Etiket arşivi: hayvancılık

Vakit yaklaşıyor


İstanbul boğazının iki yanında büyük bir traşlama/genişletme çalışması yapılacak. Şu iki kırmızı çizgi gerçek sınırları göstermiyor ama çok yaklaşık sınırları gösteriyor.

Çok yakın gelecekte İstanbul boğazı şu taslak çizimdekine çok yakın bir görünüşe sahip olacak.

Karadeniz ile Hazar denizini birbirine bağlayan uzun ve geniş kanalın inşasına başlanırken, eş zamanlı olarak İstanbul boğazını genişletme çalışması da başlayacak.

Suriçi denilen, üzerinde Ayasofya, Topkapı sarayı, Sultanahmet camii dahil olmak üzere onlarca meşhur tarihi yer bulunan kısım da hiç tereddüt edilmeden tıraşlanacak. Orası da tamamen deniz suyu ile dolacak. “Bunu yapamaz, mümkün değil. İzin vermezler” diyenlere “Daha şu anda bile bunu yapacak güce sahibim. Bu gün de yarın da hiç kimse bana mani olamayacağı gibi oyalama bile yapamayacak. Dünyanın siyasi, askeri, mali, dini dengelerini şu anda bile ben yönlendiriyorum. Bu güne kadar yapabildiklerim de imkansız görülen şeylerdi ama yaptım, yapıyorum. Sizin imkansız gördüğünüz şeyleri yapmak için ben sadece en doğru vakti beklerim. Yapmak istediklerime mani olacağına inanan devasa yeraltı şehirlerinin bazıları şu anda tamamen boş. Bazıları ise film sahnelerinde gördüğümüz halleri yaşıyorlar. Yerin altında da üstünde sözü geçen ve geçecek olan tek kişi benim. Bir şeyi yapacaksam ne İblis’i ne Deccali ne de bu ikiliye çalışan sistemi dinlerim. Yapar geçerim.” derim. Anlamak isteyenler anlarlar. Anlamak istemeyenler de oyalansınlar. Dirensinler ve daha büyük kaybetsinler. Benim için şu andan sonra yeryüzündeki ya da yeraltındaki toplu can kayıpları mühim değil. Toplu mal, araç, cihaz kayıpları da mühim değil. Çünkü ben yıllardır nasihat ettim, sabır etttim, tahammül ettim, mühletler verdim ve artık beklenen günler geldi. Mühletler bitti. Ölecekten, yanacaktan, batacaktan, çökecekten ben mesul değilim.

Bilenler var, dikkatle ve hayretle takip edenler var, henüz fark edememiş olanlar da var. Dünya üzerindeki suni kuraklık ve kıtlık krizine, suni enerji krizine, suni karbon krizine ve suni pandemilere neşter vurdum. Dünya genelinde şartlar büyük oranda değişti, değişiyor. Yeraltında yaşayanların, yerin üstünü istedikleri gibi iklim kontrolünde tutmalarını sağlayan sistemleri de bozdum, bozuyorum. Bundan sonrasında Grönland’ı bile buzul halde tutamayacaklar. Oralarda da satanizmi ezecek, insanlığı hakim kılacağım. Oraların değerli toprakları ve madenleri de benim vesilemle değerlendirilebilecekler.

İstanbul boğazında traşlama sonrasında 5 km den daha dar hiçbir yer olmayacak. Dünyanın siyasi, mali, dini/fikri, askeri merkezi somut/açık şekilde İstanbul olacak. Bütün dünya İstanbul merkezli olarak dönecek. Dünyanın deniz trafiğinin merkezi de İstanbul olacak. İstanbul boğazında çok çok yoğun deniz trafiği olacak. İstanbul’da çok büyük, çok gelişmiş özelliklere sahip çok sayıda liman olacak. Ayrıca traşlama sonrasında İstanbul boğazındaki su akıntısından istifade ile elektrik üreten sistem de konulacak, hemen çalışmaya başlayacak.

Bu işler uzun sürelere yayılmayacak. Mümkün olabilen en kısa sürede tamamlanacak. Bunları hiç zaman kaybetmeden yapabilmek için gereken büyük parayı/sermayeyi ben zorlanmadan bir araya getireceğim. Bu işlerde yer almak, çalışmak ve kazanmak isteyen tarafların dinlerine, dillerine, fikirlerine değil, dürüst ve namuslu olup olmadıklarına bakacağım. Satanist olup olmadıklarına, iyi niyetli olup olmadıklarına bakacağım. Devamında Trakya boyunca kanallar açılacak ve bir kolu Bulgaristan tarafına dönecek, bir kolu Yunanistan’a doğru gidecek.

Bütün dünya, İstanbul merkezli olarak değişmeye başlayacak. Yine boğazın Anadolu yakasından da kanal açılmaya başlanacak ve Anadolu’daki büyük gölleri birbirine de bağlayacak surette ülke içinde kanallar dolaşacak. Daha önce anlattığım gibi, söz konusu kanallar, gittikleri yerlere tuzlu su, içilebilir su, ziraat için ihtiyaç duyulan bol su, deniz mahsulleri, temiz enerji götürmüş olacaklar. Bununla birlikte ağır nakliyecilikte maliyetleri çok düşürecekler, geçtikleri yerlerde arazileri çok değerlendirecekler, büyük şehirlerde toplanan aşırı kalabalık nüfusların hızlıca ülkenin her yanına dağılmasını sağlayacaklar. Kuraklık ve kıtlık riskine karşı da aşılamaz, geçilemez duvarlar misali duracaklar. Hayat pahalılığının kaldırılmasını, devlete verilen vergi oranlarının dürüşülmesini de sağlayacaklar. Çünkü bu projelerde her zaman büyük pay devletimizin olacak. Bunlar yapıldıkça devletimizin kesintisiz ve büyük gelir kaynakları olacak.

Bu sırada çok büyük miktarda hafriyat ve dolayısıyla madencilik çalışması yapılacak. Bu traşlama ve hafriyat işlerini yapacak çok gelişmiş iş makineleri Türkiye’de çizilecek ve imal edilecek. Hem de şaşırtacak kadar kısa sürede imal edilmiş olacaklar ve şaşırtıcı özelliklere sahip olacaklar. Fosil yakıtlar kullanmayacaklar, bataryalı araçlar da olmayacaklar. Şu andaki hafriyat ve madencilik sistemi büyük oranda değişmiş olacak. Yine bu projeler gerçekleştirilirken inşaat sektörü de ister istemez hızla değişmiş olacak. Kanallar açılırken Türkiye’nin etrafındaki denizlerde çok sayıda suni adalar yapılacak. Onlar da en iyi seviyede mühendislik çalışmaları ve teknoloji ile yapılacaklar. Yerleri ve büyüklükleri de bilimsel değerlendirmelerle belirlenecek. Söz konusu adalardan bazıları tamamen ziraat ve hayvancılık için planlanarak yapılacak. Bazıları en başından beri askeri ihtiyaçlar için yapılacaklar. Bazıları turizm, bazıları eğitim maksadıyla yapılacaklar.

Sonraki süreçte Hazar denizinden Basra körfezine doğru geniş ve derin bir kanal açılacak. Kıvrıla kıvrıla gidecek olan bu kanalın etrafı da hızla canlanacak, değerlenecek, yerleşme yerleri ile dolacak. Kanal, etrafının hızla yeşillenmesini de sağlayacak. Gittiği her yere balık ve diğer deniz mahsüllerini de götürmüş olacak. Bölgede çok büyük bir yeşillendirme projesi de uygulanacak. Eş zamanlı olarak bölgeye turizm de ziraat da hayvancılık da fabrikalar da çok ucuza enerji ve temiz su da gelmiş olacak. Yine bu kanalla eş zamanlı olarak Orta Asya Türk devletlerine doğru da kanallar açılacak. Batının güneşi batacak ve güneş yine doğudan doğacak. İblis de Deccal de kaybedecek.

Türkiye’de seçim olmayacak. Zaten bu güne kadar yapılanlara seçim diyebilmek mümkün değil, hepsi hileliydi. Hiçbirinin meşruiyeti yoktu. Görüyoruz ki günümüzde ABD’de bile hilesiz seçim yapılamaz oldu. Malum satanist çeteler, milletlerin iradelerine rest çekerek ve göstere göstere seçimleri çalmaya devam ediyorlar. Türkiye’de AKPKK-MHPKK organize suç, terör, ihanet örgütü çökertilecek, eş zamanlı olarak siyasi parti görünümlü diğer bütün suç örgütleri de toplanıp alınacaklar. Üzerine henüz birkaç ay geçmişken, henüz yargılamalar ve idamlar tamamlanmamışken bile Türkiye büyük projelerin tuşuna basacak. Bu güne kadar imal edilmesine ve satılmasına izin verilmemiş olan çok yüksek kalitede, çok uygun fiyatlı, uzun ömürlü, konforlu ve az masraflı araçlar da Türkiye’de üretilecekler. Kısa sürede Türkiye denizlerden hatta okyanuslardan en ileri seviyede faydalanan ülke olacak. Bu nedenle baştan itibaren arabalarını hem suda hem karada gidebilen tarzda imal edecek.

Bunlar yaşanırken dünyanın dört bir yanında kaos hakim olacak. Batı iyice çökmüş ve bu halini artık gizleyemez hale gelmiş olacak. Çin’de parçalanma safhası başlamış olacak. Hindistan’da toplu insan ölümleri ve ülkenin parçalanma süreci başlamış olacak. Hindistan’ı çok sert şekilde cezalandıracağım. Rusya da parçalanma sürecine açıkça girmiş olacak. Bunca zamandır İstanbul’un iradesine karşı duranlar, hatalı kararlarının bedellerini ağır şekilde ödeyecekler.

İstanbul boğazının yaklaşık olarak belirlediğim kırmızı çizgileri içinde kalan kişiler, şirketler, vakıflar, dernekler, diplomatik temsilciler ve diğer herkes, şimdiden kısa bir taşınma süreci başlatarak oradan ayrılmalılar. Bu kişiler de karşımda direnirlerse, büyük bedeller ödeyecekler.

Göz önünde bulundurulmalı ki son yıllarda mfs’nin kesinlikle öleceğine ya da bir şekilde oyundan alınacağına inananların yüz binlercesi öldüler ya da bir şekilde oyun dışı kaldılar. Önümüzdeki süreçte ölenlerin ve oyundan alınanların sayısı şaşırtıcı şekilde artış gösterebilir. Hiç şüphe edilmesin ki mfs daha en az onlarca sene insanlığa hizmet etmeye devam edecek. Nasip olursa başka dünyalara bile elini uzatacak, oraların askeri, mali, siyasi, dini dengelerini belirleyecek, işlerini ve çevresini oralara da götürecek.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Dünyada çığır açacak ziraat ve hayvancılık çiftliği projesi – 1

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Haydi, aldın mı çayını, kahvenini yanına?
Biraz boş vakit buldum, başlayalım.

Daha fazla proje yayını yapmayayım diye dünyanın her tarafından büyüler yağdırmışlar. Şu anda yüz binlerce büyü var. Üstelik yerin altındaki uzaylı türler de hep İblis’e uymuşlar, satanistleşmişler, onların da çok büyücüleri var ve bu konularda ben yazmayayım diye, yazarsam da okuyanlar anlayamasın diye, anlayanları da bu tekniklerle iş yapmasın diye büyüler yağıyor.

Vakit sınırlı, bu günkü konu aslında sesli olarak saatlerce karşılıklı konuşulması, anlatılması gereken bir konu. Ama yazarak ve kısa vakitte ne kadar olursa artık, anlatacağım.

Belki daha sonra sunumlar hazırlatır, sesli anlatımımı üzerine ekler de paylaşırım.

Bu gün hem besi çifliğini hem de ziraat çiftliğini bir arada çalışacağız.

Bu proje büyük sermayesi olanlar için bir proje… Küçük sermaye sahipleri de bu projeden güzel fikirler, teknikler alırlar ama bu seviyede değil de kendi imkanları dahilinde yaparlar.

Ben, bu projeyi yapacak kişinin ya da kişilerin maddi gücünün geniş olduğunu baştan kabul ederek yazıyorum.

Dünden beri herkes bunu farklı farklı şeylere yormuş ama bu bir çiftliğin tepeden görünüşü.

Bu çizim, eski bir çizim. “Ben geri duracağım, projeler çalışacağım, dinleneceğim” dediğim zamanlarda, öyle birkaç dakika içinde çizmiştim.

Bu gördüğün hali, ilk hali…

Bunun üzerine çok şeyler eklendi ama elde çizim yok. Zaten ben tek boyutlu bir grafik programı ile çiziyorum ve o da yeterli olmuyor. 3B program ile çizdirmeye de hiç vaktim yok.

Yani attığım çizimi sadece en genel seviyede fikir vermesi ve anlattıklarımı anlaman için değerlendir. Ona bağlı/sınırlı kalma.

Gördüğün yeşil renkli kısımlar tesviyesi yapılmış, dümdüz ve geniş bir arazi…

Mavi çember ise geniş ve derin bir havuz.

Havuzun iç kısmında kalan çemberde yine geniş bir tesviyeli arazi var.

Üzerinde gördüğün sarı kısımlar ise binalar.

Gri renkli kısımlar ise yollar…

Tesisin bir ana giriş/çıkış köprüsü bir de arka köprüsü var.

Daha önceki projeleri zaten iyice anladın. O projelerdeki pek çok teknik burada bir araya getirilecek.

Burada, gördüğün o havuzun iç çemberi en azından 6 km çapında olacak. İmkan dahilinde olursa, daha da büyük bir çapı olacak.

Havuz ise en azından 500 metre genişliğinde ve hiç değilse 100 metre derinliğinde olacak. Bunlar da asgari sınırlar. İmkan dahilinde olursa çekinmeden bu ölçüler büyütülecek. Çünkü yapılacak bu tesis bir kere yapılacak, asırlarca sorunsuz kullanılacak.

Evet, asırlar boyunca burası durmadan para basacak, büyük kazandıracak.

Üstelik insanlığa çok büyük faydalar sağlayacak.

Buranın zarar etme ihtimali olmayacak, her şeyi ile sapasağlam ve riskler asgariye indirilmiş bir sistem olacak.

Projenin her bir kısmında hiç abartısız onlarca farklı teknik kullanmak mümkün.

Bunların hepsini her kısımda ayrı ayrı anlatmam şu anda teknik olarak mümkün değil.

O nedenle öne çıkan ihtimallerle yazarak devam edeceğim.

Arazi için de farklı ihtimaller söz konusu. Kurak bir arazide de bu çiftlik yapılabilir. Tamamen çöl ama deniz kenarında bir arazide bile yapılabilir.

Soğuk ve karlı iklimin hakim olduğu arazilerde de yapılabilir.

Lakin en doğrusu Akadeniz kenarında bir şehirde yapmak. Ya da benzeri şartların olduğu başka bir ülkenin başka bir şehrinde yapmak.

Baştan şu şartlar aranacak ve ne kadarı bir arada bulunursa o kadar güzel olacak:

1- Sıcak iklimde, deniz kenarında olmak ve kullanışlı liman yapılabilecek şartlara sahip olmak.
2- Mümkün olduğu kadar düz bir arazi bulmak
3- Arazinin altında yeraltı sıcak suyunun olması (jeotermal)
4- Ülkenin ana demiryolu hattına bağlanabilen bir demiryoluna yakın olmak
5- Ülkenin ana otoyollarına, kısa sürede ve kolayca çıkabilecek şartlarda olmak
6- Yakınında, kargo uçaklarının sürekli inip havalanabileceği bir havalimanı bulunması.

Burası adeta kendi başına bir dünya olacak. Burada çalışanlar buradan çok da çıkmak istemeyecekler. Temiz havayı, temiz gıdayı, sağlığı, mutluluğu burada bulacaklar. İhtiyaç dahilinde haftada, 15 günde ya da ayda bir çıkacaklar.

Gördüğün o sarı ve uzun uzun kısımlar hep hayvanların bulunduğu binalar…

Lakin onlar, en az ikişer kilometre uzunluğunda olan binalar. Ona göre de eni/genişliği var.

Hepsi merkez noktada birbirine bağlanıyor ve o merkez noktada bir kule bina var.

Çizimde oranın yeşil/çimen göründüğüne aldanma.

Orada kule şeklinde, çok katlı bir idari bina var.

Ve merkezdeki o iç çember kısım yani kule binanın olduğu kısım epeyi geniş.

Zemin katı ise bütün çalışanların, araçların, cihazların, malzemelerin kolayca oradan oraya geçişini sağlayan bir merkez nokta olarak yapılacak. Sistem, birbirine kilitlenmiş, bağlanmış böyle bir merkezi nokta üzerinden idare edilecek.

Elektronik denetlemenin merkezi burası olacak. Veri tabanları, ilgili bütün elektronik cihazlar hep bu kule binada olacak. Veterinerler, ziraat mühendisleri, satın alma, muhasebe, denetleme personelleri, arıza bakım personelleri, şefler, müdürler hepsi burada bir arada olacaklar. Söz konusu birimlere lazım olan depolardan laboratuvarlara kadar her şey burada olacak.

Hem teknolojik imkanlarla hemen her dakika birbirlerine bağlanabildikleri gibi, iktiza ettiğinde de hemen fiziken/bedenen bir araya gelebilecekler.

Ne demişler, başında kuzunun bulunduğu bir aslanlar ordusu aslında kuzular ordusudur.

En mükemmel sistemleri kurabilirsin ama idare kısmında gerekenleri yapmazsan, o sistemi verimli kullanamazsın.

Bu nedenle bu kule, ince ince düşüncelerle, planlarla yapılmış bir kule olacak.

Zaten en tepesinde bu çiftliğin en üst müdürünün yazıhanesi olacak.

Tepeden aşağı doğru mükemmel bir idare sistemi sorunsuz şekilde ve bir arada çalışacak.

Çizimde görülen sarı uzun binalar tek katlı olmayacaklar. İmkanlara göre değişir ama hiç değilse altlarında beş bodrum katı olmalı. Bu binalar yapılırken neredeyse hiç beton kullanılmayacak ve çelik konstrüksiyon olacak. En kalın çelik direklerin/parçaların etrafı bile yeni nesil porselen (YNP) sistemi de kullanılarak kaplanacak. Ortada hiç çelik, metal görüntüsü olmayacak.

Üstelik oksitlenme, rutubet, kararma, kötü koku da olmayacak.

Taşıyıcı sistemin harince duvar kısımlarında çelikten büyük oranda tasarruf edilen YNP sistemli duvarlar kullanılacak. O daha önce anlattığım, az çelik çubuk, bol çelik tel örgü ve YNP kaplama sistemiyle elde edilen, makinelerde çok kısa sürede ve düşük masrafla üretilen, çift tabakalı, ortası ayrıca hava boşluklu ya da ek yalıtma malzemesi dolu duvarları kastediyorum.

Bunlar, bu devasa çiftliğin inşaa maliyetini de kullanırken oluşabilecek masrafları da en aza çekecekler.

Üstelik YNP ne çatlar, ne kırılır, ne rutubet yapar, ne boya ister, ne sık sık tadilat ister, ne koku yapar. Ara ara silinip temizlenerek çok uzun süre sorunsuz şekilde kullanılabilir. Bir de YNP, içinde kalan çelik kolonları herhangi bir yangında oluşabilecek yüksek ısılardan da korur. YNP doğrudan alev görse bile alev almaz, tutuşmaz, erimez, şeklini kaybetmez, ısının çoğunu da içeri geçirmez. Böylelikle çeliğin mukavemetini/taşıyıcılığını da korur.

Ortamın havasını/kokusunu da bozma.

Üstelik YNP duvarların iç kısmına bakteri oluşmasına izin vermeyen özel silikon kaplama bile makinedeki imalatı sırasında kaplanabilir. Bu da yapılırsa orada sık sık temizlik yapmak, duvarları temizlemek ihtiyacı da oluşmaz. Çünkü duvarlar leke tutmaz. Malzemeden ve işçilikten kısarak güya tasarruf yapanlar gibi olmayacak. Burada en iyi malzemeler en düşük maliyete denk getirilecek ve en düşük seviyede insan işçiliği olacak. Bu sayede en yüksek seviyede tasarruf yapılırken, çok sağlam, çok uzun ömürlü, çok kullanışlı ve çok hızlı inşaa edilmiş bir çiftlik olacak.

En üst katta hayvanlar olacak ama alt katlarda topraklı ve kapalı mekanda ziraat teknikleri kullanılacak. Ayrıca bazı katlar çok büyük depolar olarak kullanılacak.

Kısa bir ara vereceğim, birazdan gelip devam edeceğim.

Devam ediyoruz…

İkişer km’lik binaların en alt katları hayvanlar için yem deposu olarak kullanılabilir. Her olumsuz ihtimal değerdirilerek böyle bir tesiste her zaman bol yem depolamak doğru olur. Tedbirli olmak gerekir. Zaten binalar içeri soğuk, sıcak, nem, zehirli madde, elektromanyetik enerji, zararlı sinyaller, dalga boyları, haşare, vahşi hayvan geçirmediği için, doğru şekilde kurutulmuş yemler yıllarca sorunsuz bir şekilde depolarda durabilecekler.

Bu tesisin birkaç noktasında ayrı ayrı kurutma birimleri olacak. Elektrikli cihazlarla yapılacak kurutmalarda bitkiler, balıklar, hayvan etleri, besin değerlerini kaybetmeden hızlıca kurutulup paketlenecekler.

Eksi beşinci katlar çoğunlukla yem deposu olarak kullanılsa, eksi dördüncü katlar da çoğunlukla mantar yetiştiriciliğine kullanılır. Mantar da çok kolay, risksiz şekilde yetiştirilen ve buna rağmen iyi kazanç sağlayan bir bitki. Ayrıca bu dev çiftlik türlü türlü hazır yem üreten bir yer olacak. Mantarlar da yem yapmakta kullanılacak.

Eksi üçüncü, ikinci ve birinci katlarda tamamen kapalı ve topraklı ziraat yapılacak.

Ziraat kabinlerini anlatırken dikine saksılardan bahsetmiştim. Birbirinden farklı ve her biri de işe yarar olan çok fazla dikine saksı tekniği var.

En azından on adet ikişer km’lik bina olacak. İstenirse onlarca da olabilir. Hepsinde en az beş bodrum katı olacak. Böyle olunca da kapalı ziraat için ne kadar büyük bir alan ayrıldığı anlaşılabilir. üstelik her katta tek tabaka halinde yani sadece yere serilerek saksılar kullanılmayacak da çok katlı raflarda çok yüksek sayıda saksı olacak. Bir hasat zamanında, o araziden normalde alınabilecek mahsülün yüzlerce katı kadar mahsül alınabilecek. Çünkü hasat süreleri de çok kısalacak. Üstelki bu, hormon kullanmadan, genetik değiştirilmeden yapılabilecek.

Ziraat kabinlerini konu ettiğimde anlattığım gibi bu binaların ziraata ayrılan katlarının iç yüzeyleri de metalik ya da metalik benzeri bir kaplama ile kaplanacak. Hem tavanın her yeri, hem dört duvarın bütün iç yüzeyleri hem de zemin, ışığı kırıp geri yansıtan parlak/yansıtıcı kaplama ile kaplanmış olacak.

Temsili video

Kabinlerin içinde olduğu gibi, bu ziraat katlarının içinde de bunun benzeri aydınlatma usulleri kullanılacak. Tavandaki lamba takma kanallarına ayrıca aşağı doğru düz bir hortum gibi sarkan led lambalar da takılabilecek. Yetiştirilecek bitki türüne göre, ihtiyaç duyulduğu anlarda dikine saksıların aralarına tavandan ek lambalar hortum misali salınabilecek. Az enerji harcayan küçük led lamba grupları doğru yerlere doğru sayıda konulunca nasıl da iyi sonuçlar alındığı görülebilecek.

Bu tesiste hiç su ve elektrik sorunu olmayacak. Zaten deniz suyundan temiz suyu, daha önce anlattığım usullerle elde edebilecek.

Bunu yaparken bir yandan da elektrik ve tabii/şifalı deniz tuzu üretebilecek.

Bir yandan da denizde az açığa konulacak onlarca büyük rüzgar türbini de elektrik üretebilecek. Rüzgar türbinleri, yakında çevrede dağlık/tepelik halde araziler varsa, oralara da konabilecek. Hatta güneşin olmadığı akşam/gece vakitlerinde, bu rüzgar türbinleri, öncelikle, deniz suyunu buharlaştırıp buharını aniden soğutan ve temiz suya çeviren kazan sistemini besleyecek. Yani o sistem, geceleri güneş ocakları işe yaramayacağı için rüzgar türbinlerinin sağladığı elektrik enerjisi ile ısıtma yapacak. Deniz suyu elektrik enerjisi ile ısıtılacak, basınçlı ve sıcak buhar suya çevrilmeden az önce de büyük jeneratörleri çevirecek. Böylelikle geceleri de hem elektrik hem de su üretilebilecek. Bunun neticesi olarak, böyle bir çiftlik, yüz binlerce büyük baş hayvanın ya da milyonla küçük baş hayvanın ya da on milyonla kanatlının ihtiyaç duyduğu suyu her daim kendisi üretecek ama üretilen su ihtiyacın yine de çok üzerinde olacak. Bu nedenle bu su kıtlığı zamanında temiz su da satacak.

Zaten kısa süre sonra çiftlikte yüksek miktarda hayvan atığı/dışkısı/idrarı da oluşmaya başlayacak ve çiftliğin bu atıkları günlük işleyip de önce biyogaza çeviren, sonra da topraklara katılacak halde kuru gübreye çeviren birimleri olacak. Bunlar da tamamen otomatik sistemler olacak.

Bir süre sonra çiftlikte her gün yüksek miktarda biyogaz elde edilir olacak. Biyogaz da elektrik üretmekte kullanılabilecek ama buna gerek kalmayacaktır.

Gerek kalmadığı uzun zamanlar boyunca bu tesis biyogaz da satacak. Ayrıca, gazı alınmış haldeki gübreyi kendi saksıları ve ziraat ihtiyacı için kullanacak ama yine de gübrenin çoğu artacağı için gübreyi de satacak.

Hatta bu tesis, ihtiyacının çok çok üzerinde elektrik de üretebilecek. Daha ilk zamanlardan itibaren o fazla elektriği de çevre şehirlere satacak. Bir yandan temiz/zararsız yollarla üretilen elektrik, bir yandan içilebilir su, bir yandan biyogaz, bir yandan gübre, bir yandan sofra tuzu üretmeye başladı bile…

Diğer yandan da tercihe göre büyükbaş, küçükbaş, kanatlı, tavşan gibi hayvanları yüksek sayıda üretecek. Bunları canlı da satacak, etlerini de satacak. Et, süt, yumurta, işlenmiş et ve süt ürünleri ve ayrıca deri ve hatta kemiklere kadar her şey elde edilmiş olacak. Kemikler de türlü sahalarda kullanılacak. Bu çiflik her bir şeyden en yüksek faydayı elde etmek üzere tasarlanacak ve kesimhanesinde her gün kesilen yüksek sayıda hayvanın derilerini bile kendi işleyecek.

Bütün bunlara rağmen, bulunduğu konumda yer altı su kaynakları varsa, istediği anda bunlara ulaşabilir halde teknolojisi/sistemi hazır olacak.

Hatta yeraltı sıcak su kaynakları varsa, bunu da çıkartacak. Bu sıcak su sayesinde de bol bol enerji üretecek. İhtiyacının çok çok üzerinde elektrik üretbiliyor olsa bile bunu yapacak ve bu tesis bir nevi elektrik santrali olacak, elektrik satacak.

Bu tesiste hiçbir hayvan türü tamamen kapalı, gün ışığını hiç görmeyen yerde yetiştirilmeyecek.

Hayvanlar hep zemin katta olacaklar. Uzun binalar arasında kalan yeşil alanlara, bahçelere her gün en az 8 saat çıkartılacaklar.

Serbestçe dolaşacaklar, yayılacaklar. Bol bol hareket edecekler, güneş ışığı alacaklar. Bu sırada da sulanacaklar, yemlenecekler.

Bu hayvanların hiçbirinin vücutlarında kendi atıkları/dışkıları olmayacak. Her biri her zaman tertemiz olacak. Bu tesisin en başta gelen kuralı “daimi temizlik” olacak.

Bu tesiste hayvanlar kolay kolay hastalanmayacaklar ve kolay kolay ilaçlara, aşılara başvurulmayacak. Bu tesiste genetiği az ya da çok değiştirilmiş hayvan türleri de hiç olmayacak.

Hayvan temizliği ve konforu en üst seviyede tutulacak. Aynı zamanda, çalışan insanların konforu da en üst seviyede tutulacak.

Burada yetişen hayvanların etlerini, sütlerini, yumurtalarını ve bunlardan imal edilmiş et-süt ürünlerini tüketen insanlar da hızla şifa bulmaya başlayacaklar.

İşaretlediğim kısımdaki iki bina da çok büyük binalar olacak. Çok katlı da olacak. Canlı hayvanların tesise getirilmesi ya da tesisten dışarı nakliyesi sırasında olsun… Muhtelif ihtiyaç maddelerinin tesise satın alınması sırasında olsun… Et, günlük süt, işlenmiş et ve süt ürünleri, günlük yumurta, yemler, günlük taze balık, işlenmiş balık ürünleri, günlük mantar ya da günlük diğer ziraat mahsüllerinin son büyük kutularda paketlenmesi ve TIR’lara yüklenmesi bu kısımlarda/binalarda yapılacak.

Tesisi çevreleyen dev havuz da deniz suyu ile dolu olacak. O havuzun suyu, güçlü motorlar sayesinde sürekli değişecek. Hiçbir zaman sabit su olmayacak. Denizden havuza deniz suyu çekilirken türlü filtrelerden geçirilecek. O havuzdaki deniz suyu, yaz ya da kış, bütün denizlerden daha temiz, daha ideal şartlarda olacak. Bu nedenle, başka ülkelerde denenen büyük balık çiftliklerinde yaşanan bakteri birikmesi, suyun istenmeyen ısıda olması, dar havuzlarda çok fazla balık birikmesi, hareketsizlik gibi sıkıntılar burada hiç olmayacak. Bu sayede, balıkların türlü hastalıklara yakalanması, onları satın alarak yiyen insanların da türlü hastalıklara yakalanması önlenmiş olacak. Bu havuzda su sürekli değiştiği halde, ayrıca suni tekniklerle dalga yapan ve güçlü motorlarla beslenmiş mekanik kısımlar da olacak.

Ayrıca bu havuz, istenmeyen zararlı insan ve hayvanlardan tesisin korunmasını çok güçlendirecek. Yüksek seviyede, güçlü/tesirli bir güvenlik tedbiri olarak da kullanılacak. Bu kadar büyük bir tesisin her noktasını “geçişi epeyi zorlaştıran” bir hale getirecek. İnsanlar ve hayvanlar için çok faydalı olan böyle bir tesise, Londra merkezli satanist sistem, her türlü teknikle sürekli gizli saldırılar deneyecektir. Yüksek teknoloji ile de bunu yapmak isterken, bir yandan da insan ve hayvan faktörlerini de tercih edecektir.

Havuz, bölgede serinliğe de sebep olacak. Çalışanlar ve ziyaretçiler için çok hoş bir görüntü olacak, her daim yüksek morale sebep olacak.

Zaten havuzun iç çemberi/kıyısı boyunca da binalar olacak. Bunların az bir kısmı, deniz ürünlerini temizleyen, işleyen, paketleyen imalat binaları ve ayrıca havuzun ihtiyaç duyduğu müdahaleleri yapan ekiplerin kullandığı binalar olacak. Geriye kalan çok büyük kısmında çalışanların ikamet edeceği binalar olacak. O binalar da YNP usulünün yoğun kullanıldığı, ısı ve ses yalıtması çok yüksek, çok uzun ömürlü, pek tadilat ve bakım gerektirmeyen, gayet kaliteli ve lüks, en fazla üç katlı ve bahçeli binalar olacak.

Daha sonraki süreçlerde çiftlik projesi genişletilirken, bu kadar büyük ve her zaman temiz olan havuzun dış çemberine/kıyılarına da benzeri binalar yapılacak. O binalardaki daireler günlük, haftalık, aylık olarak kiraya verilecek ve iyi gelir elde edilecek. Hata belki de orada bazı geniş kısımlar piknik alanı olarak ayarlanacak ve halka açık olacak. Hem o evleri kiralayanlara hem de pikniğe gelenlere orada türlü ürünler pişmiş ya da pişmemiş halde satılacak. Bir yandan da türlü türlü peynirlerden, en kaliteli tereyağlarından, en sağlıklı şartlarda konservesi yapılmış hayvani ya da nebati/bitkisel ürünlerden de bol miktarda satın alıp gidecekler. Bu tesis, sistemi oturduğu andan itibaren her gün en azından on binlerce kargo gönderecek. Kargo ile satılması mümkün olan hayvani ve nebati/bitkisel bütün ürünlerini kargo ile de dünyanın mümkün olan her yerine satacak.

Belki de dünyanın en sağlıklı, en lezzetli günlük balıkları burada olacak. Bunlar sudan çıkartıldığı gibi temizlenip pişirilerek bu insanlara ücreti mukabilinde servis edilecek. Yine günlük dana eti, koyun eti, tavuk eti, bıldırcın eti, keklik eti, tavşan eti, kaz eti, ördek eti gibi etlerden yapılan çok lezzetli ve sağlıklı yemekler servis edilecek. İsteyenler oradan ayrılırken bunlardan istedikleri kadar çiğ de satın alarak gidecekler.

Havuzda çok bol miktarda balık yetiştirilebilecek. Havuzun kendi ekosistemi olacak. Zemini, yan duvarları, deniz canlıları için ideal olan şekilde yapılacak. Sadece balıklar değil, deniz kabukluları da yetiştirilecek.

Bu havuz ekosisteminde bazı balık türleri, yetiştiriciliği yapılan diğer balık türlerine yem olsunlar, av olsunlar diye yetiştirilecekler.

Bu, balıkların yetiştirilme maliyetini düşürecek ve daha sağlıklı olmalarını sağlayacak. Yine de bu havuzlara her gün bol miktarda kaliteli tabii yem atılacak.

Tesis, balıklar için lazım olan yemleri de kendi bünyesinde yapacak. Zaten yetiştiriciliği yapılan hayvanlar için, yonca, kızıl yonca, fiğ, bezelye başta olmak üzere protein ve lif yönünden zengin bitkiler yetiştirecek. Her türlü bitkiyi/mahsülü kısa sürede, besin değerini kaybetmeden, sağlıklı şartlarda kurutan makineleri de olacak. Kurutulmuş nebatat/bitkiler ile daha önce satılan balıkların karınlarından çıkan sakatatı karma ederek çok kaliteli, besleyici, hormonsuz şekilde hızla büyüten balık, kedi, köpek yemleri yapacak. Bunların bir kısmını havuzlardaki balıkları beslemekte kullanırken, yine çoğu kısmını satacak.

Çizimden çok anlaşılmıyor ama bu tesiste uzun sarı binaların arasında kalan bahçeler çok çok büyük olacaklar. Onların çoğunun altında, pizza dilimine benzer şekilde, yeraltı su depoları olacak. Her şeye rağmen bu tesis kendi içilebilir suyunu da depolayacak. En kötü senaryolara bile hazır olacak. Bu tesiste hedef, bu kadar çok sayıda hayvan besleniyor olmasına rağmen hayvan ölümlerini sıfıra indirmek olacak. Her şeye rağmen yine de bir bulaşıcı hastalık görülmüşse binalar hatta bina içi kısımlar, birim birim karantina altına alınabilecek. Zaten bu tesiste, bütün binalar sadece bir yandaki bahçeye çıkışı olacak şekilde yapılacak. Bir binanın içindeki hayvanlar bahçeye çıktıklarında, diğerleri ise diğer binanın ters yönündeki bahçeye çıkacaklar. Hayvanlar, bahçelerde bile birbirlerine yaklaşmamış olacaklar.

Temsili video

Bu çiftlikte yürüyen bant sistemi çok yoğun olarak kullanılacak. Uzun binaların, kapalı ve topraklı ziraat yapılan katlarında bu yürüyen bant sistemleri hep olacak. Katlar içinde saksıların ya da toprak dolu torbaların dağıtılması (ki her katta bunlardan milyonlarca adet olacak ve her hasat zamanından bunlar elden geçecekler) insan gücü ve eletrikli araçlar yerine yürüyen, bantlarla yapılacak. Yine söz konusu katlar içinde havada da yürüyen askılı sistemler olacak.

Bununla sınırlı değil. Hayvanların her gün çıkartılacağı dev gibi bahçelerin epeyi bir kısmında toprak zemin otomatik olarak değiştirilecek.

Hayvanlar sabah erken saatlerde bahçeye çıkartılacaklar. Çıktıkları gibi otlamaya başlayacaklar. Yonca, fiğ ve benzeri bitkileri taze teze yiyecekler. Bir yandan da o bölgede bunları bitirmiş de olacaklar.

Akşama doğru hayvanlar bina içindeki kapalı alanlara ve kendilerine ayrılmış hayvan duraklarına alındıklarında, otomatik bir sistem çalışmaya başlayacak.

Hayvanların dolaştığı ve taze taze otladığı topraklar aslında büyük büyük saksılar olacaklar ve bu saksılar hayvanların olmadığı o saatlerde otomatik olarak değiştirilecekler. Bu saksıları da uygun maliyetle, sağlam ve uzun ömürlü yapmak için çelik çubuk ve çelik tel örgü destekli ve YNP kaplamalı teknik kullanılacak. Her gün değişmeli şekilde hayvanların altına serilen saksılar da bu tenikle yapılacak. Lakin saksılar, insan, araç, makine gücüyle değil, yürüyen bant sistemi ile otomatik olarak değiştirilecek. Bu sistem yapılırken yürüyen bantın iç/alt kısmına, bantı ve üzerindeki ağırlığı taşıyan platformun üzerine sık aralıklarla çelik bilyeler konulacak. Sürtünme çok azaltılacak, yük hafifletilecek. Hatta kısa yan duvarlar olacak ve onların da iç yüzeylerine çelik bilyeler sık olarak konulacak. Yanlara sürtünme de çok büyük nispette azaltılacak.

Şayet uzun binaların zemin katlarında tavşan ya da kanatlılar beslenecekse, orada da zemin otomatik olarak değişecek. Bitkileri hayvanlar tarafından yenilmiş ve tükenmiş halde olan saksıklar, yani üzerinde sadece toprak kalmış olan saksılar, arada hayvanların düşeceği bir boşluk bile bırakmadan, bant üzerinde akıp binanın ilgili kısmına gidecekler. Onlar giderken hemen peşlerinden bitkili saksılar da gelmiş ve yere serilmiş olacak. Bu sayede de hayvanların düşebileceği boşluk oluşmamış olacak.

Başa bela olmuş bir şeyden de bu usulle kurtulmuş olunacak. Kanatlıların da her daim tertemiz mekanlarda kalabilecekleri, vücutlarının da tertemiz kalabileceği, türlü hastalıklara yakalanmadan ve türlü ilaçlarla ayakta tutmak zorunda kalmadan sağlıklı şekilde beslenebilecekleri görülmüş olacak. Dünyanın her neresinden her kim olursa olsun, bu şekilde yetiştirilmiş kanatlı hayvanın etinden ilk lokmayı ağzına attığı gibi lezzet farkını anlayabilecek. Çünkü bu hayvanlar genetiği ile oynanmamış hayvanlar. Ayrıca çok temiz ve bol havalı şartlarda yetiştiler. Ayrıca her gün bolca hareket ettiler. Ayrıca hep tertemiz yerlerde kaldılar. Ayrıca hep taze yemler/bitkiler yiyerek yetiştiler. Ayrıca hasta olmadılar ve onlarca farklı aşı ve ilaç vücutlarına girmedi. Antibiyotik deposu gibi de olmadılar. Tavuk işi yapanlar, kesilmiş paketlenmiş haldeki piliçlerin daha rengini gördüklerinde bile farkı da görmüş olacaklar. Bu şekilde yetişmiş kanatlıları ve tavşanları yiyerek büyüyen nesil, dünyanın her yerini sarmış olan ve Ankebut Ağına adeta para basan hastanelerle pek işi olmayacak. Zaten bitkiler de çok kaliteli olarak yetişecek ve o da insan ve hayvan sağlığını düzeltecek. Her şey zincirleme bir şekilde düzelmeye başlayacak.

Saksılar içindeki topraklara büyük ve küçük baş hayvanların ve ayrıca kanatlıların ya da tavşanların atıkları/dışkıları da düşecek ama bu, istenilen, faydalı görülen bir şey olacak. Bu topraklar saksılar içinde otomatik bantlardan ilerledikten sonra bir noktada bir araya dökülecekler (bu kısma da insan eli değmeyecek ve makineler bu işi çok hızlı, çok az masraflı şekilde yapacaklar), bu topraklar birbirlerine karıştırılacaklar ve söz konusu hayvan atıkları da toprağı gübrelemiş olacak. Sonra bunlar yine saksı toprağı olarak kullanılacak. Bir süre sonra tesisin kullanmakta olduğu topraklar fazla fazla gübrelenmeye başlayacaklar, o vakit de tesis bunlaır “bol ve tabii gübreli toprak” diyerek paketleyecek ve paket paket satacak ya da toptan olarak başka ziraatçılara satacak. Buradan da ek gelir kapısı olacak. Bu kalemdeki gelirin çok az bir kısmı tesise yeni toprak temin etmeye harcanacak. Ya da tesis, o bölgede bazı şartlarla hafriyat atıklarını gönüllü olarak kabul edecek. Ya da zaten limanı var, gemiler dolusu toprağı uygun fiyata bir şekilde getirecek.

Hayvanların saksı kenalarından zarar görmemeleri için de saksı kenarları kasten kalın yapılacak. Hatta iki saksı yan yana geldiğinde birleşme noktasındaki kalınlık 10-15 cm ye kadar olacak. Toprakla saksıların kenarlarının yüksekliği de eşit olunca, hiçbir sorun kalmayacak. Zaten bu kısımda kullanılacak saksıların yüksekliği nispeten düşük, genişliği ve derinliği ise fazla olacak. Bu kısımda en küçük saksı bir metrekare olmalı.

Bu kadar çok hayvanı ve bitkiyi, binaların içinde iken emniyete aldın. Çünkü binalar her açından emniyetli yerler. Lakin bunca hayvanı bahçeye çıkarttığın gibi, saldırıya açık olacaklar.

O havuzun oraya konulması hikmetsiz değil. Bir faydası da elektromanyetik saldırılara, radyo dalgaları ile yapılan saldırılara hatta metafizik tekniklerle yapılan saldırılara set olmak. Su bunları geçirmez. Bu sebeple denizaltılar su içinde radar değil, sonar kullanırlar. Yani ses dalgaları göndererek haberleşir ya da cisimlerin yerlerini belirlerler.

Bu sebeple, YNP sistemiyle duvar yaparken, duvarın iki tabakasının içinde kalan boşluğa hava değil de su hapsedebilirsin. Zaten tamamen kapalı halde hapsolmuş olan o su, kokmaz, sorun çıkartmaz. Lakin sadece on cm genişliğinde bir yerde de olsa o su epeyi sinyal keser. Zaten YNP kaplaması da yapısı itibariyle sinyalleri çok keser. Zaten en dış kısma güneş ışınlarını kesen/kıran parlak kaplama yaparken de malzemeyi doğru seçeceksin ve o da radyo dalgalarını, manyetik alanları ve metafizik sinyalleri kesecek. Hatta gerekli yerlerde ışığı çok yansıtsın diye iç mekanları metalik ya da benzeri parlak malzemelerle kaplarken de bu malzemeye biraz daha önem vereceksin ve gerekirse biraz daha masraf edeceksin ki o da ayrıca kırsın, korusun.

Ama hayvanlar bahçede iken ne olacak?

Anlaşılsın diye çizimi Telegram uygulamasında bu hale getirdim

Uzun sarı binaların arasında kalan bahçelerin üzerini tamamen tel örgü ile öreceksin. İnce ve sık örülmüş olacak. Bu paslanmaz tel örgü faraday kafesi vazifesi görecek ve tesiste doğru gönderilen zararlı enerjileri kıracak.

Hayvanlar, bahçede iken de bu türlü saldırılarla bir anda ya da yavaş yavaş öldürülemeyecek.

Bu tel örgü aynı zamanda güneşin doğrudan ışınlarını da epeyi kırıp gölge yapacak. Bu da hayvanlar için iyi olacak.

Yine bu tel örgü haşeratı da geçirmeyecek. Binaların içinde zaten muazzam bir temizlik sistemi olacak. İçeride sivri sinek bile olmayacak.

Dünyanın her yerinde, özellikle de büyük baş hayvanlar, sinekler nedeniyle mahvoluyorlar. Durmadan ayaklarını ve en çok da kuyruklarını sallıyorlar. Yine de sinekler sebebiyle çeşit çeşit hastalıklara yakalanıyorlar. Zaten o sinekler sürekleri olarak yerdeki ya da ineklerin vücutlarındaki dışkıya ve idrara da konuyorlar. Sadece insanlar için değil hayvanlar için de tam bir vahşet devri yaşanıyor dünyamızda…

Bu hallerdeki hayvanların gözleri iltihaplanıyor. Ağız ve çevresinde hastalıklar oluyor. Memeleri iltihap oluyor. Ciltlerinin türlü yerlerinde bazıları birkaç yumruğumuz kadar büyük olan iltihaplara sebep olabiliyorlar. Bunlar bina içinde olmayacağı gibi, bahçede de olmamalı. Yani bir saldırı yokken bile bu hayvanlar haşerattan ötürü risk altındalar ama kesinlikle türlü kasıtlar/saldırılar da hep olacaktır. Bu saldırılardan bazıları günümüzde Bill Gates suretindeki biyonik robotun yaptığı gibi sinek yetiştirmek yoluyla yapılıyor. İstenilen her virüs her yere dağıtılabiliyor. Hatta suni böcekler de artık çok kullanılıyor. Gözle baktığında gerçek böcek zan edersin ama o küçücük şey bir robot. Bunlar üzerinden de planlanmış şekilde virüs yayma saldırıları yapıyorlar. Bu nedenle de bu sık örülmüş tel örgüye ihtiyaç var. Ayrıca da bu tesis kendini bu gibi saldırılardan korumak maksadıyla, çok farklı konumlardan/köşelerden türlü enerjiler yayacak. Bu kısımları da şimdi anlatmayayım ben, sonra mevzu ederim.

Gayet derin olan havuz, binaların altında kalan toprağı da hep serin tutacak ve emniyette tutacak. Çünkü öyle bir dünya hali var ki, Yahudi/Satanist/Mason birileri hemen ordularına emir verecek, “Bu çiftliğin dibini oyun” da diyecek. Bu kadar anlatayım bu kısmı, bu da sonra daha çok mevzu olur, daha açık şekilde konuşulur.

Abartmadan söylüyorum, bunca yazdım da bu projenin sadece en geniş resmini bile tam çizemedik.

Daha anlatılacak çok çok fazla husus var. Üstelik alternatifli kısımlarda neredeyse hiç alternatifleri konu etmedik. Benim meşguliyetlerim çok. Ara ara fırsat bularak bu günlük bu kadarı mümkün oldu. Yarın nasip olursa, büyük baş hayvanların duracağı binaların içlerinin nasıl tertemiz kalabileceğini ve daha başka kısımları anlatırım.

Hep dediğim gibi… Birileri bu dünyanın genlinde suni kuraklık, kıtlık yapacakmış. Ben sadece gülüyorum. Onlar hadlerini bilmedikçe, derhal geri adımları üst üste atmadıkça, ben onların üstüne doğru devasa adımlar atmaya hep devam edeceğim.

Dahası da var, eğer kısa sürede ayar almadıklarını görürsem, yeraltındaki şehirlerinin gıda, enerji, temizlik sistemlerini bozan hamleler yapacağım, yaptıracağım.

İlginç…

Sürekli takipçim olan ve ara ara rüyalarını bana atan bir kişi, dün sabah erken saatte bana bir rüyasını attı. Pek çok mesaj gibi onu da okudum ama cevap yazmaya vaktim olmadı. Aklımda biraz yer etti ama bütün gün yoğun geçti. Ona da dönüp bakamadım ve projeler hususunda sana daha fazla yazacaktım, onu da yapamadım.

Mesajı birebir şu şekilde:

“Rüyamda siz bakara süresi ile ilgili paylaşım yapmışsınız rüyanızda görmüşsünüz. Sonra ben görmüşüm beni adımla akademide paylaştınız. Sonra başka bir arkadaşada sordunuz nasıl yorumluyorsunuz diye. O kişide demiş ki bakaranın sırrı bir yılda çözüldü artık deprem olabilir demiş. Ama benim deprem beklentim yokmuş rüyada

Rüyamda bakara süresi ile sizin bir bağantınız olduğunu anlıyordum ve bu ayette birşeylerin bilgisi sonradan anlaşılacak”

Sonra ben dün gece (30 Eylül / 1 Ekim 2022 gecesi) bir rüya gördüm. Bizim mahallede çocukluktan bildiğim ama hiç arkadaşlığımızın olmadığı bir kişi vardı. Babası terziydi. Rüyamda o da 20’li yaşlardaydı, ben de 20’li yaşlardaydım. Hava epeyi karanlıktı, sanki akşam olmadığı halde akşam çökmüştü. Bir anda bir kişi sağ kulağımdan bana bir şeyler söylüyordu. Yüzünü, kim olduğunu göremeden sağ kulağıma eğilip iki eli ile de duyulmasın diye kulağımı çevreleyen kişinin, o olup olmadığına da tam emin değildim ve bir an önce dönüp yüzüne bakmak da istiyordum. İyi hatırladığım bir kısmında “Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen çok büyük bir makam/rütbe var. Sen o makama dahil oldun.” diyordu. Üstelik benim gibi terzi çocuğu olan bu kişi, bunu bana, çocukluğumuzun geçtiği terzi dükkanının önündeki kaldırımda otururken söylüyordu.

Sonra ben bir hamle ile sağıma döndüm, o da ani bir hamle ile az geri çekildi. Yüzüne baktım ama o kişi değildi, başkasıydı.

Vakit bulup bu hususu da çalışamadık ama rüyada terzi, terzihane, terzi çocuğu görmek hep aynı şekilde tabir edilir. Çok teknik işlerle uğraşmak, bunlarda çok büyük bir başarı elde etmek, çok büyük kazanmak, çok disiplinli çalışmak, insanlara akıl vermek, onlara yol göstermek ve çok seviyede büyük yardımcı olmak, insanlar arasında arayı bulan kişi olmak şeklinde tabir edilir.

Muteber bir kaynakta şöyle de geçer:

“Rüyayı gören kişinin anlayışlı ve iyi niyetli olması sayesinde insanlarla hep uyumlu olacağı gibi onları da birbirine yakınlaştıracak, aralarında yaşanan musibeti, düşmanlığı ve küslükleri unutturacak, birbirlerine dost olmalarını sağlayacak girişimlerde bulunacağına rivayet edilir.”

Bakara ise inek/sığır demek. Geçenlerde gördüğüm o sarsıcı yedi yıldız rüyasının bir yanı da bunlarla alakalı. Hepsi de henüz çok temel kısımlarını anlatabilmiş olduğum bu projelerin, dünya insanlığının kurtuluşu olacağına çıkıyor. Nefsi davranmayıp bunları kendime saklamayıp herkese açık şekilde anlatmamdan ötürü, nadiren ulaşılabilen bir manevi dereceye ulaşacağıma çıkıyor. Koskoca insanlık bunlardan ötürü, nesiller boyunca bu projeler sayesinde sağlıklı yaşayacak, huzur ve emniyet içinde yaşayacak. Kara para işleri, terör, zulüm, vahşet yok olacak. Maddi ve manevi tehlikeler kalkacak. Karanlık kaplı şu dünya aydınlanacak. İblisle deccalin başı çektiği şu şeytani dünya düzeni yıkılacak. Bundan istifade eden insanlar, hayvanlar, bitkiler sayısınca bana sevaplar yazılacak. Hatta ben de bu alemden göçüp gideceğim, kıyamete kadar amel defterim açık kalacak. İnsanlar bu faydalı şeylerden istifade ettikçe benim amel defterime durmaksızın sevaplar yazılacak.

Bu gün bu nedenle de bu ziraat ve besicilik çiftliğini hiç tereddüt etmeden anlattım. Aslında ben zaten bunu yapmaya çoktan kesin şekilde karar vermiştim de bu rüyalar bu nedenle de görüldü.

Bu arada, çok yüksek sayıda disk kullanan, çok yüksek sayıda insanın verilerini saklayan sosyal medya firmaları olsun… Muhtelif devletlerin muhtelif bakanlıkları olsun… Sürekli ve iyi seviyede ve ucuza soğutma ve koruma sağlamak isteyen diğer firmalar ya da kurumlar olsun… Hepsinin de derin ve geniş havuzla çevrilmiş bu sistemi kopyalamaları lazım. Detayları değişecek ama temel mantık bu şekilde olacak. Oluşan yüksek ısı çok geniş yüzeyler boyunca hemen deniz suyuna verilecek, deniz suyu ise durmadan değiştirilecek. Üstelik çok hassas bir şekilde saklanması gereken elektronik cihazlar ve üzerlerindeki veriler, su kalkanı sayesinde de manyetik alanlardan ve istenmeyen radyo sinyallerinden korunacak. Hatta çok değerli devlet arşivlerinin, matbu evrakların, çok değerli kitapların hatta çok değerli hazinelerin (başta kağıt paraların) de bu sistemle korunmaları en mantıklısı.

Hayvancılığı sıcak değil de soğuk iklime sahip yerlerde yapmak verimli olmaz. Daha fazla yem, emek, malzeme, işçilik ve zaman sarf edersin ama yine de sıcak bir yerdeki verime ulaşamazsın.

Hava hep soğuksa hayvanlar hep daha fazla yerler. Çünkü soğukta sorunsuz şekilde hayatta kalabilirler ama bunu yapabilmek için vücutları daha fazla enerji harcar. Bu da daha hızlı acıkmalarına ve daha çok yemelerine sebep olur. Yine de çoğunlukla sıcak iklimde ve doğru şekilde yetiştirilen hayvanların kilosuna/etine ulaşamazlar. Etlerinin lezzeti de farklı olur.

Binaların içinde iken bitkilere ve hayvanlara hiçbir şey olmaz. Çünkü binalar sıcağı da soğu da geçirmez. Buraya kadar fark yok ama hayvanları her gün bahçeye çıkartmak istediğinde büyük bir fark olacak. Bahçeye de karlar düşmüş olacak, hep ıslak olacak, çamur olacak. O çamur hayvanlara sonra bina içine sürekli bulaşacak. Hayvanlar karlı, sulu, çamurlu arazide rahatça uzanamayacaklar ve geviş getirmeyecekler. Bahçelerde zemine konan saksıları otomatik değiştiren sistemin sıcak yerlerdeki kadar rahat çalışmayacak. Üstelik bahçelerdeki bitkiler de kar, buz, çamur içinde kalacaklar. Bu işi soğukta da yapabilirsin ama soğukta işin çok zorlaşacak ve masrafların artacak, buna rağmen bile verim düşük olacak. Üstelik ne kadar sıcak ve buna rağmen iyi rüzgarlar esen bir yerde bulunursan, o nispette kolay ve bol elektrik ve su üretirsin. Bu sistemin can damarı zaten elektrik ve temiz su…

Binalar arasında kalan bahçelerin tamamı tel örgü ile kaplanmayacak. Binaların dibine kalan bir kısım da kapalı bir çatı olacak. Çünkü bu hayvanlar kendi sağlıklarını çok güzel şekilde koruyacak şekilde yaratılmışlar. Güneş ışığının fazlasından, yağmurun fazlasından, rüzgarın cereyanından kaçınırlar. Fazla durmazlar öyle yerlerde. Hemen uygun yerler bakınırlar ama bulamazlarsa, işte o zaman olumsuz şekilde etkilenmeye başlarlar, hastalıklar görülmeye başlanır. Bunlar göz önünde bulundurularak bahçenin/meranın üstü tamamen açık bırakılmayacak. Bahçeler yarı kapalı yerler olacaklar ve hayvanlar gölgeye, tenhaya uzanarak rahat rahat geviş getirecekler.

Burada, binaların çatılarına, güneş ışığını içeri aktaran mercekler takılması gibi şeyleri tekrar etmedim. Zaten bina içinde de bir miktar güneş ışığı görebilecekler.

Meselenin daha hiç temas edemediğimiz kısımları var. Bir yandan dışarının sıcağı, soğuğu, zararları ışınları ve enerjileri perdelenirken, bir yandan da içeriye faydalı enerjiler, manyetik alanlar, sinyaller, sesler verilmeli. Bu teknikle hem bitkiler hem de hayvanlar daha kısa sürede daha sağlıklı şekilde yetiştirilebilirler.

Bir de şu var, sıcak iklimde bu işi yaparsan, çok bol miktarda bal da üretirsin. Çünkü hem kapalı ve topraklı ziraat sisteminde kullandığın onca binanın onca katına arılar ve kovanlar bırakacaksın, hem de hayvanları saldığın o koskoca bahçelere arılar ve kovanlar bırakacaksın. Çünkü sen mükemmel bir sistemle, yaz kış sorunu da olmadan sürekli olarak besleyici bitkiler yetiştireceksin. Bunlardan, protein değerleri yüksek olan yonca, kızıl yonca, fiğ gibi bitkiler, arıların da en çok tercih ettiği bitkiler. Zan edilenin aksine arılar öncelikle çiçeklere konmazlar. Onlar da hangi bitkide proteinin daha fazla olduğunu bilirler ve onlara konarlar. Arılar da hep protein peşindeler… Bal işi de hafife alınmamalı. Gerçekten çok kaliteli ve çok çok yüksek miktarda bal elde edilir bu sistemde. Neticesi olarak hem insanlara şifa olur bu bal, hem de sana çok kazandırır. Zaten arıları da suni saldırılarla azalttılar ve piyasanın sahte ballarla dolmasını ve ayrıca tabiattaki bitki dengesinin büyük darbe almasını sağladılar. Arılar, bitki dünyasında büyük bir denge unsuru olan hayvanlar. Onların nüfusunun çok azalması da peşi sıra kuraklığı getiriyor. Suni kuraklık ve kıtlık hedeflerine Ankebut Ağı bu yolla da ilerliyor. Bu nedenle, koskoca bahçeleri tel örgü ile tamamen kapatırken bileceksin ki bunu yaparak sistem içindeki bütün arıları da suni enerji/frekans/dalga saldırılarından korumuş olacaksın. Yine bilmelisin ki sadece bir iki sezonda sadece bu arıların yaptığı ballar sayesinde o tel örgünün (faraday kafesinin) masrafını amorti edebileceksin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

GDO kapsamına girmiş hayvan ırklarından uzak durulmalı

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Süte proramlanmış, ete programlanmış, yüne programlanmış, bu maksatlarla genetik kodlarına müdahale edilmiş besi hayvanları cinsleri var. Hiçbiri sağlıklı değiller, eziyetler, ağrılar, sızılar, sorunlar içinde yaşıyorlar.

Bu müdahaleler yapılırken insani, vicdani, tıbbi, hukuki sınırlar da gözetilmemiş. Böyle hayvanların tamamından uzak durulmalı. Dediğim gibi, bunları İblis batı alemi üzerinden dünyanın geriye kalanına yaymış, yayıyor. Bu, bütün devletlerin resmi politikası olmalı. Genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) bitkilerden nasıl uzak duruluyorsa GDO kapsamına girmiş hayvan cinslerinden de uzak durulmalı.

Ülkemizde hem kanatlılarda hem küçükbaşlarda hem de büyükbaşlarda hala yerli ırktan olanlar, ayarı/genetiği bozulmamış olanlar var. Besiciler kandırılmış, kıymet verilmez, iyi görülmez, ikinci sınıf görülür olmuş bu yerli cinsler… Oysa en tabii olanları, en sağlıklı olanları bu cinsler… Söz konusu sağlıklı yerli cinslerin kıymeti gözler önüne serilmeli, besiciler bilgilendirilmeli. Üniveristeler, akademisyenler artık masonluk üzerinden İblis’e değil, şu vatandaşlarımıza ve dünya insanlığına hizmet etmeli.

Ayrıca, bir hayvanın daha fazla et, süt, yavru, yumurta vermesinin yolu, onun genetiğini değiştirmek, vücudunun işlerliğini dengesiz şekilde bozmak değil, o hayvanın konforunu sağlamaktır. Hareketli olmasını, hastalıklardan uzak olmasını, temiz ortamlarda bulunmasını, ilaçlardan uzak durmasını ve tertemiz/sağlıklı gıdalarla bolca beslenmesini sağlamaktır.

Besiciliği yapılan hayvanların hiçbiri kendi idrarı ve dışkısı üzerinde sağlıklı yaşayamaz. Bu, teknik olarak mümkün değil. Buna rağmen, hayvanları kendi idrarıyla, dışkısıyla, vücutları dışkı kaplamış hallerde yaşatmanın yasaklanması ve hayvan konforunun, sağlığının üzerinde durularak insan sağlığının düzeltilmesi gerekiyorken, bunun yerine ayrıca bir şeytanlık daha yapılıyor ve pislik içinde yaşatılıp da sürekli hasta olan hayvanlara toplamda onlarca sözde ilaç ve aşı müdahalesi yapılıyor.

Hayvancılıktaki sorunların en temeli hiç tartışmasızdır ki temizlik sorunu… Temizlik yoksa insan da hayvan da sağlıklı yaşayamaz. Türlü hastalıklara yakalanır. Temizlik sorunu düzeltilmeyince, ilaçlarla sorun aslında çözülemez. İlaçların yan ekileri de ayrıca zararlar vermeye devam eder.

Ayrıca bu yolu seçmek, besicilerin maliyetini artırır. Gereksiz ve büyük ilaç/veterinerlik masrafları yapmalarına da sebep olur. Hayvan kayıplarına da ayrıca sebep olur. Bu da besicilerin masraflarını, maliyetlerini iyice artırır. Neticesi olarak et, süt ve bunlardan mamül şeyler gereksiz şekilde pahalanır. Bu da hayat şartlarını çok zorlaştırır. Geçim zorlaştığı gibi sağlıklı beslenmek, vücut için gerekli olan protein ve vitaminleri alabilmek de çok zorlaşır. Zaten deccalin ve İblis’in bir maksadı da bu… Dünya insanlığının sağlıklı ve güçlü olmasını istemiyor. Oysa sağlam kafa (akıl, mantık, muhakeme, hafıza) bile sağlam, iyi beslenmiş, sağlıklı vücutta bulunuyor.

Ben çok kısa süre sonra ülkenin idaresini resmen de elime alınca, ilk olarak temizliğin ve sağlığının temelden tavana sistemiyle sağlanması yönünde “sarsıcı” kararlar alacağım.

Çoktan ilan etmiştim ki sağlığa zararlı her türlü sabun, şampuan, detarjan ve benzeri kimyevi maddeleri yasaklayacağım gibi, kapalı/bağlı sistemle hayvan yetiştirenlere seçenekler sunacağım.

“Ya mera imkanı bul, gerekiyorsa ortaklık yaparak imkanlarını genişlet, gerekiyorsa ve sana da düşüyorsa devletten kredi al ve açık merada yetiştir hayvanlarını… Ya da bir şekilde kapalı mekanda hayvanlarını tertemiz, sağlıklı ve hareketli tutmanın yolunu bul… Ya da sen bu işi yapamayacaksın ve bırak.” diyeceğim. Bırakmazsa ağır para cezaları keseceğim ve hayvanlarını değil, mekanını da satsa anca o cezaları ödeyebilecek. Netice yine değişmemiş olacak ve bırakmış olacak. “Ne hayvanlara eziyet etme, zarar verme hakkın var, ne de hayvanlar üzerinden insanlara eziyet edip zarar verme ve sağlık bozma hakkın var.” diyeceğim.

Temizlik şartlarını yerine getirmeyen, hayvan konforunu sağlayamayan hiç kimseye hayvancılık ruhsatı vermeyeceğim. Bu sahada denetlemeler çok sık ve ağır olacak, asla tavizler de verilmeyecek ve rüşvet alan bir devlet memurunun hayatı kararacak.

O piliçler ilaç deposu gibiler. O tarzda tavukçuluk yapılmasına asla izin vermeyeceğim.

Türkiye’nin her yeri boş arazi. Ucuza alsınlar, biraz paralara kıysınlar, çiftliklere masraf etsinler, rekabetin tadını da kaçırmasınlar ve doğru düzgün iş yapsınlar.

Hem temiz ve bol para kazansınlar hem de hayvanlara da insanlara da zarar vermesinler.

Hep dediğim gibi, işini dürüst yapan her kimse yanında devleti bulacak. İşini yanlış, art niyetle yapan her kimse karşısında devleti bulacak. Bu ülkenin ve milletin sorunları en temelden düzeltilecek.

İlaçlara gelince… Hiç kimse ilaçlara, aşılara, tıbba, teknolojiye karşı değil ama öncelikle hastalıkların önüne geçilmesi yönünde irade sergilenecek, bu kapsamda kararlar alınacak, yönlendirmeler yapılacak ve devletin bu kararlarının uygulanması sağlanacak. Yine de az sayıda da olsa hastalı vakaları görülüyorsa onlar için “güvenilirliği doğrulanmış” ilaçlar ve aşılar “zaruret kadar” kullanılacak. Görülecek ki bunun neticesi olarak insanlık da ilaçlardan kısacık sürede ve büyük oranda kurtulacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Dostlarımızı da ihya edeceğiz

İklimleri değiştiren, hava sıcaklıklarını ve yağış şartlarını değiştiren, tarlalardaki ekinleri yakan, hızla kuraklaşmaya neden olan, suları kurutan, orman yangınları çıkartan, depremler dahil türlü suni afetlere sebep olan…

İnsanların, hayvanların, bitkilerin biyolojik yapılarını ayrı ayrı sıkıntılara düşüren her türlü enerji ve manyetik alan silahlarına/saldırılarına karşı çok yakında Türkiye’de tedbirler alacağız.

Bu türlü insanlık dışı saldırılara karşı ülke genelinde koruma sağlayan teknolojik sistemler kuracağız. Türkiye’ye bu saldırıları yapan ve onlarla aynı grupta yer alan taraflara/ülkelere de aynı silahlarla karşılıklar vereceğiz. Türkiye’yi, iklim/enerji silahları ile saldırıların yapılamayacağı, hava sahasında izinsiz bir UFO’nun dahi uçamayacağı, uzaydan hiçbir uzay aracı ile de saldırının yapılamayacağı bir ülke haline getireceğiz.

Bununla eş zamanlı olarak bazı Afrika ve Güney Amerika ülkelerinden, ülkemizdeki kuraklığı daha hızlı çözebilmek için canlı ağaçlar ve ayrıca hayvancılığı hızla ayağa kaldırmak için ağaç yaprakları satın alacağız. Ülkemizdeki hayvan çeşitliğini artırmak için bazı hayvan türlerinden de satın alacağız. Parasını vererek canlı hayvanlar, canlı ağaçlar ve yemlik yapraklar alacağımız gibi, söz konusu koruma sistemini bu ülkelerden dost gördüklerimize vermenin karşılığı olarak da canlı hayvanlar, canlı ağaçlar ve yapraklar alacağız. Biz, dünyanın hiçbir ülkesini sömürmeyeceğiz, hiçbir ülkesine ve toplumuna haksızlık ve hukuksuzluk yapmayacağız.

Şu anda Rusya Federasyonu sınırları dahilinde olsa da yakında hürriyetine kavuşacak ya da Türkiye’ye bağlanacak yerlerden de canlı ağaçlar ve yapraklar alacağız. Suriye’yi, Irak’ı, güney Azerbaycan’ı ve Türk dünyasını da hızla koruma altına alarak yeşillendireceğiz.

Bu güne kadar hiç düşünülememiş yüksek teknolojili sistemlerle, yarı kurak ya da tamamen kurak topraklarda bile kolayca ve bol bol bitkiler yetiştireceğiz. Bunu yapmak için oralarda kuraklığın yenilmesini, toprağın şartlarının değişmesini beklemeyeceğiz. İstersek tamamen çöl şartlarında bile ziraat yapabilir ve dünyanın en verimli topraklarında yetişmiş bitkiler kadar kaliteli, sağlıklı bitkiler hasat edebiliriz. Daha şimdiden bu teknolojilere sahibiz ve durmadan daha da geliştiriyoruz. Üstelik, kastettiğim şey toprakta ziraat yapmak… Topraksız, sulu ziraat tekniğini sözümün geçtiği her yerde kesin şekilde yasaklayacağım. İnsanların sağlığının daha fazla bozulmasına izin vermeyeceğim.

Eş zamanlı olarak her türlü teknoloji sahasında en güzel, en sağlam, en sağlıklı, en uzun ömürlü, en iktisatlı ürünlerin üretilmesini sağlayacağım. Hayat pahalılığına, geçim zorluğuna sebep olan her ne sorun varsa onları yok edeceğim.

İyice anlaşılmalı ki sadece Türk ve Müslüman unsurları değil, şu dünya üzerinde medenice yaşamak isteyen bütün milletleri memnun edecek, huzura kavuşturacak sistemler tesis edeceğim. Türkiye’nin, İstanbul’un “gerçekten” dostu olanlar, her zaman kazananlar kulübünde olacaklar.

Bilinmesini isterim ki şu anda Ankara hükumeti ile anlaşabilmiş değilim. Ne yapacakları hala belli değil ve çok fazla da beklemeyeceğim. Benimle birlikte yollarına devam etmek isterlerse İstanbul hükumeti, bir gölge hükumet olarak kalacak. Şu yanlış duruşlarında ısrar ederlerse devrilecekler ve İstanbul, Türkiye’nin resmen başkenti ve hükumeti olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi