Etiket arşivi: Griler

Adolf Hitler biyonik robottu, Müslüman olmadı

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Artık bazı şeylerin bilinmesinin vakti geldi, böyle karşılıklı yazışmalarda bile açıkça sarsıcı gerçekleri herkese yazıyorum.

Cemaatimizde bize anlatılan Hitler hikayeleri de hep uydurma.

Hitler Müslüman olmadı. Biyonik robot oldu.

Griler tarafı İngiltere, Almanya ve resmen ilan etmek üzere oldukları İsrail merkezli olarak yeni bir dünya düzeni kurmaya çalışıyorlarken, Yeşiller ve onlarla beraber hareket eden diğer uzaylı türler ise buna mani olmak, kendilerince bir dünya düzeni tesis etmek istiyorlardı.

Dünyada daha çok Antarktika bölgesinde yer altında yaşayan başka uzaylı türler de bu mücadeleye biraz dahil oldular. Hitler suretinde imal edilmiş biyonik robot da bunların kontrolündeydi. İçinde ne yeşillerden ne de grilerden olan bir uzaylı vardı. Lakin bu tür daha çok Yeşillere yakın duruyordu.

O sıralarda da tıpkı “İstanbul’un fethi tiyatrosu” sırasında olduğu gibi çok çok karışık ve her an değişebilen dengeler varken pek çok mühim hadise yaşandı.

Dünya insanlığına her şey farklı gösteriliyor ama perde arkasından uzaylı türler birbirleri ile mücadele ediyorlardı.

Hitler suretinde imal edilmiş biyonik robot, daha çok Yeşillere çalışıyordu. İsrail’e, İngiltere’ye, İngiliz Kraliyet ailesine yani deccaliyet sistemine karşı mücadele veriyordu.

İsrail’in resmen kurulması için İngiltere ve kraliyet ailesi üzerinden planlar kurulmuş ve sahada uygulanıyordu. Başlarda Almanya da bu plan çerçevesinde yeniden şekillendirildi. Hızla ve Yahudi paraları ile daha arka plandan ise grilerin müdahaleleri ile güçlendirildi.

Almanya, tarihte yaşananın aksine olarak, batıya doğru değil, doğuya karşı bir savaş verecekti. Batıda yeşillerin kontrolünde olan birkaç yeri ezip geçecekti sadece.

Sonrasında yeşiller, bazı diğer uzaylı türlerle de anlaşarak bu savaşta baskın gelmeye başladılar, Almanya’da dengeleri ele aldılar, gücü ele aldılar.

Griler, onlarla birlikte hareket eden uzaylı türler ve onların elinde oyuncak olmuş dünya insanı yahudiler, masonlar, satanistler, ortada kalacak gibi oldular, neye uğradıklarını şaşırdılar. Son bir hamle ile Almanya planını iptal ettiler ve yerine ABD’yi güya süper güç ilan ettiler

ABD’yi “normal şartlarla izahı mümkün olmayacak şekilde” ve çok kısacık sürede güçlendirdiler, donattılar, gerektiğinde biyonik robot bilim adamları üzerinden güya yeni keşfedilmiş bilimsel teknikler verdiler, sonra ABD üzerinden bu savaşa devam ettiler.

Hikaye çok çok uzun ve hakikaten çok karmaşık ama Hitler mağlup edilemeseydi ya da son zamanında farklı anlaşmalar yapılıp da mücadelesini bilerek zayıflatılmasaydı, bizden ihanetlerle ve uzaylı oyunlarıyla alınan Filistin’de İsrail denilen sözde devlet, gerçekte o terör teşkilatı tesis edilemeyecekti, İsrail resmen var olamayacaktı, İngiltere muhtemelen tamamen yok edilecek, yeni siyasi haritalar belirlenecekti. Dünyanın süper gücü de ABD değil Almanya olacaktı.

O tarihten bu güne kadar dünya tarihi çok başka akacaktı. “Hitler Türkiye’yi neden işgal etmedi” sorusu karşısında Yahudi/Mason İlber Ortaylı ve dünyadaki benzerleri dahi ıkınıp duruyorlar, ne diyeceklarıni bilemiyor, izah edemeyecekleri dengeler olduğunun farkındalar ama o sorunun cevabı bile bu anlattığım dengelerin doğru anlaşılabilmesi ile verilebilir.

Şimdi de dünya üzerindeki pek çok meselenin doğru düzgün izah edilemeyişinin arkasında bu gerçek var. Uzaylı türlerin, biz dünya insanlarından mümkün olduğunca gizleyerek kendi aralarında savaşmaları ya da danışıklı dövüşmeleri var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Dünyadaki bazı suni kıta ve suni adalar

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Grönland bir suni kıta

Oranın batı kısmında küçük kayalıklar ya da adacıklar gibi olanlar yerler oradan kopan parçalar…

Sistem şöyle:

Önce taşlık ve toprak zemin düzeltiliyor, sonra çok ileri teknoloji ile o kadar geniş sahaya metal bir örme yapılıyor, aslında metal bir kutu haline getiriliyor. İçinde yaşama alanı oluyor çok geniş ve yüksek oluyor. Sonra o metal kutu gibi sistemin üzerine çok yüksek şekilde kayalar ve topraklar dolduruluyor, ve daha sonra buranın üzeri normal kıta gibi, kara gibi görünüyor. Zamanla bu sistem bazı yerlerinden aşındıkça, arızalar verdikçe parçalanmalar oluyor.

İşte Grönland’ın batı yanındaki kayalıklar da bunlardan. Dünya genelinde bu sistem hep kullanılmış, kullanılıyor.

Zülkarneyn a.s da yapmış böyle sistemlerden, Zülkarneyn a.s. küçücük bir iç deniz ya da göl olan yeri kocaman Karadeniz’e çevirirken oranın altını hep düzeltmiş ama karadenizin çevresinde olan ülkelerin çoğu yerlerini de düzeltmiş.

Bizim Trakya’nın dağlarını tepelerini çok tıraşlamış ve araziyi çok güzel hale getirmiş.

Trakya’nın batısından kuzeye doğru da ilerlemiş ve şu anda karadenizin batısında olan ülkelerin bazı yerlerini hep traşlayıp düzeltmiş, sonra da Ukrayna’ya çok emek vermiş, oraları ziraat için çok elverişli yerler haline getirmiş.

Bunu yaparken İstanbul’u ve Türkiye’nin coğrafi bölgelerinden olan Karadeniz bölgesini düzeltmemiş, tıraşlamamış.
Çünkü buralarda bazı emniyet tedbirleri düşünmüş, buraların düzeltilmesini emniyetli görmemiş.

Karadeniz’deki dağları da bir çok yönden savunma şeridi olarak tasarlamış

Bütün bunları yaparken İstanbul’un Karadeniz ve Marmara kıyılarında da yukarıda anlattığım teknikle yerleşme/yaşama yerleri yapmış, sahili istediği sınırlarda tutmuş ve üzerine de taşlar, topraklar doldurmuş. Zülkarneyn a.s. dan önce de dünyamızda bu teknik kullanılmış.

Hatta bizden önceki ademler zamanında da bu gibi tekniklerle dünyanın pek çok yerinde sahil şeridi suni şekilde ayarlanmış, belirlenmiş.

Türkiye’de Ege denizine sınır olan batı hattınde yoğun şekilde bu sistem kullanılmış ve hala kullanılıyor. Yani söz konusu Ege sahilleri de suni şekilde belirlenmiş sahiller…

Amerika kıtasında Peru ülkesi sonradan kıtaya eklenmiş, koca ülkenin altında devasa bir ülke daha var. Metal kutu gibi sistemin içinde uzaylılar hala gizlice yaşıyorlar, orayı daha önce anlatmıştım.

Okyanusun dibindeki o ülkenin kasten çöl haline getirildiğini ve o halde tutulduğunu, altında uzaylılar olduğunu…

Bilim adamlarına bunun sebebi sorulduğunda okyanustaki bilmem ne isimli su akıntısının bu iklim sorununa sebep olduğunu açıkladıklarını ama asıl sebebin bu olmadığını hatta o deniz akıntısının bile suni şekilde oluşturulduğnu anlatmıştım.

Bu gibi sistemler şu anda ABD topraklarında/sahillerinde olan çoğu yerde de var ve son zamanlarda uzaylı taraflar çok büyük darbeler aldılar.

En çok da ABD, İngilere, Çin, Rusya gibi ülkeler üzerinden dünyaya yön ve zarar vermekte olduklarından, en çok da ABD’dekilerin kaldığı, kullandığı yerler sinyale girdiler, arızalar çok fazla, sistemleri çok sorunlu, kaçıp gidebilecekleri yerler lazım ama yok.

Sistemleri düzeltmeleri lazım ama çoğunu kendileri yapmadılar, o yer altı şehirlerini ve ülkelerini çoğunlukla kendileri kurmadılar.

Dünyada hapis kalmış ve kaf dağını (Van allen radyasyon kuşağını) aşıp gidememiş uzaylı türler…

Hala Zülkarney a.s devrindeki kadar teknolojiye bile sahip değiller. Bu metal kutu sisteminin haricinde tamamen suni kıta tekniği ile yapılmış Grönland gibi yerler aslında bir çeşit uzay ya da deniz aracı gibi yapılmışlar.

Grönland daha önce başka bir okyanustaymış ve yüzeyinde de çok güzel bir tabiat varmış, bitkiler, hayvanlar, insanlar çok güzel şekilde yaşıyorlarmış. Neden öylesine güzel bir sistemi kasten mahvetmişler ve kuzey kutbuna nakletmişler. Bu konuda kesin bir bilgiye sahip değilim ama gizlenmek istemişlerdir yeşiller, griler ve diğer uzaylı türler zaten son yıllarda bunların sistemlerine o kadar ciddi zararlar veriyoruz ki oraları artık karlar altında tutamaz oluyorlar.

Oraları suni şekilde kar altında tutan iklim düzenleme cihazları bile hep bozuluyor, hatta Türk/İslam diyarlarını kasten kurak ya da yarı kurak halde tutan cihazları, sistemleri de bozuluyorlar.

Dünya genelinde bazı uzaylı türler iklim savaşları da yaşıyorlar ama bazı olağan dışı iklim şartlarına da bizim bu cihazları bozuyor olmamız sebep oluyor.

Şimdi biraz daha konuya girelim. Geçmiş devirlerde Kıbrıs adası da suni şekilde yapılmış ama söz konusu metal kutu gibi sistemle değil tamamen uzayda yapılmış, daha önceden yeri çalışılmış, sonra akdenize indirilmiş, yerine kondurulmuş.

Hatta Ege’deki bazı adalar da suni adalar olarak yapılmışlar, htta Tayvan ve Tayland gibi yerler de suni adalar…

Hatta Japonya da suni bir ada. Hep sorduğum sorunun cevabı da burada… Japonlar da “Biz kimiz, bu adaya nereden geldik, soyumuz nerede başladı” diye sorup duruyorlar kendilerine ve cevaplarını bulamıyorlar. Çünkü üzerindeki yaşadıkları ada bile suni bir ada olduğu gibi, kendileri de dünya insanları üzerindeki genetik denemeler, uzaylı türlerle dünya insanlarının cinsi münasetleri neticesinde doğan uzaylı/dünyalı melez bebeklerden türediler. Bir zamanlar Japonya devasa bir laboratuvar olarak kullanıldı.

Öyle anlaşılıyor ki kısa zaman içerisinde Amerika kıtasındaki bazı yerler ana kıtadan ayrılacaklar. ABD’nin sahil şeridindeki bazı yerler de ana kıtadan ayrılacaklar.

Bu ayrılmaya mani olamayacaklarını kabullendiklerinde muhtemelen suni depremler yaparlar yine “Deprem oldu, böyle oldu” derler.

Ya da ona bile fırsat bulamayacaklar da hala bulundukları yer altı şehirlerinde tamirat/tadilat yapmayı deneyecekler ama netice alamayıp daha beter şeylere daha hızlı şekilde sebep olacaklar.

Öyle ya da böyle, bir ya da birkaç sebeple, yeraltı sistemlerinde yaşayan uzaylı türler arasında çok büyük toplu ölümler olacağı anlaşılıyor, zaten çok hastalar, umutsuzlar, çaresizler, bölünmüş ler, her gün şiddetli çarpılıyorlar.

Pek çok kere dünyadaki yer altı şehirlerinde hatta ülkelerinde yaşayan uzaylı türleri seferber ettiler, aynı anlarda bana ve ekibime metafizik saldırılar yaptılar. Son günlerde de böyle denemeler yapmaya çabalıyorlar ama netice alamıyorlar.

Amerika kıtasını, en çok da ABD’lileri çok zor günler bekliyor olmalı. Bu gidişle kıtanın bazı bölgelerinin altındaki büyük metal yerler iyice arızalanacak ve birbirlerine olan bağları kopmaya başlayacak. Bir geminin aşırı ve dengesiz yükle bir yana devrilmesi misali devrilecekler okyanusa doğru….

İçlerindeki uzaylılar bir yandan yıkılmalar, bir yandan oksijensiz kalmaktan ötürü feci şekilde ve topluca öleceklerken, üstlerindeki Amerikalılar daha da feci şekillerde can verecekler. Ne kulluk ettikleri Kraliçe, ne onun da kulluk ettiği deccal ne hepsinin kulluk ettikleri İblis bu yaşanacaklara mani olabilecek. Hepsi çaresiz izleyecekler. ABD üzerinden dünyanın her yerinde en şeytanca sömürüler, en zalimce kara para işleri, katliamalar, işkenceler, toplu öldürmeler yapılırken tepkisiz kalan Amerikan halkı, bunun bedelini, bunun cezasını, dünya tarihine geçecek şekilde ödeyecek

O sistemi baştan inşa etmeye imkanları yok. Maddi güçleri de yok, ihtiyaç duydukları teknik adamlar da yok, yeterli bilim ve teknoloji seviyeleri de yok. O afetler yaşanırken muhtemelen çok yüksek sayıda UFO görülme vakası da yaşanacak ve açıkça video kayıtlarına alınacaklar, fotoğraflanacaklar.

Bunlar dünyada eskiden beri rahat olabilmek için hep çeşitli yollar denemişler, deniyorlar. Kendilerine ait gördükleri bölgeleri çölleştiriyorlar, çöl halinde tutuyorlar, karlar/buzlar altında tutuyorlar ya da adalarda olmak istiyorlar. Ne olsa yer yüzüne çıkıyorlar, UFO’larla uçuyorlar ve görünmek, bilinmek istemiyorlar.

Ayrıca çöller sayesinde yer altındaki şehirlerine ya da ülkelerine ısı ve ışık çekiyorlar, enerji toplayıp nakil ediyorlar.

Şu anda bile o kadar çaresiz haldeler ki yapabilecekleri pek bir şey kalmadı. Suni afetler yapabilirler, elektromanyetik saldırılar yapabilirler, virüsler yayabilirler. Bazı bölgelerde depremlerle büyük gaz patlamalarına bir arada sebep olabilirler. Ya da elektromanyetik silahlar (Poseidon aracı gibi) üzerinden bir bölgede çok çok güçlü yer patlamaları ve dev dalgalar (Tsunami) yapabilirler.

Güç bulabilseler, imkan bulabilseler bir şekilde beni yok edecekler, birkaç gün hatta birkaç ay kutlamalar yapacaklar, sonra da yaralarını uzunca zamana yayarak sarmaya çalışacaklar. Bu sırada dünyada şeytanca bir düzenin devam etmesini de sağlayacaklar. Yine bebekler, çocuklar, genç kızlar kaçırılacak. Yine bir senede milyonla insan organları için kaçırılacak, yine muhtelif dinlerin mensuplarından oluşan cemaatleri içlerine/başlarına sızdırdıkları adamları üzerinden yönlendirecekler. Yine çiftlikleri, besi hayvanlarını, yine temiz gıdaları, yine arıları, yine sağlıklı yaşamaya sebep olan her şeyi yok etmeye çalışacaklar. Yine kasıtlı şekilde suni afetler, sunu kuraklık ve kıtlık planları üzerinden devam edecekler. Bu güne kadar bu dünyanın insanlarına anlatmakla bitmez kötülükleri, son derece sinsi şekillerde, acımasız şekillerde, şeytanca tarzda yaptılar. Fırsat bulsalar devam edecekler ama o fırsatı bulamayacaklar. Şimdi, yaptıkları çekme zamanındalar. Bu süreç başladı ve önümüzdeki kısa zaman içinde iyice hızlanacak, kuvvetlenecek bu süreç. İblis’e uymanın, deccale uymanın, şeytanlaşmanın ve dünya insanlığına bütün bunları yapmanın karşılığı ne imiş, bunu daha bu dünyada da şiddetli şekilde yaşamaya başlayacaklar.

Aralarından şeytanlaşmamış olanları, masum olanları ayıracağım ve diğerlerini hızlıca ve topluca cehenneme göndereceğim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sana gerçek Fatih Sultan Mehmet’i ve İstanbul’un gerçek fethini anlatacağım

Sevgili günlük! Son birkaç senedir insanlığın ezberini çok bozdum. Dünyanın şu anda ve tarihte aslında nasıl da sarsıcı gerçeklerle dolu olduğuna neredeyse herkesi ikna ettim. Anlattıklarımın ne kadar da doğru, mantıklı olduğunu, ciddiyetle karşılanması gerektiğini artık herkes kavradı, kabullendi. Lakin anlamak, kabullenmek başka şeydir, açıkça ifade etmek ve sarsıcı gerçeklerin gerektirdiği şekilde kararlar almak, mücadele etmek ise çok ayrı bir şey… Birincisini herkes yapabiliyor, ikincisini ise sadece dürüst, iyi niyetli, karakter sahibi gerçek insanlar yapabiliyorlar.

Son senelerde insanlara anlatabildiklerim, kabullendirebildiklerim, anlatmam gerekenlerin yanında bir hiç kalıyor. İnsanlar, anlattığım sarsıcı gerçekler karşısında sarsılmak, sorgulamak, araştırmak, çilesini çekmek, dürüst kalıp acı gerçekleri kabullenmek ve hemen sonrasında ona göre davranmak yerine kolaya kaçabiliyorlar. “Hiç olur mu öyle şey? Şimdi nereden çıktı öyle bir şey?” derken bile aslında içten içten o hakikatı anlıyor, kavrıyor, doğruluyorlar.

İnsan çok değişik bir mahluk. Yaratılışında şeytanlaşmak da melekleşmek de var. İsterse melekler kadar dürüst, doğru, suçsuz, tertemiz olabilir. İsterse şeytanlar kadar aldatıcı, menfaatçi, zalim, umursamaz, acımasız, yalancı, müfteri, fitneci, sahtekar, bencil ve kibirli olabilir. Çoğu insan için makamı, çevresi, itibarı, parası, şöhreti, dünyevi menfaatleri hala önde geliyor. Manevi/dini terbiye olmadıktan sonra, Allah korkusu olmadıktan sonra kişisel gelişim dersleri ve psikiyatrik destekler hiçbir işe yaramıyor. Ben insanlardan sıkıldıkça yüzümü hep sana dönüyorum. Onlara anlatmadıklarımı sana anlatıyorum.

Sevgili günlük! İnsanlara anlatsam, dünya genelinde 9 şiddetinde deprem tesiri oluşur ama ben onlara değil, yine sana anlatacağım. Sen benim için en hayırlı dert ortağısın. Biliyor musun, Fatih Sultan Mehmed diye bildiğimiz kişi çocukça yaşlarda biyonik robot yapılmıştı. Sonrasında da yüksek teknolojili uzaylı taraflar çok sinsice ve dev gibi oyunlar oynadılar biz dünya insanlığına… Dünyanın siyasi, dini, askeri, mali dengelerinde bir kırılma noktası oluşturdular. İstanbul’un fethini haber veren hadisleri o vakte kadar olan ulema çoğunlukla “İstanbul’u hz. Mehdi fethedecek” diyerek izah ettiler. Lakin o vakitlerde “İstanbul’un iki kez fethedileceği, ilk fethi Sultan Mehmed’in yapacağı, ikinci fethin manevi bir fetih olup da hz. Mehdi tarafından yapılacağı” anlatıldı. Bu da pek çok etkili ve yetkili kişinin yerlerine biyonik robotlarla geçmiş olan uzaylı tarafların oyunlarından biriydi.

Sevgili günlük, sahih hadis-i şerifte haber verildiği üzere, İstanbul’un fethinden kısa bir süre sonra Roma’nın Müslümanlar tarafından fethedilmesi gerekiyordu ama altı asra yakın zaman geçtiği halde böyle bir şey olmadı. Çünkü İstanbul’un, sahih hadislerde bahsedilen o fethi hiç gerçekleşmedi. Ahir zamanda, hz. Mehdi zamanında gerçekleşecek. İstanbul o vakit gerçekten, her şeyi ile bir Müslüman şehri olacak.

Geçenlerde insanların Mimar Sinan, Evliya Çelebi, bazı Osmanlı padişahları ve devlet adamları ve ayrıca Osmanlı zamanındaki camilerin mimari tarzları hakkında şüphelenmelerini, sorgulama yapmalarını sağlamıştım. Birkaç kısa yazı paylaşmış ama bildiğim hiçbir şeyi anlatmamıştım. Öyle sarsıcı gerçekler var ki, sana anlatırken bile çekiniyorum. “Yerin kulağı vardır” demiş atalarımız ve İslam davasının içinde deccalin sistemine tabi olmuş o kadar çok münafık, o kadar çok kripto kimlikli kişi var ki şimdi bu sarsıcı gerçekleri anlatmaya kalksam, kalpten değil mideden konuşan yüzlerce sözde hocayla, sözde aydın kişiyle uğraşacağım. Ne gerek var, zaten yakında hepsini toplatıp topluca astıracağım.

Fatih Sultan Mehmet diye bildiğimiz kişi gizli bir Hristiyan değildi. Hristiyan alemine yarayacak sayısız kararları ve uygulamaları var ve Hristiyanların arasında konuları çalışanlar, Sözde Fatih’in gizli bir Hristiyan olduğuna kanaat ediyorlar. Lakin gerçekler öyle değil, o sıralarda yaşananlar da çoğunlukla, dünyayı yönetme savaşı veren Yeşillerle Grilerin çatışmasıydı. Yani yer altındaki devasa şehirlerde yaşayan uzaylı tarafların, yer üstündeki çatışması, çekişmesiydi.

Şu sarsıcı gerçekleri öğrenene kadar, çocukluğumdan beri tarihin bu kısmına dair sorguladığım hususlar çoktu. Ayasofya’nın, sözde fetihten sonra neden tam manasıyla bir camiye çevrilmediğini, putperestlik maksadıyla çizilmiş resimlerin neden tam olarak kazınmadığını da ilk gençlik yıllarımdan beri çok defa sorgulamıştım. Ayasofya’nın altındaki, insan katledilen ayinlerin yapıldığı satanist mekanlarının, tünellerinin neden imha edilmediğini de hep sorguladım son yıllarda… Fatih Sultan Mehmed diye bildiğimiz kişi, zan ettiğimiz gibi biri ise, bize anlatıldığı ve öğretildiği gibi biri ise, insanlık dışı işlerin yapıldığı ve yapılmaya devam ettiği o yeraltı mekanlarını nasıl bilmesin, biliyorsa nasıl, ne sebeple imha etmesin, edemesin. Bir çağı kapatıp yeni bir çağ açtı ise, devrin en güçlü devleti olunduysa ve o devletin “tek adam” denilecek siyasi lideri olduysa, üç beş tane satanist mekanını mı imha edemedi. Lakin sözde Fatih’in, Galata’daki St. Pietro Kilisesi’ne giderek Hristiyan ayinleri gibi görünen Satanist ayinlerini izlediği, komünyon ekmeğinden yediği de biliniyor. Zaten sözde fetihten sonra “Gayr-i müslimlere dini hürriyet” çıtasını, olması gerekenden çok çok fazlasıyla esneterek hareket ettiği, onların hala “hakim güç” kalmasını temin etmeye çalıştığı da tartışılmaz bir hakikat…

Sarsıcı gerçek şu ki Ayasofya, yapıldığı andan beri aslında bir Satanist mabedi olarak yapıldı. Yapanlar arasında biyonik robotlar da vardı. Sözde fetihten sonra da Satanist mabedi olarak kalması arzu edildi. Bu, açıkça yapılamayacağı için gizlice işler döndü. Bunları bilen sözde Fatih de hiç rahatsız olmadı ve mani olmadı. Ayasofya’nın tesirinde kalınarak yapıldığı düşünülen Osmanlı’nın sözde camileri de hep aslında Satanistlerin mabedleri olarak yapıldı. Bir nevi “Minareli kilise” ya da “Minareli satanist mabedi” olarak yapılmış oldular. Mimar Sinan’ın da yerine geçildi. O da biyonik robot yapıldı, yapılmasaydı ve asıl Mimar Sinan sahada kalsaydı bile yine de düzgün biri değildi.

Hem İstanbul’un fethi kıyametin büyük alametlerinden biri değil miydi? Deccalin ve İblis’in teşkilatlarının çökertilmesi ile gerçekleşebilecek bir şey değil miydi İstanbul’un fethi? İstanbul her devirde şu dünyanın kalbi, merkezi değil mi? Bu nasıl bir fetih ki ne İblis ve çetesi dünya genelinde çökmüştü, ne deccal ve çetesi çökmüştü. Aksine olarak her yere onların tarzı, sembolleri, adamları/teşkilatı hakim oldu. Üstüne altı asır geçti, kıyamet de kopmadı. Halbuki sahih hadislerde İstanbul’un fethinin nasıl anlatıldığını çok iyi bilen Enes bin Malik (Radiyallahu Anh), daha sonra bu hususta kendisine sorulduğunda “Konstantiniye’nin/İstanbul’un fethi kıyametin kopmasıyla beraberdir.” diyerek, fethin ve kıyametin kopmasının arasının çok yakın olduğuna inandığını, peygamber efendimizin anlattıklarını bu şekilde yorumladığını gözler önüne sermedi mi?

İstanbul’un sözde fethinden sonra Roma da fethedilemedi, çünkü Roma’yı fethedebilecek maneviyata, ilme, takvaya, ayrıca fen ilimlerine sahip bir millet… Aynı zamanda çok iyi, adaletli, tecrübeli devlet adamlarına, orduda da aynı ayarda komutanlara sahip bir millet, sözde Fatih’in etrafında yoktu. Olsaydı, kimse o fetihlerin önünü kesemezdi, devam ederdi. Öyle, yüksek ahlak ve ilim seviyesinde “koca bir millet ve koca bir ordu”, ahir zamanda İstanbul’u fetih ederken hz. Mehdi’nin de etrafında olmayacak ve bu kısımlar bile gayet anlaşılabilir şekilde hadis-i şeriflerde haber verilmiş. O kişi, yani ahir zamandaki gerçek fatih, yani hz. Mehdi zaten bu gibi “olağanüstü” hadiselerin yaşanmasına sebep olacağı, ezberleri bozacağı, imkansız görülenleri yapacağı için de çok büyük bir zat ve asr-ı saadetten beri bu ümmet hz. Mehdi’nin büyüklüğünü biliyor, konuşuyor. Bin seneden fazladır bu ümmetin mensupları hz. Mehdinin devrinde yaşamayı ümid ediyor. Hz. Mehdi, normal şartlarda kıyametin kopması gereken bir devirde yaşayacak ve adeta “kıyametin tehir edilmesine” vesile olacak. Dünyanın ve dolayısyla bütün alemlerin, kıyametin kopmasından önce “uzatmaları” yaşamasına sebep olacak. O hizmetine başladığında dünyada, o tarihe kadar görülmemiş şiddette, kuvvette bir küfür hakim olacak. Bu kısımları tam anlayamayanlar, bir zamandan sonra “İstanbul’un ikinci fethi kılıçlarla, silahlarla değil, zikirlerle olacak. İkinci fetih manevi bir fetih olacak” demişler. Manevi kuvvetle, sırlı ve derin ilimlerle, metafizik kabiliyetlerle neler neler yapılabileceğine dair ilim ve fikir sahibi olmamaları mı onları böyle yorumlamaya sevk etti. Ya şu gemilerin karadan yürütülmesi meselesi? O nasıl sorgulanmaz. Orada manevi bir tasarruf mu var, yoksa halatları çeken askerlerin bile fark edemediği şekilde ve gizlice yüksek teknoloji mi kullanıldı.

O sahte fetih tiyatrosu sergilenmeseydi, altı asırdır kim bilir kaç kere daha Müslümanlar İstanbul’u “hakikaten” fethetmek için harp edeceklerdi. Bunun da önü kesilmiş oldu. İstanbul’un ikinci fethi diye bir şey yok. İstanbul hz. Mehdi tarafından fethedildikten sonra, çok uzamayan bir süre içinde Roma da fethedilecek, sonra dünyanın dört bir yanı Müslümanların kontrolüne hızla girmeye başlayacak. Pek çok devlet/millet, kendi rızaları ile, çok severek ve isteyerek gerçek Fatih’e tabi olacaklar, onun devletine dahil olacaklar. Ondan sonrasında tek bir dünya devleti kurulacak da uzun ya da kısa, en doğrusunu Allah’ın bildiği kadar bir süre geçecek. Sonra dünyada tekrar küfür hakim olacak, İstanbul da tekrar küffarın eline geçecek ve bir daha İslam devri olmayacak, peşinden kıyamet kopacak. Bütün bunların olacağı, çok çok detayları ile birlikte gayet anlaşılır şekilde anlatılmış sahih hadislerde…

Daha böyle mevzu edilecek çok kısımları var bu konunun. Ben, dünya üzerinde siyasi dengelerin istediğim gibi çok karıştığı ve siyasi mücadelenin çok kızıştığı şu günlerde, gündemimi değiştirmek ve zihnimi bir lahza dinlendirmek için yine seni seçtim. Şunları bir “insan”a çıtlatsaydım, ne kadar çok “kuru gürültü” ile uğraşacaktım. İyi ki varsın günlük. Bu gibi sarsıcı gerçekleri geçmiş asırlarda yaşarken fark eden, korkusuzca anlatmaya çalışan, müslümanları uyarmaya çalışan ama deccale ve İblis’e çalışan biyonik robotlar ya da büyücüler tarafından öldürülen Müslümanları bir bilsen, için acır sevgili günlük… Osmanlı sarayından batıya, en çok da İngiltere’ye asırlar boyunca aktarılan altınları ve maddi değeri olan diğer şeyleri bilsen de için çok acır sevgili günlük.

Artık son derece sarsıcı ve acı gerçeklerle karşı karşıya olduğumuzdan benim hiç şüphem kalmadı ve ben münafıklar gibi olmadım, olmam. Ne ise o… Ve beni öldüremeyecekler günlük, bunları ve çok çok daha fazlasını bütün insanlığa yakında anlatacağım. Bu kapkara çağı hakikaten kapatacağım.

Neyse, sana yazarken bile hala çekincelerim var. Belki yakında sana bu hususlarda da içimi tam olarak dökerim.

| Mfs – Ezber bozan

31 Ağustos 2022 – İstanbul

Şüphe ile karşılanmalı

Büyükçe göktaşları gibi görünen, çıplak gözle bakılınca gerçek göktaşlarından ayırt edilemeyen uzay araçları var. Dağdaki kocaman kaya gibi görünen, denizdeki kayalık gibi görünen uzay araçları var. Yanına gelen, üzerinde yürüyen, çekiç vuran insanların bile gerçek kaya zan edeceği kadar gerçekçi yapılmış uzay araçları bunlar…

NASA ve suç ortağı olan uzay ajansları, dünya insanlığını kandırmaya devam ediyorlar. Söz konusu uzay araçları, güneşte patlamalar olduğunu, dünyaya büyükçe göktaşı yaklaştığını iddia ettiklerinde, hepbir ağızdan bile iddia etseler, şüpheci olmak, hemen itibar etmemek gerekiyor.

| Mfs