Etiket arşivi: Güney Kore

Artıyor, artacak

Çin’in içindeki taraflar arasında gerilme daha da artıyor, artacak. Şi’nin ve Şi’nin içinde bulunduğu grubun iktidarı şimdiden bitti, yıkıldı. Bundan sonrasında erimeye, güç kaybetmeye de devam edecekler.

Çin’de yaşanan insanlık suçlarına, zulümlere, devlet terörüne karşı şu ana kadar dünyanın onlarca ülkesi sert tepki vermeliydi. Koca ülkede milyarla kişi, kendi devletinin gücünü ele geçirmiş bir kara paracı çete tarafından her türlü hukuksuzluğu görüyor ama dünya sessiz… Çünkü, her gün insan hak ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü gibi konularda nutuk atan ülkeler, Çin’de devlet gücü ile uygulanan kara para ve organcılık işlerinden pay alıyorlar. Bu sayede de bataklarını gizlemeye, iflaslarını açıklamayı ötelemeye çabalıyorlar. Çin ile kameralar ve insanlar önünde çatışıyorlar, restleşiyorlar ama arka plandan yedikleri içtikleri bile ortak… Tamamen danışıklı dövüşüyorlar.

Kara ve kanlı paralar üzerine oturtulmuş dünya düzeni, daha doğrusu Deccal’ın sistemi çöktükçe… Hormonla şişirilmiş, kanlı ve kara paralarla güya büyütülmüş/güçlendirilmiş Avrupa ülkeleri, İngiltere, ABD, Rusya, Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve benzerleri, akıl almaz krizlere giriyorlar. Şu ana kadar o kadar ileri seviyede krizlerin içine düştüler ki daha fazla yalanlarla, sahte göstergelerle, balon açıklamalarla, batak olduklarını gizleyemeyecekler. Kendi batakları tamamen açık olmasın diye el birliği yaparak Türkiye’ye sürekli kaynağı belirsiz, kara ve kanlı paralar gönderiyorlar. Biliyorlar ki Türkiye’de yaşanması kaçınılmaz olan dev gibi mali kriz yaşanırsa, kendileri de daha fazla oyunlar oynayamayacaklar ve kendi ülkelerinde de devasa mali ve toplumsal krizler yaşanacak.

Bu ülkelerin bazıları yok olacaklar, tarihin lanetlilere ayrılmış sayfaları arasında yerlerini alacaklar. Bazıları ise iç grupların mücadeleleri neticesinde kısa sürede parçalanacaklar. ABD’nin, Çin’in ve Rusya’nın şu andan sonra parçalanmama ihtimali yok. Bunun aksini söyleyenler, parçalanmayacak diyenler varsa, ya hiçbir şeyden haberleri yoktur, ya da aynı sisteme çalışan bir kişidir, yetkilidir, uzmandır…

Dünyada siyasi ve mali sahalarda mühim kararlar almak zorunda olanlar, aksi yöndeki yorumlara/değerlendirmelere aldanmayıp, büyük çalkalanmalara, büyük parçalanmalara/bölünmelere, büyük yıkılışlara, büyük iç çatışmalara, büyük halk hareketlerine hazır olmalılar.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Tarih tekerrür edecek ve çok yüksek sayıda insan ölecek


Ahir zamanda yaşanacak helak olma hadiseleri ve Semud kavmi ile benzerlikleri…

Salih aleyhisselamın peygamber olarak vazifelendirildiği Semud kavmi, dünyalı insanlarla uzaylı insanların açıkça bir arada yaşadığı bir kavimdi. O devirde de bilim ve teknoloji çok yüksek seviyedeydi ve uzaylı insan türleri, dünya insanlarından gizlenmezdi.

Ad kavminin lideri Şeddad bir Ad, “Sen ahiret hayatında cennet var diyorsun ve insanların aklını çeliyorsun. Ben bir cennet yaptırayım da gör” diye Hud peygamberle inatlaştı ve çok yüksek bilim ve teknoloji seviyesinde yaşadıkları için, bilinen dünya tarihinde daha önce benzeri görülmemiş olan suni cenneti yani İrem bağlarını yaptırdı. Kendilerine verilen mühlet bittikten sonra Ad kavmi de helak edildi. Aralarından bir avuç insan iman edip de kurtulmuştu ve soyları devam etti. Onların soylarının devamında Semud kavmi teşekkül etmişti.

Hud aleyhisselamın tebliğine ve nasihatlarına tabi olmayan Ad kavmi, sonunda çok feci şekilde helak edildi. O kadar dehşetli bir helak şekliydi ki devamındaki nesiller boyunca herkes bunu bilerek, bunu unutmayarak yaşıyordu. Semud kavmi de bir vakte kadar müslümanca yaşadı ama sonra aralarında putperestlik ve satanistlik yayıldı. Ad kavminin yaşadığı acı akıbeti bir helak olarak görmekten, yorumlamaktan uzaklaştılar. Kendilerince bilimsel yorumlar yaptılar, dini/manevi kısmını tamamen silip attılar.

Ad kavmi gibi feci şekilde ve topluca yok olmak istemedikleri için de dağların/kayaların içlerine ve oradan yer altına da uzanan evler yapmayı tercih ettiler. Kayaları kolayca oyarak evlerini çok kısa sürede yapabiliyorlar hatta kayaları kolayca oyarken süslemeler, işlemeler de yapıyorlardı.

Bununla da sınırlı kalmıyorlar, yüksek teknolojiyi hayatlarının her safhasında kullanıyorlardı. Şehirlerini her türlü düşman saldırılarına karşı koruyacak savunma sistemleri vardı. Düşmanları Semud kavmine ve yaşadıkları şehirlerine zarar veremiyorlardı. Bu nedenle Semud kavmine “ashab-ı hicr” yani korunan, korumalı topluluk denildi. Bundan istifade ile Semud kavmi başka kavimlere karşı açıkça eşkıyalık yapıyordu. Onları soyuyor, sömürüyor, öldürüyordu. Her manada iyice ayardan çıkmışlar, yollarını şaşırmışlardı.

O devirde hala insanların hayatları uzundu. Salih peygambere de uzun ömür verilmişti ve çok uzun zaman Semud kavmini İslam’a davet etti. Lakin sadece bir avuç insan onun peygamberliğine inandı. Bu kişilerin arasında uzaylı insanlar da vardı.

Hazret-i Salih’in de çok güçlü maneviyatı/metafiziği vardı. Salih peygamber güçlü bir soydan ve aşiretten geldiği için ona açıkça saldıramayan İslam düşmanları, bir süre sonra metafizikle saldırmaya başladılar. Salih aleyhisselam da onlara metafizikle karşılık veriyordu. Bu metafizik çatışmalar sırasında olağan dışı şeyler yaşanır ve beden gözüyle de açıkça görülür olmuştu. Salih peygamber, Semud kavminin içinden, önde gelen ve kavmi ısrarla dünya/ahiret felaketine sürükleyen kişileri ve onlara yardım yataklık yapanları metafizikle çarpmaya başladı. Neticesi olarak, bir süre sonra Semud kavmi arasında olağan dışı şeyler yaşandı. Hastalıklar yayıldı. Ani ölümler arttı. Cihazlar ve araçlar bozuldu. İntiharlar arttı. Yangınlar ve kazalar arttı. Hatta rivayet edilir ki kadınlarının doğurganlığı azaldı. Çocukları olmamaya başladı.

Semud kavmine dair ayet-i kerimede geçen “dokuzlu çete” de günümüzde Ankebut Ağını en tepeden idare eden konseyin, o zamanki haliydi. Dokuzlu çete o zaman da günümüzde olduğu gibi İblis’e bağlıydı, satanist kişilerden oluşuyordu ve Semud kavmini de çoktan satanistleştirmişti. Dokuz kişi de ileri seviyede büyücülük ve metafizik biliyordu, Semud kavmi içinde de büyücülüğün, kahinliğin/medyumluğun ve türlü metafizik usullerin yayılmasını sağlamıştı.

Salih peygamber ile yaşadıkları metafizik çatışma iyice şiddetlenince bu defa öfkeli bir kalabalık halinde Salih peygamberin karşısına çıktılar ve “Senin yüzünden huzurumuz kalmadı. Herkese zarar verdin. Başımıza gelmeyen kalmadı.” mealinde sitem ettiler. Allah’ın koruması sayesinde Salih aleyhisselama fiziki bir zarar veremediler. Hazret-i Salih bir süre Semud kavminin arasından ayrıldı, uzak bir yere gitti. Sonra tekrar dönerek peygamberlik vazifesine devam etti.

Metafizik sahadaki çatışmalar hiç hız kesmemişti ve Salih peygamber kavminin arasına döndüğünde de devam etti. Artık sona yaklaşılmıştı ve Salih peygamber kavmini daha sık şekilde musibetle, helak edilmekle korkutuyor, ikaz ediyordu. Onlar ise “İşimize karışma. Haber verdiğin helakı getir de görelim” diyorlar, alay ediyorlardı.

Halbuki o vakte kadar Salih peygamber, peygamberliğinin ispatı olarak çok kere de mucize göstermişti. Semud kavmi ise fiziki tedbirlerine ve yüksek bilim ve teknolojisine güveniyordu. Yıldırımlar yağmur gibi yağsa, o kayadan evlerin içinde olduklarından kendilerine hakikaten hiçbir şey olmaz, yıldırımların enerjisi topraklanır sönerdi. Yüksek basınçlı bombalar atılsa, o kayalık şehri yıkıp geçemezdi. Ad kavmine atıldığı gibi bir çeşit nükleer bomba atılsa ya da yoğunlaştırılmış enerji silahları kullanılsa hatta günde onlarca kere çok yüksek şiddette depremler olsa, yine de şehirlerine ve canlarına zarar gelmezdi. Bu imkanlar Semud kavminin azgınlığını, şımarıklığını artıyordu.

Yine de Allah Semud kavmine mühlet veriyor, sonsuz felakete gitmeden önce, ahiretteki büyük mahkemede hiçbir mazeretlerinin olmamasını istiyordu. Hatta bu hikmete binaen Semud kavmi bir anda helak edilmedi. Salih peygamber onlara “İlk gün yüzleriniz sararacak. İkinci gün yüzleriniz kızaracak. Üçüncü gün ise yüzleriniz kararacak” dedi. Kendisine iman etmiş bir avuç müslümanı da alarak oradan Allah’ın emri gereği uzaklaştı, hicret etti.

Salih peygamberin haber verdiği gibi olmaya başladı. Semud kavminden olanların yüzleri sarardı. İkinci gün ise kızardı. Salih peygamber bu hale metafizik kabiliyetleri ile sebep oluyordu. Semud kavmi de Salih peygamberin metafizikteki gücünü çok iyi şekilde biliyor ve ona kızıyordu. Salih peygamberi öldürmek için mekanına gittilerse de onu da ona inananları da oralarda bulamadılar. İyice sinirlendiler.

Aralarından bir kişi ise yaşananın ciddiyetini anladı ve hayatta kalmak ümidiyle o diyarı terk edip etraftaki başka bir kavmin yanına sığındı. Lakin netice değişmedi. Semud kavmindeki bütün inkarcılar gibi o şahıs da feci şekilde öldü. Yüzü kızarmış ve kararmıştı. Gittiği yerde su istedi, suyunu içti ve saniyeler içinde öldü. Sanki bedeninin fişi çekilmiş, gücü kesilmiş, kontrolü bir anda elinden çıkmış, ayakta iken hızlıca dizleri üzerine çökmüş ve sonra yüz üstü kapaklanmıştı.

Çok büyük kısmı Satanistleşmiş olan Semud kavmi, helak olacaklarını anladığında hemen ayinlere, büyülere, metafiziğe ve en başta da iblis’e sığınmıştı. Cin taifesinden olan ve bütün insanlığa düşman olan İblis, her devirde yaptığı gibi, o zaman da satanistleri korumayacağını bilip kahkahalar atarak onların sonunu izliyordu.

Semud kavmi tıpkı günümüzde Cadılar Bayramında Güney Kore Seul’de bir benzeri görüldüğü gibi, Salih peygamberi metafizikte yenebileceklerine ve öldürebileceklerine inandırılmıştı ve topluca satanist ayinleri yapıyorlardı.

O sıralarda melekler, evvelki hak peygamberlerin ruhaniyetleri ve hatta tabut-u sekine, hazret-i Salih’in korunması ve düşmanlarının kahrolması için sahadaydılar.

Allah, sünneti gereği, peygamberini muhafaza ederken bile maddi ve manevi sebeplere uyduruyordu. İnsanlıktan çoktan çıkmış, küstahlaşmış, nankörleşmiş, namussuzlaşmış, mucizelere bile kör kalabilmiş, ölümden ve ölenden bile tesirlenmez hale gelmiş, satanistleşmiş, vahşilemiş, zalimleşmiş, kibir abidesine dönüşmüş Semud kavmi, “Bize hiçbir şey zarar veremez” dedikleri şehirlerinde ayin yapmakta iken birden, topluca çarpıldı.

Halbuki kayadan evlerine özel kaplamalar yapmışlardı da o kayadan duvarlar elektromanyetik şok dalgalarını geçirmediği gibi, türlü enerji saldırılarına karşı da koruma sağladığı gibi, metafizik sinyalleri de geçirmezdi. Üstelik kendileri de çok ileri seviyede metafizik bilirlerdi ve kendilerine metafizik sahada çok fazla korumalar yapmışlar, yazmışlardı. Üstelik cinlerden de çok yardımcıları, koruyucuları vardı. Hiçbiri fayda etmedi.

Bir yandan Salih peygamberin sert metafizik sinyalleri, bir yandan Tabut-u Sekine’nin yaydığı helak edici sinyaller, hepsini anında çarptı. Bu, ilk defa olmuyordu. Pek çok peygamberin zamanında çok benzer helak hadiseleri yaşandı.

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet-i kerimede geçen sayha, saika, karia, racfe/racife gibi kelimelere yıldırım, çığlık, ses, rüzgar, deprem gibi manalar verilmiş ama bu kelimelerin gerçek manaları bunlar değiller. Şok dalgası, enerji darbesi, metafizik çarpılma, şok darbesi neticesinde atomlarına kadar titreşme hali gibi manalara geliyorlar. Hatta “deve” diye yorumlanan “nâka” bile aslında sadece deve manasına gelmiyor. Sadece “nâka” kısmından yola çıkılsa, dünya tarihinin derhal yeniden yazılmasına sebep olacak sarsıcı gerçeklerle yüzleşilecek.

Bu nedenle İbrahim suresinin 9. ayet-i kerimesinde Hazret-i Allah şöyle buyurdu:

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…

Sizden önceki Nûh kavminin, Âd ve Semûd’un ve onlardan sonra gelenlerin haberi size ulaşmadı mı? Onların hâlini ve başlarına geleni gerçek mânada ancak Allah bilir. Peygamberleri onlara apaçık deliller getirmiş, fakat onlar ellerini ağızlarına götürüp: “Biz sizinle gönderilen dîni kesinlikle inkâr ediyoruz. Çünkü biz, bize yaptığınız dâvetin doğruluğu konusunda derin bir şüphe içindeyiz” dediler.

Dahası da var…

Ahir zaman peygamberi hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v)’nın ahir zamana dair hadislerinde haber verdiği “duman”ın da konumuzla alakası var.

Ebu Davud’da geçen hadis-i şerifte “Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.” buyrulmuş. Yine duman hakkındaki diğer hadislerde, duman sebebiyle dünyanın her yerinde toplu ölümler olacağı, dumana maruz kalan insanların yüzlerinin sararıp kızaracağı, hepsinin aniden ölmeyeceği ve dumanın tesir etmediği müslümanların ise bu kişilerin dumana yakalandığını anlayacakları haber verilmiş.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Duhan suresinin 10. ayet-i kerimesinde (mealen)
Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!”
buyruldu. İşte bu ayet-i kerimede ve söz konusu hadis-i şeriflerde haber verilen “duman” da ilk akla gelen manada bir duman ya da sis değil. Dünyanın her yerini saran ve toplu ölümlere sebep olan yoğun metafizik sinyaller.

Dabbetül arzın zan edildiği gibi tuhaf bir canlı olmadığını, insan olduğunu… Zan edildiği gibi zararlı, vahşi bir canlı olmayıp iyi niyetli ve insanlığın faydası için mücadele eden bir kişi olduğunu… Hatta dabbetül arz ile hz. Mehdi’nin aynı kişiler olabileceğini kısa süre önce yazmıştım.

Ahir zamanda yaşanacağı haber verilen büyük bir ateş çıkması hadisesinin, duman çıkması hadisesinin, yer batması/çökmesi hadislerinin, şu yukarıda anlattığım Semud kavmi gerçekleriyle, metinlerini tam haliyle vermediğim ve bilinen o ayet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle ve dabbetül arz ile yakından alakası var. Bu konu, hakkında cilt cilt kitap yazılabilecek bir konu…

Söz konusu çok çok büyük felaketlere ramak kalayı yaşadığımızı değerlendirdiğim şu günlerde, herkesin bu yazıya ve bu bilgilere de ihtiyacı vardı. Artık her kişi ve kesim/taraf, kendi hür iradesi ile kararını alacak ve ona göre de karşılığını bulacak.

Birkaç gündür yoğun siyasi gündemden ötürü gecikmiş olan bu yazıyı şimdilik bu kadarlık yazdım. İlerleyen zamanlarda ve en çok da söz konusu afetler yaşandıktan sonra, daha da geniş şekilde izah edeceğim inşaallah.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Rusya’yı ordusuz bırakacağım


Yalan…

Her yönüyle, her şeyiyle yalan… Kocaman bir yalan…

Ruslar Türklere ve Türkiye’ye dost değiller. En az batılılar kadar düşmanlar. Onlara saymakla bitmez faydalar sağladık ama senelerdir Türkiye’nin faydasına olacak hiçbir şey yapmadılar, yapmıyorlar, yapmazlar. Dünyanın gözleri önünde en vefasızca, namertçe tavırları hep sergilemişlerdi. Memnun olmak, vefa sergilemek, mertlik sergilemek yerine, sinsice düşmanlıklarını da yapmışlardı. Son bir kaç gün içinde ise akıl almaz büyüklükle düşmanlıklar/saldırılar denediler. Şimdi yine sinsice dünya insanlığı önünde kendilerini Türk/Türkiye dostu göstermek istiyorlar.

Bu basit oyunlarına kimse aldanmasın. Bu zamanda bu yalan açıklamayı Ruslar neden yaptılar, bu davranışlarının arkasında bir suçluluk psikolojisi mi var, ifşa olmuşluk psikolojisi mi var, psikolojik harp teknikleri mi var, bunlara bakılmalı…

Birileri bizi batıya doğru çekmeye, batı yakasında cepheler oluşturmaya ve asıl hedefimizden uzaklaştırmaya çalışadursun, biz ve ordumuz bu tedbiri öncelikle Ruslara karşı alacağız…

Söz vermiştim ve Ruslarla da danışıklı dövüşen İngiltere’yi, söz verdiğim gibi donanmasız bırakmaya çoktan başladım… Dünyanın gözleri önünde, gözleri ile gördüğü halde inanamayan şaşkın kişilerin önünde bu dediğim yaşanıyor, birkaç günde bir İngiltere donanmasının başka başka gemileri ve denizaltıları sorunlar çıkartıyor hatta oyun dışı kalıyor.

Şimdi söz veriyorum, Rusya’yı ordusuz bırakacağım. Hava, kara, deniz, uzay kısımlarıyla, bütün kısımlarıyla Rusya’yı ordusuz bırakacağım. Rus ordusunda vazifeli bulunan erinden en yüksek rütbeli subayına kadar herkese firar etmelerini tavsiye ederim. Rusya devlet kurumları içindeki her makamdan herkesin istifa etmesini tavsiye ederim. Zira şu andan sonra Putin’in ve çetesinin emrinde kalan, onlara itaat eden herhangi bir Rus ordusu mensubu kişiyi ya da Rusya devlet kurumlarında vazifeli kişiyi dahi imha edeceğim. Dünya savaşı hemen şimdi çıkacak bile olsa, yüzlerce nükleer başlıklı füze şuradan şuraya fırlatılacak bile olsa, bu dediğim temizliği kısa süre içinde yapacağım. Ölmek isteyenler, şu haldeki Rus ordusunun ve devlet sisteminin mensupları olarak kalsınlar ya da o Rusya devlet sistemi ile bir şekilde paslaşsınlar ya da danışıklı dövüşsünler.

Ölmek isteyenler, Türkiye sınırları içinde ve Türk dünyası sınırları içinde Ruslarla beraber çalışsınlar, paslaşsınlar. Hangi sahada paslaştıkları mühim bile değil, tamamen temiz ticaret yapılan sahalarda bile paslaşıyor olmaları, kısa süre içinde bedenlerine ve hatta kullandıkları araçlara, cihazlara, mekanlara kadar her şeylerini kaybetmelerine sebep olacak.

Orada karşımda Ruslar, şurada karşımda Ruslar, burada yine karşımda Ruslar… Tayyip’i bitirmişim, batının elinden bir şey gelmiyor ama Tayyip’i ayakta tutmaya çalışanlar yine Ruslar…

Şu Türkiye’ye zararı saymakla bitmeyen Soysuz pisliği karşımda, onlarca kere fişini çektim, işi bitti ama Soysuz’un arkasında yine Ruslar… Bohçalı pisliği ölmeyi unutmuş, herifin ne itibarını, ne hükmünü bıraktık, çoktan oyundan düşmüş ama onu ısrarla oyunda tutmaya çalışanlar, arkasında duranlar yine Ruslar…

Yunan tahrik edip durur, arkasında yine Ruslar… Güney Azerbaycan acıdan inler, zulme karşı dik durur ama karşısında yine Ruslar… Türk dünyası defalarca ayağa kalmak, toparlanmak, gerçekten hür olmak ister, karşısında yine Ruslar…

Suriye’de mevzuyu, üzerine onlarca devletin oynadığı BOP’u yani Büyük İsrail Projesini onlarca kere çökerttim, sahada son olarak bu yönde somut adımlar atılması kalmış, mevzu tamamen bitecek ama kaç yıldır bitirmeyenler, karşı taraflarla danışıklı dövüşenler ve insanlık dışı kara para işlerinde pay kapanlar, yine Ruslar…

ABD’de onlarca kere oyunu kurdum, son denemelerde karşımdaki Bidon’ları deldim, patlattım, işe yaramaz hale getirdim, görünürde son darbeleri vurmaları kalmış, yapmayanlar hatta karşımda hamle yapanlar ve bana mani olmaya çabalayanlar yine Ruslar…

Güney Kore, Tayvan, Japonya ve benzerleri çoktan açıkça iflas edecekler, krizlerden krizlere girecekler, acınası hallere düşecekler, buna mani olmaya çalışan ve bu ülkelerle/hükumetlerle akıllara zarar seviyede kara para işleri yapanlar yine Ruslar…

Türkiye’ye dair söylediklerimi çoktan yapmışım, onlarca banka, onlarca dev holding bir arada batmış, aslında AKPKK ve bütün şürekası çökmüş, son gayretle ayakta tutmaya çalışanlar yine Ruslar… Böyle bir anda ülkemdeki gizli Ermeniler azıyorlar, arkalarında yine Ruslar…

Senelerdir metafizik saldırıları bitmek bilmeyenler, kendilerinden sonra gayr-i resmi sömürgeleri haline getirdikleri milletlere de bize metafizik saldırılar yapma emri verenler, organizasyonu kuranlar, yine Ruslar…

Güya Türkiye’de nükleer santraller yapacaklarmış, bu iddianın ve görüntünün arkasında Türkiye’den çalanlar, kaçıranlar, Türkiye’de kara para aklayanlar, Türkiye’de örtülü işgal şartları oluşturmaya çalışanlar, türlü ihaneti ve pisliği açıkça sergileyenler, Türk milleti yiyecek kuru ekmeğe muhtaç hale getirilene kadar soyulmuşken bile hala soyanlar yine Ruslar…

Öfkesi arşa varmış, her an patlayacak halde olan Türk milleti, Tayyip’e ve çetesine meşru bir millet darbesi yapacak olsa, bu denli zulümden ve soygundan bir an evvel kurtulmaya teşebbüs edecek olsa, o anda ordusuyla bile Tayyip’in yanında duracak olanlar, Türk milletine karşı bu kadar alçalacak olanlar, arka plandan AKPKK ile bu hususlarda bile gizli yazılı anlaşmalar yapanlar, yine bunlar… Yine o kahrolası Ruslar…

Taksim’de, hiçbir hususta hür iradesi kalmamış, insanlık dışı bir ortamın, şartların, tehditlerin içine çekilmiş zavallı bir kadının eline bombalı paket veriliyor, bomba patlıyor, masum siviller paramparça oluyor ve bütün suç bir kadının üzerine yıkılıp kapatılmak isteniyor, baştan sona bu vahşetin, bu şeytanlığın arkasında yine Ruslar…

Her yerde ayağıma dolanan Ruslar… Saymakla bitmez meselede yüzüme gülen ama sinsice karşımda mücadele veren hep Ruslar… Memleketimin yarısı aynı anda sallanıyor, on milyonla kişinin feci şekillerde ölmesi ve trilyon dolarla zararlar oluşması ihtimali var, saldırının arkasında yine Ruslar…

Uydulardan lazerle atışlar yapılır, ormanlar söndürüldükçe tekrar tekrar yanar, arkasında yine Ruslar…

Son yirmi senedir ülkemde iklimin ayarı kaçar, mevsimler birbirine girer, her hasat zamanına ramak kala tarlalarda ekinler yanar/kurur ve sera bölgelerinde hortumlar hep aynı zamanlamada yaşanır, arkasında yine o Allahsız Ruslar…

Dünyanın dört bir yanında balinalar, yunuslar, köpek balıkları, şiddetli sonar sinyallerine dayanamayıp, beyinleri parçalanacak gibi olup karaya vurup dururlar, arkasında yine o bir gram insanlığı kalmamış Ruslar çıkar…

Milletçe terörist, devletçe terörist Ruslar… Milletçe mafya, devletçe mafya Ruslar… Milletçe katliamcı, devletçe katliamcı Ruslar…

Ben böyle Rusları ve böyle terör, zulüm, vahşet devleti haline dönüşmüş Rusya’yı tarihe gömerim. Cihan karşıma çıksa, yine de gömerim. Şimdi, Rusların, açıkça düşmanlık yapabilecek cesaretle karşıma çıkmasını isterim. Çıkmasalar da üzerlerine gideceğim.

Kalleş Ruslar, kahpe Ruslar, fahişe Ruslar, namert Ruslar, ayyaş Ruslar, dinsiz Ruslar, sömürgesi Ruslar, kan emici Ruslar, milyarla insanın damarlarında uyuşturucu olmuş da akmakta olan Ruslar… Milyonlarca genç kadını kaçırıp da zorla fuhuş yaptıran Ruslar… Terör örgütleri kurup da her pisliği yapan ve sonra görünürde bunun suçunu Müslümanların üzerine yıkan Ruslar… Taliban isimli sözde terör örgütünü bile meşru hükumet olarak tanımaya teşebbüs edebilen Ruslar…

Korona oyunlarıyla yapılan katliamlara, organ hırsızlığına, insan kaçakçılığına, genetik saldırılara, her kısmına seve seve ortak olan Ruslar…

Türkiye’deki Büyükelçiliği ve konsoloslukları terör örgütü teşkilatı, ihanet teşkilatı, sömürme teşkilatı, su-i kast teşkilatı olarak çalışan Ruslar…

Onlarca milleti zorla asimile eden, her fırsatta katleden, hala zorla tahakkümü altına tutan Ruslar… Gerçek/asıl Deccale ve İblis’e çok eskiden beri ruhunu satmış olan ve onlara her zaman beleş askerlik yapan Ruslar…

Bu dünyada böyle bir Rus milleti ve Rusya bırakmayacağım.

Deccalin elinden kısa sürede Rus ve Rusya kartını da alacağım. Kimin neye itirazı varsa, ne hüneri varsa, ne kadar gücü varsa, karşıma çıksın. Bu dediklerimi de hemen şimdiden başlayarak yapacağım. Yeter artık, yansın bu dünya…

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Ben burada oyun oynamıyorum

– Tayvan’ın çevre ülkelerle yaşadığı sorunlar bizim meselemiz değildir. Tayvan’ın Çin’e bağlanması ya da bağlanmaması da bizim için mühim değildir.  Tayvan meselesinden büyük bir askeri çatışma çıkması da bizim için çok mühim değildir. İhtimal dahilindeki bu askeri çatışmanın tarafı değiliz, olmayacağız. Zaten fiilen NATO üyesi de değiliz. Türkiye’de bu hususlarda da çatlak sesler istemiyorum. Herkes neye, kime destek verdiğini, nasıl oyunlar içinde kalacağını, Türkiye’yi nasıl bir ateşe atacağını ve dolayısıyla ne şiddette bir karşılık göreceğini iyice hesaplasın, kendi sonunu da düşünsün ona göre konuşsun ya da yazsın. 

– Kuzey Kore’yi ya da herhangi bir ülkeyi demokrasiye zorlayan biri değilim. Ben demokrat değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım. Hiç kimseyi de demokrasi denilen şeytani sisteme zorlamayacağım. Hiç kimsenin de hiç kimseyi demokratik sisteme zorlama hakkı yok. Kuzey Kore’nin hali açıkça gözler önünde ve iyi bir halde değil. Sorunlarının çözümü demokraside de değil. Bunların haricinde, Kuzey Kore’nin şu anda Tayvan, Güney Kore ve Japonya meselelerinde taraf olması, hatta askeri çatışmalara dahil olması beni rahatsız etmiyor. 

– Benim haritamda Güney Kore, Tayvan, Japonya, Ukrayna, Finlandiya, İsveç, Norveç, İngiltere, İsrail, BAE, Katar, Kuveyt, Singapur, Danimarka, Hollanda, Ermenistan, İran denilen yerler yok. Bunlara çoktan çizik çektim. Bu coğrafyalarda siyasi haritalar değişecek. Bunların çoğuna zamanında gerekli eli uzattım, mühleti verdim, ikazlar yaptım ve kararlılıkla tercihlerini yaptılar. Sonlarını kendileri belirlediler.  Türkiye ve gerçek müttefikleri bu gibi devletler ve devletçikler konusunda batı dünyasından bu yana doğru esen suni rüzgarlara kapılmayacaklar. Batı dünyasının daha doğru ifadeyle grilerin, Asyanın söz konusu bölgelerine dair nasıl planları varsa, kendileri o planları uygulama peşinde koşacaklar. Bizi ve gerçek müttefiklerimizi bu işlere karıştırmayacaklar. Karıştırmaya kalkarlarsa safımız Asya safı olacak. 

– Batı dünyasının Türkiye’deki piyonlarından olan gizli Ermenileri/Hristiyanları ben listemden sileli yıllar oldu. Son süreçte de beni gizli Hristiyanlar hususunda kızdırdılar, öfkemi ve kararlarımı kısmen de olsa ilan ettim. O günden beri Türkiye’deki gizli Hristiyan hainlerde yaprak dökümü devam ediyor. Maddi kayıpları da can kayıpları da hızla artıyor. Daha da devam edecek. Buna rağmen, benimle ortak paydalarda hareket ediyormuş gibi görünen dünya genelindeki bazı unsurlar, ülkemizdeki gizli Hristiyan siyasetçilerin üzerine oynamaya başladılar. Bu, vahim bir hata… Hususiyle Amerika Birleşik Devletçiklerinde bulunan, kendilerine bir süredir sahayı/meydanı açtığım bazı unsurların, böyle bir anda bu kadar vahim bir karar vermeleri, akıl alır gibi değil. Bu hususta da ikazlarımı yapmış bulunayım.

– Tayyip’in ve çetesinin işi bitti. Bitti diye, gizli Hristiyanların sözde siyasi partilerini ve sözde siyasi liderlerini muhatap almak, alternatif görmek zorunluluğu yok. Ben Tayyip’i seçimle indirmeyeceğim. Meşru bir halk, adalet sistemi ve ordu darbesiyle indireceğim. Bunu yaparken hep söylediğim gibi gizli Hristiyanların sözde partilerini ve teşkilatlarını da toplayıp alacağım. TBMM’yi merkezi bir mahkeme salonu yapacağım. Bunu birkaç tekrarla ifade ettim. Nesi anlaşılamıyor, anlaşılıyorsa kime güveniliyor da karşımda aksi kararlar alınır, anlamak mümkün değil. Abdullah Gül başta olmak üzere, bu memlekete ve millete bu güne kadar her türlü ihanetleri etmiş, her türlü terörün ve bölücü faaliyetin içinde yer almış, her türlü kara para işlerinde faal olmuş gizli Hristiyanları kim desteklerse, onlara kimler meydan verirlerse, ben dünya genelinde onların hepsini boğarım. İşlerini de siyasi dengelerini de kara para işlerini de hep bozarım. İktidarlarını da dev şirketlerini de yıkarım. Benden söylemesi… Ben ülkemi İngiltere’nin örtülü işgalinden, sömürmesinden, dayatma rejiminden kurtarmak için bu kadar bedel ödüyorken, “Ben İngiltere’ye Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak için geldim” diyen gizli Ermeni hainin, ayağımın altında bile yeri olamaz. Onu da çetesini de onlarla birlikte hareket eden dünyadaki bütün tarafları da yerle yeksan ederim. Ben burada oyun oynamıyorum, vatan ve millet müdafaası yapıyorum. 

– Mısır denilen ülkede korku, endişe havası hakim. Ben Mısır’ı muhatap almaya bile değer görmüyorum. Geri çekilecekse çekilsin. Çekilmeyecekse, ne hüneri varsa karşımızda sergilesin. Yunanistan’dan sonraki hedefimiz olur. Mısır’ı da diktatörlerden, kara paracılardan, insan kasaplarından, insanlık düşmanlarından, satanist büyücülerden kurtarır ve topraklarımıza da dahil ederiz.

– Sadece Güney Azerbaycan değil, bütünüyle İran denilen o kadim Türk toprakları, ülkemizin topraklarına dahil olacaklar. Bunu bozmak için bölgeye askeri unsurlarını getirmek isteyenler, çok bahaneler aramasınlar, danışıklı oyunlar kurmasınlar, açıkça hemen getirsinler. “Getiremezler” demiyorum ama geri götüremezler.

– Avustralya da İngiltere’nin kontrolünden çıkacak. Bu süreçte Avustralya’ya hep beraber gereken destekleri vereceğiz. 

– Nükleer bir savaşa artık karşı değilim. Kim kime karşı kullanabiliyorsa kullansın, engellemeyeceğim. Sadece Türkiye’nin ve gerçek müttefiklerinin karşısında kullanılmasını engelleyeceğim. 

– Yerin altı cehenneme döndü. Uzaylı şehirlerinden bazıları çok perişan hallerde. Yananlar, çökenler, patlayanlar, toplu can kayıpları aldı yürüdü… Sürekli benimle irtibat kurmayı deniyorlar “Dur, dur” diye yalvarıyorlar. İkaz etmiştim. Yeryüzünde suni kuraklık, kıtlık, suni enerji krizi, insanlara ve hayvanlara yüksek teknolojili saldırılar devam ettikçe, LGBT baskısı devam ettikçe, terör devam ettikçe, organ ve insan kaçakçılığı devam ettikçe ben de yerin altında büyük sıkıntılara sebep olmaya devam edeceğim. Yeryüzünde İblis’in planlarına, Deccalin planlarına izin vermiyorum, vermeyeceğim. 

– Türkiye’de bulunan sivil ya da asker bütün Katarlıları ayrıca Türkiye vatandaşları arasından Katarla ya da Katarlılarla iş tutan herkesi oyundan düşüreceğim. Bunların büyük çoğunluğu kısa sürede ölecekler, diğerlerinin de başlarına gelmeyen kalmayacak. 

– Yeşillerin grilerin ya da diğer türlerin çatışmaları beni ilgilendirmiyor. Pakistan’ın başında İmran Han’ı, Brezilya’da Bolsonaro’yu görmek istemiyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Nedir bu?

Güney Kore’de yaşanan hadiselerin üzerinde, ilk anlardan itibaren büyük karartmalar, sansürlemeler yapılıyor ama yine de yayılmasını istemedikleri bazı görüntüler ve bilgiler sızıyor, yayılıyor. Çok gelişmiş yapay zekalar hatta çok gelişmiş uzaylı iletişim kontrol sistemleri bile bu hadiseye dair bilgileri ve görüntüleri sansürlemekte zorlanıyor.

Dünyada pek çok kişi, Amerikan askerlerinin, sıcağı sıcağına orada ne halt etmek için bulunduklarını sorguluyor. Ölümlerin haber alınmasının hemen ardından, ABD savaş uçaklarının bölgenin üstünde uçtuğu, bölgeyi kontrol ettiği de ciddiyetle iddia ediliyor. Uzaydan bir enerji silahı ile sivil insanlara saldırı yapıldığı iddiasını mı duydular? Nasıl bu kadar hızlı davranabildiler? O kadar mı sarsıcı şeyler yaşandı o bölgede ve o nedenle mi anında bu ihtimali değerlendirdiler? ABD’liler bölgeyi en ileri teknolojilerin desteğiyle incelediler mi? Aradıklarını buldular mı?

Bir eğlence merkezinin önündeki kısacık sokaktan yüzlerce ölü, yüzlerce ağır yaralı çıktığını iddia ediyorlar. Buna inanmamızı bekliyorlar. Şu anda dünyaya yayılmış olan ve sayıları dikkat çekici şekilde çok sınırlı olan görüntülerin hiçbirinde, yüzlerce insanın nerede nasıl öldüğünü görebilmek mümkün değil. Üstelik, söz konusu dar sokağın muhtelif yerlerinde güvenlik kameraları mevcut. Ayrıca sokağın giriş ve çıkışında o anlarda insanların geri gidebilecekleri ve baskıyı derhal azaltabilecekleri boşlukların mevcut olduğu da video görüntülerinden tartışmasız şekilde anlaşılıyor. Ölüler, yakındaki başka bir yerde mi öldüler, bu da sorgulanıyor.

O gece o sokakta Türk Youtubecular dahi vardı, sıkıştılar, bir seviyeye kadar izdiham oldu ama ölmediler ve sonrasında Youtube’da videolar yayınlamaya devam ediyorlar. O sokaktan nasıl olur da o şartlarda yüzlerce ölü çıkar, bir Güney Kore’li yetkili, bunu kaale alınabilecek tarzda anlatmalıydı. Lakin Güney Kore idaresi, hadisede çok tuhaflıklar olduğunu, olay yerindeki insanların davranışlarının normal olmadığını, ölümlerin tek sebebinin izdiham olamayacağını tartışan vatandaşlarını bile korkutmak ve susturmak maksadıyla resmi açıklama yaptı. “Asılsız iddialarda bulunanlar hakkında İdari ve hukuki soruşturmalar yapılacak. Gerekli cezalandırmalar yapılacak” dedi. İnsanların tartışması ve gerçeği bulması neden istenmedi? İddialar asılsız ise tartışılır, şeffafça değerlendirmeler yapılır, eldeki deliller meydana serilir ve asılsız iddialar olduğu netleşir. Bir idare, bunun yapılmasından, bu sürecin yaşanmasından neden rahatsız olur?

Sahi, ölü sayısı gerçekte yüzlerce mi, binlerce mi? Üç binden daha fazla kişinin hakkında kayıp ilanı verildiği iddiaları mevcut. O kadarcık yerde nasıl olur da üç bin ya da daha fazla kişi kaybolur? Sadece birkaç saat içinde ilk şok atlatılır, kriz masası çoktan kurulmuş olur, hastahaneler, morglar ve idari makamlar verileri netleştirirler, herkesin kimliği ve akıbeti teşhis edilebilir. Cesetlerin bazıları tanınmaz halde miydi? Gizlenmeleri mi gerekiyordu? Çöp konteynerleri içine doldurup bölgeden uzaklaştırılan cesetler de oldu mu? Cesetleri ailelere vermemek için ortadan yok edenler mi oldu? Hala yakınlarının ölü ya da diri bir şekilde bir yerden çıkmasını bekleyen aileler var mı?

Bütün bunlar komplo teorisi ve deli uydurması ise, ABD askerlerinin ve uçaklarının olay yerinde ve o kadar kısa süre içinde işi ne? Güney Kore hükumetinin paniğinin sebebi ne? Kayıplar nerede, bulundular mı? Başlarına ne gelmiş? Olay mahaline gelen polislerin hepsi de gerçekten polis mi, yoksa çoğu gizli servis elemanları mı? Dünyanın önde gelen basın ve yayın kuruluşları oraya ayrı ayrı onlarca ekip göndermeli ve oradan detaylı haberler geçmeliydi, neden böyle olmuyor? Dünyanın etkili ve yetkili binlerce insanı, konuya dair daha duyarlı olmalıydılar, dikkat çekici ve gündem oluşturucu açıklamaları peş peşe yapmalıydılar. Dünya Seul’e ağlamalıydı ama sanki bir güç unsuru Seul’ü dünyanın dikkatinden kaçırmaya çalışıyor.

O gece orada çok sayıda ve ileri seviyede satanist büyücü, ayinci, insanlık düşmanı kişiler bir araya gelmişler miydi? Kendi gruplarından olan kişilerin enerjilerini birleştirdikleri gibi, neler döndüğünü tam olarak bilmeyen diğer kişilerin/kalabalıkların enerjilerini de kullanıyorlar mıydı? Askerler, sivil bir insanın elinde kamera görünce neden sert tepkiler verdiler? Uzaktan uzağa kayıt yapan bir kişinin neyi görmesini ve kayda almasını istemiyorlardı? Bölgedeki yüksek sayıda sivil insanın elindeki görüntülere acele ile el konuldu mu? Özellikle Samsung marka cep telefonları ile kayıt ettikleri resimlerin ve videoların kim tarafından, ne zaman, nerede silindiğini anlayamayan çok sayıda Kore’li var mı? Cep telefonlarının işletme sistemleri yeraltı şehirlerinden de idare ediliyor mu? Gerektiğinde bu tarz sansürlemeler bile yapılabiliyor mu? Kayıtlı dosyaları tamamen silmeden bozabiliyolar mı?

Sahi, kendilerine İnka Federasyonu diyenler kimler ve ne halt ederler bunlar?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi