Etiket arşivi: Gizli Ermeniler

Maşanın maşasının maşasının maşasının maşası

Tayyip’in ve çetesinin, her türlü kara para işlerinde tepe tepe kullanmak için ordumuz üzerinden güya eğittiği Somalili sözde komandoları izliyorsunuz.

Bu gibi sözde askerler, aslında/özünde terörist çeteleri üzerinden, ordumuz da alet edilerek vahşice kara para işleri uzun zamandır yapılıyor. Elde edilen paralar da Londra merkezli sisteme akıyor. Yani ABD İngiltere’ye maşalık yapıyor. Türk devleti, milleti ve ordusu dahil bütün kurum ve kuruluşları da ABD aracılığı ile Londra’nın maşası oluyor. Somalili bu terör ve vahşet grupları da Türkiye üzerinden Londra’nın maşası oluyor. Güya sömürgecilik, katliamlar, vahşetler bitmiş… Hayır, sadece şekil değiştirdi ve daha acımasız şekilde, daha yaygın şekilde devam ediyor. Ordumuz Libya ve Suriye gibi yerlerde de İnsanlık için, adalet için, milletimizin muhafazası için, soydaşlarımızın ya da dindaşlarımızın muhafazası için bulunmuyor. Tam aksine olarak onların can, mal, ırz emniyetlerini tanımayan, insan kaçakçılığı hatta organ ve çocuk kaçakçılığı bile yapan bir terör teşkilatı olarak bulunuyor. Ordumuzun üst kademelerine getirilmiş Kraliyet uşağı gizli Yahudi, gizli Ermeni hainler de bu işlere yardım ve yataklık yapıyorlar. Paylarını da alıyorlar. CHPKK’den HDPKK’ye kadar bütün sözde siyasi partiler, aslında terör teşkilatları da bu nedenle iktidarla danışıklı dövüşüyorlar. Gerçekten muhalefet yapmıyorlar, çünkü onlar da bu işlerin içindeler ve paylarını alıyorlar.

Evet, Tayyip ve çetesi, danışıklı muhalefet ve mason tarikatının da yardım ve yataklıkları ile, başta adli makamlar olmak üzere devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarını çoktan ayarından çıkarttı, çoktan İngiltere merkezli ve bütün insanlığın düşmanı olan sistemin emrine amade kıldı.

Bu nedenle ordumuz bir an evvel Suriye’den, Libya’dan, Somali’den ve benzeri kara para merkezi haline getirilmiş ülkelerden bütünüyle çıkartılacak. Bu nedenle, bu iradeye karşı direnen ve hala devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarını Londra’nın emrine amade halde tutmak isteyen AKPKK meşru bir millet darbesi ile devrilecek. Son hazırlıklarını yapmamış olan hiçbir taraf kalmasın. Büyük gün geldi çattı… Artık AKPKK-MHPKK-CHPKK-HDPKK ve diğer organize suç, terör ve ihanet örgütlerini kollayabilecek, ayakta tutabilecek bir Londra yok. Bir Washington da bir Tel Aviv de yok ve şimdi sıra milletimizde…

| Mfs – Ezber bozan

O resimler Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne (K.S.) ait değil

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

V.a.s. daha bir şey anlatmış değilim.

Sarsılmakta haklısınız, ben de öğrendiğimde çok sarsılmıştım ama ne ise o… Meydana çıkmış hakikatler kabullenilecek ve gereken ne ise o yapılacak. Bu sarsıntılar zamanla atlatılsın diye gerçekleri de yavaş yavaş, zamana yaya yaya anlatıyorum. Bir yandan da tartışılmasını, konunun muhataplarının mindere çekilmesini istiyorum, bekliyorum. Lakin görüldüğü üzere, hiç oralı olamıyorlar. Gık diyebileni yok. Sen Behlül Karak’a nispeten daha yakın sayılacak bir kişisin. Hiç haber geldi mi sana o taraftan? Biz izahat yapabilmiş mi? Kendisini savunabilmiş mi? Şu resimler ise tartışmalı. Üstazımız diye paylaşılan resimlerde birkaç farklı kişi var ya da fotomontaj yapılmış. Bazılarında iki farklı resim üst üste konularak birleştirilmiş. Resimlerin hiç sıhhati yok. Gerçek üstazımız da bu resimlerde “genel görüntüye” çok benziyor.

Sana bir resim atacağım ama önce şunu yapacağız.

Beni hiç tanımıyorsun, hayatın boyunca hiç mfs yazısı okumadın.

Hiçbir konuda benden tesirlenmedin.

Kendini tamamen nötrlüyorsun ve sana ilk defa üstazımızın fotoğrafı gösterilmiş gibi, şu aşağı atacağım fotoya bakıyorsun.

Şu resme bir bak
1950’lerde Milliyet muhabiri çekmiş bu fotoyu ve haber yapılmış.

Ne gördün?

Şu kalıp, şu kıyafet, şu bitiklik, şu hastalıklı hal, inkar edilebilecek, görmezden gelinebilecek bir hal mi?

Kendini nötrlemedin sen, daha önceki fikriyatını hemen aktardın bana.

Sakinleş, bir rahatlat kendini.

Vebale girerim endişeini bir kenara koy.

Artık bu hususu sorgulamak bize farz oldu diye düşün.

Hakikati arayan samimi, hakkaniyetli bir müslüman olarak bak resme.

Önyargıların, bu güne kadar oluşan hissiyatını ve fikriyatını bir kenara bırak on dakikalığına.

Hayatı boyunca sünnet i seniyyeye tabi olan, bir de zahiri alim değil mürşidi kamil olan, yani dinine ve nefsini terbiyeye zahiri alimlerden kat kat fazla dikkat ve gayret eden bir zatın bedenen bu kadar bitik olması, kıyafetinin tarzının bu kadar kötü olması ihtimali sence var mı?

Şu kişide hayatı boyunca sigara içmiş, sıhhatine dikkat etmeden yaşamış, ve iyice ihtiyarlamadan çökmüş mahvolmuş bir görüntü yok mu?

Ayrıca şu kişin beden tipi, ilme yatkın birini mi yoksa beden işlerine, kaba işlere yatkın birini mi gösteriyor?

İşte sorumuz bu, bu zat kim, kaç dublörü var, kaç biyonik robotu var?

Fotoğraflarda birbirine benzeyen birkaç farklı kişi var, bak şimdi nötr kalmaya devam et, sana bir kayıt atacağım.

Kaydı yaklaşık yarısına atlatıp oradan başla, kıraatı dinle. Sence kıraat bilen birinin kıraatı mı?

Kıraatı baştan sona bozuk

Oradaki sözde üstazımız, islami ilimleri tahsil etmiş bir kişi değil

belli ki ileri yaşında ve hızlıca genel geçer bir şeyler öğretilmiş ve sahaya sürülmüş.

Evet o kısmı da var

neler neler kayda alınmış, kimler kimler kayıtlara alınmış ama üstazımız alınmamış

dahası, milliyet görünürde baskı altına almak için hedef gösteren bir haber yapmış lakin kendi sistemleri danışıklı çalıştırılmış, tam aksine olarak o şahsın etrafına insanlar toplansınlar diye yapılan bir baskı altına alma haberi o.

Aynı Tayyip’le danışıklı dövüşüp hedef gösterip ve bir de cezaevine aldırıp güya kahramanlaştırmaları gibi, o vakit sözde üstaza da onu yapmışlar.

O resimde görülen şahıs sigara içiyormuş, gözü sağı solu kesip duruyormuş. Öyle hasta, öksürüklü, kıyafetine ve beden diline dikkat etmeyen, kendinden hikmetli sözler saçılmayan, yüzünde nuru olmayan, kimsenin kıymet vermediği bir ihtiyar adam olarak görülmüş.

Hani bize kurslarda hep anlattıllar ya hazretimiz vefat ettiğinde toplanan kalabalığı mahallesindeki insanlar görmüşler, esnaflar görmüşler bu nedir böyle demişler, inanamışlar sonra “Ne oluyor” demişler.

Onlara da “Son devrin mürşidi kamili olan Süleyman efendi ahirete irtihal eyledi. Bu kalabalık da o mübarek zatın talebeleri ve bağlılarıdır” denilmiş.

Onlar da “Yaaa öyle miymiş. O zat alim miymiş? Mürşid i kamil miymiş?” demişler.

Bize de bunu anlatıp “İşte insanların nasibi olmayınca, üstazımızı her gün gördükleri halde bile nasiplenmemişler” deniliyordu.

Halbuki orada onu adamdan sayan kimse yokmuş. İlm-i simadan yani fizyonomiden bahsediyorum ya ara sıra ilm-i sima ile kim bakarsa baksın, şu şahsın sadece o puslu fotoğrafına baksın yine de yeter ve vakit harcamaz, itibar etmez.

Zaten insanlar ilm i sima bilmeseler de hep farkında olmadan ilm i simaya göre davranırlar, yani insanların fıtrafında, muhatap oldukları insanların yüzlerine, gözlerine, beden yapılarına karşı tavır almak vardır, karar vermek vardır

Zaten böyle bir tabii denge bulunduğu için bununla iştigal eden bir ilim dalı yani ilm i sima oluşmuş.

Şu kalıba bakıldığında sert tabiatlı, kıt akıllı, alaycı, iş yapmaz laf yapan, hiç inceliğe hikmete münasip olmayan, boşa yaşayan bir adam kalıbı var.

Hicret etti, ama yukarıda sorduğun sorunun cevabını şimdi vermiyorum. Bu sorunun doğru cevabı da dünyada dini, siyasi ve içtimai sahalarda bir kırılma noktası oluşturacak.

Sen de üzerine düşenleri yapmalısın. Gidip Behlük Karak’a “Bunlar nedir, neden herkes sessi kalıyor” diye sor bakalım ne diyecek?

Halil Yurtsever’e Halil Çolak’a sor.

v.a.s.
Şu resme bir bak…

“Süleyman Hilmi’nin 1952 yılında Üsküdar Kısıklı Namazgah Mahallesi muhtarlığından, hayatta olduğuna dair aldığı belge.” denilmiş. Fotoğraftaki kişiye dikkatle bak, o kişi gerçek üstazımız mı?

Yoksa gerçek üstazımız hicret ettikten ve başına ne geldiğini o hainler bilemediklerinden bir süre sonra yerine kullanılmış ve gerçek üstazımızın yerine geçirilmiş olan benzerlerinden, dublörlerinden biri mi?

Şimdi Allah için söyle…
Şu pislik herifi sokakta görsen adamdan sayar mısın? Suratının karasına, sıhhatinin bozukluğuna, gözlerindeki vahşete bir bak.

Mehmet Akçelioğlu isminde gizli Ermeni birini, kendisine ait dersiam maşını alması için güya yetkilendirmiş. Üstazımızın hicretinden sonra maaşını dublörlerine bırakmamışlar. O zamanlardan beri cemaatimizi ele geçiren hainler arasında hem gizli Yahudiler hem de gizli Ermeniler var ama gizli Ermeniler hep sayıca daha çoklardı.


ak-koca
ak-alın
ak-soy
ak-çeli-oğlu
al-kan
arı-kan

diye uzuyor…

Hem gizli Ermenilerin hem de gizli Yahudilerin ortak kullandığı kelimeler ya da heceler de var. Zaten sahada soyunda hem Yahudilik hem de Ermenilik olan, bunu bilen ama aramızda Türk/Müslüman rolü oynayarak her yere sızan hainlerden de çok var.

-can, -kan, -ak, -taş, -demir gibi şifreler gizli Ermenilerde de çok fazla hatta abartılı şekilde kullanılmışlar.

Türkiye’deki gizli Ermenilerin, Hristiyanların -oğlu kelimesini çok sık olarak kullandığını zaten senelerdir herkese duyurduk, herkes anladı.

Kılıçdar-oğlu
Davud-oğlu
Karamolla-oğlu
diye başla, geçmişteki günümüzdeki siyasetçilere, iktidardakilere yada muhalefettiklere bir bak, hep bunlarla dolu… Hep danışıklı dövüşler ya da kısmi çatışmalar yaşanmış. Milletimize her şey olduğundan çok başka gösterilmiş. Millet cumhuriyet ve demokrasi rejimi var zan etmiş, kandırılmış. Danışıklı orta oyunları oynanmaya devam edilmiş. Zaten cumhuriyet ve demokrasi de öylesine kutsallaştırılmış ki aleyhine çıkış yapabilmek mümkün olmayacak şartlar oluşturulmuş. Şimdi, bunca karşı mücadelemizden sonra bile insanlar çıkıp “Fikrimde hürüm, ben cumhuriyeti ve demokrasiyi tasvip etmiyorum” demeye hala çekiniyorlar hatta korkuyorlar.

Bu kadar tahribatı ve ihaneti yapan gizli hristiyan kriptolar, hep de bir yandan da Yahudilerle akrabalar ya da bir arada teşkilatlanmışlar. Yanlarında geçen isimler, soy isimler ise erman, yalman, dorman, soyman, akman, ülgen, argan, kentmen, olgun, olgaç, başol, başman, başer, berker, berkmen, ongun, ergen, ülgen, ülsever, bayülgen diye uzayıp gidiyor.

Benim talebeliğim zamanında biz talebeleri, cemaat harici tek bir programa götürmüşlerdi. Kırklareli merkeze bir akşam vakti kursun aracıyla götürülmüştük. Ahmet Ak-gündüz gelmişti. Bunu sağlayan, hususi olarak ilgilenen kişi Behlül Kar-Ak’tı. O vakit Kırklareli idarecisi olan gizli Hristiyan Kar-Ak… Damadının adı Mustafa Ak-alın olan Kar-Ak… Halini, gösterdiği yüzünü bir görsen “Bu zamanda böyle müslüman kaldı mı” diyeceğin ama gizli hristiyan olan Karak… Aylardır mindere çektiğim halde gelemeyen ve gık bile diyemeyen Karak…

Bazı tuhaflıklar seziyordum ama o zamanlar hiçbir şey bilmiyor, anlayamıyordum. Yıllar sonra çözebildim Ak-gündüz’ün de gizli Hristiyan olduğunu. Bu nedenle, meydana çıkarttığım bunca hakikata rağmen, yığınlar duyup kabullenmiş olmasına rağmen Said-i Nursi denilen gizli Hristiyanın gerçek yüzünü anlatmadığını. Said ile aynı yolda ilerlediğini. Neticede vaziyeti idare etmeye çabalarken, neyi nasıl tevil edeceğini bilemez ve saçmalar hallere düştü. Devamındaki süreçte ise akıl sağlığı zorlandı, halini herkes gördü ve söndü gitti.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İkinci Abdülhamid basit bir piyondu

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

İşte Osmanlı’nın son zamanında neyin neden yaşandığını, kimin aslında neye hizmet ettiğini bilebilmek, bulabilmek de söz konusu tarafları, dengeleri bilmekle bağlantılı.

İkinci Abdülhamid bile bu dengeler arasında kullanılan çok çok basit bir piyondu. Değil İslam’la, insanlıkla bile bağı yoktu.

Taraflardan/gruplardan biri Osmanlı’ya dair planlar yapıp uygulamak isterken, diğer grup ise onlara karşı hamleler yapıyordu. Görünürde Osmanlı koflaşıp yozlaşıp içten çöküyordu.

Bu da doğru ama daha derinden bakılınca Osmanlı, İngiltere’ye çalışan masonlar tarafından kasten içten çökertiliyordu. Bu kısmın içinde de Hristiyanlar, Yahudiler ve daha farklı taraflar, grupların anlaşmazlıkları neticesinde yaşanan karmaşık hadiseler de var ama daha da derinden bakılınca, uzaylılar Osmanlı üzerindeki emellerini uyguluyor ya da uygulamak isteyenlere karşı siyaset sergiliyorlardı.

Abdülhamid gençlik yıllarından beri, bize anlatılanların tam aksine bir kişiydi.

Yahudi ve Ermeni tüccarlarla, kara paracılarla, hainlerle kaynaşmış, kenetlenmiş bir kişiydi.

Güya Osmanlı’yı “her şeye rağmen” ayakta tutmak için yaptığı siyaset, kendi kararlarına, kendi istihbaratına dayanmıyordu. Arka planda onu yönlendiren gizli adamlar vardı, bunların da bağlantıları İngilere’ye, Yahudilere, Ermenilere/Hristiyanlara çıkıyordu

Abdülhamid, sahada yaşanan karmakarışık dengeler arasında kendince safını belirlemiş ama kesinlikle Türk/İslam safını seçmemiş bir kişiydi.

İddia edilenin ve zan edilenin aksine Ermeni düşmanı değildi. Ermenileri hep çok sevdi, sinsice kolladı. Bunu artık görmemek için kör olmak ya da hakkaniyet nedir bilmeyen, Allah’tan da korkmayan bir münafık olmak lazım.

Gerçek üstazımız, ikinci Abdülhamid’i tasvip eden ve öven sözler de söylemedi, onlar da hep uydurma, cemaatimizi en tepeden ele geçirmiş olan kriptoların uydurmaları.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi