Etiket arşivi: Gizli Rumlar

Açıkça suç/terör itirafı…

Kürt rolü oynayan ve terörden beslenen ülkelerin maşası olan, gizli Ermeni terörist Selahattin Demirtaş:

“Bana Öcalan’ın yerine geçme teklifi yapıldı. Benden küçük bir Öcalan çıkarmaya çalıştılar. Biz biziz, Öcalan Öcalan’dır. Öcalan’ın Ortadoğu siyasetini etkileyecek gücü ve misyonu var. Biz de halkın siyasi temsilcileri olarak parlamentoda çözüm aktörüyüz.” dedi.

Terörist başı gizli Ermeni Öc-alan’ın gittiği yoldan gittiğini, onunla beraber hareket ettiğini, onu terörist olarak görmediğini ya da terörü suç olarak görmediğini, öç almak peşinde olduğunu, aralarında vazife paylaşımı yaptıklarını, TBMM’ye bir şekilde sızdıklarını, kanunların etrafından dolaştıklarını, geçmiş yıllardaki açık teröristlik itiraflarına hala devam ettiklerini ve edeceklerini, bundan daha net/kesin şekilde ifade edemezdi.

Bu nasıl bir hukuk devletidir ki terörist başına paşalar gibi bakılıyor, kanser olunca dünyanın dört bir yanından doktorlar getiriliyor, hala her türlü terör faaliyetinin başı olarak faaliyetlerine devam etmesine türlü mazeretler ve kılıflar altında izin veriliyor, Onun için geçerli olan “hukuk/haklar”, bu ülkenin asıl sahipleri için geçerli olmuyor.

“FETÖ silahlı terör örgütü” diye diye, gerçek FETÖ’cülerin neredeyse hiçbirine dokunmadıkları halde, tertemiz gençlerin hayatlarını karartan savcılar ve hakimler, bunlara körler. Çünkü onlar da ya gizli Ermeniler ya gizli Yahudiler ya gizli Rumlar… Onlar da aynı suç, terör, ihanet teşekkülünün üyeleri arasındalar ve bu ülkede bu gerçeği görmeyen neredeyse kimse kalmadı. Terörü şu devletimizin gücüyle ve güçle/silahla, kanunların verdiği yetki ve sorumluluklar çerçevesinde çözmek istesinler, en fazla iki haftaya kökünü kurutabilirler.

O kutlu vakti on milyonlarca Türkiye vatandaşı bekliyor. Ülkenin bütün şehirlerinde belli başlı meydanlar idam sehpaları ile dolacak. Milletin damarına basa basa, şehitlerin kanlarına güle güle böyle teröristlik yapanlar ve bunların yapılmasına izin veren adli ve idari yetkililer ve ilgililer de peş peşe asılacaklar.

Ülkemizde bunlar cirit atıyorlarken, bunlarla danışıklı dövüşen İslamcılar ve ülkücüler, terörden ve kandan beslenenlerin menfaatleri için ordumuzu Suriye’ye göndermeye çalışmakla meşguller. Basındaki ve medyadaki gizli Ermeni ve Yahudi hainler de öyle… Bakalım bu organize terör ve ihanet çetelerinin alacak kaç nefesleri daha var.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Hepsi bir arada, hepsi iç içe…

Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.

Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.

Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…

İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…

Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…

İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…

Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.

Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.

Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.

Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.

Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Eceli gelmiş

Eceli gelmiş köpek, cami duvarına işiyor. Baştan yazmıştım, Mine Şule Enhoş isimli şu kişi, şeytanın ete kemiğe bürünmüş hali gibi… İnsani hiçbir haslet, hiçbir hal yok onda. Bütün insanlık için zararlı bir ‘omurgasız’ bu kişi… Nizam-ı alem için katli vacip olan bir kişi. Aynı Konca Kuriş gibi…

Kaç tane ülkenin devlet başkanları, hükumetleri, orduları, özel harekat birlikleri, gizli servisleri, kara paracı holding patronları, mafyaları, basın ve yayın gücü, para gücü, ayrıca mason teşkilatının bağlantıları, ayrıca emniyet ve adalet sistemimiz içindeki bağlantıları ve bütünüyle Ankebut Ağı hakkımdan gelememiş… Kaç büyük devletin ittifakına karşı durmuş ve onlara neler neler yapmışım… Şu dünyada insanlık yeniden ayağa kalksın diye, şeytanlık ayaklar altına alınsın diye nelere sebep olmuşum ve hala oluyorum da hepsi yine de dut yemiş bülbül misali bir vaziyetteler… Benim hukuki sıkıntı yaşamamam için, bir daha alavere dalavere ile hukuki sıkıntı yaşayacak olsam tek Türkiye’yi değil, dünyayı kaosa sokacağım bilindiği için… Ortada korona oyunları da kalmadığı, o malum ülkelere restimi çekip koronaya son darbeyi de vurduğum ve korona oyunları bittiği halde… Açık ceza evine teslim olma süresi korona bahanesiyle kısa süre önce bir yıl daha uzatıldı. Evet, ortada korona yokken, tek seferde bir yıl daha…

Zaten “açık ceza evine gideceklere korona izni” hamlesi, sırf beni cezaevinden çıkartmak için yapıldı. Bir farenin köşeye sıkışması misali bütün sistemleri karşımda köşeye sıkışınca, beni ceza evinden çıkartmaya mecbur kaldılar. Çıkıp da yayın yapmaya başladığımın ilk vakitlerinde, takipçilerimin arasından bile bunu anlayanlar ve daha bana sormadan yorumlarda bunu yazanlar, tartışanlar çok oldu. Lakin bağlantıları olanlar ve neyin ne olduğunu içeriden duyanlar arasından bile bu gerçeği bildiği halde kabul etmek istemeyenler de çok oldu. Onların da hiç sesi çıkmadı, çıkamıyor. “Ben bu hale getirilmiş bir hukuk sistemini tanımıyorum, itaat etmiyorum. Kimse de tanımasın, itaat etmesin.” diye tekrarla yazalı, bilmem kaç yıl oldu. Şimdi, gerçek kimliğini gizleyerek İslam dinini ve Müslümanları ve öncelikle de Müslüman Türk kadınlarını dünyevi ve uhrevi felakete sürüklemek için çırpınıp duran şu omurgasız kişi, şu dişi insan şeytanı “ha” diyecek de işimi bitirecek, öyle mi? Arkasındaki ihanet odaklarının haricinde, her gün yaptığı büyülere de mi güveniyor acaba…

O Ezber Bozan TV kanalındakilerin istisnasız tamamı böyle pislik kişiler. Onlara “insan” diyen, insanlığa hakaret eder. Başta o Hakan Tunç, PKK’nin dağ kadrosundan inmiş bir eşkıya gibi… Zaten oraya kadar uzuyor onun da bağlantıları. Sıfatına bile bakılamıyor. İnsan demeye şahit lazım. Çıkmış meydana, Türk ve Müslüman rolü oynuyor. Elifi görse mertek zan edecek kadar cahil Mine Şule Enhoş kriptosunu da kullanarak olmayan “kadın peygamberler”i, güya delilleriyle anlatıyor. Hem de Müslümanlıkta en temel ve tartışmasız inanç esaslarından biri olan “geçmiş hak kitaplar tahrif oldular” esasını da aynı anlarda yaka yıka bunu anlatıyorlar. O muharref (tahrif olmuş, aslından bozulmuş) kitaplardan, o İblis’in yazdığı sahte Tevrat’tan, sahte İncil’den de güya kaynak buluyorlar. Bu Müslüman milleti tam can evinden vuruyorlar.

Yine, Hakan Yedican kriptosu çıkmış, büyük çoğunluğunu Akademi Dergisi’nden topladığı, kalanın büyük kısmını da yerli yabancı kaynaklardan derlediği ve ezber ettiği bilgilerin arasına “tahrif edici” kısımları da katıp katıştırarak anlatıyor. “Düşmüş melekler” varmış. En temel dini esaslarımızdan biridir ki meleklerde nefis yoktur, dişilik ve erkeklik de yoktur, emredileni yapmakta zorluk yaşamazlar ve asla itaatsizlik etmezler. Hangi Yahudinin, hangi Hristiyanın, gerçek kimliğini, itikadını ve maksadını gizleyerek müslümanlara bu denli “dip dalga” bir saldırı yapmasına müsaade edilebilir. Bu yapılanın neresi fikir, vicdan ve ifade hürriyetidir. Burası neresidir, Türkiye midir, İsrail midir…

İtikadı, dini, dava şuurunu en temelden bozmaya oynuyorlar. Devleti devlet yapan milleti, milleti millet yapan İslam dinini, en temelinden yıkmaya oynuyorlar. Sonra da kendilerine güller, çiçekler atılmasını mı bekliyorlar? Elbette kurşunlar atılacak. Hukuka, vicdana, milli güvenliğe uygun olan tavır budur. Dinimize uygun olan da budur ve böylelerinin katledilmeleri vaciptir. Evet, Allah’ın emridir, peygamberimizin emridir. Dağdaki eşkıyadan önce, cephedeki düşman askerlerinden önce, içteki böyle münafıkların ve hainlerin, böyle muzır kişilerin işleri bitirilir. Bunları katletmek de cephede düşman askeri öldürmek gibidir. Sevaptır, cihattır. Cinayet ya da suç değildir.

Devletin bekası da dinin muhafazası da bunu gerektirir. Geçenki yazımda anlattığım da buydu. Beş milyondan fazla şehit buralarda kuru toprak mücadelesi vermedi. Toprağı yani vatanı, devleti ayakta tutabilmek için muhafaza ettiler. Devleti de dinlerini muhafaza etmek, sonsuz saadetlerini muhafaza etmek için kanlarıyla, canlarıyla korudular. Üç tane, beş tane kripto serseri, eşkıya, kara paracı ve sıfatından zulmet akan insan şeytanları burada aleni şekilde dinimizi, milli birliğimizi ve devletimizi yıkma faaliyeti sergilesinler diye bu topraklara kanlarını dökmediler. Şimdi bu devletin en temel vazifesi, bu denli aleni bölücülüğe, yıkıcılığa, tahrip ediciliğe en sert tepkiyi en kısa zamanda vermesidir. Vermediği için vazife artık bize düşmüştür. Bunun anlaşılamayacak nesi var. Bunu anladığı halde söz konusu hainlere değil de bize karşı devletimizin kurumlarını ve gücünü kullanmaya kalkacak idari ve siyasi yetkili kişinin, kişilerin de hain olduğunu anlamayacak ne var. Mevzu budur, başka da bir şey değildir.

Hani nerede kanaldaki onlarca kişi? Biri bile neden dönüp “Sen kimsin, neler iddia ediyorsun, bunları nasıl yazabiliyorsun. Biz gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Süryani, gizli Ezidi, gizli Rum, gizli Mason falan değiliz. Bizim gizli gündemimiz, maksadımız, bağlantılarımız yok. Kara paracı değiliz, tarihi eser kaçakçısı değiliz. Aramızda astrolog çok, büyücü ve satanist hiç yok. Masonlarla bağlantılı değiliz. Terör örgütleri ile ve gizli servislerin adamlarıyla bağlantılı değiliz. Dini ve tarihi meselelerde kasten oyunlar ve tuzaklar kurmuyoruz.” diyemiyorlar. Güya müslümanlar, kanalda ağızlarından helal, haram, günah, sevap, hesap, ahiret ve benzeri en temel İslami kavramlar bile neredeyse duyulmuyor. Bunları bile, evet bu kadarını bile telaffuz etmemek için organize şekilde hususi bir gayret sergiliyorlar. Dile kolay, şu ümmetin bin dört yüz yıllık geçmişi var. İlimde zirve olan alimlerinin sayısı bile on binlerce… Velayet mertebesine yükselerek, en ileri seviyeye kadar sırları çözenlerin ve isimleri tarihe, kayıtlara geçenlerin sayısı bile on binlerce… Bütün yok etme teşebbüslerine rağmen hala elimizde olan muteber İslami eserlerin net sayısı belli değil. Bu ümmetin, bu devirde de muteber eser/kaynak sıkıntısı yok. Bu kişiler ve eserlerin hepsi aynı itikadı, aynı esasları anlattılar, öğrettiler. Bu kişiler hep aynı itikatla, aynı amelle yükseldiler. Nerede Ezber Bozan Tv kanalında söz konusu on binlerce kandilin, hakiki alimin, hakiki yol göstericinin isimleri, eserleri, izahları? Karanlıkları bozulmuş Tevrat, bozulmuş İncil, kimliğini gizleyen üç beş omurgasız vatan haini ve İslam düşmanı mı aydınlatacak? Söz konusu hakiki alimlerin hangisi “düşmüş meleklerden”, “kadın peygamberlerden” daha türlü sapkın inançlardan bahsettiler? Şu kanalda en meşhur peygamberlerimizden bahsedilirken bile isimleri sinsice bir faaliyetle batı kaynaklı, hristiyan ve yahudi kaynaklı isimlere çevrilmek, dönüştürülmek isteniyor. O kadar gemi azıya almışlar. Bu derece ahmakça, bu derece tahammül edilemez tarzda ihanet faaliyetleri sergileniyor. Yahu, şu ayak takımı, bir tek kendilerinde zeka olduğunu, Türkiye’deki herkesin tek hücreli amip olduğunu mu zan ediyor. Haydi onlar öyle zannediyorsa bile, onları oynatanlar, talimatlar verenler de mi aynı ahmaklık seviyesindeler?

Ellerinden gelse hemen şimdi bütün müslümanları reenkarnasyona inanan kişiler haline getirecekler. Oradan sonraki safhada ise hemen İblis’in istediği yöne, yani “Hesap, kitap, ceza falan yok. İstediğini yap, zaten simülasyonun içindesin. Gördüğün yaşadığın her şey bir hayal alemi.” ayarına yani bilinen adıyla “Vahdet-i vücud” sapıklığına çekecekler. Zamanında müslüman Yahudileri, yani kendi zamanlarındaki hak İslam peygamberlerine tabi olan Yahudi ırkından müslüman kişileri de iblis hep bu türlü oyunlarla yoldan çıkarttı. Her devirdeki müslümanları yoldan çıkartmak için kullandığı taktiklerden biri de bu…

Benim gecem gündüzüm, mesai saatim yok. Benim kum saatim işliyor. ABD hükumetini ve peşinden çok sayıda hükumeti bile devireceğim. Eş zamanlı olarak daha nelerle, nelerle meşgulüm. Bunları da ilan ede ede yapmaktayım ve aslanlar gibi açık adresimle meydandayım ve şu ayak takımı teşkilatı mı kaldırıp atamayacağım.

İşte burada yazıyorum. O ayak takımının ve arkasındaki masonların, yahudilerin, hristiyanların hepsini böcek misali ayaklarımın altında ezeceğim. Sonra, Türkiye’den herhangi bir adli yetkili kendine vazife çıkartsın, onları da ezeceğim. Adım belli, adresim belli. İşlemeyen, yürümeyen, ötelenip duran davalarım, dosyalarım belli. Kasten hakaret ediyor ve tehdit ediyorum. Vatan hainlerine, Türk ve İslam düşmanı gizli Yahudilere, gizli Ermenilere meydanı verip, benim devletimin kurumlarıyla bana “dur” çekebilecek bir tek adli yetkili varsa, kendine vazife çıkartsın, hamle yapsın diye bekliyorum. Çok yakın gelecekte şu andaki adli yetkililerin hepsini karşıma alıp “Gerginlik ve sebep oldukları zarar ziyan en üst seviyelere ulaştığı o günlerde, o hainlere karşı neden hukukun gereğini yapmadınız? Siz bu mücadelenin neresindeydiniz? Safınız neresiydi? Devlet neredeydi? O vakit devlet sizdiniz, vazifeler ve yetkiler sizlerdeydi. Sizler bu milleti maddi ve manevi tehlikelerden, yıkımlardan korumakla vazifeliydiniz. Terörün, bölücülüğün, yıkıcılığın her türlüsüne set çekmeliydiniz. Millete değil de kimlere hizmet etmekteydiniz? Şu gerçek sahibi CIA olan Youtube’a, Twitter’a, Facebook’a ve bilinen diğerlerine de neden hukukun gereğini yapmadınız? Koskoca Türkiye, CIA’nın üç beş tane platformuna ayar mı çekemeyecekti? Neden bu ülkede her gün haberler iç yakıyorken, her gün daha sapıkça, daha insalık dışı ve vahşice işler haber oluyorken, her gün çocuklar bile kirletilip gizlice gömülüyorken, toplum kasten çökertiliyorken siz hala itikadı, maneviyatı, ahlakı, namusu, millet şuurunu, Allah korkusunu kasten yıkan şer odaklarına ve mecralarına karşı vazifelerinizi neden yapmadınız?” diye soracağım.

Cinler alemi çoktan tarumar oldu. İblis, her gün yaralarını sarmakla büyük vakit harcıyor. Ölümlü olsaydı, kıyamete kadar mühlet verilmemiş olsaydı, ölümü elimden olacaktı. Ölen cinlerin toplam sayısını çok yaklaşık olarak tahmin etmek bile imkansız. O kadar çok cin öldü. Dünyanın her tarafından çok yüksek sayıda metafizikçi, bu yaşananları gördü, duydu. Bizim alemimizde de milyarla insan şeytanını öldüreceğim. Evet, her zaman, her meselede olduğu gibi ciddiyetle ve samimiyetle ve inanarak yazıyorum. Milyarla insan şeytanını öldürüp insanlığın nefes almasını, çocukların, kadınların, zavallı mazlumların kurtulmasını sağlayacağım. Meydan yerlerde, halkın önünde idam ettireceğim kişilerin arasında adli yetkililer de çok yüksek sayıda olacak. Kolluk güçlerinin amirleri de olacak. Ben insanı insandan ayırırım. Bazısı insan yaratılıp insan kalmıştır, başımın üstünde yeri vardır. Hristiyan olur, Musevi olur, başka dinlerden olur, karışmam. Hür bir şekilde dinini, inancını yaşar. Bazısı insan yaratıldığı ve sureti hala insan kaldığı halde çoktan şeytanlaşmıştır. Onlara asla meydanı bırakmam. Ben, insanların da cinlerin de şeytanlaşmasına karşıyım. Ben bu dünyanın cehenneme döndürülmesine karşıyım. Ben bu devleti, bu milletin aleyhine işleten/yürüten herkese, her teşkilata karşıyım. Kim, kim, Ankebut Ağına bağlı hangi devlet, hangi kurum, hangi teşkilat, hangi adli makam, hangi adli yetkili karşıma çıkabiliyorsa çıksın, işte rest, bekliyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

TRT’nin yaptığı hainlik…

TRT’nin yaptığı hainlik… Bu da burada dursun. Zaten biliyorlar, çok yakın gelecekte bunların hepsini yargılatacağımı, bu sözde haberlerini karşılarına çıkartacağımı, gerçek Türk mahkemelerinde hesap sorduracağımı ve vatana ihanet ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında cezalar almalarını sağlayacağımı…

Kısacık süre daha kendilerinden beklenileni yapsınlar o sözde basın ve medya çalışanları… O bütün Türk ve İslam düşmanları ile organize olup çalışabilen Türk görünüşlü gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, gizli Rumlar, masonlar…

Mehmet Fahri Sertkaya