Etiket arşivi: HDPKK

Türkiye, yeni bir hileli seçime gitmeyecek

Şu an hilesiz bir seçim olsa, büyük terörist ve büyük karaktersiz Ahmet Davutyan’ın Gelecek isimli sözde partisi yüzde bir bile oy alamıyor.

Ahmet’i sahada piyon olarak oynatanlardan biri de Koç grubu mu?

Şu an hilesiz bir seçim olsa, Türkiye’deki en büyük baş hainlerden, katillerden, canilerden, sömürücülerden biri olan Devlet Bohçalı’nın MHPKK isimli sözde partisi, yüzde üç bile oy alamıyor. MHPKK’nin gerçek oyu, bundan on sene önce bile yüzde dördü bulmuyordu.

Bundan on sene önce bile MHPKK’nin tabanı/teşkilatı küçücük kalmıştı. Türkiye’de zan edildiği kadar da ülkü ocakları ve mensupları yok. “Ülkücülük” akımı da son on yıllarda eridi, yok olmak üzere…

Şu anda hilesiz bir seçim olsa, her türlü kara para, terör, dinsizleştirme, ahlaksızlaştırma, ihanet projelerinde basit bir piyon olarak kullanılan sözde siyasi parti HDPKK, yüzde beş bile oy alamıyor.

Şu anda hilesiz bir seçim olsa, her türlü terör, ihanet, kara para, cinayet, namussuzlaştırma projelerinde basit bir piyon olarak kullanılan sözde İYİ parti, yüzde beş bile oy alamıyor.

Basında ve medyada her ne kadar aksine rüzgarlar/havalar oluşturulmak istense de millet asla Meral’a ve çetesine inanmıyor, güvenmiyor. Zaten çok genç yaşta olmayanlar ve gençler arasından biraz okuması/kültürü olanlar, Meral’in nasıl bir çeteci olduğunu da nasıl bir katil olduğunu da nasıl bir mafya anası olduğunu da mevzu edilmeyen pislik dolu geçmişini de biliyor.

Deva, Gelecek, Saadet, Demokrat gibi diğer minicik suç ortaklarını bir kenara bırakın, hala İYİ’nin bile doğru düzgün siyasi teşkilatı yok.

Meral, önceki seçimde aldığı oyun büyük kısmını, benim cemaatimizi yönlendirmem sayesinde de alabilmişti. Şimdi o imkanı da elinde yok.

Şu meşhur mafya Ümit Özdağ’ın da diğerlerinden farkı yok. Basında, medyada ve sosyal medyada estirilen suni rüzgarlara vatandaşın büyük çoğunluğu kapılmıyor. Herkes, her şeyin farkında… Zafer denilen sözde siyasi partinin bile hala doğru düzgün siyasi teşkilatı ve tabanı yok. Tabela partileri bunlar. Piyonlar, maşalar bunlar…

Şu anda Zafer partisi denilen organize suç, terör ve ihanet örgütünün yüzde iki bile oyu yok.

Saadet, Demokrat, Deva ve Gelecek’i üst üste koysanız bile yüzde yedilik barajı kesinlikle geçemiyorlar. Yüzde beşi geçmeleri bile çok düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Masa kurup kurup milleti oyalamaya, Tayyip’e hareket sahası açmaya devam ediyorlar. Arka plandan ise Türkiye içindeki, Suriye’deki, Ukrayna’daki ve başka başka yerlerdeki kara paralardan pay almanın mücadelesini veriyorlar.

Bunların hiçbiri siyasi lider de değil, siyasi parti de değil… Osmanlının son zamanlarındaki Ermeni teröristlerin, bölücülerin, eşkıyanın günümüz temsilcileri bunlar.

Şu anda hilesiz bir seçim yapılsa, Tayyip’in başında bulunduğu AKPKK isimli organize suç, terör ve ihanet örgütü kesinlikle yüzde on oranında bile oy alamıyor.

Bir zamanlar fırtına gibi eserken, kısa sürede tabela partisine dönüşen ANAP’ın akıbetini yaşamak üzere… Tabela partisine dönüşmek üzere…

Hala çoğunlukla Tayyip’le ve Bohçalı ile danışıklı dövüşen, onları başta tutmak için kırk takla atan, bunun için ifşa olma riskine bile giren CHPKK ve Kemal Kılıçdaryan da hilesiz bir seçimde yüzde on oy oranına ulaşamıyor.

Bu ülkede seçmenlerin yarıya yakını seçime gitmiyor. Oy hakkını kullanmıyor. Gidenlerin de epeyi bir kısmı boş ya da kasten geçersiz sayılacak şekilde oy kullanıyor. Yine seçime gidenlerin epeyi kısmı ne partileri, ne liderleri tanıyor, ne seçim sistemini ne de devlet nizamını biliyor.

Genç kuşak ise partilerin hiçbirine ve seçim sistemine inanmıyor, güvenmiyor.

Üstelik bu feci manzara sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde benzer şekilde. Milletlerin demokrasiye, seçimlere, siyasi partilere güveni ya kalmadı ya da bazı ülkelerde dibi gördü.

Son on yıllarda batı dünyasında yapılan seçimlerin bile tamamı hileli, halklar bunun farkındalar, öfkelililer ve sistemden soğumuş vaziyetteler…

Üstelik, bir baş belası hırsızı, haini, küstahı, yalancıyı başlarından devirene kadar o kadar uğraşıyorlar, sonra onun bir alternatifini başa getirdiklerini kısa sürede görüyorlar/gördüler. Bir güç unsurunun, ülkelerdeki sözde siyasi partileri ve sözde siyasi liderleri belirlediğini, seçimlerin bir orta oyunundan ibaret olduğunu milletlerin çoğu kesinlik seviyesinde anladı.

1950’lerden itibaren, 1990’ların sonuna kadar Türkiye’de siyasi sahada o kadar çok saçmalık, o kadar çok mantıksızlık, hukuksuzluk, danışıklılık, rezalet yaşandı ki memleketine faydalı olabileceğine inanarak siyasetin içinde olan halktan insanlar/kitleler, duvara çarpmış gibi olup durdular. 2000’lerin başından beri de bu kişilerin çocukları ya da torunları, zaten seçim sistemine, Türkiye’nin partilerine ve liderlerine adam muamelesi bile yapmadılar, yapmıyorlar.

Üstelik sık sık yaşanan açık ya da örtülü askeri darbeler de seçim sistemiyle siyasi partilere olan güveni ve geleceğe olan ümidi ayaklar altında ezdi her seferinde…

Şimdi ortada “demokrasi” denilen ve İblis’in en parlak projelerinden biri olan projenin enkazı var.

Bilgili ve bilgisiz halk yığınlarını seçimler yapmaya zorlayarak, tamamına yakını bilgisiz olan siyasetçileri seçtirmenin neresi çağdaşlık? Neresi akla, bilime, mantığa, hakikate uygun?

Türkiye’de zaten demokratik cumhuriyet rejimi kendi kendini bitirdi.

Şu anda da kesinlik seviyesinde görülüyor ki seçmenlerin yarıdan çok fazlası ya hiç seçime gitmeyecek ya da gidip kasten boş/geçersiz oy atacak.

Sonra sandık müşahiti diye görevlendirilmiş gizli Ermeni ve gizli Yahudi hainler, türlü hileler yapacaklar. Sonra ilçe ve il seçim kurumları ayrıca hileler yapacak. Sonra YSK, son seferlerde olduğu gibi gerekiyorsa açıkça hukuk tanımayacak ve hileler yapacak. Sonra siyasi parti liderleri, aralarında daha önce gizlice yaptıkları anlaşmalar gereği ortak hamleler, konuşmalar, çıkışlar yapacaklar. Sonra oldu sana seçim, geldi başa yine aynı hainler, aynı sömürücüler, aynı katiller, aynı mafyalar, aynı çocuk ve organ kaçakçıları, aynı masonlar… Aynı Türk ve İslam düşmanları…

Akacak yine Türk milletinin paraları, vergileri, kamu gelirleri İngiltere’ye, İsrail’e, ABD’ye, Rusya’ya ve Çin’e… Terörden beslenmeleri de devam edecek ve yine masum vatandaşların kanları, bunların emrindeki terör örgütleri tarafından akıtılacak. Asla Türkiye’de emniyet, huzur, sağlık, rahat, mutluluk, gelişme, ilerleme olmasına izin verilmeyecek.


Türkiye’nin gerçekleri bunlar, gerisi yalan, dolan…

Basın, medya, sosyal medya bunları bir şeylermiş gibi gösteriyor bu millete…

Bunların sosyal mecralardaki ve Youtube’daki takipçi sayıları bile gerçek değil. Beğeni sayıları da gerçek değil. Bir anlığına halkın gerçek tepkisi yansıyacak olsa, işte tarihe geçen ve hafızalara kazınan şu hadisede olanlar yaşanıyor.

Şurada aldığı 65 bin beğeninin bile en az 50 bini bottur ya da trolldür.

Bu sadece Tayyip için değil, sözde muhalif liderler ve partiler için de aynı…

CIA, Türkiye’deki basını, medyayı, sosyal medyayı kendine göre şekillendirip yönlendirmese, şunların çoğu unutulur giderler.

Lakin en sönük olanı bile kısa sürede milyonla takipçi topluyor sosyal medyada, eğer inanırsanız o sayılara…

“E-muhtıra” da denilen “27 Nisan Bildirisi” de denilen şey yayınlandığı zamanlarda, yani 2007 yılında, AKPKK’nin/Tayyip’in gerçek oyu yüzde onun altına kadar inmişti.

2002’de AKPKK’ye oy verenler, seneler geçtikçe, uygulamaları gördükçe AKPKK’ye ve Tayyip’e desteklerini çektiler. 2008’de bile AKPKK aslında bitik bir partiydi. Anca çok ortaklı bir koalisyon hükumetinin bir ortağı olabilirdi.

Davos, Mavi Marmara ve benzeri orta oyunları, hep AKPKK ile Tayyip varlıkta kalabilsin diye sergilendi.


Türkiye’de “meşru” ve “hukuka uygun” tek bir siyasi lider ve parti bile yok.

Türkiye’de seçimlerin güvenliği de yok. Seçim sonuçlarının meşruiyeti de yok.

Türkiye’de gerçek Müslüman Türk bir kişinin yükselmesine izin veren bir siyasi zemin de yok. Bütün partiler tıka basa gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Ezidi omurgasız ve çift kimlikli vatan hainleri ile tıka basa dolu…

Türkiye’de seçimlere, demokrasiye inanan, güvenen bir halk da yok.

Türkiye’de bu güne kadar yaşanan seçimlerin de tamamı hileliydi ve tamamı hükümsüz.

Türkiye yeni bir hileli seçime gitmeyecek ve şu danışıklı insan şeytanlarını, şu başka devletlere çalışan hainleri daha fazla başında tutmayacak.

Malum ülkeler ve gizli servisler, Türkiye’de bu gerçeklere inat hamleler yapmakta ısrar ettikleri için Türkiye’de ortam bu kadar gerildi ve şimdi hep askeri darbe havası var.

Evet, en açık şekliyle ve tekrarla yazıyorum, bu restleşme artarak devam edecek ve biz Türkiye’yi en kısa sürede OHAL ve darbe ortamına sürükleyeceğiz hatta bir süredir sürüklemekteyiz. Türkiye’yi gerçek hürriyetine kavuşturacağız.

“Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türkiye ve dünya gündemine dair siyasi değerlendirmeler

Putin karakteri çok hızlı para ve güç kaybediyor. Sanki bir dağın tepesinden kopmuş da aşağı yuvarlanıyor.

Tayyip, her yerde, her hususta sıkıştığı gibi, Afrika’da da çok sıkıştı.

Ankebut Ağı, Tayyip’i istemediği şeyleri yapmaya zorluyor.

Türkiye’deki Afrikalıların sayısı artırılmak isteniyor. Afrikalılar her şeye kullanılıyor. Yakında PKK’ye karşı dağda operasyonlar yapılınca, ölü ele geçirilmiş Afrikalı PKK’li teröristler olacak.

Bohçalı-Tayyip ve çeteleri, bu güne kadar beraber kara ve kanlı para işleri yaptıkları terör örgütlerini besleyemiyorlar. Para yok, kriz çok. Terör örgütleri para istiyorlar ama alamıyorlar.

“Karadeniz petrolü çıkıyor, çok para gelecek ve siz de arka planda bu işlerin içinde olacaksınız” diye kandırılan terör grupları bile var.

Mehmet Haberal’ın yeni kara para yollarını da bozacağız.

Yazdığım o yazılardan, dünyayı yönlendirmemden sonra Türkiye’de aslında borsa çökecekti. Devre kesici uygulaması hukuka uygun değil ve o uygulama olmasaydı şu anda borsa çöküktü.

Acilen piyasaya sürülen milyarlarca lira gerçek mi, yoksa karşılıksız para mı belli değil.

Özel bankalar çoktan battılar. Açıkladıkları kârlar ve oranlar hep yalan… Türkiye’de özel banka sahası da kara para üzerine kurulu ve kara paranın kesilmesiyle onlar da batacaklardı, battılar.

Özel bankaları ayakta tutmaya dönük hamleler, mali krizleri derinleştiriyor, halkı daha zor şartlara düşürüyor, halkın geçim zorluğunu daha da hızla artırıyor ve bütün sistemi toptan batırıyor.

Austin İran’daki gücünü iyice kaybediyor ve bu hem Austin’i hem de ABD’yi bitiren son darbe olabilir.

İran’da Austin ve Şi beraber paslaşıyorlar.

Çin devlet sistemi ve iş dünyası içinde Şi karşıtları artıyor ve güçleniyor. Ankebut Ağının Çin ayağı da çok büyük hızla çöküyor.

Hollanda, Danirmaka, BAE, Katar, Kuveyt, Singapur gibi, Ankebut Ağına bağlı sözde devletlerin mali krizleri de derinleşiyor. Bu gibi kara para aklama merkezleri de şiddetle yıkılacaklar. Bu gidişat batı/NATO çetesini çok büyük zorluyor ama ellerinden bir şey gelmiyor.

Yeraltı uzaylı şehirlerindeki büyük arızalar, patlamalar, çökmeler, yeryüzünde depremlere sebep olmaya devam ediyor.

Uzaylı tarafların, dünyanın iklimini kontrol etmekte kullandıkları sistem, araçlar, cihazlar darbeler aldıkça… Dünyanın her yerinde tuhaf hava şartları yaşanmaya devam ediyor.

Hindistan, Çin’de yaşananlar nedeniyle çok gergin. Sıranın kendilerine geleceğine eminler ve korkuyorlar.

Ankebut Ağının Hindistan ayağı, İran’ın hürriyetine kavuşmasından aşırı seviyede korkuyor. İran’da her zaman olduğu gibi yine Türk hakimiyeti olursa, 950 sene Türklerin idaresi altında kalmış olan Hindistan’ın tekrar Türk hakimiyetine gireceğini biliyorlar. Hindistan’daki Türk nüfusun varlığı da onları geriyor.

Rusya’nın, kalan son gücünü Türk devletleri üzerinde kullanması için baskı yapılıyor. Ticari baskılar da dahil…

Noel, Rusya için kabusa döndü. Böyle giderse Putin karakteri oyundan alınmasa bile Rusya çökecek. Devlet sisteminin işlerliği her gün daha çok bozuluyor. Kremlin’dekiler bile kendilerini emniyette hissetmiyorlar.

Rusya’nın askeri kayıpları, ilan edilenin çok üzerinde. Can kaybı da araç ve cihaz kaybı da çok yüksek seviyede. Kara para işlerinde kullanılan gemilerin boğazlardan geçememesi Rusya’nın çöküşünü çok hızlandırdı. (Askeri kayıpların sebebi Ukrayna değil.)

HDPKK kesinlikle kapatılacak.

Ekrem İmamyan kesinlikle makamdan alınacak ve gök kubbeyi yıkacaklarını ilan edenler, gök kubbenin altında kalacaklar.

Erken seçim yapamayacaklarını, İstanbul’un iradesini ezemeyeceklerini, Türkiye’de siyaset sahasında danışıklı dövüşen hainler de kabullendiler.

Rusya ile Almanya arasındaki bağlar da gevşiyor.

Sinan Ateş cinayetinde hala piyonlarla oyalama yapılıyor. Ortalık çok büyük karışacak.

Sedat Peker, her şeyi bir kenara atarak birkaç gün içinde sesini çıkartmazsa, kendini bitirecek.

Gizli Ermeni Sabancıyan ailesi/çetesi, acınacak hallerde…

Hakan Fidan’ın ve onu arkalayanların hareket sahası kalmadı. Fidan, acınası şartlar içinde…

İsrail sert kayaya çaptı. Hesapsız, havalı hamlelerinin bedelini ödüyor ve ödeyecek. Yakında İsrail’in gerçek yüzü bir anda herkes tarafından görülecek ve İsrail’in yıkılışı, yok oluşu çok hızlı olacak.

Ermenistan’ın Rusya ile arası iyice açılıyor ve Almanya’ya daha da çok yanaşıyor.

İstanbul’un devasa projelere dair estirdiği rüzgarlardan istifade etmek, bir oldu bitti ile bu işleri eline almak ve yoluna devam etmek isteyen taraflar, acınası ve gülünesi hallerde çöktüler.

Tayvan, Güney Kore, Japonya, Yunanistan, Hindistan, Ermenistan ve İran’ı elimden kurtarabilecek hiç kimse kalmadı.

Altılı çete çoktan dağıldı ama aksine bir görüntü verilmek isteniyor. Altılı çete içinde İstanbul korkusu çok büyük. En ama en kötü senaryoya göre, seçimler erken ya da zamanında yapılabilse ve bunlar iktidara gelebilseler bile, İstanbul’a inat hiçbir şey yapamayacaklarını biliyorlar. Dahası, seçimlerin olmayacağını, sonlarının geldiğini, bir millet darbesi yaşanacağını da biliyorlar.

Bu nedenle, aldığı talimatlar gereği Kemal Kılıçdaryan, Tayyip’i başta tutmak için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Anasaya bile tanınmıyor ama itiraz etmiyor. PKK bile yaptığı açıklamalarla, Tayyip’i daha uzun süre başta tutmaya çabalıyor ve aralarındaki danışıklı dövüşü iyice açık ediyor.

Bir yandan da birileri gizli Ermeni mafya anası Meral Akşener’i iktidara getirebileceğini zan ediyor ve onun üzerine oynuyor. Meral’ın son süreçte sesini yükseltmesi de bu plan gereği ve sahadaki herkes bunu biliyor. Meral üzerine oynayanlar zamanlarını da paralarını da emeklerini de adamlarını da ziyan ediyorlar. Karanlığa kurşun sıkmak bile bundan daha mantıklı.

Meral’i harcamak, Meral’i oyundan düşürmek, iki saatlik iş.

Havada iken sorunlar yaşayan sivil uçakların sayısı artıyor. Sivillerin olduğu uçaklar kara para işlerine bulaştırılmamalı.

Japonya’yı ordusuz, askersiz, uçaksız, donanmasız bırakacağım.

Japon şirketi gibi görünen o dev şirketleri, Japonya’da ya da başka ülkelerde iş yapamaz hale getireceğim. Ne sorunsuz imalat yapabilecekler ne de satışlar yapabilecekler.

Japonya yok olmayı hak ediyor. Japonya’ya destek olacak herkesi de aynı hale getireceğim.

Ankebut Ağına bağlı bütün ülkelerin uzaydaki uydularının bozulmasının vakti geldi. Türkiye’de ve dünya genelinde insanlar hürriyet mücadelesi verirken, Ankebut Ağının elinde ordular, donanmalar, hava kuvvetleri ve hatta uydular dahi kalmamış olacak.

Apple da sessiz sessiz alarm veriyor. İmalat süreçlerinde çok sorunlar yaşıyor ve mali krizi derinleşiyor.

Rusya’daki kablosuz iletişim sistemlerini sık sık bozacağız.

Baz istasyonları, askeri haberleşme sistemleri ve TV yayınlarını sık sık bozacağız. Rusya’nın acizliğini, tükenmişliğini tekrar tekrar gözler önüne sereceğiz.

İstanbulla restleşenin sonunu bütün dünya Rusya örneğinden görecek, bilecek.

Youtube’un ömrünün çok kısaldığını kabullendiler. Alternatifler düşünüyorlar.

Dünya genelinde alış veriş daha büyük bir hızla düşecek. Ankebut Ağının alış veriş sistemleri (büyük alış veriş web sitelerine kadar) çok sık olarak çok büyük darbeler alacaklar.

Ankebut Ağına bağlı ülkelerin enerji santrallerinde ve merkezi trafolarında ciddi sorunlar yaşanmaya devam edecek.

Dünyanın tabiatına, canlılarına, düzenine saldıranlar, dünyalı da olsalar uzaylı da olsalar kahredilecekler. Suni kuraklık, suni kıtlık, suni enerji krizi yapmak isteyenler, şu anda kadar düşürüldüklerinden de bin beter hallere düşürülecekler.

Yeni bir sahte pandemi denemeye kalkanlar bile yerle bir edilecekler.

Kepazelik

Tahammül edilemez bir rezillik

“Yalvardım” demediği kalmış.
Rusya, Türkiye’ye yalvaracak hale getirilmişken, hain Ankara hükumeti hala Rusya’ya da çalışıyor.

Kara parayı veren, hain Ankara hükumetini tam kadro halinde eline alıyor, elinde oynatıyor.

Bahsettiği domatesler de aşırı seviyede ziraat ilacı kullanılarak zehir haline getirilmiş domatesler. Ya da sağlığa zararlı mikro organizmalarla dolmuş domatesler. Türk milletinin tamamını hasta ettiler, yetmedi başka milletleri de edecekler. Bunun ricasını da böyle ilan edecek kadar kafası yanmış, psikopata bağlamış, günü-gecesi bile karışmış halde…

Ali Babacan’ın, Anayasa’daki Türk tanımını değiştireceğini duyurması…

Kemal Kılıçdaryan’ın şöyle bir anda PKK’li danışmanı sağ kolu yapması ve Avrupalı kişileri danışman diye tanıtması…

PKK’nin “Tayyip gitmeli, CHP gelmeli” demesi…

ve benzeri onlarca hamle, aynı merkez tarafından verilen talimatlarla yapıldı, yapılıyor.

Hedef, böyle bir anda muhalefetin oyunun yükselmesine mani olmak ve ortak piyon olan Tayyip’i biraz daha iktidarda tutmak.

Aynı danışıklı oyunu NATO da Rusya ve Çin’e karşı oynuyor.

Batmış, bitmiş, dibi görmüş Rusya ve Çin hala güçlü ülkeler olarak görülsün diye insanlığın zihinleri, kabullenişleri yönlendiriliyor.

Son haftalarda peş peşe,
“Rusya hafife alınmamalı”
“Çin hafife alınmamalı” çıkışları geldi. Bunların da tamamını aynı merkez organize etti.

İngiltere’de çöken tek şey sağlık sistemi değil… Halka bir şeyler oluyor. Bir bulaşıcı hastalık da yok. Hasta ve ölü sayısı, sadece İngiltere battığı ve parasız kaldığı, hastahaneler ödeneksiz kaldığı için artmadı.

Satanistleşmeyi, ibneleşmeyi, namussuzlaşmayı, dinsizleşmeyi, dünyayı sömürmeyi, dünyanın her yerinde katliamlar yapmayı kabullenmiş olan İngiliz halkı, ettiğini çekiyor.

Antalya ve çevresinde mafyalar iyice güçleniyorlar. Gerekli müdahaleler yapılmıyor. Devletin ilgili/yetkili kurumları bunlara müdahale etmiyor hatta bazıları bunlarla beraber çalışıyor. Çünkü en tepede Ankara hükumeti bu mafyalarla beraber çalışıyor.

Mısır battı, çöktü, bitti…
Şu anda Mısır diye bir ülke hakikatte yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Gizli Ermeniler şok üstüne şoklar yaşıyorlar


HDPKK’nin Adana’da düzenlediği ‘Adalete Çağrı’ mitingine sadece 920 kişi katıldı. Miting yarıda kesildi.

Siyaset sahasında, basında, medyada, sosyal medyada gizli Ermenilerden yana estirilen sanal/şişirme rüzgarlar darbelendikçe, HDPKK’nin de şişirilmiş bir balon olduğunu gözler önüne seren hadiseler peş peşe yaşanıyor.

HDPKK hiçbir zaman o oy oranlarına da ulaşamadı. Hepsi yalan, hepsi hileli… Hiçbir zaman toplumdan, son süreçte gösterilmek istendiği gibi “olur” almadı, destek almadı. Birkaç ayrılıkçı, isyankar ve terörist dolu küçük bölge hariç…

Türkiye toplumunun tamamına yakını, HDPKK’yi haklı olarak dışladı. Buna rağmen her yerde, her yerde sanal rüzgarlar estirildi. HDPKK’ye doğru toplumdan haklı olarak yükselen tepki ve nefret de her yerde hukuksuz şekilde bastırıldı, susturuldu, sansürlendi.

Şu milletin eline bir saatliğine bırakılsalar bile parça parça edilirler. En başta da Türk kadınları bu gizli Ermeni teröristleri parçalar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Alışmışlar ve sarsılıyorlar


Twitter, sahte ve bot hesapların çok çok azını kapattığı halde, şu kripto kimlikli kişiler sarsıntı geçiriyorlar.

Alışmışlar sistem tarafından gizlice ya da açıkça desteklenmeye… Alışmışlar tamamen kendilerine ayrılan ve gerçek Türklerin şiddetli şekilde sansürlendiği sözde sosyal ağlarda ve Youtube’da kendileri çalıp kendileri oynamaya… Bir de sisteme bağlı sahte hesapların, kendilerine takipçi ya da abone olarak gösterilmesine…

Ve inanmışlar bu yaşadıklarına… Gerçekten yüz binlerce, milyonlarca takipçileri var zan etmişler… Gerçekten de kendilerini çok etkili, çok vasıflı kişiler zan etmişler….

Şimdi ise büyük sarsılıyorlar.

Alışırlar, daha neler neler yaşayacaklar ve hepsine alışacaklar.

Söz konusu mecralarda yüz binlerce ve milyonlarca takipçisi ya da abonesi olduğu gösterilen hesapların büyük çoğunluğu, sahte verilerle ve sahte hesaplarla kalabalık gösterilen hesaplar.

Sabah akşam milletin başını Adıtürk, demokrasi, HDPKK, özgürlük, barış, LGBT, Demirtaş, Kavala, Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu vb. uydurma/dayatma değerlerle ve kişilerle şişirenler de hep böyle hesaplar.

Alışmışlar ve sarsılıyorlar

Twitter, sahte ve bot hesapların çok çok azını kapattığı halde, şu kripto kimlikli kişiler sarsıntı geçiriyorlar.

Alışmışlar sistem tarafından gizlice ya da açıkça desteklenmeye… Alışmışlar tamamen kendilerine ayrılan ve gerçek Türklerin şiddetli şekilde sansürlendiği sözde sosyal ağlarda ve Youtube’da kendileri çalıp kendileri oynamaya… Bir de sisteme bağlı sahte hesapların, kendilerine takipçi ya da abone olarak gösterilmesine…

Ve inanmışlar bu yaşadıklarına… Gerçekten yüz binlerce, milyonlarca takipçileri var zan etmişler… Gerçekten de kendilerini çok etkili, çok vasıflı kişiler zan etmişler….

Şimdi ise büyük sarsılıyorlar.

Alışırlar, daha neler neler yaşayacaklar ve hepsine alışacaklar.

Söz konusu mecralarda yüz binlerce ve milyonlarca takipçisi ya da abonesi olduğu gösterilen hesapların büyük çoğunluğu, sahte verilerle ve sahte hesaplarla kalabalık gösterilen hesaplar.

Sabah akşam milletin başını Adıtürk, demokrasi, HDPKK, özgürlük, barış, LGBT, Demirtaş, Kavala, Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu vb. uydurma/dayatma değerlerle ve kişilerle şişirenler de hep böyle hesaplar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi