsun zaten, dedim biz sizden cevap bekliyoruz, ama yok

Neden sürüldünüz dedim eski yerinizden, güldü kim söyledi dedi. Biliyoruz dedim, cevap vermedi.
Hz üstazimiz sizden daha iyi hizmet eden varsa vazifenizi devredin asıl vatanseverlik budur buyurmuş, siz yapamıyorsunuz, bırakmak zorundasınız, dedim.

Kim gelecek dedi. Benden iyi yapacak kişi kim dedi, Mehmet Fahri Sertkaya mı dedi ve gülerek sordu. Orasını ben bilemem dedim onu siz bileceksiniz, yapamıyorsunuz bari bırakın

Kac ihvan ve talebe kazandırdın dedi.
Getirdiklerime sizin hain baş hocahanım sahip çıkmadı, ayrıldılar dedim. O hocahanım kaç ahavat, hocahanım, talebenin ayrılmasına sebeb oldu, neden göndermiyorsunuz dedim, onun hain olduğunu bilmeyen mi kaldı?
Sırıttı insanca cevap veremedi.

Karşımda o kadar aciz kaldı ki ben evde cocuğumu bu kadar azarlamadım, adamda kızaracak yüz yok, cok üstüne gittim elle tutulur cevap veremedi, karşımda eridi resmen.

Dedim, hata yapan babam olsa yine cevabım ve tavrım aynı olurdu.

Benim vazifem burda hizmet etmek, Akademiyi bilmiyorum dedi, dedim burda hizmet ediyorum demekle, kendinizi kenara çekip benle alakası yok beni ilgilendirmez tavırları takınmakla sorumluluk kalkmaz.

Bir de konuşurken, gözlerinde tedirginlik, korku, şaşkınlık gördüm, sürekli saçını eliyle tarar gibi yapıp durdu. Siz daha iyi bilirsiniz bu piskolojik hareket tavrını…

Çıkarken de, ben herkese bunları anlatmaya devam edeceğim dedim, hiç hoşuna gitmese de bir şey diyemedi.

Boşuna gitmiş oldum ama iyi oldu, tedirgin olsunlar biraz.

V.a.s.
Sordun mu ona “Sen de cemaatimiz içine sızmış gizli ermeni, gizli yahudi, mason ve kara paracılardan biri misin?” diye? Oraya kadar soracaksınız.

Dimdik duracak ve soracaksınız. Nerede tuhaf, sorunlu bir kararlarını, yönlendirmelerini görseniz, işte karşılarına böyle Allah için çıkacak ve dik duracaksınız. Bu hak yol, bir aile şirketi değil. Bu hak yol, üç beş tane omurgasız sürüngen kriptonun ele geçirebileceği, onlar üzerinden mason tarikatının ve MİT’in ele geçirebileceği ve kara para işlerine bile kullanabileceği bir yol, bir teşkilat değil.

Senin şahit olduğun ve anlattığının haricinde bana ulaşan istihbarat da var. Senin gizlice ses kaydı yaptığından çok endişeliler. Korkuları had safhada… İfşa olduklarına emin oldular. Bunun bir anda nasıl olduğunu anlayamadılar. Ne yapacaklarını bilemez haldeler. Bir yandan bu haldeler bir yandan da konuşurken “Her yerde biz varız, mfs bize bir şey yapamaz” deyip birbirlerini teselli ediyorlar. Daha doğrusu birbirlerini kandırıyorlar. Senin hakkında iftira, karalama yapmayı konuştular. “Benden bilmesin ama bu adamın rahat ettiğini de görmeyeyim buralarda” tarzında konuşuyor o kara paracı, hain, münafık, sefil mahluk…

Alihan Kuriş de konudan haberdar edildi. Alihan da çok penikledi. Kardeşlerimiz böyle duruş sergilemeyi artırırsa ne yapacaklarını bilemez halde… Eminim korkudan yine titremiştir. Zaten o derece korkak ve vur kafasına, al elindekini bir model o… Başka sebepleri de var ama ayağının kaymasında bir annesi, iki bu korkaklığı büyük rol oynadı. Çok az kaldı, taban her şeyi duyup sarsıldı. İstediğim buydu ve bundan sonrasında tartışmalar, anlaşmazlıklar hiç bitmeyecek. Biraz daha tansiyon yükselip herkes her şeyi iyice kabullenecek gibi olduğunda ben çok sayıda somut delili peş peşe paylaşacağım. Artık bunlarla beraber MİT de mason tarikatı da gizli ermeni ve yahudi çeteleri de mi yıkılıyor, ülke mi karışıyor, ne olacaksa olacak. Zaten siyasi sahada da buna proğramlamışım her şeyi… Heriflere doğru düzgün laf anlatıyorum, ikaz ediyor, mühlet veriyorum ama hala aynı şeytanlıklara devam edebilmeyi deniyorlar. Kendi tercihleri… Bizim bunlara bırakacak tarikatımız da vatanımız da devletimiz de yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Köprüden önceki son çıkışta

Seyfeddin Alkan da köprüden önceki son çıkışta… Bu defa da sarsılıp kendine gelmezse, münafıklığı, hainliği, yiyiciliği açık kişilerin hepsiyle arasına mesafe koymazsa, şu kritik anda durması icap ettiği gibi dimdik durmazsa ve tevbe edip geri dönmezse, büyüklerimiz onu da çarpacaklar. Mühleti dolmak üzere…

Buldozerle ezer geçer gibi bir temizlik yapılıyorken, hiç kimseye ayrıcalık tanınmaz. Her kes kalbinin halini, niyetini, kimlerle oturup kalktığını, kimlere muhabbet duyduğunu gözden geçirmeli.

Cemaatimizin, milletimizin, vatanımızın, ümmetimizin bu kadar vahim sorunları varken, bu ilmi, yaşı ve tecrübesiyle kendisi konuşmayacak da kim konuşacak. Kimi beklemektedir. Gerçek yüzü meydana çıkartıldıkça susmaktan ve büyüler yapıp yaptırmaktan başka hiçbir şey yapamayan Alihan Kuriş’e ne zaman tavır alacakmış. Alihan Kuriş’in iplerini elinde tutarak onu oynatan annesi Gülderen Kuriş’in karşısında hakkı ne zaman haykıracakmış. “Siz bu hak ve büyük yolu yıkamaz ya da durduramaz ya da bölemezsiniz. İyice haddi aştınız. Tokadı yersiniz, çarpılırsınız. Biz de meydanı sizin gibi muzırlara bırakmayız.” diye ne zaman diyecekmiş.

Merhum büyüğümüzün uzaklaştırdığı Hüseyin Kumaş’la, onun gibi biri olan ve yenice çarpılıp ölen Hasan Arıkan’la ve daha yüzlercesiyle ne zaman Allah için mücadele etmiş ya da ne zaman edecekmiş.

Bu kadar sessizliğin, tepkisizliğin, hayırlı işlerden ve kişilerden bu kadar geri durmanın, şerli kişilerle ve işlerle bu kadar yakın olmanın bir izahı olmalı ya da buna büyüklerimizin vereceği bir karşılık olmalı.

Bu kadar ilerlemiş yaşında yüzünün hep bu kadar gergin, tavırlarının hep bu kadar soğuk, itici ve öfkeli olmasının sarsıcı bir izahı da olmalı. Samimi kardeşlerimiz de gözlerini bu hususlarda iyice açmalı.

Seyfettin Alkan’a da sormak lazım

Şu resimlere, Mehmet Yetkin’i hiç tanımıyormuş, hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi nötr kalarak bir iki dakika bakın. Allah için samimi olmaya ve nefsinizi karıştırmamaya çalışın.

İç açıcı mı? İnsana güven veren, nur yüzlü, temiz yüzlü, vakur, iç rahatlatan bir hali var mı?

Onu ilk duyduğunuzda ya da gördüğünüzde size “Cemaatimizin mensubu meşhur hocaefendilerden biri. İlahileri, kasideleri ve mevlid-i şerifi çok güzel okur” diye tanıtılmasa, şu hallerine bakarak ne düşünürsünüz?

Mehmet Yetkin Ermeni kökenli birisiydi. Hayatında gerçekten müslüman olduğu zamanlar var mıdır, bunu Allah bilir ama hayatının son on yıllarında müslüman olup olmadığı değil, insan olup olmadığı tartışılırdı. Kendisini tanırdım. Çok defa aynı meclislerde/müesseselerde bulundum. Hatta aynı hatim halkalarında oturduk. Kendisiyle yan yana geldiğimizde diken üstünde oturuyormuş gibi olurdu. Bir de konuşmaya başladığım zaman daha da kötü olurdu. Enerjilerimiz o kadar çakışırdı. Buna rağmen yüzüme güler “Talha kardeş” diye hitap ederdi. Sözde hizmet ettiği müessesemizde onu gerçekten seven ve candan bir şekilde ona hürmet eden tek kişi bile görememiştim. Bizim gibilerin zaten bu hali anlaması en fazla on dakikasını alır. Lakin ben onunla çok defa denk geldim. Arasının en sıkı olduğu kişiler bile, onu aslında idare ederlerdi ve bazıları onu bana şikayet ederlerdi.

Mehmet Yetkin, nerede temiz yüzlü, güzel ahlaklı, samimi ve güvenilir bir gerçek Süleymanlı görse, onun ayağını kaydırmaya ve müesseselerimizden/yolumuzdan uzaklaştırmaya çalışırdı. Bir yandan yüzüme gülüp “kardeş” diye hitap ederken, bir yandan da o genç yaşımda ve çok zorda olduğum şartlarda bana da aynı muameleyi yapardı.

Çok büyük imtihanların ve sıkıntıların içinde olduğum ve bir an bile samimiyetten ayrılmayıp bir Süleymanlı evladına yakışacak şekilde dimdik durduğum o anlarda, kardeşimiz ve hocaefendi olarak bilinen bir şahsın, neden öyle tavırlar sergilediğini hiç anlayamadım. Bir saniyeliğine bile kendisine ısınamadım, muhabbet besleyemedim. O zamanda, onun ve çevresindeki onun gibi olanların karşısına geçecek ve mücadele edecek şartlar içinde değilim. Gün geldi, Mehmet Yetkin’in de GBT’sini çıkarttırdım, sorun ne imiş anladım ve “İşte bu, belliydi” dedim.

Hayatının son on yıllarında hiç terk etmeden yaptığı pis işlerden biri, samimi kardeşlerimize, talebelerimize ve hocaefendilere büyüler yapmak ve yaptırmaktı. Bu sahada paslaştığı pek çok kişi de sözde yolumuzun mensubu olan ve sözde hizmet ehli hocaefendilerdi. Bunların çoğu kripto kökenli kişiler. Cemaatimizin dahilinde ve haricinde geniş bir üfürükçü takımıyla paslaşırdı.

Paraya tek kelimeyle tapardı. Etrafındaki çok kişi bu halini bilirdi. O kadar çok içerdi ki rahatsızlıklarının bir kısmı çok içmekten hasıl olmuştu. Zaten bir kısmı da aşırı yemekten. Mehmet Yetkin denince akla nura, temizliğe, dürüstlüğe, insanlığa, iyiliğe, dinimize ve kardeşlerimize sinsizce düşman, alemcilere, münafıklara, yiyicilere, hainlere, şeytanlaşmışlara, namussuzlara gizlice dost bir kişi gelir.

Bunları sadece ben bilmiyorum, çok yüksek sayıda samimi kardeşimiz biliyor. Şahit olanlar çok. Az kaldı, zamanı gelecek, ben hepsini tek tek konuşturacağım. Kimliklerini gizlemeden videolu paylaşımlarda dahi konuşacaklar.

Mehmet’in bu derece hainliğini, alçaklığını, yiyiciliğini, ahlaksızlığını ve İslam’a düşmanlığını en iyi bilenlerden biri de Seyfettin Alkan… Ona da bir sormak lazım “Sen böyle bir adama onlarca sene nasıl tahammül ettin, neden aranızda husumet oluşmadı, neden enerjileriniz çakışmadı? Ne zaman Mehmet’i sert tenkit ettin ve Allah için ona tavır sergiledin? Ne zaman onun ve onun gibilerin hainliklerini ve zararlarını bertaraf etmek istedin? Neden böyle kişiler seninle arayı açmadılar? Neden sen Mehmet’in cenaze namazına gittin? Neden orada bu şahsı muteber biri gibi gösterecek tarzda konuştun? Hiç mi Allah’tan korkmadın? Milyonlarca mensubu bulunan bu yolda, birileri çıkar, bir gün bu oyunları bozar diye düşünmedin mi? Allah var, piran, hesap var, azap var, hiç titremedin mi?”

-Seyfettin Alkanı size soracaktım da çekindim yazmaya, akademinin Facebook zamaninda size karsi durmamıştı yanlis hatirlamiyor isem, Halil akdere mevzularinda, ama hızlıca yuzu yaşlandi burustu, bir videoda gordum tanıyamadım nerdeyse, uzunca görmemiştim.

Hz. Ustazimizi dunya gözü ile görüp önünde diz çöküp ilim okuyan kisiler boyle çıkması hele hele Seyfettin Alkan olması beklemiyordum hasan arikana bu kadar şasirmamistik.

Mehmet yetkinde bilmiyordum bu yönünü istanbulda kursta ondan söz açıldı hocamız youtubede onun bir videosunu buldu turk sinemasinda bir sahnede mevlidi serif okuyordu inanamadım.

+Mensubu bulunduğu gizli ermeni çeteleri sayesinde oynadı o filmde… Şu cemaatimizin içindeki kriptolara, münafıklara dair daha çok sarsıcı gerçekler var. Hepsinin meydana çıkma vakti geliyor. Duydukça daha çok sarsılacaksınız

Seyfettin Alkan

-Selamün aleyküm kıymetli hocam. Bundan 2 buçuk 3 sene kadar evvel di. Maltepedeki düğün salonunda Seyfettin Alkan ile karşılaştık. Mescid çıkışında. Ben 2 yaşındaki oğlumla tam girecekken kendisi çıkışta ayakkabılarını giyiyordu. Hamdolsun dedim içimden evladimin saçını bir büyüğümüz okşar ve dua etmiş olur dedim. O anda ondan ve bizden başka hiç kimse olmamasına rağmen ne çocuğun ne benim yüzümüze bile bakmadı. O mağrur yüzünü dikti, asik bir suratla çekti gitti. Çok şaşırdım ozamanlar. Konusu gelince hatırladım tekrar. Ne diyorsanız doğrudur.

+v.a.s.
Maalesef, bunun misali çok hadise, çok şahitlikler var. Samimi kardeşlerimizi insandan/adamdan saymaz olmuşlar. Hazretimizin emanetlerini bizlere aktaramadılar. Dünyanın türlü fitnelerine kapılıp savruldular. Parası olmayanı muhatap almıyorlar. Sohbetlerde neler anlatıp öğretiyorlarsa, hep aksini yapmışlar, yapıyorlar.

-Bize zamanında çok tuhaf gelen her şeyin demek ki bir izahı var. Ve böyle böyle sizin sayenizde öğreniyoruz. Allah razı olsun

+Amin. Cümlemizden

Çok daha büyük şoklara, sarsılmalara da hazır olun.

-Bekliyorum hocam

Mehmet Fahri Sertkaya

Hüseyin Kumaş…

Paranız varsa, makamınız, rütbeniz varsa, dininizin, ahlakınızın Hüseyin Kumaş için hiç önemi yok. Bunlar varsa onun nazarında kıymetli birisisiniz. Bunlar yoksa, istediğiniz kadar doğru itikatlı ve takva sahibi biri olun, o gören kör gözleri sizi görmez. Ona bir Mercedes deyin, sonra istediğiniz Mercedes’e bindirip istediğiniz fitneye sürükleyin.

https://bit.ly/3rdqZsp

Mehmet Fahri Sertkaya

Süleyman Akbulut da gizli Yahudidir…

Seneler boyunca cemaatimizin Trakya idareciliğini yapmış olan Süleyman Akbulut da bir gizli Yahudidir.

Aynı hain ekibin içindedir. Kendi kızını, gizli bir Yahudi olduğunu çok kesin şekilde bildiği Fatih Ülgen’e gönül rızasıyla vermiş bir kişidir.

Salim Dağ, Yusuf Büyükgöze, Süleyman Akbulut, Hasan Arıkan, Hüseyin Kumaş, Hüsnü Yılmaz diye saymaya başlasak, uzun bir listeyi sıralamak gerekir. Bunların hepsi gizli Yahudi ya da gizli Ermeni kökenli kişiler değiller ama hepsi açıkça hainler. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, sağlığında Hüseyin Kumaş’ın yasaklama yazısını bütün teşkilata dağıttırmıştı. Bütün müesseselerimize girmesi, programlara katılması yasaklanmıştı. Bu yasaklama, Akademi Dergisine yapıldığı gibi hileli, metnin üzerinde sonradan oynama yapılmış bir yazı değildi, gerçekti. Merhum büyüğümüz daha fazla tahammül edemez hale gelmişti. Sonra içimizdeki bu hain çete çok baskı yapınca, hizmette aksamalar olmasın, iç fitne çıkmasın, zamanı beklensin, bunların biraz daha mühletleri dolsun diye Hüseyin Kumaş’ı tekrar cemaatimize kabul etmişti.

Merhum büyüğümüz Kemal Bey Ağabeyimizin yasakladığı/uzaklaştırdığı, emirine isyan halinde can veren, cemaatinden tart edilmiş halde can veren, yazdığı kitaplar yalanlarla ve uydurmalarla dolu olan Mehmet Emre’yi, ölüp gitmesinden seneler sonra bile sohbetlerinde öven, yere göğe sığdıramayan Hüseyin Kumaş, bunu aldanarak yapmıyordu, yapmıyor. Kalpler bir… Niyetler bir… Bu, onlarca senedir böyle…

Merhum büyüğümüz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, Ali Kangel’lere on seneden fazla süre tahammül etmiş, yasaklamalarını ötelemişti. Bu kadar büyük oyunlara karşı oyunlar kurarken, bu kadar fitnelere sabırla mani olmaya çalışırken kendi sıhhatini bozmuştu.

Sultan Abdülhamid Han, kendisi aleyhinde Avrupa basınına sürekli makaleler gönderen ve çok büyük sıkıntılara sebep olan, sekiz dil bilen bir baş belası ve hain Ermeni’yi Saray’a tercüman olarak atamış, iyi de maaş vermiş ve zararını asgariye indirmişti.

Dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın…

Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir ama çok sayıda hainin mühletleri artık bitti. Şimdi, cemaatimizdeki temizlik yaşanırken muhterem büyüğümüzü karşısına alacak olan herkes bilsin ki beni karşısına almış olacak. Ben de şuradan yazıyorum ki hepsinin üzerinden geçeceğim. İşte meydan…

Mehmet Fahri Sertkaya